Bu seriyye, Hübeyb'in öldürülmesinden sonra çıkarılmıştır.
Vakidî, İbrahim b. Cafer kanalı ile Abdulvahid b. Ebi Avf m şöyle dediğini rivayet eder:
«Ebu Süfyan b. Harb, Kureyşli birkaç kişiye Mekke'de şöyle demişti: Muhammed'e sokaklarda yürürken kim suikast yapacak da ö-cümüzü almamıza yardımcı olacak? deyince Arabm biri gelip Ebu Süfyan'm evine girdi ve ona şöyle dedi:
"Eğer ücretimi tam verirsen, ben gidip Muhammed'e suikast yaparım. Çünkü ben yollan iyi bilirim. Kılavuzluğum vardır. Yanımda Öyle bir hançer var ki, kartal kanadı gibidir."
Ebu Süfyan, ona: «İşte sen bizim adamımız sın.» dedi. Ona bîr deve ve bir miktar harçlık verdi. Sonra da: «Bu işini gizli tut. Çünkü bunu duyan bir kimse gidip Muhammed'e haber verebilir.» dedi. Arap suikastçı da: «Hayır, bunu hiç kimse bilmeyecektir.» dedi. Geceleyin bineğine binip yola çıktı. Beş gün boyunca yol gitti. Altıncı günün sabahında da gitti. Öğlen vaktinde Medine'ye vardı. Rasûlullah (s.a.v.)'m nerede olduğunu sordu. Namazgaha geldi. Adamın biri ona: «Rasûlullah, Beni Abdüleşhel mahallesine doğru gitti.» dedi. Arap suikastçı da bineğini o tarafa sürdü. Mahalleye vardığında bineğini bir yere bağladı. Sonra Rasûlullah (s.a.v.)'ı aramaya başladı. Onu ashabından bir topluluk arasında mescidde sohbet ederken buldu, içeriye girdiğinde Rasûlullah (s.a.v,), onu görünce ashabına: «Bu adam hıyanet yapmak istiyor. Ama Allah onun amacını gerçekleştirmesine engel olacaktır.» dedi. Adam gelip durdu ve:
- Abdülmuttalib'in oğlu hanginiz? diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.):
- Abdülmuttalib'in oğlu benim, dedi.
Adam, kulağına birşey fısıldayacakmış gibi yaparak Rasûlullah'm üzerine eğildi. Ama arkadan Üseyd b. Hudayr, onu tutup çekti ve:
- Rasûlullah'tan uzak dur! dedi. Eteğinin altına elini sokunca hançerini gördü ve:
- Ya Rasûlallah! Bu suikastçıdır, haindir, dedi. Suikastçı Arabî telaşa düşüp:
- Canımı, canımı bağışla ya Muhammed, dedi. Üseyd b. Hudayr da onun çenesine vurmaya başladı. Rasûlullah (s.a.v.):
- Bana doğruyu söyle. Sen kimsin, niçin geldin? Eğer bana doğru söylersen, doğruluğun sana fayda verir. Eğer bana yalan'söylersen senin niyetinin ne olduğunu anlarım, dedi.
Suikastçı:
- Eğer doğru söylersem güvenlikte olur muyum? diye sordu: Rasûlullah:
- Evet güvenlikte olursun, dedi.
Adam, Ebu Süfyan'm durumunu ve kendisine vaad ettiği ücreti anlattı. Rasûlullah, emir verip adamı Üseyd b. Hudayr'ın yanında alıkoydu, ertesi sabah onu çağırıp şöyle dedi:
- Sana eman verdim. Dilediğin yere gidebilirsin veya bundan daha hayırlı birşey yapabilirsin.
- Nedir o hayırlı olan şey?
- Allah'tan başka ilâh bulunmadığına ve benim de Allah'ın Rasûlü olduğuma şahadet etmendir.
- Allah'tan başka ilâh bulunmadığına ve senin de Allah'ın Rasûlü olduğuna şahadet ederim! Allah'a yemin ederim ki, ya Muhammed, ben etrafindaki adamlardan korkmuş değilim. Yalnız seni görür görmez aklım başımdan gitti, gevşedim, gücüm kalmadı. Bu arada benim niyetimin ne olduğunu anladın. Yoksa daha önce benim maksadımın ne olduğunu hiç kimse fark etmemiş ve benden önce de sana haber vermek üzere herhangi bir süvari buraya gelmemişti. Anladım ki sen, Allah tarafından korunmaktasın ve hak yoldasın. Ebu Süfyan taraftarlarının da şeytan taraftarları olduğunu anladım. Böyle demesi üzerine Peygamber (s.a.v.), gülümsedi. Adam, Rasûlullah'm yanında birkaç gün kaldıktan sonra gitmek için Rasûlul-lah'tan izin istedi. Kendisine izin verilince çıkıp gitti. Ondan sonra da kendisinden herhangi bir haber alınamadı.
Rasûlullah (s.a.v.), Amr b. Ümeyye ed-Damrî ile Seleme b. Eşlem b. Haris'e şöyle dedi:
- Mekke'ye gidip Ebu Süfyan b. Harb'i bana getirin. Eğer fırsatını bulursanız onu öldürün!
Amr dedi ki: Ben ve arkadaşım yola çıktık. Batn-ı Ye'cic'e vardık. Develerimizi bağladık. Arkadaşım bana dedi ki:
- Ey Amr, var mısın Mekke'ye gidelim, Beyt'i yedi kez tavaf edelim ve orada iki rekat namaz kılalım.
Dedim ki: Mekkelileri ben senden daha iyi bilirim. Hava kararmak üzere olduğunda avlularına su serperler, sonra avluda otururlar. Ben Mekke'yi alaca attan daha iyi bilirim.
Arkadaşım öğüdümü dinlemedi. Nihayet birlikte Mekke'ye vardık. Beyt'i yedi kez tavaf edip orada iki rekat namaz kıldık. Oradan ayrılırken Muaviye b. Ebi Süiyan'la karşılaştım. Beni tanıdı ve:
- Amr b. Ümeyye ha! Gel ey hüzün, gel! dedi.
Mekkeliler gelişimizi birbirlerine korku içinde duyurdular ve: «Amr, iyi bir iş için gelmez!» dediler. Cahiliye döneminde Amr, adam öldüren, kötülük yapan bir kimse idi. Mekkeliler onun gelişi üzerine toplanıp biraraya geldiler. Amr ile Seleme de kaçtılar. Mekkeliler onları aramaya çıktı. Dağlara doğru koştular.
Amr dedi ki: «Bir mağaraya girdim. Mekkelilerden gizlendim. Sabaha kadar orada kaldım. Onlar bizi gece boyunca dağda aradılar. Allah, Medine yolunu onlara göstermedi. Gözlerini kör etti. Ertesi sabah kuşluk vaktinde Osman b. Malik b. Ubeydullah et-Teymî, atına ot toplamak için çevremizde dolaşıyordu. Seleme b. Eslem'e dedim ki: Eğer bu bizi görürse burada olduğumuzu Mekkelilere duyurur. Halbuki onlar bizden uzaklaşıp gittiler.
Osman b. Malik, mağara kapısına gittikçe yaklaşıyordu. Nihayet gelip bizi gördü. Ben de çıkıp memesinin altına hançerimi sapladım.
Bir çığlık atıp yere düştü. Çığlığını duyan Mekkeliler, gelip orada toplandılar. Ben de tekrar mağarama girip gizlendim. Arkadaşıma sakın kımıldama, dedim. Mekkelüer, mağara kapısına kadar geldiler. Osman b. Malik'e sordular:
- Seni kim yaraladı?
- Amr b. Ümeyye ed-Damrî yaraladı. Ebu Süfyan:
- Amr'm iyi bir iş için gelmediğini zaten biliyorduk, dedi. Aldığı yaradan yerde ölmek üzere olan Osman b. Malik, bizim nerede olduğumuzu onlara anlatamadı. Son nefeste idi. Nihayet son nefesini de verip öldü. Onlar da bizi aramaktan vazgeçtiler. Ölülerini alıp götürdüler. Mağaramızda iki gece kaldık. Artık bizi aramaktan vazgeçmişlerdi. Nihayet oradan çıkıp Ten'im'e vardık. Arkadaşım dedi ki:
- Ey Amr b. Ümeyye! Var mısın Hübeyb b. Adiy'yin darağacma gidelim de onu ağaçtan çözüp indirelim?
- O nerededir?
- İşte o şurada. Çevresinde bekçiler de var.
- Bana biraz süre tanı ve benden uzaklaş. Eğer bir şeyden korkar-san hemen uzaklaşıp devenin yanına git, devene binip Rasûlullah'a ulaş, haberi ona bildir ve beni kendi halime bırak. Çünkü ben Medine yolunu bilirim.
Sonra gidip Hübeyb'in darağacmm etrafında dolaştım. Nihayet onun cesedini gördüm. Onu alıp sırtıma koydum. Yirmi zira kadar oradan uzaklaştığımda bekçiler durumun farkına vardılar. Peşime düştüler. Ben de ağacı yere attım. Sesini unutmuş değilim. Sonra ayağımla üzerine toprak attım. Safra yoluna koyuldum. Nihayet bekçiler beni takipten bıktılar ve geri döndüler. Ama, bende ruh kalmış mıydı, kalmamış mıydı, bilemiyorum, O kadar ki, yorulmuş ve korkmuştum. Arkadaşım da devesine binip Medine'ye gitmiş ve durumu Rasûlullah'a anlatmıştı. Ben de Medine yoluna koyuldum. Nihayet Galil-i Dacnan mevkiine vardım. Orada bir mağaraya girdim. Yanımda yayım, oklarım ve hançerim vardı. Ben mağarada iken Beni Dil b. Bekir kabilesinden tek gözlü, uzun boylu olup koyun ve keçi gütmekte olan bir adam geldi. Mağaraya girdi ve:
- Sen kimsin ey adam? diye sordu. Ben de:
- Beni Bekir kabilesinden bir adamım, dedim.
- Ben de Beni Bekir kabilesindenim, dedi. Sonra sırtını mağaranın duvarına yaslayıp sesini yükselterek şu şiiri söyledi:
«Hayatta olduğum müddetçe Müslüman olacak değilim. Müslümanların dinine de girecek değilim.» Ben de kendi kendime onu kastederek söyledim: «Vallahi öyle sanıyorum ki, seni öldüreceğim!» Adam uykuya daldığında kalkıp onu fena bir şekilde öldürdüm. O güne kadar başka hiçbir kimseyi onu öldürdüğüm gibi, fena bir şekilde öldürmüş değildim. Sonra mağaradan çıktım. Aşağı inerek yola koyuldum. Doğru yola vardığımda Kureyşli-lerin haber sızdırmak (almak) için gönderdikleri iki adamla karşılaştım. Onlara: «Esir olarak bana teslim olun.» dedim. Birisi teslim olmaya yanaşmadı. Ona bir ok atıp öldürdüm. Diğeri bu durumu görünce esir olarak kendini bana teslim etti. Ben de onu sıkı sıkıya bağladım. Sonra Rasûlullah'a getirdim. Medine'ye geldiğimde oyun oynamakta olan Ensâr çocukları geldiler. Büyükleri benim geldiğimi duyunca: «İşte bu gelen Amr'dır» dediler. Çocuklar koşup Peygamber'e gelişimi haber verdiler. Ben de esirimi Rasûlullah'a götürdüm. Baş parmağını yayımın kirişi ile bağlamıştım. Peygamber (s.a.v.)'in, bu duruma güldüğünü gördüm. Sonra bana hayır duada bulundu.»
Seleme ise Amr'dan üç gün önce Medine'ye gelmişti.
Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi Amr, Hübeyb'i darağacından indirdiğinde cesedi yere düşmüş, onun bir parçasını bile yerde görmemişti. Belki de o, düştüğü yere defnedilmiş ti. Doğrusunu Allah bilir.

