El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Buharîye Göre Hudeybiye Umresi

Megazi bahsinde Buharı, Abdullah b. Muhammed kanalı ile Mis-ver b. Mahreme ile Mervan b. Hakem'in şöyle dediklerini rivayet etmiştir: "Peygamber ( s.a.v.), Hudeybiye senesinde 1.000 küsur ashabı ile birlikte yola çıktı. …

Megazi bahsinde Buharı, Abdullah b. Muhammed kanalı ile Mis-ver b. Mahreme ile Mervan b. Hakem'in şöyle dediklerini rivayet etmiştir:

"Peygamber ( s.a.v.), Hudeybiye senesinde 1.000 küsur ashabı ile birlikte yola çıktı. Zu'1Huleyfe'ye vardığında kurbanlıklarının boyunlarına gerdanlıklarım asıp kurbanlık oldukları bilinsin diye işaretledi. Kendisi de umre ihramına girdi. Huzahlardan da kendisi için keşifler yapması gayesi ile bir gözcüyü ileriye gönderdi.

Gadirü'l-Eştat mevkiine vardığında gözcüsü (casusu) gelip şöyle dedi:

- Kureyşliler, sana karşı yığınla adam toplamışlar. Ehabiş grubunu da yanlarına almışlar. Onlar seninle savaşacaklar ve Ka'be'ye gitmene engel olacaklardır!

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), sahabelere şöyle dedi:

- Ey insanlar, bana bu hususta fikrinizi söyleyin. Bizi Ka'be'den geri çevirmek isteyen şu kimselerin (müşriklerin) çoluk çocuklarına, kadınlarına saldırmama ne dersiniz? Eğer onlar bize gelirlerse, Cenâb-ı Allah, müşriklerden bir gözü kesmiş olur. Yoksa biz onları savaşılmış olarak bırakırız.

Ebu Bekir dedi ki:

- Ya Rasûlallah, sen şu Beyt'i ziyaret maksadıyla Medine'den çıkıp geldin. Herhangi bir kimseyi öldürmek ve herhangi bir kimse ile savaşmak niyetinde değilsin. Sen Beyt'e gitmeye bak. Oraya yönel. Her kim bizi ondan geri çevirirse, onunla savaşırız.

Rasûlullah (s.a.v.):

- Öyleyse Allah'ın adı ile yürüyün, dedi."

Sahih-i Buharî'nin Kitabü'ş-Şehadat bölümünde Misver b. Mahreme ile Mervan b. Hakem'in şöyle dedikleri rivayet edilmiştir:

«Hudeybiye zamanında Peygamber (s.a.v.) Medine'den yola çıktı. Yolda iken şöyle dedi:

- Halid b. Velid, Ganim'de Kureyşlilerin Öncü kuvveti olarak birkaç süvari ile birlikte durmaktadır. Siz sağ tarafı tutun.

Allah'a yemin ederim ki, onlar Müslüman askerlerin atlarının ayaklarından çıkan tozu görmedikçe gelişlerinden haberleri olmadı. Bu tozu görünce koşarak gittiler ve Kureyşlileri uyarmaya başladılar. Peygamber (s.a.v.) de yoluna devam etti. Nihayet Kureyşlileri görecek tepeye vardığında devesi orada çöktü, insanlar, "Çöktü, çöktü." dediler. Bu sözlerini defalarca tekrarladılar. "Rasûlullah'm devesi Kasva çöktü, Kasva çöktü." dediler. Rasûlullah (s.a.v.) da:

- Kasva çökmedi. Bu onun huyu da değildir. Ancak fili Mekke'ye girmekten alıkoyan, onun alıkoydu, dedi.

Sonra şu sözleri ekledi:

- Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, Kureyşliler, içinde Allah'ın haramlarına saygı gösterecekleri birşeyi benden isterlerse, mutlaka bunu onlara veririm.

Böyle dedikten sonra devesini dürttü. Deve de kalktı.

Sonra yanlarından ayrılıp yola devam etti. Hudeybiye'nin aşağı taraflarında, içinde azıcık su bulunan bir çukura geldi. İnsanlar oradan azar azar su alıyorlardı. Çok geçmeden çukurdaki suyu da tükettiler. Sahabeler, susuzluklarını Rasûlullah'a bildirdiler. O da okluğundan bir ok çıkardı. Sonra oku çukura koymalarını emretti. Allah'a yemin ederim ki, o çukurdan su fışkırmaya başladı. Doyuncaya kadar kana kana su içtiler. Daha sonra da çukurun başından ayrılıp gittiler.

Onlar bu halde iken Büdeyl b. Verka el-Huzaî kavminden birkaç kişi ile birlikte Rasûlullah'm yanma geldi. Huzaallılar, Tihame halkından olup Rasûlullah'm sırdaşları idiler. Büdeyl, Rasûlullah'a şöyle dedi:

- Ka'b b. Lüey ile Amir b. Lüey'in Hudeybiye suları civarında konakladıklarını gördüm. Beraberlerinde yavrulamış develeri (yani çocukları ve kadınları) bulunuyordu. Onlar, seninle savaşacaklar ve seni Ka'be'den geri çevireceklerdir.

Peygamber (s.a.v.), Büdeyl ve arkadaşlarına şu cevabı verdi:

- Biz herhangi bir kimse ile savaşmaya gelmedik. Sadece umre için geldik. Kureyşlileri savaş bitkin düşürmüş ve onlara zarar vermiştir. İsterlerse onlarla aramızda bir müddet koyarım. Ama onlar da benimle diğer insanların arasından çekilsinler. Eğer ben galip olursam, dilerlerse diğer insanlarla birlikte İslâm'a topluca akın akın-girerler. Ama girmezlerse ve bu dediğimi yapmazlarsa, nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, bu davam uğruna onlarla sa-

vaşırım veya bu yolda boynum gider. Allah'ın emri mutlaka yerine gelecektir.

Büdeyl:

- Senin bu dediklerini onlara bildireceğim, dedi. Yola çıktı ve Ku-reyşlilerin yanına varıp onlara şöyle dedi:

- Biz, şu adamın (Muhammed'in) yanından geldik, onun söylediklerini işittik. İsterseniz sözlerini size tebliğ ederiz.

Kureyş'in beyinsizleri:

- Onun hakkında bize herhangi birşey söylemene ihtiyacımız yok, dediler.

Kureyş'in fikir ve görüş sahibi kimseleri:

- Ondan duyduklarını söyle bakalım, dediler. Büdeyl de:

- Muhammed'in şunu ve şunu söylediğini işittim, dedi ve Rasûlul-lah (s.a.v.)'m kendisine söylediklerini onlara nakletti.

Bunun üzerine Urve b. Mesud, kalkıp şöyle dedi:

- Ey halk, ben baba değil miyim?

- Evet babasın.

- Siz de çocuk değil misiniz?

- Evet çocuğuz.

- Beni herhangi birşeyle suçlar mısınız?

- Hayır.

- Bilmez misiniz ki, Ukaz halkına alarm verdim. Onları savaşa çağırdım. Ama onlar yerlerinden kalkmayınca ben çoluk çocuğum ve bana itaat eden kimselerle birlikte size geldim.

- Evet öyledir.

- İşte bu adam (Muhammed), size akıllıca bir teklifte bulunuyor. Ya bu teklifi kabul edin veya bırakın da onun yanma gideyim.

- Git bakalım.

Urve b. Mesud, kalkıp Peygamber (s.a.v.)'in yanma geldi. Onunla konuşmaya başladı. Peygamber (s.a.v.), Büdeyl'e söylediklerinin benzerini ona da söyledi. O esnada Urve, ona şöyle dedi:

- Ya Muhammed, ne dersin? Bence sen kendi kavminin kökünü kazımaktasın. Araplar arasında senden önce senin gibi biri kendi kavmine bu kadar felaket getirmiş midir? Eğer bu teklifimizi kabul etmezsen, barışa yanaşmazsan, yemin ederim ki, senin etrafında dağınık bazı kimseler vardır ki, yarın onlar seni bırakıp kaçacaklardır!

Urve'nin bu sözü üzerine Ebu Bekir ona şöyle dedi:

- Lat'm bızırını em. Biz mi Rasûlullah'ı bırakıp kaçacağız.

- Ya kim?

- Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederimki, senin daha önce bana yaptığın bir iyiliğin olmasaydı senin bu sözlerine karşılık verirdim.

Bundan sonra Urve, Peygamber (s.a.v.)'Ie konuşmaya başladı. Konuştukça Hz. Peygamber'in sakalını tutuyordu. Muğire b. Şube de Peygamber Efendimiz'in yanı başında durmakta idi. Başında miğferi, elinde kılıcı vardı. Urve, elini Hz. Peygamberin sakalına uzattıkça Muğire, kılıcının kınının ucundaki demirle eline vuruyor ve: «Elini Rasûlullah'm sakalından çek!» diyordu. Urve başım kaldırıp: «Bu kimdir?» diye sordu. Muğire b. Şube olduğunu söylediler. O da Mugi-re'ye şöyle dedi: - Ey hain! Senin o hainlik yaptığın işte benim çabam ve gayretim olmadı mı?

Muğire b. Şube, cahiliye döneminde birkaç kişiyle arkadaşlık etmiş, onları öldürüp mallarım almış, sonra da gelip Müslüman olmuştu. Peygamber (s.a.v.), ona şöyle demişti:

- İslâmiyet'ini kabul ederim. Ama malına bir diyeceğim olmadığı gibi onunla ilgim de yoktur.

Urve, daha sonra Rasûlullah (s.a.v.)'ın sahabelerine baktı. Onları gözleri ile süzdü. Sonra dedi ki:

- Vallahi Rasûlullah (s.a.v.) tükürünce, tükrüğü mutlaka sahabelerden birinin avucu içine düşüyor, o da o tükrüğü alıp yüzüne ve cildine sürüyordu. Onlara bir emir verdiğinde koşarak acele ile emrini yerine getiriyorlardı. Abdest alacak oldu mu, onun abdest suyunu getirmek ve abdest almasına yardımcı olmak için âdeta birbirlerini öldürecek gibi oluyorlardı. Ona olan saygılarından dolayı zatına dik bakışla bakmıyorlardı.

Urve, kendi arkadaşlarının yamna dönüp şöyle dedi:

- Ey kavim, Allah'a yemin ederim ki, ben hükümdarların yanma gittim. Kayserin, kisramn, Necaşi'nin yanına çıktım. Allah'a yemin ederim ki, Muhammed gibi ashabı tarafından saygı gören bir hükümdar görmedim. Allah'a yemin ederim ki, o tükürünce tükrüğü mutlaka sahabelerden birinin avucu içine düşüyor, o sahabe de tükrüğü kendi yüzüne ve cildine sürüyordu. Onlara bir emir verince, emrini koşarak yerine getiriyorlardı. Abdest alacak oldu mu abdest suyunu getirmek ve abdest almasına yardımcı olmak için âdeta birbirlerini öldürecek gibi yarışıyorlardı. O konuşunca yanında seslerini kısıyorlardı. Ona olan saygılarından ötürü yüzüne dik bir şekilde bakamı-yorîardı. O size akıllıca bir teklifte bulunmuştur. Gelin bu teklifi kabul edin.»

Kinane oğulları kabilesinden bir adam: «Bırakın da ben Muhammed'in yanma gideyim» dedi. Onlar da; "Git bakalım" dediler. Adam, Peygamber (s.a.v.) ile ashabının yamna vardığında Peygamber (s.a.v.) dedi ki: «Bu falan adamdır. Bu, kurbanlık hayvanlara saygı gösteren bir kavimdendir. Bunun için kurbanlık hayvanları onun geleceği yola sürün.» Sahabeler de kurbanlıkları onun yoluna çıkardılar. Telbiye getirerek onu karşıladılar. Adam bu manzarayı görünce: «Sübhanal-lah. Bu adamların Ka'be'den geri çevrilmeleri uygun olmaz.» dedi. Arkadaşlarının yanına dönüp şöyle dedi: - Kurbanlık hayvanlar gördüm. Boyunlarına kurbanlık alameti olan gerdanlıklar takılmış ve işaretlenmişlerdi. Onların Ka'be'den geri çevrilmelerini uygun görmüyorum!

Mikrez b. Hafs adında bir Kureyşli ayağa kalkıp: «Müsaade edin, ben Muhammed'e gideyim.» dedi. Ona: Git bakalım, dediler. O da Müslümanların yanma yaklaştığında Rasûlullah (s.a.v.): "Bu Mikrez'dir. Facir bir adamdır.» dedi. Gelip Peygamber (s.a.v.)'le konuşmaya başladı. Konuşma esnasında Süheyl b. Amr geldi. Süheyl b. Amr gelince Rasûlullah (s.a.v.): «İşte işiniz kolaylaştırıldı.» dedi.

Mamer, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Süheyl gelip şöyle dedi:

- Aramızda bir antlaşma metni yazalım. Peygamber (s.a.v.), yazıcıyı çağırdı ve ona:

- Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla yaz, dedi. Süheyl:

- Rahman kelimesine gelince vallahi ben onun ne olduğunu bilmiyorum. Ama sen, «Allah'ım, senin adınla» diye yaz. Nitekim daha önce de öyle yazıyordun, dedi.

Müslümanlar dediler ki:

- Vallahi biz bu antlaşma metnini ancak Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla diye yazarız.

Peygamber (s.a.v.), yazı yazana:

- Allah'ım, senin adınla diye yaz, dedi. Sonra şöyle buyurdu:

- Bu, Rasûlullah Muhammed'in, karar verdiği şeydir, diye yaz. Süheyl:

- Allah'a yemin ederim ki, senin Allah Rasûlü olduğunu bilseydik ve buna inansaydık, seni Ka'be'den geri çevirmez ve seninle savaş-mazdık. Ama sen Abdullah oğlu Muhammed diye yaz, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.), şöyle dedi:

- Allah'a yemin ederim ki, ben Allah'ın Rasûlü'yüm. Siz beni ya-lanlasanız da bu böyledir. Ama Abdullah oğlu Muhammed, diye yaz.

Zuhrî dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.): «Onlar, içinde Allah'ın haramlarına saygı gösterecekleri herhangi bir teklifte bulunacak olurlarsa, ben mutlaka kabul eder ve istediklerini veririm.» demesinden ötürü böyle olmuştur.

Peygamber (s.a.v.), antlaşmayı yazıcıya yazdırırken şu şartı koydurdu:

«Bizimle Ka'be'nin arasından çıkmaları ve bizim Kabe'yi tavaf etmemiz şartı üzerine...» Süheyl dedi ki:

- Allah'a yemin ederim ki biz, isteğimiz olmadan zorla Ka'be'ye girmiş olduğunuzu Araplar arasında söylettirmeyiz. Ancak gelecek sene Ka'be'yi tavaf edebilirsiniz.

Ve antlaşmaya bu madde konuldu. Sonra Süheyl şöyle dedi:

- Senin dinine mensup olsa bile bizim yanımızdan bir adam sana gelirse, onu bize mutlaka geri vereceksin.

Müslümanlar dediler ki:

- Sübhanallab! Müslüman olarak yanımıza gelen bir adam, müşriklere nasıl olur da geri verilir?

Bu maddeyi yazdıktan sonra Ebu Cendel b. Süheyl b. Amr, bağlı olduğu zincirleri sürüyerek Müslümanların yanma geldi. Mekke'nin aşağı taraflarından çıkıp gelmişti. Kendini Müslümanların arasına attı. Bu durumu gören Süheyl şöyle dedi:

- Ya Muhammed, sana gelip te bana geri vermeni isteyeceğim ilk adam işte budur.

- Biz antlaşma yazısını henüz kesini eştirmedik.

- Bunu vermezsen artık seninle asla antlaşma yapmam. Seninle musalaha akdi imzalamam.

- Bunu bana bağışla.

- Sana bağışlamam.

- Haydi bağışla.

- Hayır ben bunu yapmam. Mikrez dedi ki: Evet sana bağışladık. Ebu Cendel dedi ki:

- Ey Müslümanlar topluluğu! Ben müşriklere geri verilecek miyim? Oysa ki ben Müslüman olarak yanınıza geldim. Başıma gelenleri görmüyor musunuz?

Ebu Cendel, Allah yolunda çok şiddetli eziyetler ve işkenceler görmüştü. Bu durumu gören Hz. Ömer şöyle dedi:

«Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gidip ona şöyle dedim:

- Sen gerçekten Allah'ın peygamberi değil misin?

- Evet, Allah'ın peygamberiyim.

- Biz hak yolda değil miyiz, düşmanlarımız da batıl yolda değil midirler?

- Evet öyledir.

- Şu halde dinimiz uğruna ne diye alçaklığa razı oluyor ve hakaret görüyoruz?

- Ben Allah'ın elçisiyim. Ona karşı gelemem. O benim yardımcımdır.

- Ka'be'ye gelip onu tavaf edeceğimizi sen bize söylemiyor muydun?

- Evet... Ama mutlaka bu sene gelip Ka'be'yi tavaf edeceğimizi sana söyledim mi?

- Hayır.

- Ama muhakkak sen Ka'be'ye gelecek ve onu tavaf edeceksin. Hz. Ömer diyor ki: "Bunun üzerine Ebu Bekir'in yanına gittim.

Ve ona şöyle dedim:

- Ey Ebu Bekir! Bu, Allah'ın gerçekten peygamberi değil midir?

- Evet öyledir.

- Biz hak yolda değil miyiz, düşmanlarımız da batıl yolda değil midirler?

- Evet öyledir.

- Öyleyse niçin dinimiz uğruna hakarete uğruyoruz?

- Ey Adam! O gerçekten Allah'ın Rasûlü'dür. O, Rabbine isyan edemez. Rabbi ona yardım eder. Sen onun yoluna uy. Allah'a yemin ederim ki, hak yoldadır.

- Ama Ka'be'ye geleceğimizi ve tavaf edeceğimizi bize söylemiyor muydu?

- Evet, ama mutlaka bu sene gelip Ka'be'yi tavaf edeceğimizi söyledi mi?

- Hayır.

- Ama mutlaka Ka'be'ye gelecek ve tavaf edeceksin.

Zührî, Hz. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bu hatamı affettirmek için çok ameller işledim." Ravi diyor ki: Rasûlullah (s.a.v.), antlaşma metninin yazım işi tamamlandıktan sonra ashabına: «Kalkın, kurbanınızı kesin, sonra da tıraş olun.» dedi. Allah'a yemin ederim ki, bu emrini üç kez tekrarladı. Yine de onlardan herhangi biri kalkıp kurbanım kesemedi ve tıraş olamadı. Bu durumu görünce zevcesi Ümmü Seleme'nin yanma gitti ve karşılaştığı durumu ona anlattı. Ümmü Seleme ona şöyle dedi:

- Sen bu işin yapılmasını istiyor musun ey Allah'ın peygamberi? Eğer istiyorsan çık, herhangi bir kimseyle konuşma. Sonra kurbanlarını kes, berberini de çağır, seni tıraş etsin.

Peygamber (s.a.v.), çadırdan çıktı. Herhangi bir kimse ile konuşmadan kurbanlarını kesti ve berberini çağırıp tıraş oldu. Ashab, bu durumu görünce kalkıp kurbanlıklarını kestiler ve birbirlerini tıraş etmeye başladılar. Ama keder ve üzüntülerinden neredeyse birbirlerini öldürecek hale gelmişlerdi.

Daha sonra mü'min kadınlar Hz. Peygamber'in yanma geldiler. Bu hususta yüce Allah, şu ayeti inzal buyurdu:

«Ey inananlar! İnanmış kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları deneyin. Hicretlerinin sebebini inceleyin. Allah onların imanlarını çok iyi bilir. Onların mü'min kadınlar olduklarını öğrenirseniz, inkarcılara geri çevirmeyin. Bu kadınlar, o inkarcılara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar. İnkarcıların bu kadınlara verdikleri mehirleri iade edin. Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde bir engel yoktur. İnkara kadınları nikahınızda tutmaym...» (el-Mümtehine, 10.)

Bu ayet nazil olunca o gün Hz. Ömer, müşrik olan iki karısını boşadı. Bunlardan biri ile Muaviye b. Ebi Süiyan, diğeri ile de Safvan b. Umeyye evlendi.

Sonra Peygamber (s.a.v.) Medine'ye döndü. Kureyş'ten bir adam olan Ebu Basir Müslüman olarak Medine'ye, Hz. Peygamber'in yanına geldi. Kureyşliler, onu almak için iki kişi göndererek: "Antlaşma gereğince onu bize vermelisiniz." dediler. Hz. Peygamber, Ebu Basir'i onlara verdi. Üçü birlikte yola çıktılar. Zu'1-Huleyfe'ye vardılar. Mola verip hurma yemeye başladılar. Ebu Basir, o iki kişiden birine şöyle dedi:

- Ey falan, vallahi şu kılıcım çok güzel buluyorum. Adam da kılıcım kınından çıkardı. Bakıp şöyle dedi:

- Evet, Allah'a yemin ederim ki, kılıcım çok güzeldir. Çok iyidir. Defalarca denemişimdir.

Ebu Basir:

- Ver de bakayım hele, dedi. Adanı verince Ebu Basir, kılıcı eline aldı. Bir fırsatını bulup adamı vurdu, öldürdü. Diğeri de kaçıp Medine'ye geldi. Koşarak Mescid-i Nebevi'ye girdi. Onu görünce Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi: «Bu adam çok korkmuş.»

Adam, Hz. Peygamber'in yanına varınca:

- Vallahi arkadaşım öldürüldü. Ben de öldürülmek üzereyim, dedi.

Ebu Basir gelip şöyle dedi:

- Ey Allah'ın peygamberi! Allah'a yemin ederim ki, Allah senin Kureyşlilere^vermiş olduğun taahhüdü yerine getirmiştir. Sen beni onlara geri verdin. Sonra Allah beni onlardan kurtardı.

Peygamber (s.a.v.):

- Vay anam! Bu adam savaş ateşini alevlendirdi. Keşke bunun hakkından gelecek bir adam olsaydı, dedi.

Ebu Basir, bu sözleri işitince Peygamber (s.a.v.)'in kendisini Ku-reyşlilere geri vereceğini anladı. Medine'den çıkıp Sifu'l-Bahr'a (deniz kıyısına) gitti.

Ravi diyor ki: Ebu Cendel b. Süheyl b. Amr da müşriklerin elinden kaçıp kurtuldu ve Ebu Basir'in yanma Sifu'l-Bahr'a geldi. Artık Kureyşlilerden Müslüman olan herkes Ebu Basir'in yanma geliyor, grubuna katılıyordu. Nihayet bir çete oluşturdular. Allah'a yemin ederim ki, bunlar Kureyşlilerin yola çıkan bir kervanlarını duyunca mutlaka yolunu kesiyor, adamlarım öldürüyor, mallarını alıyorlardı.

Kureyşliler, Peygamber (s.a.v.)'e haber gönderdiler. Allah rızası ve akrabalık hatırı için şunu kendisinden talep ettiler: «Senin yanma gelen kimseyi bize geri gönderme mecburiyetin yoktur ve güvenlik içindedir.» Peygamber (s.a.v.) de onlara, bunu kabul ettiğini bildirdi. Yüce Allah, şu ayeti inzal buyurdu:

«Sizi onlara üstün kıldıktan sonra, Mekke bölgesinde,onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan geri tutan, savaşı önleyen O'dur. Allah yaptıklannızı görendir.

İnkar edenler, gönüllerindeki cahiliye çağının asabİ3^et ateşini ateşlendirdiklerinde, Allah, peygamberine ve inananlara huzur indirdi...» (el-Frfih, 24-26.)

Müşrikler, gönüllerindeki asabiyet ateşinden ötürü Rasûlullah'm risaletini ikrar etmemişler ve Hudeybiye barış antlaşmasının metnini, «Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.» diye kaleme aldırmamışlar ve Müslümanların Ka'be'yi ziyaretlerine engel olmuşlardı.

Buharı, eş-Şurût bahsinin baş tarafında Yahya b. Bükeyr kanalı ile bu olayı anlatır.

Buharı, Hasan b. îshak kanalı ile Ebu Vail'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Süheyl b. Huneyf, Sıffîn'dan geldiğinde yanma varıp haber sorduk. Bize şöyle dedi: «Reyi itham edin. Ben, Ebu Cendel'in geldiği gün kendime bir baktım. Eğer onun geri verilmesine dair Rasûlullah'm verdiği karara karşı çıkacak gücü kendimde bulsaydım, karşı çıkardım. Ama Allah ve Rasûlü, işin doğrusunu daha iyi bilirler. Beklenmedik bir durumla karşılaşmamak için kılıçlarımızı omuzlarımızdan henüz indirmemiş tik. Ancak şimdi bildiğimiz bir işle karşılaştık. (Yani Hz. Ali ile Muaviye arasmda fitne meydana geldi.) Bundan önce bir açığı yamalarsak, bu sefer başka bir delikle karşılaşıyoruz. Şimdi bu durumu nasıl karşılayacağımızı bilemiyorum.»

Buharı, Zeyd'in babası Eslem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), bir yolculuğunda yürümekte iken, Hattab oğlu Ömer de geceleyin onun yanında yürüyor idi. Ömer, kendisine birşey sordu. Rasûlullah cevap vermedi. Yine sordu, yine cevap vermedi. Yine sordu, yine cevap vermedi. Ömer de şöyle dedi: «Anan ağlasın ey Ömer, Rasûlullah'a üç kez ısrarla sordun. Her defasında da sana cevap vermedi.»

Ömer dedi ki: Devemi hızla hareket ettirerek Müslümanların önüne geçtim. Hakkımda Kur'ân ayeti nazil olmasından korktum. Çok geçmeden bir ünleyicinin bana seslendiğini işittim. "Korkarım ki, hakkımda Kur'ân ayeti nazil oldu." dedim. Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gelip selam verdim. Bana dedi ki: «Bu gece bana bir sûre nazil oldu. O sûre, güneşin üzerine doğduğu şeylerden (dünyadan) bana daha sevimlidir.» Böyle dedikten sonra «Ey Muhammed! Doğrusu biz sana apaçık bir zafer sağlamışızdır.» ayetini okudu.

Ben derim ki: Tefsirimizde Fetih sûresi hakkında detaylı açıklamalarda bulunmuşuzdur. Hamd ve minnet Allah'adır.