El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Beni Kurayza Gazvesi

Bu bölümde Cenâb-ı Allah'ın, Kurayza oğulları olan Yahudilere indirdiği şiddetli azaptan ve ahirette kendileri için hazırladığı can yakıcı azaptan bahsedilecektir. Çünkü bunlar küfretmişler, kendileri ile Rasûlullah …

Bu bölümde Cenâb-ı Allah'ın, Kurayza oğulları olan Yahudilere indirdiği şiddetli azaptan ve ahirette kendileri için hazırladığı can yakıcı azaptan bahsedilecektir. Çünkü bunlar küfretmişler, kendileri ile Rasûlullah arasındaki muahedeyi bozmuşlar, onun düşmanlarıyla iş birliği içine girmişlerdi. Düşmanlarıyla iş birliği yapmaları da kendilerine bir yarar sağlamamış, aksine Allah'ın ve Rasûlü'nün gazabına maruz kalmışlardı. Dünya ve ahirette de ziyana uğramışlardı. Bunlar hakkında yüce Allah, şöyle buyurmuştur:

«Allah, inkar edenleri, kinleriyle geri çevirdi, bir hayra ulaşamadılar, savaşta, inananlara Allah'ın yardımı yetti. Allah kuvvetli olandır, güçlü olandır.

Allah, kitap ehlinden, kafirleri destekleyenleri kalelerinden indir--miş, kalblerine korku salmıştı, onların kimini öldürüyor, kimini de esir alıyordunuz.

Yerlerini, yurdlarmı, mallarını ve henüz ayağınızı dahi basmadığınız yerleri Allah size miras olarak verdi. Allah her şeye kadir olandır.» (el-Ahzâb, 25-27.)

Buharî, Muhammed b. Mukatil kanalı ile Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), gazve, hac ve umreden döndüğünde tekbir getirir, sonra da şöyle derdi:

«Allah'tan başka ilâh yoktur. Sadece O vardır. Ortağı yoktur. Mülk Onundur. Hamd O'nadır. O, her şeye Kadirdir. Dönenler, tevbe edenler, ibadet edenler, Rabbimize secde edenler, hamd edenler. Allah doğru söyledi. Vadini yerine getirdi. Kuluna yardım etti. Düşman gruplarını da yalnız başına hezimete uğrattı.»

Merhum Muhammed b. İshak dedi ki: Sabah olunca Rasûlullah (s.a.v.), Müslümanlarla birlikte Hendek'ten Medine'ye döndü ve silahı bıraktılar.

Öğle vakti olduğu zaman -Zührî'nin bana anlattığına göre- Cebrail, atlastan bir sarık sarmış olarak, üzerinde atlas bir kadifenin bulunduğu eğerle eğerlenmiş bir katırın üzerinde Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelip şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, silahı bıraktın mı?

- Evet.

- Melekler henüz silahı bırakmadılar ve ben de şimdi müşrik kavmi takipten geliyorum. Ey Muhammedi Yüce Allah sana, Beni Kuray-za'ya gitmeni emrediyor. Ben de onlara gidiyorum. Onları sarsacağım!

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), bir ünleyiciye emretti ki, halka

şöyle desin:

«Kim itaat edecekse ikindiyi başka yerde değil, sadece Beni Ku-rayza'nın yurdunda kılsın.»

İbn Hişam'ın ifadesine göre Rasûlullah, Beni Kurayza'ya giderken Medine'de yerine İbn Ümmü Mektum'u vekil bıraktı.

Buharî, Abdullah b. Ebi Şeybe kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Peygamber (s.a.v.), Hendek'ten dönünce silahını bıraktı. Yıkandı. Sonra da Cebrail ona gelip şöyle dedi:

- Silahı bıraktın ha! Vallahi biz silahı bırakmadık. Sen şimdi onlara doğru git.

- Hangi tarafa gideyim?

- Şu tarafa (Böyle derken de parmağıyla Beni Kurayza yurdunu

gösterdi.)

Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), Beni Kurayza'ya doğru yola çıktı.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Hasan kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.), Hendek gazvesini tamamlayıp Medine'ye döndüğünde yıkanmak için banyoya girdi. Sonra Cebrail geldi. Onu evin aralığından gördüm. Başı âdeta sarıkla sarılmış gibi tuzlanmıştı. Şöyle dedi:

- Ya Muhammed! Silahı bıraktınız mı?

- Silahlarımızı bıraktık.

- Biz henüz silahlarımızı bırakmadık. Haydi, Beni Kurayza'ya git!»

Buharî, daha sonra Musa kanalı ile Enes b. Malikin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Cebrail'in gittiği kafilede Beni Ganm Sokağında tozların havaya yükselişine bakıyordum. O esnada Rasûlullah da Beni Kurayza'ya gidiyordu.»

Buharî, Abdullah b. Muhammed b. Esma kanalı ile İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Hendek gününde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:

- Herkes ikindi namazım Beni Kurayza yurdunda kılsın.' Bunun üzerine yola çıkanlardan bir kısmı ikindi namazını yolda

iken kıldılar. Bazıları ise: "Biz ikindi namazım oraya varmadan kılmayacağız." dediler. Diğer bazıları ise: "Biz namazı yolda kılmaktan men edilmedik ve namazı mutlaka Beni Kurayza yurdunda kılmamız bizden istenmedi." dediler. Bu durum Rasûlullah'a anlatıldığında o, taraflardan herhangi birini kınamadı.»

Hafız el-Beyhakî, Abdurrahman b. Abdullah b. Ka'b b. Malik'ten rivayet etti ki, amcası Ubeydullah ona şu haberi vermiş: « Rasûlullah (s.a.v.), Hendek muharebesine katılan düşmanları takipten geri döndüğünde zırhını indirdi, banyoya girip gusletti. Sonra Cebrail, yanma gelip şöyle dedi:

- Böyle savaşçılık mı olur? Görüyorum ki, zırhını indirmişsin, oysa biz henüz indirmedik!

Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) korkarak harekete geçti ve mü'minlere de, ikindi namazım sadece Beni Kurayza yurdunda kılmalarını (yani hemen harekete geçmelerini) emretti.

İnsanlar, silahlarını alıp Beni Kurayza yurduna vardılar. Ama güneş batmıştı. Bu esnasında birbirleriyle tartıştılar. Bazıları şöyle dediler: «Rasûlullah (s.a.v.), Beni Kurayza yurduna ulaşmadan ikindi namazım kılmamızı emretti. Biz emre uyduk. Azimeti tatbik ettik. Şu halde ikindi namazının vaktini geçirdiğimizden Ötürü günahkar olmadık.» Diğer grup ise, ikindi namazını yolda iken ihtiyaten kıldı. Ama öbürleri güneş batmcaya kadar kılmadılar. Beni Kurayza yurduna varınca orada kıldılar. Ama Rasûlullah, iki tarafı da kınamadı.»

Beyhakî, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Evde Rasûlullah'la beraberdik. Adamın biri gelip bize selam verdi. Rasûlullah, korku içinde yerinden kalktı. Ben de peşi sıra kalktım. Baktım ki bize selam veren adam Dıhyetü'l-Kelbî'dir. Sonra Rasûlullah bana şöyle dedi: «Bu Cebrail'dir. Bana, Beni Kurayza yurduna gitmemi emrediyor.» Cebrail de Rasûlullah'a şöyle dedi:

- Silahı bıraktınız mı? Ama biz henüz bırakmadık. Hamraü'1-Esed mevkiine ulaşıncaya kadar müşrikleri kovaladık.

Bu hadise, Rasûlullah'ın Hendek gazvesinden dönüşünden sonra vuku buldu. Rasûlullah, acele ile yerinden kalkıp ashabına şöyle emir verdi:

«Size emrediyorum. Beni Kurayza yurduna varıncaya kadar ikindi namazım kılmayacak (ve acele ile yola çıkacak) siniz.» Müslümanlar, oraya varmadan güneş battı. Bir grup şöyle dediler: «Rasûlullah (s.a.v.), namazı kılmamanızı istemedi. O halde kılın.» Diğer grup ise şöyle dedi: «Vallahi biz, Rasûlullah'ın azimetine uyduk. Şu halde ikindi namazını vaktinden sonraya bıraktığımız için günahkar olmadık.» Bir grup iman ve intisaplarından ötürü ikindi namazım kıldılar. Diğer grup da yine iman ve intisaplarından ötürü ikindi namazını vaktinden sonraya bıraktı. Rasûlullah, her iki grubu da kınamadı ve çıkti, kendisi ile Beni Kurayza arasında bulunan bir yere oturdu. Sonra şöyle dedi:

- Size herhangi bir kimse uğradı mı? Dediler ki:

- Bize doru renkli bir katır üzerinde Dıhyetü'l-Kelbî uğradı. Altında ipek kadifeden bir eğer vardı.

- O Cebrail'dir. Allah, onu Beni Kurayza'ya gönderdi ki, onlara sarsıntı versin ve kalblerine korku salsın!

Peygamber (s.a.v.), Beni Kurayza Yahudilerini kuşatma altına aldı ve ashabına da kendisini kalkanla muhafaza edip örtmelerini emretti ki, Beni Kurayzalılarm söyledikleri sözleri işitsin.

Onlara şöyle seslendi:

- Ey maymunların ve domuzların kardeşleri! Onlar da şöyle dediler:

- Ya Ebe'l-Kasım! Sen kötü sözlü, bozuk ağızlı bir adam değildin. (Niye böyle konuşuyorsun?)

Peygamber (s.a.v.), onları kuşatma altına aldı. Nihayet onlar, Sa'd b. Muaz'ın hakemliğine razı oldular. Onlar, Sa'd'm müttefikleri idiler. Sa'd, onlar hakkında şu hükmü verdi: Savaşçıları öldürülecek, çoluk çocukları ile kadınları esir alınacak.»

Âlimler, Beni Kurayza seferine giden sahabelerden yolda iken ikindi namazını kılanların mı, yoksa oraya gidinceye kadar namazı kılmayıp güneşin batışından sonraya erteleyenlerin mi isabet ettikleri hususunda farklı görüşler beyan etmişlerdir. Ama her iki grubun da sevab kazandığını, aynı zamanda mazur olup kınanmayacaklarını icma ile kabul etmişlerdir. Âlimlerden bir grup şöyle demiştir: O gün ikindi namazını bilinen vaktinden sonraya erteleyerek Beni Kurayza yurdunda kılanlar isabet etmişlerdir. Çünkü, o gün ikindi namazını erteleme emrini almaları, özel bir emirdi. Şu halde bu özel emir, namazı bilinen vaktinde kılmaya dair şeriatın genel emrinden önceliklidir.

Ebu Muharnmed b. Hazm ez-Zahirî, "Kitabu's-Sire" adlı eserinde şöyle demiştir:

«Allah bilir ya, eğer biz orada olsaydık, ikindi namazını birkaç gün sonraya kalsa bile mutlaka Beni Kurayza yurdunda kılardık.»

Ebu Muhammed'in bu sözü, onun zahir nassa sarılma konusundaki asli prensibine uymamaktadır.

Alimlerden bir başka grup ise, şöyle demişlerdir:

ikindi namazını vakti gelince yolda iken kılanlar isabet etmiştir. Çünkü bunlar, Rasûlullah'm o buyruğundan kastedilen mananın, çabucak yola çıkmak ve Beni Kurayza'ya gitmek olduğunu, yoksa namazı tehir etmek olmadığını anlamışlardır. Namazın ilk vaktinde kıtınmasının daha faziletli oluşuna delalet eden delillerin gereğince amel etmişlerdir. Bununla birlikte sari'in maksadını da idrak etmişlerdir. Bu sebeple Rasûlullah, onları kınamamış ve kılmış oldukları namazı ertelenen vakitte tekrar iade etmelerini emretmemiştir. Halbuki diğerleri, böyle bir iddiada bulunmaktadırlar. Ama namazı, emir gereğince normal vaktinden sonraya erteleyenler de kendi anlayışlarına göre mazurdurlar. Kazaya bırakmakla emrolunmadıkları halde yine sonraya bırakmışlardır.

Buharî'nin de anlayışı doğrultusunda savaş mazereti nedeniyle namazı, normal vaktinden sonraya ertelemeye cevaz verenlerin kavline gelince, bu gibi durumlarda namazı erteleyen veya daha önceden kılan kimse için bir müşkilat yoktur. Doğrusunu Allah bilir.

İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Ali b. Ebi Talib'i bayrağıyla Beni Kurayza'ya gönderdi. Halk, onlara gitmekte âdeta yarışıyordu.

"Meğazi" adlı eserinde Zührî'den nakilde bulunan Musa b. Ukbe dedi ki: Bir ara Rasûlullah (s.a.v.), banyosunda yıkanmakta ve saçının bir tarafım taramakta iken Cebrail, zırhını giyinmiş olarak bir at üzerinde ona geldi. Mescidin kapısında, cenazelerin konulduğu yere geldi. Rasûlullah (s.a.v.), onu karşılamaya çıkti; Cebrail, ona şöyle dedi:

- Allah seni affetsin, silahı bıraktın mı?

- Evet.

- Ama biz, düşman sana geldiğinden bu yana henüz silahı bırakmadık ve hâlâ onları kovalamaktayız. Nihayet Allah, onları hezimete uğrattı. Allah, sana, Beni Kurayza'ya gidip onlarla savaşmam emrediyor. Ben de beraberimdeki meleklerle onlara gidecek ve kalelerini sarsacağım. İnsanlara emret de, oraya gitsinler.

Anlatıldığına göre Cebrail'in yüzünde toz izi vardı.

Rasûlullah (s.a.v.), Cebrail'in peşi sıra yola çıktı. Beni Ğanm kabilesine uğradı. Onlar da Rasûlullah (s.a.v.)'ı bekliyorlardı. Onlara sordu:

- Bir az önce yanınızdan bir süvari geçti mi?

- Evet, Dıhyetü'l-Kelbî beyaz bir at üzerinde ve zırhını giyinmiş olarak, ipek bir eğere oturmuş vaziyette yanımızdan geçti.

- O Cebrail'dir. (Rasûlullah, Dihyetul-Kelbî'yi Cebrail'e benzetirdi.)

- Haydi bakalım, benimle birlikte Beni Kurayza'ya gidelim ve sizler ikindi namazını orada küm.

Onlar ve diğer Müslümanlar kalkıp yola çıktılar. Yolda iken ikindi namazının vakti geldi. Namazı hatırladılar. Birbirlerine şöyle dediler: «Bilmiyor musunuz ki, Rasûlullah (s.a.v.), size ikindi namazını Beni Kurayza yurdunda kılmanızı emretti.»

Diğer grup ise şöyle dedi:

«Bu namazdır.» Bir kısmı yolda iken ikindi namazını kıldılar. Diğer kısım ise erteleyip Beni Kurayza yurdunda güneşin batmasından sonra kıldılar. Bu durumu, yani namazı acele edip vaktinde kılanları ve erteleyip Beni Kurayza yurdunda kılanları Rasûlullah'a anlattılar. Rasûhıllah (s.a.v.) da iki taraftan herhangi birini kınamadı.

Ali b. Ebi Talib, Rasûlullah (s.a.v.)'m gelmekte olduğunu görünce

karşısına çıkıp şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, geri dön. Allah, Yahudilerin hakkından gelecektir. Sana iş kalmayacaktır.

Hz. Ali, Yahudilerden, Rasûlullah ve zevceleri hakkında kötü sözler duymuştu. Rasûlullah'm, onlardan bu sözleri duymasını istememişti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Ali'ye:

- Niçin geri dönmemi istiyorsun? diye sordu. Ali, onların söylediklerini gizledi. Rasûlullah ise şöyle dedi:

- Öyle sanıyorum ki, onların benim hakkımda kötü sözler söylediklerini duydun. Haydi bakalım yoluna devam et. Allah'ın düşmanları eğer beni görürlerse senin duyduğun o kötü sözleri bana karşı söyleyemeyeceklerdir!

Rasûlullah (s.a.v.), Beni Kurayzalıların kalelerinin yanma geldi. Onlar, kalenin üst tarafında idiler. Olanca sesiyle, onların eşrafından birkaç kişiye seslendi ve sesini onlara duyurdu:

- Ey Yahudi topluluğu! Allah'ın azabı üzerinize indi ve sizi rüsvay

etti!

Rasûlullah (s.a.v.), Müslüman birliklerle onları on küsur gece kuşatma altında tuttu. Allah, Hüyey b. Ahtab'ı geri gönderdi. Nihayet o, Beni Kurayza'nın kalesine girdi. Allah, onların kalblerine korku saldı. Kuşatma onlara ağır geldi. Ensâr'm müttefiki idiler. Ebu Lübabe b. Abdul-Münzir'e imdad çağrısında bulundular. Ama Ebu Lübabe:

- Rasûlullah bana izin vermedikçe onların yanma gitmem, dedi. Rasûlullah:

- Sana izin verdim, dedi.

Ebu Lübabe yanlarına gitti. Üzerine ağladılar ve şöyle dediler:

- Ey Ebu Lübabe! Ne düşünüyorsun, bize ne teklif ediyorsun? Bizim savaşacak gücümüz yok.

Ebu Lübabe, eliyle boğazını gösterdi ve parmaklarını kendi boğa-. zina sürdü. Böyle yapmakla, öldürülmek istendiklerini anlatmaya çalıştı.

Ebu Lübabe yerine döndüğünde Müslümanlara hıyanet ettiğini ve büyük bir fitneye uğradığını anladı. Sonra şöyle dedi: «Vallahi, Allah'a nasuh tevbesi yapıncaya ve bu tevbemi Allah kabul edinceye kadar Rasûlullah'm yüzüne bakamam.»

Böyle dedikten sonra Medine'ye döndü. Kendini Mescid-i Nebevi'-nin direklerinden birine bağladı. Anlatıldığına göre o direğe yirmi gece kadar müddetle bağlı kaldı. Ebu Lübabe'nin göze görünmez olduğunu fark eden Rasûlullah şöyle sordu:

- Ebu Lübabe, kendi müttefiklerinin yanından daha dönmedi mi? Ebu Lübabe'nin yaptığı, Rasûlullah'a anlatıldı. O da şöyle buyurdu:-

- Benden sonra ona fitne isabet etmiş. Eğer yanıma gelseydi onun için istiğfarda bulunurdum. Madem kendini direğe bağlamış, öyle ise Allah onun hakkında dilediği hükmü verinceye kadar onu yerinden kımıldatmayacağım.»

İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Beni Kurayza'ya geldiği zaman onların mallarının bulunduğu bölgede, Enna kuyusunun yanına indi. Onları yirmibeş gece kuşatma altında tuttu ve kuşatma onları güç duruma soktu. Allah, onların kalblerine korku saldı.

Hüyey b. Ahtab, Kureyş ve Gatafanlılarm oralardan geri dönmelerinden sonra, Ka'b b. Esed ile yapmış olduğu sözleşmenin gereğini yerine getirmek için Beni Kurayza'nın kalesine gelmişti. Rasûlullah'm onlarla savaşmcaya kadar yanlarından ayrılmayacağını kesinlikle bildikleri zaman Ka'b b. Esed onlara şöyle dedi:

- Ey Yahudi topluluğu! Gördüğünüz bu şeyler, başımıza gelmiştir. Ben size üç şey teklif ediyorum, hangisini dilerseniz onu yapın.

- Nedir o tekliflerin?

- Ya Muhammed'e tabi olur ve onu tasdik ederiz. Andolsun ki, sizin için artık, onun Allah katından gönderilmiş bir peygamber olduğu kesinlikle ortaya çıkmıştır. Elbette ki o, kitabımızda evsafına rastladığınız kimsedir. Bu durumda kanlarınızı, mallarınızı, çocuklarınızı ve kadınlarınızı emniyete almış olursunuz.

- Tevrat'ın hükmünden asla ayrılmayız ve başka birşey ile de bu hükmü değiştirmeyiz.

- Madem bu teklin kabul etmiyorsunuz, öyleyse gelin çocuklarımızı ve kadınlarımızı öldürelim. Sonra Muhammed ile ashabına karşı kılıçlarımızı çekip erkekçe çıkalım. Arkamızda bir ağırlık bırakmayalım. Taki Allah, Muhammed ile bizim aramızda hükmünü verinceye kadar. Eğer ölürsek arkamızda üzerine korkacağımız bir nesil bırakmamış olarak Ölürüz. Eğer galip olursak andolsun ki, yeniden kadınlar ve çocuklar ediniriz.

- Bu mazlumları ve miskinleri mi öldüreceğiz? Bunları öldürdükten sonra yaşamanın ne tadı kalır. Hayatın ne hayrı kalır?

- Eğer bu teklifi de kabul etmiyorsanız, bakın, bu gece cumartesi gecesidir. Ümid ederim ki, bu gece Muhammed ve ashabı bizden emindirler, ininiz, belki Muhammed ve ashabını baskına uğratarak amacımıza kavuşuruz...

- Cumartesi ayinimizi bozacağız, bu gece bir düzen rni kuracağız? Oysa ki bizden herhangi bir kimsenin böyle birşey yaptığı takdirde mutlaka hayvana dönüştüğünü, musibete uğradığım bilirsin. Senin de başına böyle bir musibetin gelmesinden korkuyoruz.

- Sizden hiçbir kimse, anası onu doğurandan beri işini bilen ve sağlam çalışan olmamıştır.

Sonra onlar, Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle bir haber gönderdiler: Bize Ebu Lübabe b. Abdü'l-Münzir'i, (Beni Amr b. Avfın kardeşini) gönder ki, bizim durumumuz hakkında kendisine danışalım.

Kurayza oğulları, Evs kabilesinin müttefikleri idiler.

Rasûlullah (s.a.v.) da Ebu Lübabe'yi onlara gönderdi. Onu gördükleri zaman adamları kalkıp onun yanma geldiler. Kadınlar ve çocuklar yanına gelip ondan imdat dilediler. Ona sığındılar. Yüzüne karşı ağlıyorlardı. O da onlara acıdı. Ona şöyle dediler:

- Ey Ebu Lübabe! Muhammed'in hükmüne razı olmamıza ne dersin?

- Evet. (Böyle derken eliyle kendi boğazına işaret etti. Öldürüleceklerini ima etti ve şöyle dedi):

«Vallahi ayaklarım yerlerinden ayrılmadan, bildim ki, ben Allah'a ve onun Rasûlü'ne hıyanet ettim.»

Böyle dedikten sonra Ebu Lübabe, Rasûlullah'a uğramadan dosdoğru Mescid-i Nebevi'ye gitti. Kendini mescidin direklerinden birine bağladı ve şöyle dedi: «Allah, benim işlediğim suçtan ötürü tevbemi kabul edinceye kadar buradan ayrılmayacağım.» ve Allah'a da şu sözü verdi: «Asla Beni Kurayza yurduna adım atmayacağım. Allah'a ve Rasûlü'ne hıyanet ettiğim bir beldede ebediyyen görünmeyeceğim.»

İbn Hişam dedi ki: Yüce Allah, Ebu Lübabe hakkında şu ayet-i kerimeyi inzal buyurdu:

«Ey inananlar! Allah'a ve peygambere karşı hainlik etmeyin. Size güvenilen şeylere bile bile hıyanet etmiş olursunuz.» (ei-Enfâi, 27.)

İbn Hişam dedi ki: Ebu Lübabe kendini altı gece müddetle direğe bağlı tuttu. Her namaz vaktinde karısı yanına gelip bağlarını çözüyor, o, abdest alıp namazını kıldıktan sonra yine onu direğe bağlıyordu. Bu durum, tevbesinin kabul edildiğinin Allah tarafında şu ayetin indirilmesi ile bildirilişine kadar devam etti:

«Diğerleri de suçlarını itiraf ettiler. Onlar iyi işi kötü ile karıştırmışlardı. Allah'ın, onların tevbesini kabul etmesi umulur, çünkü O bağışlayandır, merhamet edendir» (et-Tevbe, 102.)

Musa b. Ukbe'nin kavline göre; Ebu Lübabe, yirmi gece süre ile direğe bağlı kalmıştır. Doğrusunu Allah bilir.

İbn İshak'm anlattığına göre Rasûlullah, ÜmmüSeleme'nin evinde iken, gecenin son kısmında yüce Allah, Ebu Lübabe'nin tevbesini kabul ettiğini bir ayet indirerek beyan buyurmuştu. Ümmü Seleme, Rasûlullah'a meseleyi sorduğunda, Rasûlullah, Ebu Lübabe'nin tevbesinin Allah tarafından kabul edildiğini ona haber verdi. Yine Ümmü Seleme, bu müjdeyi Ebu Lübabeye iletmek için izin istedi. Rasûlullah ona izin verince Ümmü Seleme çıkıp Ebu Lübabe'yi müjdeledi. Bunun üzerine insanlar akın akın gelerek Ebu Lübabeye müjde verdiler, onu direğinden çözmek istediler. Ama o şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, beni bu direkten ancak Rasûlullah çözer." Rasûlullah (s.a.v.), sabah namazı için odasından çıktığında onu bağlı bulunduğu direkten çözdü. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnut kılsın. İbn İshak dedi ki:

Sa'lebe b. Sa'ye, Üseyd b. Sa'ye ve Esed b. Ubeyd, ne Beni Kurayza kabilesinden, ne de Beni Nadir kabilesindendirler. Bunlar, Beni Hedl kabilesinden bir takım kimselerdir. Nesebleri daha yukarıdan gelir. Bunlar, Beni Nadir ve Beni Kurayz alıl arın amcazadeleridirler. Bunlar, Beni Kurayza'nm Rasûlullah'm hükmüne razı oldukları gecede Müslüman oldular. İşte bu gecede Amr b. Su'da elKurazî çıktı. Rasûlullah (s.a.v.)'ın muhafızlarına rastladı. Muhafızların başmda Mu-hammed b. Mesleme bulunuyordu. Onu gördüğü zaman "Kimdir bu?" diye sordu. O da:

- Ben Amr b. Su'da'yım, dedi. Amr, Kurayzalılarm Rasûlullah'a hıyanet işlerine katılmaya yanaşmamış ve:

- Ben Muhammed'e asla hıyanet etmem, demişti. Muhammed b. Mesleme onu tanıyınca şöyle dedi: - Ey Allahım! Beni, âlicenâb kişilerin hatalarını izale etmekten mahrum kılma.

Böyle dedikten sonra onu serbest bıraktı. Yolundan çekildi. O da hiç aldırış etmeden çıktı ve Rasûlullah'm mescidinin kapısına vardı. Geceyi, Medine'de mescidin kapısı önünde geçirdi. Sonra Medine'den ayrılıp gitti ve bugüne kadar nerede olduğu bilinmemektedir. Duru* mu Rasûlullah'a anlatıldığında o şöyle buyurdu: «O öyle bir adamdır ki, vefakarlığı sebebiyle Allah onu kurtardı.» Bazıları iddia ederler ki; o, Beni Kurayza'nm Rasûlullah (s.a.v.)'ın hükmüne boyun eğdikleri zaman onlardan bağlanan kimseler arasında olup, eski bir iple bağlanmıştı. Sabahleyin ipi yerde bulundu ve onun nereye gittiği bilinmiyordu. Rasûlullah (s.a.v.), onun hakkında işte o sözü söyledi. Allah, bunlardan hangisinin doğru olduğunu elbette ki en iyi bilendir.

İbn İshak dedi ki: Sabahladıkları zaman Rasûlullah (s.a.v.)'m hükmüne boyun eğdiler. Evs kabilesi ortaya atılarak şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah! Onlar Hazreçlilerin değil de bizim mevalilerimiz-dirler. Dün kardeşlerimizin mevalileri hakkında neler yaptığını kendin biliyorsun.

Rasûlullah (s.a.v.), Beni Kurayza'dan önce Beni Kaynuka Yahudi-lerini kuşatma altına almıştı. Bunlar, Hazreçlilerin mevalileri, müttefikleri idiler. Rasûlullah'ın hükmüne razı oldular. Abdullah b. Übeyy b. Selül, Rasûlullah (s.a.v.)'dan onların bağışlanmasını istedi. O da onları ona bağışladı. Evs kabilesi kendisiyle konuştuğu zaman Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi:

- Ey Evs topluluğu! Onların hakkında sizden bir adamın hüküm vermesine razı olmaz mısınız?

- Evet, razı oluruz, dediler. Rasûlullah (s.a.v.) da buyurdu ki:

- Bu hakemlik, Sa'd b. Muaz'a verilmiştir.

Rasûlullah (s.a.v.), Sa'd b. Muaz'ı Eşlem kabilesinden bir kadının çadırına bırakmıştı. O kadına Rüfeyde denilirdi. Yaralıları tedavi e-derdi. sRasûlullah (s.a.v.), onu Beni Kurayza hakkında hakem kıldığı zaman kavmi ona geldiler ve üzerine deriden bir minder koydukları bir eşeğin üzerine kendisini bindirdiler. İri cüsseli, güzel görünümlü bir adamdı. Sonra onunla birlikte Rasûlullah (s.a.v)'ın yanma geldiler. Gelirken ona şöyle diyorlardı:

- Ey Eba Amr! Mevalin hakkında iyilikte bulun. Onlara ihsan et. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), seni ancak bu iş için tayin etti ki, onlar hakkında iyilikte ve ihsanda bulunasm.

Fazla ısrar etmeleri üzerine o, şöyle dedi:

- Şimdi Sa'd için öyle bir an gelmiştir ki o, Allah yolunda bir iş yapınca kınayanların kınaması onun umurunda olmayacaktır.

Bunun üzerine kavminden kendisiyle birlikte olan kimselerden birisi, Beni Abdüleşhel yurduna döndü ve onlara Beni Kurayza'nm erkeklerinin ölüm haberini, Sa'd'm onlara ulaşmasından önce verdi. Bunu, kendisinden işittiği o sözüne dayanarak yaptı. Sa'd, Rasûlullah (s.a.v.) ile Müslümanların yanma vardığı zaman, Rasûlullah (s.a.v.):

- Efendinizin önünde kıyama durun. Ayağa kalkın, dedi. Kureyşli Muhacirlere gelince, onlar şöyle diyorlardı:

- Rasûlullah (s.a.v.), bu sözünü Ensâr'a söyledi. Ensar'a gelince, onlar ise şöyle diyorlardı:

- Rasûlullah (s.a.v.), Sa'd'm herkesin efendisi olduğunu söylemek istedi.

Bunun üzerine onlar Sa'd'm karşısında kıyama durdular ve şöyle dediler:

- Ey Eba Amr, Rasûlullah (s.a.v.), şüphesiz seni kendi mevalinin hakkında karar vermekle görevlendirmiştir ki, onlar hakkında hüküm veresin.

Sa'd b. Muaz da şöyle dedi:

- Bu konuda Allah'ın ahdi ve misakı üzerinize olsun. Onlar hakkında verilecek hüküm, benim hükmüm olacak değil midir? -Evet...

- Buradakiler hakkında da. (Bunu derken Rasûlullah (s.a.v.)'m bulunduğu tarafı kasdetmiyordu. Rasûlullah (s.a.v.)'a olan saygısından ötürü yüzünü ondan başka tarafa çevirmişti.)

Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle dedi:

- Evet, kabul. Sa'd dedi ki:

- Ben onların hakkında şöyle hüküm veriyorum: Erkekleri öldürülsün, malları paylaşılsın, çocukları ve kadınları da esir edilsin»

İbn İshak, Asım b. Ömer b. Katade kanalı ile Alkame b. Vakkas el-Leysî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), Sa'd'a şöyle dedi:

«Onların hakkında yedi kat gökten Allah'ın hükmü ile hükmettin.»

İbn Hişam dedi ki: Bana ilim ehlinden kendisine güvendiğim biri şu haberi verdi: Ali b. Ebi Talib ki onlar Beni Kurayza'nm muhasa-racıları idiler- Ey iman orduları, diye seslendi. O ve Zübeyr b. Avvam, öne geçtiler. O şöyle dedi:

- Vallahi Hamza'mn tattığı şeyi (şehidlik şerbetini) elbette tadacağım veya onların kalelerine gireceğim!

Bunu duyan Yahudiler şöyle dediler:

- Ey Muhammed! Sa'd b. Muaz'm hükmü üzere iniyoruz.

İmam Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. Cafer kanalı ile Ebu Said el-Hudrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Kurayza halkı, Sa'd b. Muaz'm hükmü üzere indiler. Rasûlullah (s.a.v.), Sa'd'a haber gönderdi. Sa'd, bir merkep üzerinde Rasûlullah'ın yanına geldi. Mescide yaklaştığında Rasûlullah (s.a.v.):

- Efendinize (ya da en hayırlınıza) karşı kıyama durun, dedi. Sonra da Sa'd'a şöyle dedi:

- Şu Kurayzahlar senin hükmün üzere indiler. Sa'd:

- Onların savaşçılarını Öldürelim. Zürriyetlerini esir alalım, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):

- Allah'ın hükmü ile hüküm verdin.

(Belki de, hükümdarın hükmü ile hüküm verdin.) dedi. Başka bir rivayete göre ise Rasûlullah, ona: «Meleğin hükmü ile hüküm verdin.» demiştir.

İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ahzab (Hendek) gününde, Sa'd b. Muaz bir darbe yedi. Onun kol damarını kestiler. Rasûlullah, onu ateşle dağladı. Eli şişti ve kan sızmaya başladı. Bunu görünce şöyle dua etti: «Allahım, Beni Kurayza hakkında gözüm aydın olmadıkça canımı alma.» Sonra damarını tuttu. Bir tek damla kan dahi damlamadı. Nihayet Beni Kurayzalılar, Sa'd'm hükmüne boyun eğip kalelerinden indiler. Rasû-lullah, ona haber gönderdi. Sa'd da şu hükmü verdi: «Erkekleri öldürülsün, kadınları ve çocukları esir alınsın ki, Müslümanlar onların yardımlarından yararlansınlar.» Bu hükmü vermesi üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Sa'd'a şöyle dedi:

«Onlar hakkında Allah'ın hükmü ile hüküm verdin.» Beni Kurayza 400 kişi idiler. Savaşçılarının tamamen öldürülmesinden sonra Sa'd'm damarı yine patlak verdi ve vefat etti.»

İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Nümeyr kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

« Rasûlullah (s.a.v.), Hendek gazvesinden dönüp de silahını bırakıp yıkandığı zaman Cebrail, başı tozlu olarak gelip şöyle dedi:

- Silahı bıraktın ha! Allah'a yemin ederim ki ben, silahı henüz bırakmış değilim. Sen, onlara karşı yola çık.

Rasûlullah (s.a.v.):

- Nereye gideyim? diye sordu. Cebrail:

- Şuraya (Böyle derken de Beni Kurayza tarafına işaret etti) dedi. Rasûlullah (s.a.v) da Beni Kurayza'ya doğru yola çıktı.

Hişam dedi ki: Onların (Kurayzalıların), Hz. Peygamberin hükmüne razı olduklarını babam bana haber verdi. Ancak Hz. Peygamber, onlar hakkında Sa'd'm hüküm vermesini emretti. Sa'd da şu hükmü verdi:

«Onların savaşçılarının öldürülmesine, kadınlarının ve çoluk çocuklarının esir alınmasına, mallarının Müslümanlar arasında taksim edilmesine hükmettim.»

Hişam, babasının şöyle dediğini nakletmiştir: Aldığım habere göre Rasûlullah (s.a.v.), Sa'd'a şöyle demişti:

«Onlar hakkında Allah'ın hükmü ile hüküm verdin.»

Buharı, Zekeriya b. Yahya kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Hendek gününde Sa'd, isabet aldı. Kureyşlilerden Hibban b. Ari-ka adındaki bir adam koluna darbeyi vurmuştu. Kol damarı kesilmişti. Peygamber (s.a.v.), onu yakından ziyaret etmek için mescidinin yanma bir hayma kurmuştu. Rasûlullah (s.a.v.), Hendek'ten döndüğünde silahı bırakıp yıkandı. Cebrail, başındaki tozları silkeleyerek Ra-sûlullah'm yanma geldi ve ona şöyle dedi:

- Silahı bıraktın mı? Vallahi ben henüz silahı bırakmış değilim. Sen düşmana karşı çık.

- Nereye?

Cebrail de Beni Kurayza yurdunu gösterdi. Rasûlullah (s.a.v.) da Beni Kurayza'ya gitti. Onlar, Peygamber (s.a.v.)'in hükmüne razı oldularsa da o, onlar hakkında hüküm vermek için Sa'd'ı yetkili kıldı. Sa'd ise şu hükmü verdi:

«Onların savaşçılarının öldürülmesine, kadınlarının ve çoluk çocuklarının esir alınmasına, mallarının Müslümanlar arasında taksim edilmesine hükmettim.»

Hizam, Sa'd'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Allahım, sen bilirsin ki, senin Rasûlü'nü yalanlayıp, memleketinden kovan bir kavimle savaşmayı sevdiğim kadar, başka bir kavimle savaşmayı sevmem. Allahım, öyle sanıyorum ki, sen, bizimle onlar a-rasında artık savaşı kaldırmışsın. Eğer Kureyşlilerin savaşından henüz birşey kalmış ise beni hayatta bırak ki, onlarla senin yolunda ci-had edeyim. Eğer sen savaşı kaldırmış isen yeniden kışkırt ki, ben, savaşta öleyim."

Boynundan kan fişkırdı. Ama bu onları korkutmadı. Mescidde Ği-far oğullarının her çadırına Sa'd'm vücudundan akan kanlar gidiyordu. Dediler ki: Ey çadırda yaşayan millet! Sizin tarafınızdan bize doğru sızıp gelen bu şey nedir?

Baktılar ki, Sa'd'm yarasından sızan kan geliyor. Nihayet Sa'd, sızan bu kan yüzünden vefat etti.»

Ben derim ki: Sa'd, Beni Kurayza hakkında hüküm vermeden önce bu duayı yapmıştır. Bu sebeple duasında şöyle bir ifadeye yer vermiştir: "Allahım, Beni Kurayza hakkında gözümü aydın kılmadıkça beni öldürme." Cenâb-ı Allah, onun bu duasına icabet etti. Sa'd, onlar hakkında hükmünü verdiğinde Allah, onun gözünü aydın kıldı. Durumundan memnun oldu. Onun için ikinci kez bu duayı yaptı. Cenâb-ı Allah, kendisine şehidliği nasip etti. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnut kılsın. Onun vefatıyla ilgili açıklama inşaallah yakında gelecektir.

İmam Ahmed b. Hanbel, Yezid ve Muhammed b. Amr kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Hendek gününde insanları izlemek için dışarı çıktım. Yerde şiddetli bir ses duydum. Bu ses arkamdan geliyordu. Dönüp baktığımda Sa'd b. Muaz ile kardeşi oğlu Haris b. Evs vardı. Kalkanını taşıyordu. Yere çömeldim. Sa'd da geldi. Üzerinde, etrafı açılmış demir bir zırh vardı. Açık yerlerden Sa'd'a darbe vurulmuş olmasından korktum. Sa'd, uzun boylu, iri cüsseli bir kimse idi. Yanımdan geçerken şu şiiri okuyordu:

«Az bekle de Hamel gelip savaşa yetişsin. Ecel geldiğinde ölüm ne güzeldir.»

Oradan kalkıp gittim. Bir bahçeye girdim. Baktım ki, orada birkaç Müslüman duruyor. Aralarında Hattab oğlu Ömer de vardı. Ya--nında miğferli bir adam duruyordu. Ömer bana şöyle dedi:

- Buraya neden geldin? Allah'a yemin ederim ki sen, cesaretli birisin. Herhalde başında bir bela var veya yer değiştirmek istemiş sindir.

Böyle diyerek beni kınamaya devam etti. Öyle ki, o anda yerin yarılmasını ve beni içine almasını diledim. Miğferli adam başındaki miğferi çıkardığında onun Talha b. Ubeydullah olduğunu gördüm. O, şöyle dedi:

- Ey Ömer, yetti artık bugün söylediklerin. Fazla söyledin. Bugün kaçmak veya yer değiştirmek var mıdır? Sadece Aziz ve Celil olan Allah'a yönelmek vardır!»

Hz. Aişe diyor ki: Kureyşlilerden İbnü'l-Arika adında biri Sa'd'a bir darbe vurdu. Darbeyi vururken: - Al bunu benden. Ben İbnü'l-Arika'yım! dedi ve Sa'd'm kol damarım kesti. Sa'd da Allah'a şöyle dua etti:

«Allahım, Beni Kurayzahlar hakkında gözümü aydın kılmadıkça beni öldürme.» Beni Kurayzahlar, cahiliyet devrinde Sa'd'm dostları ve müttefikleri idiler. Bu duası üzerine Allah onun yarasını iyileştirdi. Müşriklerin üzerine bir kasırga saldı. Savaşta Allah'ın yardımı mü'minlere yetişti. O, güçlü ve Aziz olandır. Ebu Süfyan ve beraberindekiler, Tihame'ye gittiler. Uyeyne b. Bedir ile beraberindekiler de Necid'e gittiler. Beni Kurayzahlar da dönüp kalelerine girdiler. Rasû-lullah (a.a.v.), Medine'ye döndü. Deriden bir çadır kurulmasını emretti. Bu çadır, mescidin yanında Sa'd için kuruldu. Cebrail de ayakları tozlu olduğu halde Rasûlullah'm yanma gelip ona şöyle dedi:

- Silahı bıraktın mı? Hayır, vallahi melekler henüz silahı bırakmadılar. Beni Kurayza'ya git. Onlarla savaş!

Rasûlullah (s.a.v.), zırhını giydi ve halka yola çıkmalarını emretti. Beni Ganm kabilesine uğradı. Onlar, Mescid-i Nebevi çevresindeki sakinler idiler. Onlara sordu:

- Yanınızdan az önce biri geçti mi?

- Az önce Dıhyetu 1-Kelbî yanımızdan geçti, dediler. Dıhyetü'l-Kelbî'nin çenesi, dişi, yüzü Cebrail (a.s.)'mkine benzerdi.

Rasûlullah (s.a.v.), Beni Kurayza'ya gitti. Onları yirmibeş gece müddetle kuşatma altında tuttu. Kuşatma şiddetlenip sıkıntıları artınca onlara: "Rasûlullah'm hükmüne boyun eğin." denildi. Onlar da Ebu Lübabe b. Abdu 1-Münzir'e danıştılar. Ebu Lübabe ise, Rasûlullah'm hükmüne razı oldukları takdirde boğazlanacaklarını kendilerine işaret etti. Bunun üzerine onlar: «Sa'd b. Muaz'm hükmüne razı o-luruz." dediler. Rasûlullah (s.a.v.): «Olur, Sa'd b. Muaz'm hükmüne razı olun.» dedi. Sa'd, liften palanı olan bir merkep üzerine bindirilerek getirildi. Kavmi çevresini kuşattılar. Kendisine şöyle dediler:

- Ey Eba Amr! Beni Kurayzahlar senin müttefiklerin, destekçilerin ve dostların olup, bildiğin kimselerdirler.

Onlar böyle derlerken Sa'd, onlara dönüp bakmıyor, iltifat etmiyordu. Beni Kurayzahların yurduna, evlerine yaklaştığında kavmine dönüp şöyle dedi:

- İşte şimdi Allah için vereceğim hüküm hakkında hiçbir kmayıcı-nın kınamasından korkmayacağım zaman gelmiştir!

Sa'd, Rasûlullah'm yanma yaklaştığında Rasûlullah, çevresinde bulunanlara:

- Efendinize karşı kıyama durun. Onu merkebinden indirin, dedi. Hz. Ömer:

- Efendimiz Allah'tır, dedi. Rasûlullah:

- Onu merkebinden indirin, dedi. Sonra Sa'd'a dedi ki:

- Ey Sa'd, Beni Kurayzahlar hakkında hükmünü ver. Sa'd şöyle dedi:

- Onlar hakkında şu hükmü veriyorum: "Savaşçıları Öldürülsün. Çoluk çocukları esir alınsın. Malları da Müslümanlar arasında taksim edilsin."

Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle dedi:

- Onlar hakkında Allah'ın ve Rasûlü'nün hükmü ile hüküm verdin.

Sonra Sa'd, şöyle bir dua yaptı:

"Allahım, eğer peygamberinin üzerinde Kureyşlilerle yapılacak bir savaşı ileriye bırakmış isen, beni o savaşa katılmak için hayatta bırak. Eğer peygamberin üzerinde Kureyşlilerle yapılacak bir savaş bırakmış değilsen beni vefat ettirip yanma al."

Bu duayı yaptıktan sonra iyileşmiş olan yarası yeniden kanamaya başladı. Yarası küçücük bir halka gibi ortaya çıkmış, kan akıtıyordu. Rasûlullah.'m kurduğu çadırına tekrar geri döndü. Rasûlullah, Ebu Bekir ve Ömer onun yambaşmda beklediler. Muhammed'in nefsi kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, Ömer'in ağlayışını, Ebu Bekir'in ağlayışından farkedebiliyordum. Ben hücremde iken ağlayışlarını birbirinden ayırabiliyordum. Onlar, yüce Allah'ın da buyurduğu gibi kendi aralarında birbirlerine karşı merhametli kimseler idiler.

Alkame dedi ki: Anneme şöyle sordum:

- Anacığım, Rasûlullah (s.a.v.), bu durumlarda ne yapardı?

- Hiç kimse üzerine gözyaşı akıtmazdı. Ama o, duygulandığı zaman sakalını tutardı.

İbn İshak dedi ki: Sonra Beni Kurayzalılar, kalelerinden indirildiler. Rasûlullah (s.a.v.), onları Beni Neccar'dan bir kadın olan Haris'in kızının evinde hapsetti.

Ben derim ki: O kadının adı, Nesibe binti Haris b. Kürz b. Habib b. Abdi şems'tir. Müseylemetü'lKezzab'ın karısı idi. Müs eyleme'den sonra Abdullah b. Amir b. Küreyz onunla evlendi.

Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Medine çarşısına gidip orada hendekler kazdırdı. Sonra onlar oraya gönderildiler ve boyunları işte bu hendeklerde vuruldu. Onlar oraya bölük bölük çıkarıldılar ve aralarında Allah düşmanı Hüyey b. Ahtab ile Ka'b b. Esed de vardı. Bunlar, kavmin başı idiler. 600 veya 700 kişi idiler. Bunların çok olduğunu söyleyenler; 800 ile 900 kişi arasında olduklarını söylemişlerdir.

Ben derim ki: Cabir'den rivayet edildiğine göre onların sayısı 400 kadardı. Doğrusunu Allah bilir.

İbn İshak dedi ki: Yahudiler, Rasûlullah (s.a.v.)'a bölük bölük getirilirken Ka'b b. Esed'e dediler ki: - Ey Ka'b! Bize ne yapılacak dersin?

- Kafanız nerede çalışacak ki? Görmüyor musunuz çağrılan çıkmıyor ve sizden götürülen kimse geri dönmüyor. Vallahi bu öldürmedir.

Rasûlullah, onların işini bitirinceye kadar bu minval üzere devam etti.

Hüyey b. Ahtab denen Allah düşmanı getirildi. Üzerinde fukahiye cinsi bir cübbe vardı. Üzerindeki o cübbenin her tarafından parmak uçları kadar yarmıştı ki, onu elinden almasınlar. Elleri bir iple boynuna bağlanmıştı. Rasûlullah'a baktığı zaman şöyle dedi:

- Allah'a yemin ederim ki, sana düşman olduğumdan ötürü kendimi kınamıyorum. Ama Allah'ın dinine yardım etmeyen kimseye de yardım edilmez!

Böyle dedikten sonra halka dönüp şöyle dedi:

- Ey insanlar! Allah'ın'emrine bir diyeceğim yoktur. Bu bir yazıdır, kaderdir ve Allah'ın İsrailoğulları üzerine yazdığı bir savaştır.

Böyle dedikten sonra oturdu ve boynu vuruldu. Cebel b. Cevval es-Sa'lebî bu hususta şöyle demiştir:

«Andolsun ki, İbn Ahtap kendini kınamadı. Ama Allah'ı yardımsız bırakan yardımsız kalır. Çok özendi ve nefse özrünü bildirdi. Son anında gurur ve izzet için çırpındı.»

İbn İshak, gözlerini kaybetmiş, yaşlı bir adam olan Zübeyr b. Ba-ta'nm kıssasını şöyle anlatır:

«Zübeyr b. Bata, Buas savaşında Sabit b. Kays b. Şemmas'a lütufta bulunmuş, perçemini keserek salıvermişti. Beni Kurayza muharebesinde Sabit, onun bu iyiliğinin karşılığını vermek istemiş, yanma gelerek ona şöyle demişti:

- Ey Eba Abdurrahman, beni tanıyor musun?

- Benim gibi biri, senin gibi birini tanımaz mı hiç?

- Sana iyiliğinin karşılığını vermek istiyorum.

- Âlicenâb insan, âlicenâb insanın iyiliğine iyilikle mukabele eder. Sabit, Rasûlullah in yanma giderek onun salıverilmesini istedi.

Rasûlullah da onu salıverdi. Sabit, tekrar Zübeyr b. Bata'nın yanına gidip ona bu müjdeyi verdi. Ama o şöyle dedi:

- İhtiyar bir adam ki, ailesi ve çocuğu yanında değilse hayatı ne yapacaktır?

Sabit, Rasûlullah'm yanma gitti. Zübeyr'in karısının ve çocuğunun serbest bırakılmasını istedi. Rasûlullah, onları serbest bıraktı. Sabit, Zübeyr'in yanma dönüp bu müjdeyi verince, Zübeyr şöyle dedi:

- Ailem Hicaz'da, malları da yok. Onlar, malsız ne yapacaklar?

Sabit, RasûTullah'ın yanına gitti. Zübeyr'in malının serbest bırakılmasını istedi. Rasûlullah da serbest bıraktı. Sonra Sabit, Zübeyr'in yanma gelip bu durumu haber verince, Zübeyr şöyle dedi:

- Ey Sabit, yüzü Çin aynası gibi olup, içinde kabilenin bekar kızlarının kendilerini gördükleri kişiye yani Ka'b b. Esed'e ne yapıldı?

- Öldürüldü.

- Şehirlinin ve köylünün efendisi olan Hüyey b. Ahtab'a ne yapıldı?

- Öldürüldü.

- Sıkıntılı zamanlarımızda önde gidenimiz, kaçtığımız zamanlarda himayecimiz Azzal b. Semavel'e ne yapıldı?

- Öldürüldü.

- İki cemaate, yani Beni Ka'b b. Kurayza ve Beni Amr b. Kuray-za'ya ne yapıldı?

- Götürülüp öldürüldüler.

- Şu halde ey Sabit, ben de, beni o öldürülen kimselerin arasına katmanı istiyorum. Beni de öldürmeni arzu ediyorum. Allah'a yemin ederim ki, onlardan sonra yaşamakta bir hayır yoktur. Andolsun ki, kuyudan su çekilen kovanın suyunun dökülüp geri itilmesi kadar bir zaman için bile sabrım kalmadı. Dostlara kavuşmak istiyorum.

Sabit de onu götürdü ve boynu vuruldu.

Onun «Dostlara kavuşayım» sözünü Ebu Bekir es-Sıddık duyduğu zaman şöyle dedi:

- Allah'a yemin ederim ki, onlara Cehennem ateşinin içinde kavuşur. Orada ebedi kalmak ve bir daha çıkmamak üzere.»

İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), onlardan buluğa ermiş, sakah bitmiş herkesin öldürülmesini emretti. Atiye el-Kurazî'nin şöyle dediği haber verildi: Rasûlullah (s.a.v.), Beni Kurayza'dan olup sakalı çıkan, erkekliğe eren herkesin öldürülmesini emretti. Ben çocuktum. Sakalım bitmemiş diye beni salıverdiler.

Bazı âlimler sert tüylerin haya organı çevresinde bitmesinin buluğ alameti olduğunu, bu rivayete dayanarak ileri sürmüşlerdir. Hatta Şafiî'nin iki kavlinden en doğru olanına göre bu, buluğun kendisidir. Bazı âlimler, zımmilerin çocuklarını birbirlerinden tefrik edip ayırırlar. Bu da başkaları hakkında değil de onlar hakkında buluğ olur. Çünkü Müslüman kişi, bir maksattan ötürü bu sebeple eza bulur.

İbn İshak, Eyyüb b. Abdurrahman'dan rivayet etti ki, Selma binti Kays Ümmü'l-Münzir, Rifaa b. Semaverin serbest bırakılmasını Rasûlullah (s.a.v.)'dan istedi. Rifaa buluğa ermiş ve Ümmü'lMünzir'e sığınmıştı. Bu daha önce onları tanıyordu. Rasûlullah, Ümmü'1-Mün-zir'in hatırına Rifaa'yı salıverdi. Ümmü'l-Münzir şöyle diyordu: «Ya Rasûlallah, Rifaa iddia ediyor ki; o, namaz kılacak ve erkek deve eti yiyecektir.» Bunun üzerine Rasûlullah, Ümmul-Münzir'in isteğini kabul edip Rifaa'yı salıverdi.

İbn İshak, Muhammed b. Cafer b. Zübeyr kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Beni Kurayza kadınlarından sadece bir kadın öldürüldü. Vallahi o kadın, benimle birlikte konuşuyor, gizli ve aşikar gülüyordu. Rasûlullah ise, o sırada çarşıda o kadının adamlarını öldürüyordu. Bir ara onun ismiyle, "Falan kadın nerededir?" diye bir ses geldi. Kadın dedi ki:

- Vallahi bu çağrılan benim. Hz. Aişe dedi ki:

-Yazık sana! Sana ne oldu? diye sordum. Bana:

- Öldürüleceğim, dedi.

- Niçin? diye sordum.

- Yaptığım bu işten dolayı, dedi.

Kadın götürüldü ve boynu vuruldu. Vallahi o kadına nasıl şaşırdığımı unutamam. Onun gönlünün hoşluğunu ve çok gülüşünü hiç unutamam. Oysaki, o, az sonra öldürüleceğini biliyordu.

O kadın, Hallad b. Süveyd üzerine değirmen taşını bırakarak öldürmüştü. Bu sebeple Rasûlullah onu öldürdü. Adı Nebate idi. Hakem el-Kurazî'nin karısı idi.

ibn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra Beni Kuray-za'nın mallarını, kadınlarım ve çocuklarım Müslümanlara paylaştırdı. O günde atlıların paylarını ve yayaların sehimlerini belirledi. Humusu (beşte biri) çıkardıktan sonra atlı için üç pay verdi. Yani atı için

iki, binicisi için de bir pay verdi. Ayrıca piyadelere de birer pay verdi. O gün otuz altı at vardı. Bu, içinde iki payın vaki olduğu ve beşte birlik kısmın çıkarıldığı ilk ganimet oldu.

İbn İshak dedi ki; Rasûlullah (s.a.v.), Said b. Zeyd'i, Beni Kurayza'dan aldığı esirlerle birlikte Necid'e gönderdi. Said b. Zeyd, esirler karşılığında oradan at ve silah satın aldı. Rasûlullah, onların kadınlarından Reyhane binti Amr b. Hünafe'yi seçti. Kendine ayırdı. Bu, Beni Amr b. Kurayza'mn kadınlarından birisiydi. Bu kadın, vefat edinceye kadar Rasûlullah'm mülkiyetinde kaldı. Rasûlullah, ona İslâmiyet'i teklif etti. O, bu teklifi kabul etmedi. Ama daha sonra Müslüman oldu. Rasûlullah (s.a.v.), onun Müslüman olmasına sevindi. Onu azad edip kendisine evlenme teklifinde bulundu. Kadın cariyelikte kalmayı tercih etti ki, bu kendisi için daha kolay olsun. Vefatına kadar Rasûlullah'm yanında kaldı.

İbn İshak, daha sonra Hendek gazvesi hakkında el-Ahzâb sûresinin baş kısmında nazil olan ayetlerden bahsetmiştir. Biz bunları tefsirimizde detaylı olarak naklettik. Hamd ve minnet Allah'adır.

İbn İshak dedi ki: Beni Kurayza gününde Müslümanlardan Hallad b. Süveyd b. Sa'lebe b. Amr elHazrecî şehid oldu. Üzerine değirmen taşı atıldı. Taşın altında yamyassı olup ezildi ve şehid oldu. Anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), onun hakkında şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz onun için iki şehid sevabı vardır.»

Ben derim ki: Onun üzerine değirmen taşını atan, Beni Kurayzalı bir kadındır. Beni Kurayza kadınlarından da sadece o kadın öldürülmüştü. Doğrusunu Allah bilir.

İbn İshak dedi M: Rasûlullah, Beni Kurayza'yı kuşatma altında tutarken, Ebu Sinan b. Mihsan b. Hirsan ölmüştü. Bu, Beni Esed b. Huzeyme kabilesindendir. O gün onların mezarlığına defnedildi.