El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Beşir B. Sa'd Seriyyesi

Beyhakî, Vakidî kanalıyla rivayet etti ki Rasûlullah (s.a.v.), otuz kadar süvari ile birlikte Beşir b. Sa'd'ı Fedek diyarındaki Beni Mürre kabilesinin üzerine gönderdi. Beşir, onların davarlarını önlerine kattı. Beni …

Beyhakî, Vakidî kanalıyla rivayet etti ki Rasûlullah (s.a.v.), otuz kadar süvari ile birlikte Beşir b. Sa'd'ı Fedek diyarındaki Beni Mürre kabilesinin üzerine gönderdi. Beşir, onların davarlarını önlerine kattı. Beni Mürre, Beşir b. Sa'd'la savaştı. Yanındaki adamların bir çoğunu öldürdüler. O gün Beşir, büyük bir sabır gösterdi ve şiddetle savaştı. Sonra Fedek diyarına sığındı. Orada Yahudilerden bir adamın yanında geceledi. Sonra Medine'ye geri döndü.

Vakidî dedi ki: Sonra Rasûlullah (s.a.v.), sahabelerin büyüklerinden bir cemaatle birlikte onlara Galip b. Abdullah'ı gönderdi. Bu se-riyyede Üsame b. Zeyd, Ebu Mesud el-Bedrî ve Ka'b b. Ucre de vardı.

Daha sonra Vakidî, Üsame b. Zeyd'in Mirdas b. Nuheyk'i -Beni Mürre'nin müttefiki- öldürüşünü ve kılıcıyla onun üzerinde dururken Lâ ilahe illlâh deyişini, bu hareketinden ötürü sahabelerin onu kınayışlarım ve onun da bu hareketinden dolayı pişman olduğunu anlatır.

Bu kıssayı, Yunus b. Bükeyr de Beni Seleme kabilesinden bir ihtiyar kanalıyla Seleme oğullarından bazı kimselerin anlattıklarım nakletmiştir. Buna göre Rasûlullah (s.a.v.), Galip b. Abdullah el-Kelbî'yi, Beni Mürre diyarına göndermiş, o da Mirdas b. Nuheyk'i görmüş, Üsame de Mirdas'ı öldürmüştür.

Ibn Ishak, Muhammed b. Üsame kanalı ile Üsame b. Zeyd'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ben ve Ensâr'dan bir adam, Mirdas b. Nuheyk'i yakaladık. Kılıcımızı çektiğimizde adam: "Eşhedü en lâ ilahe illallah" dedi. Biz de ondan vazgeçmedik ve nihayet onu öldürdük. Rasûlullah (s.a.v.)'m "yanına vardığımızda durumu ona anlattık. O da şöyle dedi:

- Ey Üsame! Lâ ilahe illallah diyen adama ne yaptın?

- Ya Rasûlallah, o ölümden kurtulmak için böyle dedi. - Ey Üsame! Lâ ilahe illallah diyen adama ne yaptın?

Kendisini hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, Rasûlullah bu sözünü defalarca tekrarladı. Nihayet ben; "Keşke o güne kadar Müslüman olmamış olsaydım da sadece o gün Müslüman olmuş olsaydım ve o adamı da öldürmüş olmasaydım." diye içimden geçirdim ve dedim ki:

- Lâ ilahe illallah diyen bir adamı artık öldürmeyeceğime dair Allah'a söz veriyorum.

Rasûlullah:

- Benden sonra ya Üsame, dedi. Ben de:

- Senden sonra, dedim."

imam Ahmed b. Hanbel, Hüşeym b. Beşir kanalı ile Üsame b.Zeyd'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Rasûlullah (s.a.v.), bizi Cüheyne'den Harekeye gönderdi. Sabahleyin onlara hücum ettik. Onlardan Öyle bir adam vardı ki, kavim üzerimize geldiğinde onlar arasında bize karşı en şiddetli savaşan o idi. Halk arkasını dönüp bizden uzaklaşırken onları korur idi. Ben ve Ensâr'dan bir adam onu yakaladık. Üzerine vardığımızda, "Lâ ilahe illallah" dedi. Ensâr'dan olan adam ondan uzaklaştı. Ama ben onu Öldürdüm. Bu haber Rasûhıllah'a ulaşınca bana şöyle dedi:

- Ey Üsame! Lâ ilahe illallah dedikten sonra mı onu öldürdün?

- Ya Rasûlallah, o ölümden kurtulmak için böyle dedi. Rasûlullah, bu sözünü defalarca tekrarladı. Öyle ki ben, "O güne

kadar Müslüman olmamış olsaydım, keşke o gün Müslüman olsaydım." diye içimden geçirdim."

Bu hadisi Buharı ve Müslim de rivayet etmişlerdir.

İbn İshak, Yakub b. Utbe kanalı ile Cündüb b. Mekis el-Cühenî1-nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.), Galib b. Abdullah el-Kelbî'yi Kedid mıntıkasındaki Beni Mülevvih'e gönderdi ve onlara hücum etmesini emretti. Ben de onun seriyyesinde bulunuyordum. Yola koyulduk. Kudeyd'e (Kadid?) vardığımızda Haris b. Malik b. Bersa el-Leysî ile karşılaştık. Onu yakaladık. Bize şöyle dedi: "Ben Müslüman olmak için geldim."

Galip b. Abdullah ona şöyle dedi:

- Eğer Müslüman olmak için geldiysen bir gün ve bir gece müddetle bağlı kalman sana zarar vermez. Ama başka bir niyetle gelmiş isen, seni bağlamakla senin şerrinden kurtulmuş oluruz.

Galip b. Abdullah, onu bağladı. Başına nöbetçi olarak beraberi-mizdeki siyahi bir adamı koyarak ona şu talimatı verdi:

- Biz sana dönünceye kadar bunun yanında bekle. Eğer seninle çekişecek olursa başını kopar.

Yola devam ettik. Nihayet Batn-ı Kedid'e ulaştık. Vakit ikindiyi geçmiş, akşama yaklaşmıştı. Arkadaşlarım beni ileri gönderdiler. Ben de bir tepeye tırmandım. İleriyi gözetleyecektim. Yüzü koyun tırmandım. Vakit, güneşin batmasından önce idi. Onlardan bir adam ortaya çıktı. Etrafı gözetledi. Benim tepeye yüzüstü tırmanmakta olduğumu gördü. Ve karısına şöyle dedi:

- Şu tepenin üzerinde bir karartı görmekteyim. Bu sabah böyle birşey yoktu. Birşey görmemiştim. Hele bak köpekler, bizim kaplarımızdan bazısını götürmüş olmasın.

Karısı kaplara baktı ve: "Vallahi kaplarımızdan herhangi biri kayıp olmuş değildir." dedi. Adam, karısına şöyle dedi: "Bana yayımı ve oklarımdan ikisini ver." Karısı ona okunu ve yaylarını verdi. Adam bana bir ok fırlattı. Alnıma ya da böğrüme isabet etti. Ben de oku çekip yanıma koydum ama kımıldamadım. Sonra bana bir başka ok attı. Onu da omuz başıma isabet ettirdi. Onu da çekip yanıma koydum. Ama yine de kımıldamadım. Adam karısına şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki iki okum da ona saplandı. Eğer gözcü biri olsaydı mutlaka kımıldardı. Sabah olunca sen oklarımı bulup getir ki köpekler onları çiğnemesinler."

Onlara mühlet verdik. Nihayet sükûnete erdikleri ve uyudukları zaman seher vakti idi ki, onların üzerine dört bir yandan saldıran atlılarımızı saldık; savaştık, develerini önümüze katıp sürdük, dönüp Medine yoluna koyulduk. Kavmin borazanı bizim yakınımızda çaldı. Biz de süratle yola koyularak Haris b. Malik b. Bersa ve arkadaşına uğradık. Onları da beraberimizde götürdük. Kavmin borazanı tekrar çaldı. Bize geldiler. Onlara güç yetirecek durumda değildik. Bizimle onların arasında sadece Kudeyd vadisi kaldı. Allah, vadiye kendi dilediği yerden bir su gönderdi. Oysaki ondan önce yağmur veya bulut görmüş değildik. O suyu geçip bize gelebilecek kimse yoktu. Suyu geçemediler. Böylece bize bakar oldukları halde durdular. Biz ise, onların develerini önümüze katıp sürüyorduk. Onlardan hiçbir adam bize doğru gelemiyordu. Biz ise onları süratlice sürüyorduk. Nihayet onlardan kurtulduk. Onlar da bizi takip etmeye güç yetiremediler.»

Vakidî, bu kıssayı başka bir senedle anlatmış ve şöyle demiştir: "Seriyye kumandanı Galip b. Abdullah'ın beraberinde 130 sahabe vardı."

Beyhakî, daha sonra Vakidî tariki ile Beşir b. Sa'd'm Hayber'e giden seriyyesini de anlatırken şöyle demiştir: "Bir Arap topluluğuyla karşılaştılar. Çok miktarda davarı ganimet olarak ellerine geçirdiler. Beşir b. Sa'd'm bu seriyyeye gönderilmesi, Ebu Bekir ve Ömer'in tavsiyesi üzerine olmuştu. Bu seriyyede Beşir ile birlikte 300 Müslüman vardı. Kılavuzu da Hüseyl b. Nüveyre idi. O Hayber'e giderken Rasû-lullah'a da kılavuzluk yapmıştı."