Bu, hicri sekizinci senenin ramazan ayında olmuştur ve Cenâb-ı Allah, bu fethi, Kur'ân-ı Kerîm'in birkaç yerinde zikretmiştir. Şöyle ki:
"İçinizden Mekke'nin fethinden önce sarfeden ve savaşan kimseler, daha sonra sarfedip savaşan kimselerle bir değildirler. Berikiler daha üstün derecededirler. Allah, hepsine Cennet'i vadetmiştir." (el-Hadîd, 10.)
"Ey Muhammed! Allah'ın yardımı ve zafer günü gelip, insanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbini överek teşbih et. Ondan bağışlama dile. Çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir."(en-Nasr, 1-3.)
Hudeybiye barışından sonra Mekke'nin fetih sebebi, Muhammed b. İshak'm şu ifadelerinde açıkça görülmektedir: Zührî, Urve b. Zü-beyr tariki ile Misver b. Mahreme ile Mervan b. Hakem'in şöyle dediklerini bana nakletti: Hudeybiye barış antlaşmasında şu şart vardı: Dileyen kimse, Muhammed'in akdine ve ahdine girebilir. Dileyen kimse, Kureyşlilerin akdine ve ahdine girebilir.
Bunun üzerine Huzaalılar fırlayıp: "Biz Muhammed'in akdine ve ahdine giriyoruz." dediler. Beni Bekir kabilesi de firlayıp: "Biz de Kureyşlilerin ahdine ve akdine giriyoruz." dediler.
Bu antlaşmanın yapılmasından itibaren onyedi veya onsekiz ay kadar sessizce beklediler. Sonra bir gece vakti, Beni Bekir kabilesi, Mekke'ye yakın Vetir suyunun yanında Huzaalılara saldırdı. Kureyş-liler de: "Muhammed, şimdi bizim ne yaptığımızı bilmiyor. Gece vakti olduğundan hiç kimse bizi görmez." diyerek silah ve binekle Beni Bekir kabilesine yardım ettiler. Rasûlullah (s.a.v.)'a olan düşmanlıklarından dolayı da Huzaahlarla savaştılar.
Amr b. Salim de Huzaahlarla Beni Bekir kabilesinin Vetir mmtı-kasmdaki çarpışmaları esnasında bineğine binip Medine'ye, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına geldi. Olup bitenleri ona haber verdi ve şu beyitleri okudu:
"Ey Rabbim! Ben Muhammed'den bizim babamızın ve onun kadim babasının antlaşmasmı talep ediyor ve onu hatırlıyorum.
Siz çocuklar, biz ise doğuranlar olmuştuk.
Biz sana teslim olduk, el çekmedik.
O halde yardım et, Allah seni hazır bir yardıma kavuştursun.
Allah'ın kullarım çağır ki, yardıma gelsinler.
Onların içinde Rasûlullah gazaplamr.
Eğer ondan boyun eğme istenirse, yüzü siyaha değişir.
Çok askerler içindeki, köpüklü bir halde deniz gibi akar.
Eğer Kureyş, seninle anlaştıkları va'de muhalefet edip ahdi bozarsa,
Eğer senin tekitli misakmı bozarlarsa ve Keda'da benim için gö-zetleyiciler koyarlarsa,
Benim hiçbir kimseyi çağırmadığımı iddia ederlerse,
Onlar daha alçak ve sayıca daha azdırlar.
Onlar bizi uyurken Vetir suyunun yanında geceleyin bastılar.
Ve bizi rükû ve sücud ederken öldürdüler."
Rasûlullah (s.a.v.) ona: "Ey Amr b. Salim, sana yardım edildi." dedi. Çok geçmeden gökte bir bulut belirdi, Rasûlullah (s.a.v.): "Doğrusu şu bulut, Ka"b oğullarının yardımını müjdeliyor." dedi.
Rasûlullah (s.a.v.), insanların sefere çıkmaya hazırlanmalarını emretti. Ner',ye gidileceğini söylemedi. Allah'tan, Kureyşlilerin bu haberi duymamalarını niyaz etti ki, onları memleketlerinde ansızın baskına uğratsın.
İbn İshak dedi ki: Onları galeyana getiren sebeb şuydu: Beni Hadremî kabilesinden Malik b. Abbad (Esved b. Rizn'in müttefikle-rindendir.) adındaki bir adam ticaret için yola çıktı. Huzaa diyarının ortalarına geldiğinde ona saldırdılar, onu öldürüp malını aldılar. Beni Bekir kabilesi, Huzaalılardan birine saldırıp öldürdüler. Huzaalılar da İslâm'a girmelerinden kısa bir süre önce Beni Esved b. Rizn ed-Di-lî'ye saldırdılar. Onlar, Kinane oğullarının eşrafı ve övüncü idiler. E-vet, bu kabilenin adamlarından Selma, Külsüm ve Züeyla adındaki kimseleri öldürdüler. Bunları Arafat'ta Harem putlarının yanında öldürmüşlerdi.
İbn İshak dedi ki: Dil kabilesinden bir adam bana şöyle dedi: Beni Esved b. Rizn kabilesi, cahiliye döneminde ikişer diyetle diyetlen-dirilirlerdi. Biz ise bir tek diyetle diyetiendirildik. Çünkü onların bizim içimizde üstünlükleri vardı.
İbn İshak şöyle dedi: Beni Bekir ve Beni Huzaa, işte bu durumda iken İslâm aralarına girdi. Halk onunla meşgul oldu. Rasûlullah ile Kureyşliler arasında Hudeybiye barışı yapıldığında Beni Bekir kabilesi Kureyşlilerin akdine; Huzaalılar da Rasûlullah (s.a.v.)'m akdine girdiler. Böylece karşılıklı ateşkes oldu. Sulh dönemine girildi. Bu arada Beni Bekir kabilesinden olan Beni Dil, Huzaahlara saldırmak için firsatı ganimet bildi. Kendilerinden Beni Esved b. Rizn'den öldürülen o kişiler karşılığında intikam almak için Huzaalı katilleri öldürmek istediler. Bunun için Nevfel b. Muaviye ed-Dilî, kendi kavmi ile yola çıktı. Nevfel, o zaman onların lideri idi. Beni Bekr'in tamamı ona tabi değildi. Nihayet onlar Huzaa'ya, Vetir denilen sularının yanında bulundukları bir sırada baskın yaptılar ve onlardan bir adamı vurdular. Birbirlerine cephe aldılar ve vuruştular.
Kureyşliler, Beni Bekir kabilesine silah yardımı yaptı ve onlarla birlikte Kureyş'ten gece gizlice savaşanlar oldu. Nihayet Huzaa'yı Harem'e sürdüler. Oraya vardıklarında Beni Bekir şöyle dedi:
- Ey Nevfel! Biz Harem'e girdik. İlâhından sakın. İlâhından sakın.
O da onlara şöyle dedi:
- Büyük bir kelime, fakat bugün ilâh yoktur. Ey Beni Bekir, intikamımızı alınız. Andolsun ki siz, Harem'de hırsızlık yapıyordunuz. Orada intikamınızı alsanız ne olur?
Huzaalılar, Büdeyl b. Verka'nın Mekke'deki evine ve Rafi adındaki mevlâlarmın evine sığındılar. Ahzer b. Lü't ed-Dilî, bu çarpışma hakkında şu şiiri söyledi:
"Dikkat, acaba Ahabiş'in en uzaklarına şu haber verilmedi mi ki, biz Beni Ka'b'ı hayal kırıklığına uğramış, ziyan etmiş bir vaziyette geri gönderdik.
Onları Rafi denilen kölenin evinde ve Büdeyl'in yanında faydasız bir hâpsedişle hapsettik.
Onlardan bazı nefislere kılıçlarla şifa vermemizden sonra zilleti alan zelilin evinde, onları hapsettik. Nihayet onların günleri uzadığı zaman,
Onlara her bir dağ boğazından at tekmeleri vurduk.
Onları keçileri boğazlarcasma boğazlarız. Sanki biz onların içinde keskin kılıçlarla yarışan aslanlarız.
Onlar, bize haksızlık ettiler ve aşın gittiler. Harem ile Hill'in arasını ayıran dikili taşların yanında ilk katil oldular.
Sanki onlar, vadinin yamacında Fasur mevkiinde onları kovalarken süratli kaçan deve kuşlarının küçükleridirler."
Büdeyl b. Abdi Menat b. Seleme b. Amr b. Eceb (ki kendisine Büdeyl b. Ummü Asrem denilir.) ona cevaben şöyle dedi:
"iftihar eden kavim, birbirini ganimet dağıtan komutansız olarak katiler ve biz onlar için onları meclise toplayan bir efendi bırakmadik.
İşte o hor gördüğün kavmin korkusundan mı korkarak geri bakmayarak Vetir'den geçersin.
Biz her gün bahşişimizi diyet olarak veririz. Bize hiç diyet bahşedilmez.
Biz, Telâe'de sizin evinizde kılıçlarımızla sabahladık ki, o kalıçlar kınayanların kınamasının önüne geçti.
Biz, Beyd mıntıkası ile Atvet suyu arasında at sahasından itibaren Redva inişine kadar koruduk.
Ubeys koşarak ganim günü yoldan ayrıldı.
Güçlü bir efendi karşılığında musibet eriştirdik.
Sizden bazılarınızın anası, evine pisliğini süratle atmadı mı?
Siz ise savaşmadık diye ortaya fırlıyorsunuz.
Allah'ın Beyt'ine yemin ederim ki, yalan söylediniz, siz öldürmediniz.
Ama biz sizin işinizi hüznün karışıklıkları ve onun vesveseleri içinde bıraktık."
İbn İshak, Abdullah b. Ebi Seleme vasıtasıyla Rasûlullah (s.a.v.)1-ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ebu Süfyan'm akdi sağlamlaştırmak ve müddeti uzatmak için geldiğini görür gibi oluyorum."
İbn İshak dedi ki: Sonra Büdeyl b. Verka, Huzaalılardan birkaç adamla birlikte yola çıktı.
Nihayet Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına geldiler. Başlarına gelen felaketi ve Kureyşlilerin Beni Bekir kabilesine verdiği desteği anlattılar. Tekrar dönüp gittiler. Usfan'da Ebu Süfyan b. Harb ile karşılaştılar. Kureyşliler, onu Rasûlullah (s.a.v.)'a göndermişlerdi ki, akdi sağ-lamlaştırsm ve süreyi uzatsın. İşledikleri suçtan dolayı korkuyorlardı. Ebu Süfyan,-Büdeyl b. Verka'ya rastladığında şöyle dedi:
- Ey Büdeyl, nereden geliyorsun?
O, Büdeyl'in Rasûlullah (s.a.v.)'a gittiğini sanıyordu. Büdeyl dedi ki:
- İşte şu sahilde ve şu vadinin çukurunda Huzaa mıntıkasında gezindim.
Ebu Süfyan, Büdeyl'in devesinin çöktüğü yere gidip devenin pisliklerinden bir tanesini aldı. Elinde ufaladı, İçinde hurma çekirdeği gördü ve: "Allah'a yemin ederim ki, Büdeyl, Muhammed'e gitmiştir." dedi. *
Sonra Ebu Süfyan yola çıkarak Medine'de Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldi. Kızı Ümmü Habibe'nin yanma girdi. Rasûlullah (s.a.v)'-m döşeği üzerine oturmak için ileri geçtiğinde kızı, döşeği durup kaldırdı. Bunun üzerine Ebu Süfyan şöyle dedi:
- Ey kızım, bilemiyorum, beni mi o döşeğe oturmaya layık görmedin. Yoksa döşeği mi bana layık görmedin?
Kızı da şöyle dedi:
- Hayır, o, Rasûlullah (s.a.v.)'m döşeğidir. Sen ise murdar bir müşriksin. Onun döşeği üzerine oturmanı istemedim.
Ebu Süfyan:
- Vallahi ey kızım, benden sonra sen fenalaşmışsuı, dedi.
Sonra Ebu Bekir'in yanına gitti. Rasûlullah (s.a.v.) katında kendisi için şefaatçi olmasını temin etmek gayesiyle onunla konuştu. Ebu Bekir:
- Ben bunu yapamam, dedi.
Sonra Ömer b. Hattab'a gitti. Onunla konuştu. Ömer:
- Ben mi senin için Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gidip şefaat edeceğim? Vallahi zerre kadar birşey bulsam onunla size karşı mücahede ederim, dedi.
Sonra çıktı ve Ali b. Ebi Talib'in yanma girdi. Onun yanında Rasûlullah (s.a.v.)'m kızı Fatıma (r.a.) da vardı. Fatıma'mn yanında da Hasan b. Ali vardı. O henüz bir bebek olup anne ve babasının önünde emekliyordu. Ebu Süfyan şöyle dedi:
- Ey Ali, şüphesiz sen hısımlık yönünden kavmin bana en yakınısın. Ben bir iş için gelmişim. O halde beni geldiğim gibi eli boş geri çevirme. Rasûlullah'ın katında benim için şefaatçi ol.
Ali de şöyle dedi:
- Yazık sana ey Ebu Süfyan! Vallahi Rasûlullah (s.a.v.), bir işe azmetti ki, o hususta onunla konuşmaya gücüm yetmez.
Bunun üzerine Ebu Süfyan, Fatıma'ya döndü ve şöyle dedi:
- Ey Muhammedm kızı, şu oğulcuğuna emir edemez misin ki, insanlar arasında bana eman versin. Beni mülteci saysın. Böylece zamanın sonuna kadar Arab'ın efendisi olsun.
Fatıma şöyle dedi:
- Vallahi benim bu oğulcuğum henüz insanlar arasında ahd ve eman verecek duruma gelmedi. Rasûlullah (s.a.v.)'a karşı hiçbir kimse ahd ve eman veremez.
Ebu Süfyan:
- Ey Ebu Hasan! Görüyorum ki, işler aleyhime kızışmıştır. Bana iyilik yap, dedi.
Hz. Ali:
- Vallahi sana bir fayda sağlayacak birşey bilmiyorum ki ama sen, Beni Kinane'nin efendisisin. Kalk, insanların arasında eman ver. Sonra da yurduna git, dedi.
Ebu Süfyan:
- Bunun bana bir fayda vereceğini mi sanıyorsun?
- Hayır, vallahi sanmıyorum. Fakat senin için bundan başka bir çare bulamıyorum.
Bunun üzerine Ebu Süfyan, mescide gitti. Ayağa kalkıp şöyle dedi:
- Ey insanlar! Ben insanların içinde ahd ve eman verdim.
Böyle dedikten sonra bineğine binip gitti. Kureyş'in yanma vardığında dediler ki:
- Ardında neler vardır. Ne haberler getirdin?
- Muhammed'e gittim. Onunla konuştum. Vallahi bana bir cevap vermedi. Sonra Ebu Kuhafe'nin oğluna gittim. Onda da bir hayır bulmadım. Sonra Hattab'm oğluna gittim. Onu da en yakın bir düşman olarak buldum. Sonra Ali'ye gittim. Onu, kavmin en yumuşağı buldum. Ali, bana bir tavsiyede bulundu; onu yaptım, vallahi bilmiyorum ki bana bir fayda verir mi vermez mi?
Dediler ki:
- Sana neyi tavsiye etti?
- Bana insanların içinde ahd ve eman vermemi tavsiye etti. Ben de öyle yaptım.
- Muhammed, bunu tasdik etti mi?
- Hayır.
- Yazıklar olsun sana. Vallahi adam seninle oynamaktan başka birşey yapmamış, senin dediğin şey sana fayda vermez.
- Hayır vallahi, bundan başka bir şey bulamadım.
Burada Süheylî'nin anlattığı ifadeyi nakledeceğiz: Süheylî, Hz. Fatıma'mn bu hadisteki: "Hiç kimse Rasûlulîah'a karşı eman veremez" sözü üzerinde konuşmuş ve demiş ki: Başka bir hadiste de; "Müslümanlara karşı onların en aşağı derecede olanı bile düşmana eman verebilir." şeklinde bir ifade vardır. Şimdi bu iki sözü şöylece uzlaş tır abiliriz: Hadiste geçen ifadeden kasıt şudur: "Bir kişiye veya az bir topluluğa kim eman verebilir?" Hz. Fatıma'mn sözünden kasıt da şudur: "İmamın kendileriyle savaştığı kimselere kim eman verebilir? Onların buna yetkileri yoktur."
Sahnun ile İbn Macişun şöyle demişlerdir: Kadının eman vermesi, devlet başkanının tasdikine bağlıdır. Çünkü Hz. Peygamber, Üm-mü Hani'ye şöyle demiştir: "Ey Ümmü Hani, senin eman verdiğine biz de eman. verdik." Bu, Antr b. As ile Halid b. Velid'ten rivayet edilmiştir.
Ebu Hanife dedi ki: Kölenin eman vermesi caiz olmaz. Hz. Peygamber Efendimiz'in: "Müslümanların en aşağı derecede olanları bile eman verebilir." mealindeki hadis-i şerifine gelince, kölenin ve kadının bu kapsama girmesi mecburi değildir. Doğrusunu Allah bilir.
Beyhakî, Hamiûad b. Seleme kanalı ile Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Ka'b oğulları şöyle demişlerdir:
"Allahım, ben Muhammed'den bizim babamızın ve onun kadim babasının antlaşmasını talep ediyor ve onu hatırlıyorum.
O halde yardım et, Allah seni hazır bir yardıma kavuştursun.
Allah'ın kullarım çağır ki, yardımagelsinler."
Mekke fethi hakkında Musa b. Ukbe şöyle demiştir: Sonra Beni Dil kabilesinden Beni Nufase topluluğu, Beni Ka'b'a saldırdılar. Bunlar bu hadiseyi, Rasûlullah (s.a.v.) ile Kureyşliler arasında yapılan . sulh dönemi içinde meydana getirmişlerdi. Beni Ka'b kabilesi, Rasûlullah (s.a.v.)'ın ahdine dahil idiler. Beni Nufaseliler ise, Kureyşlile-rin akdine dahildiler. Beni Bekir kabilesi, bu hadisede Beni Nufase'ye yardım etti. Kureyşliler de silah ve köle vererek bunlara yardım ettiler. Müdliç oğulları ise, Rasûlullah (s.a.v.)'a verdikleri sözde durarak bunlara yardıma yanaşmadılar. Beni Dil kabilesinde lider pozisyonunda olan Selma b. Esved ile Külsüm b. Esved adında iki adam vardı. Anlatıldığına göre bunlara yardım edenler arasında Safvan b. Ümeyye, Şeybe b. Osman ve Süheyl b. Amr da varmış.
Beni Dil kabilesi, Beni Amr kabilesine hücum etti. Rivayet olunduğuna göre hücuma uğrayan Beni Amr kabilesinin çoğunluğu kadın, çocuk ve güçsüz erkeklerden ibaretti. Beni Dil kabilesi, bunları mecalsiz bıraktılar, öldürdüler. Kalanlarım da Büdeyl b. Verka'ın Mekke'deki evine sığınmaya mecbur bıraktılar.
Beni Ka'b kabilesinden birkaç süvari yola çıkıp Rasûlullah'm yanına geldi. Başlarına gelen felaketi ve bu felakete katkıları olan Ku-reyşlilerin faaliyetlerini ona söylediler. Rasûlullah (s.a.v.) da onlara: "Geri dönün ve şehirlere dağılm." diye emir verdi.
Ebu Süfyan, Mekke'den çıkıp Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma geldi. Korktuğu başına gelmişti. Şöyle dedi:
- Ya Muhammed, sulh ahdini sağlamlaştır ve süreyi uzat.
- Bunun için mi geldin. Sizin taraflarda birşey mi oldu?
- Allah'a sığınırım. Biz Hudeybiye gününde yapılan barış antlaşmasına ve ahdimize bağlıyız. O antlaşmayı değiştirmedik.
Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m yanından çıktı. Ebu Bekir'in yanma varıp şöyle dedi:
- Ahdimizi yenile ve süreyi uzat.
- Rasûlullah (s.a.v.)'a karşı mı ben size eman vereceğim, ben onun yanındayım. Allah'a yemin ederim ki, bir zerre bile bulsam onunla size karşı savaşır ve aleyhinize düşmanlarınıza yardım ederim.
Bundan sonra Ebu Süfyan çıkıp Ömer b. Hattab'm yanma geldi. Onunla konuştu, Ömer b. Hattab, ona şu cevabı verdi:
- Yeni antlaşmamız olmayacaktır. Allah, o antlaşmayı eksiltti. Allah, onda sabit kalan şartları parçaladı. Ondan kopan kısımları ise Allah tekrar bitiştirmesin.
- Ey Ömer, akrabalarına fena karşılık verdin.
Ebu Süfyan, oradan çıkıp Hz. Osman'ın yanma vardı. Onunla konuştu. Osman (r.a.), ona şu cevabı verdi:
- Benim yerim Rasûlullah'm yanındadır. Ona karşı ben size eman veremem!
Ebu Süfyan, Kureyşli Müslümanların eşraflarını bir bir gezdi, dolaştı, onlarla konuştu. Hepsi de ona şu cevabı verdiler:
- Bizim akdimiz, Rasûlullah (s.a.v.)'m ahdindedir. Onun dışında birşey konuşamayız.
Ebu Süfyan, uğradığı adamların tamamından ümidini kesince Rasûlullah (s.a.v.)'m kızı Fatıma'nın yanına gitti. Onunla da konuştu. Fatıma da ona şu cevabı verdi:
- Ben sadece bir kadınım. Bu iş Rasûlullah'm işidir. Ebu Süfyan dedi ki:
- O halde oğullarından birine emir ver de bu hususta bana yardımcı olsunlar.
- Bunlar çocukturlar. Bunların yaşındaki kimseler eman veremezler.
- Öyleyse benim için Ali ile konuş.
- Sen kendin onunla konuş.
Ebu Süfyan, Ali ile konuştu. Ali, ona şu cevabı verdi:
- Ey Ebu Süfyan, hiçbir Müslüman Rasûlullah (s.a.v.)'m kararına karşı koyamaz ve hiçbiri sana eman veremez. Sen, Kureyşlilerin lideri ve büyüğüsün, en güçlüsüsün. Kendi aşiretin arasında eman ver.
- Doğru söyledin. Ben böyle yapacağım.
Böyle dedikten sonra Ebu Süfyan çıkıp şöyle duyuruda bulundu:
- Haberiniz olsun ki ey Müslümanlar! Ben insanlar arasında eman vermişimdir. Hayır, Allah'a yemin ederim ki, hiç kimse benim emanımı reddetmeyecektir.
Böyle dedikten sonra Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanına gidip şöyle
dedi:
- Ya Muhammed, ben insanlar arasında eman verdim. Allah'a yemin ederim ki, hiç kimsenin benim emanımı reddedeceğini ve bana himaye vermeyeceğini sanmıyorum.
Hz. Peygamber (s.a.v.):
- Ey Ebu Hanzele, bunu sen kendin söylüyorsun, dedi. Ebu Süfyan da böylece oradan çıkıp gitti.
Doğrusunu Allah bilir ya, rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Süfyan'm Medine'den Mekke'ye dönüşü esnasında şöyle demiştir: "Allahım, onların gözlerini ve kulaklarını kapat. Bizi aniden karşılarında görsünler ve aniden kendilerine hücuma geçtiğimizi duysunlar."
Ebu Süfyan, Mekke'ye döndü. Kureyşliler ona şöyle sordular:
- Arkanda neler var? Muhammed'ten bir yazı veya ahid getirdin mi?
- Hayır, vallahi benim talebimi karşılamadı. Ashabının yanına gittim. Onun tebaası kadar hiçbir kavmin hükümdarlarına itaat ettiklerini görmedim. Yalnız Ebu Talib oğlu Ali bana şöyle dedi: "İnsanların sana karşı emanını talep et. Sen ona ve kavmine karşı eman verme. Sen Kureyşlilerin lideri, büyüğü ve en güçlüsüsün. Ahdi ve emanı bozulmayacak kimsesin." Ben de kalkıp eman verdiğimi ilan ettim. Muhammed'in yanma gittim. İnsanlar arasında eman verdiğimi ona söyledim ve emanımı kimsenin bozacağını sanmadığımı ifade ettim. O da: "Ey Ebu Hanzele, bunu sen söylüyorsun." dedi.
Kureyşliler, Ebu Süfyan'a şu cevabı verdiler:
- Başkalarından rızayı gerektirecek birşey görmediğin halde razı olmuşsun. Bize ve sana fayda vermeyecek birşeyler getirmişsin. Allah'ın hayatına yemin ederiz ki, Ali, sadece seninle oynamıştır. Senin ilan ettiğin eman geçersizdir. Onlara karşı senin verdiğin eman ise pek önemli birşey değildir. Sonra Ebu Süfyan, karısının yanma gitti. Durumu anlattı. Karısı ona şu karşılığı verdi:
- Allah seni rezil etsin, çirkin kılsın ey kavmin temsilcisi, sen bize bir hayır getirmedin."
Rasûlullah (s.a.v.), gökte bir bulut gördü ve şöyle dedi: "Doğrusu şu bulut, Beni Ka'b oğullarına yardım yağdıracak."
Rasûlullah (s.a.v), Ebu Süfyan'm Medine'den çıkıp gitmesinden sonra yüce Allah'ın dilediği kadar bir müddet bekledi. Sonra hazırlığa başladı ve hazırlanması için Aişe'ye de emir verdi. Ancak bu hazırlığını gizlemesini de tenbihledi. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), mescide veya bazı işlerini görmeye gitti. O esnada Ebu Bekir, Aişe'nin yanma geldi. Aişe'nin buğday elemekte ve ayıklamakta olduğunu gördü. Ona:
- Ey Kızım! Bu yiyeceği niçin yapıyorsun? diye sordu. Hz. Aişe sustu ve cevap vermedi. Ebu Bekir, sorusunu tekrarlayarak şöyle dedi:
- Rasûlullah (s.a.v.) gazaya gitmek mi istiyor? Hz. Aişe yine sustu ve cevap vermedi. Ebu Bekir:
- Rumların üzerine mi gitmek istiyor? diye sordu. Aişe yine sustu. Cevap vermedi. Ebu Bekir:
- Belki de Necidlilerin üzerine gidecek? diye sordu. Aişe yine sustu, cevap vermedi.
Ebu Bekir:
- Belki de Kureyşliîerin üzerine gitmek istiyor? diye sordu. Aişe, yine sustu, cevap vermedi.
Ravi diyor ki:
Rasûlullah (s.a.v.) eve geldi. Ebu Bekir ona sordu:
- Ya Rasûlallah, bir yerlere mi gitmek istiyorsun?
- Evet.
- Belki de Beni Asfar'ın (Rumların) üzerine gitmek istiyorsun değil mi?
- Hayır.
- Necidlilerin üzerine mi gitmek istiyorsun?
- Hayır.
- Belki de Kureyşlilerin üzerine gitmek istiyorsun, değil mi?
- Evet.
- Seninle onlar arasında bir mütareke süresi yok mudur?
- Onların Beni Ka'b kabilesine neler yaptıklarını duymadın mı? Rasûlullah (s.a.v.), gazaya gidileceğini insanlara duyurdu. Bu
arada Hatib b. Ebi Beltaa da Kureyşlilere bir mektup yazıp gönderdi. Cenâb-ı Allah, mektubun gönderilmek üzere yola çıkarıldığını Rasû-lüne haber verdi.
Muhammed b. İshak, Muhammed b. Cafer kanalı ile Urve'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Aişe, buğday elemekte iken Ebu Bekir onun yanına gitti. Ona şöyle sordu:
- Bu ne? Rasûlullah, hazırlanmanızı mı emretti?
- Evet, sen de hazırlan.
- Nereye gidilecek?
- Nereye gidileceğini bize söylemedi. Yalnız hazırlanmamızı emretti."
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra Mekke'ye gidileceğini insanlara duyurdu. Hazırlanmalarını emretti ve şöyle dua etti: "Allah'ım, Kureyşliîerin gözlerini kapat, casuslarını durdur. Onlara haber ulaştırma ki, memleketlerinde onları aniden baskına uğratalım."
İnsanlar, Mekke'ye gitmek için hazırlandılar. Hassan da insanları Mekke fethine teşvik ediyor ve Huzaalıların uğradıkları musibeti hatırlatıyordu:
"Beni Ka'b'm adamlarının boyunları Mekke vadisinde kılıçlarını kınından çıkarmayan bir takım adamların elleriyle vurulurken orada hazır bulunmamam, beni üzmektedir. Ve birçok Ölüler ki henüz elbiseleri örtülmedi (Yani defnedilmediler). Keşke bilseydim M, acaba benim yardımım Süheyl b. Amr'a ulaşacak mıdır?
Safvan, anüsünün kenarından ses çıkaran yaşlı bir devedir. Bu, savaş anlarında bağlanır.
Ey İbn Ümmü Mücahid, o deveden halis bir süt sağıldığı ve dişleri eğildiği zaman bizden emin olma.
Ondan korkmayınız. Çünkü kılıçlarımız Ölümle ona vardı. Onlar önünde kapısı açılır."

