îbn îshak, Yahya b. Abbad b. Abdullah b. Zübeyr tarikiyle Abdur-rahman b. Avf m şöyle dediğini rivayet eder: Ümeyye b. Halef, Mekke'de benim dostum idi. Adım, Abdi Amr idi. Müslüman olduğum zaman Ab-durrahman adını aldım. Biz Mekke'de idik. Mekke'de iken bana rastlar ve şöyle derdi:
- Ey Abdi Amr, babanın seni adlandırdığı gibi addan yüz mü çevirdin?
Bende evet, derdim. O bana şöyle derdi:
- Ben Rahmanı tanımıyorum. Aramıza birşey koy ki seni o şeyle çağırayım. Sana gelince ilk adınla baııa cevap vermiyorsun. Bana gelince, seni bilmediğim birşeyle çağıramam!
Beni «Ey Abdi Amr» diye çağırdığı zaman ona cevap vermezdim. Ona dedim ki:
- Ey Ebu Ali, dilediğini yap. Dedi ki:
- Sen Abdü'l-îlah'sm.
Ben de evet, dedim. Ona rastladığımda, Ey Abdü'1-İlah dediği zaman, ona cevap verir, kendisiyle konuşurdum. Nihayet Bedir günü kendisine rastladım. Oğlu Ali b. Ümeyye ile duruyordu. Elinden tutmuştu. Yanımda bir takım zırhlar vardı ki onları savaşta ele geçirmiştim. Onları taşıyordum. Beni gördüğü zaman şöyle dedi:
-Ey Abdi Amr!
Ben ona cevap vermedim. Bu defa şöyle, hitap etti:
-EyAbdü'1-İlah!
-Evet...
- Senin bende birşeyin yok mudur? Ben yanındaki zırhlardan daha hayırlı değil miyim?
- Evet, vallahi böyledir, dedim. Elimdeki zırhları attım. Onun ve oğlunun elinden tuttum. Bu esnada o şöyle diyordu:
- Şimdiye kadar bugünkü gibi hiç görmedim. Acaba sizin süte ihtiyacınız yok mudur? (îbn Hişam'm ifadesine göre o, böyle demekle: «Beni esir alan kimseye sütü bol develeri fidye olarak veririm.» demek istemişti.) Sonra onlarla birlikte yürümek üzere çıktım.
İbn İshak, Abdurrahman b. Avf m şöyle dediğini rivayet eder: «Kendisiyle oğlu arasına girip ellerinden tutmuş olduğum halde Ümeyye b. Halef, bana şöyle dedi:
-Ey Abdü'1-İlah! Göğsünde deve kuşu yeleğiyle alametlenmiş şu adamınız kimdir?
- Bu, Hamza b. Abdülmuttalib'tir.
— Başımıza bu işleri getiren odur. "Abdurrahman b. Avf dedi ki:
- Vallahi ben, onların önlerine düşmüş getiriyordum ki, Bilal, onu benimle birlikte gördü. Ona Mekke'de İslâmiyet'i terketmesi için işkence eden ve öfkelendiği zaman onu Mekke'nin güneşten kızmış kumluğuna yatıran, sonra büyük bir kaya parçasının getirilmesini ve göğsü üzerine konulmasını emreden, sonrada; «Ya böyle kalırsın ya Mu-hammed'in dininden ayrılırsın,» diyen idi. Onun işkencelerine karşı «Allah birdir.» diyen Bilal onu gördüğü zaman dedi ki:
- İşte küfrün başı Ümeyye b. Halefi Eğer o kurtulursa ben ölürüm! Dedim ki:
- Ey Bilal, benim esirimi mi kastediyorsun?
- Eğer o kurtulursa ben ölürüm (Daha sonra olanca sesiyle bağırdı:) Ey Ensârullah! Küfrün başı Ümeyye b. Halef işte burada! Eğer o kurtulursa ben ölürüm!
Böyle demesi üzerine ashab etrafımızı kuşattı. Bizi çember içine aldılar. Ben de onu himaye edip savunuyordum. Birden bir adam, kılıcını kınından çıkardı. Ümeyye'nin ve oğlunun ayağına vurdu. Oğlu yere düştü. Ümeyye de daha önce benzerini işitmediğim bir çığlık attı. Dedim ki:
- Sen kendini kurtar, sana kurtuluş yoktur. Vallahi ben senin için birşey yapamam.
Bunun üzerine onları kılıçlarıyla öldürdüler. Allah, Bilal'e rahmet etsin. Zırhlarım gitti. Esirimi de ziyan etti.»
Buharı de sahihinde buna yakın ifadeler kullanarak böyle bir rivayette bulunmuş ve vekalet babında şöyle demiştir: Abdülaziz, Abdurrahman b. Avf m şöyle dediğini rivayet eder: Mekke'de bana meyilli yakınlarımı koruması ve benim de Medine'de ona meyilli yakınlarını korumam üzerine Ümeyye b. Halefle bir sözleşme yaptım. İmza yerine adımı Abdurrahman diye yazacak olduğumda o:
- Ben Rahmanı tanımam. Cahiliye dönemindeki adınla yaz, dedi. Ben de Abdi Amr diye adımı yazdım. Bedir günü olduğunda insanlar uykuya daldıklarında onu korumak için dağa çıktım. Ama Bilal, onu gördü. Çıkıp Ensâr'ın meclisi yanına gelip durdu. Ve: "Eğer Ümeyye b. Halef kurtulursa ben ölürüm!" dedi. Onunla birlikte bizi takip etmek üzere bir grup Ensâr yola çıktı. Bize kavuşacaklarım görünce korktum, oğlunu kendilerini oyalasın diye geride bıraktım. Ama gelip onu öldürdüler. Sonra gelip bize ulaştılar. Ümeyye, ağır hareket eden bir adamdı. Ensâr bize ulaştığında Ümeyye'ye: Çök, dedim. O da çöktü. Korumak için üzerine kapandım. Ama altımda iken aradan lolıçlannı dürterek onu öldürdüler. Öyleki Ensâr'dan birinin kılıcı ayağıma değdi." Abdurrahman b. Avf, ayağındaki kılıç izini bize gösterdi.

