Amr b. Suda, Nadir oğulları diyarına uğradığında oranın ıssız ve harabeye dönüştüğünü, orada ne çağıran, ne de icabet eden bir kimsenin bulunmadığını gördü. Nadir oğulları, Kurayza oğullarından daha üstün idiler. Bu üstünlükleri, İslâmiyet'in zuhuruna kadar devam etti. Onlar, Rasûlullah (s.a.v.)'m evsafını Tevrat'ta bulup ortaya çıkarmışlardı.
Vakidî, İbrahim b. Cafer'den, o da babasından şöyle bir rivayette bulunmuştur:
Nadir oğulları, Medine'den çıktıklarında Amr b. Su'da gelip eylerinin etrafında dolaştı. Oranın harabeye dönüştüğünü gördü ve düşünmeye başladı. Sonra Kurayza oğullarının yanma döndü. Onları havra da buldu. Borazanlarına üfledi. Onlar da toplandılar. Zübeyr b. Bata dedi ki: Ey Eba Said, bugüne kadar neredeydin? Hiç görünmü-yordun?
Ebu Said, yani Amr b. Su'da, daha önceleri havradan ayrılmaz ve Yahudi ilahiyatı hakkında araştırmalar yapardı. Dedi ki:
"Bugün bazı ibret verici şeyler gördüm. O şeylerin yanından geçtim. Kardeşlerimizin evlerinin ıssız ve boş olduğunu gördüm. Halbuki daha önce onlar izzet, güç, şeref, üstünlük, parlak akıl ve zeka sahibi idiler. Mallarını geride bırakıp gitmişler. Mallarına başkaları sahip olmuş. Kendileri ise zillet içerisinde çıkıp gitmişler. Hayır, Tevrat'a yemin ederim ki, Allah'ın kendilerine ihtiyacı olduğu hiçbir kavmin başına böyle bir musibet gelmemiştir. Daha önce onların şereflileri olan Ka'b İbn Eşrefin de başına çorap örülmüştü. O kendi evinde güvenlik içinde iken geceleyin suikaste kurban gitmişti. İbn Süneyne ki, o da onların efendisi ve lideri idi. Onun da başına çorap örüldü. Kay-nuka oğullarının başına da aynı şeyler getirildi. Muhammed, onları da sürgün etti. Halbuki onlar, Yahudilerin atasının ailesidirler.
Silah, teçhizat ve güç sahibidirler. Muhammed, onları kuşatma altına aldı. Onlardan her kim bulunduğu yerden başını çıkarırsa esir almıyordu. Onları, Medine'den sürgün edinceye kadar kuşatma altında tuttu. Ey millet, gördüklerinizi gördünüz. Gelin, bana itaat edin de gidip Mu-hammed'e tabi olalım. Vallahi siz de biliyorsunuz ki, o peygamberdir. Onun peygamberliğini ve davetini Heyyiban oğullan Ebu Ümeyr ile ibn Hiraş bize müjdelemişlerdir. Bunlar ki, Yahudi milletinin en bilgin şahsiyetleridirler. Muhammed'in peygamber olarak gelişini beklemekteydiler. Ona uymamızı da bize emretmişlerdi. Bu iki bilgin şahsiyet, Kudüs'ten bize gelip selamlarını kendisine iletmemizi söylediler. Sonra da kendi dinleri üzere vefat ettiler. Onları da şu kara taşlığımızda defnettik."
Kurayza oğulları, Amr b. Su'da'nm bu sözleri karşısında sustular. Hiç biri konuşmadı. Daha sonra benzer bazı sözler söyledi. Savaşa maruz kalacaklarım, esir edilip sürgüne tabi tutulacaklarını söyleyerek onları korkuttu. Zübeyr b. Bata kalkıp şöyle dedi:
- Tevrat'a yemin ederim ki, Bata'nm kitabında Muhammed'in evsafını okudum. O Tevrat ki, Musa'ya nazil olmuştur. Bize karşı icad etmiş olduğu mesanide böyle birşey yoktur.
Ka"b b. Esed, ona dedi ki:
- Ey Ebu Abdurrahman, Muhammed'e tabi olmana engel olan ne vardır?
- Ey Ka'b, ona tabi olmama engel olan sensin.
- Niçin engel olayım?
- Tevrat'a yemin ederim ki, seninle onun arasına asla girmedim. Zübeyr dedi ki:
- Hayır, sen bizim ahdimizin ve akdimizin sahibisin. Bizim adımıza sözleşme yaparsın. Eğer sen Muhammed'e tabi olursan biz de ona tabi oluruz. Eğer ona tabi olmaya yanaşmaz isen biz de yanaşmayız.
Bu sözler üzerine Amr b. Su1 da, Ka'b'a döndü ve bu iki kişinin bu hususta söylediklerini ona nakletti. Nihayet şöyle dedi:
- Muhammed'le ilgili hususta benim yanımda sadece senin söylediğin şu söz vardır: «Uydu bir kişi olmaya gönlüm razı olmuyor.»

