El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

İbn İshak dedi ki: Allah, Müslümanlara yardımını ve nusretini indirdi. Onlara verdiği sözü yerine getirdi. Müslümanlar da müşrikleri kılıçlarla vurup öldürdüler. Nihayet onları karargahtan uzaklaştırdılar. Artık …

İbn İshak dedi ki: Allah, Müslümanlara yardımını ve nusretini indirdi. Onlara verdiği sözü yerine getirdi. Müslümanlar da müşrikleri kılıçlarla vurup öldürdüler. Nihayet onları karargahtan uzaklaştırdılar. Artık kesinlikle hezimete uğramışlardı. Bana gelen habere göre Zübeyr şöyle demiştir: Vallahi baktım, bir de ne göreyim:Utbe'nin kızı Hind'in hizmetçileri onlardan az çok ne almışlarsa hızla yürüyerek kaçmaktadırlar. Karargahı boşalttığımız zaman okçular, karargaha doğru yöneldiler ve arkamızı atlılara karşı boş bıraktılar. Böylece ardımızdan geldiler. Bu ara bir ünleyici şöyle söyledi: «Dikkat, dikkat! Muhammed öldürülmüştür.» Bunun üzerine müşriklerin sancaktarlarını vurduktan sonra döndük. Onlardan hiçbir kimse o sancağa yaklaşamadı. Sonra üzerimize döndüler.

Müşriklerin sancağı yere düşmüş halde kaldı. Nihayet Amre binti Alkame el-Harisiyye onu alıp Kureyşlilere götürdü. Onlar da bunun yanında toplandılar. Sancak, Savab'm yanındaydı. Savab, Beni Ebi Tal-ha'nın kölesi olup Habeşî'dir. Kureyşlilerden sancağı taşıyan son adamdi. Sancağı eline alıp savaştı.Nihayet elleri kesildi. Diz üstü çöktü. Sancağı göğsü ve boynu ile tuttu. Bu halde iken öldürüldü. Öldürülürken şöyle diyordu: «Ey Allah'ım, artık mazur sayılır mıyım?»

Hassan b. Sabit bu hususta şöyle dedi:

«Sancakla övündünüz. Savab'a verildiği zaman övüncün en kötüsü sancaktır. Onda övüncünüzü bir köle ile ve toprağa basanların en yaramazı ile kıldığınız, zannettiniz. Sefihler ve beyinsizler ancak zannederler. Halbuki bu doğru bir iş değildi. Şunu zannettiniz ki, gücünüz, Mekke'de karşılaştığımız zaman heybelerin altınlarını satmamzdır. Ellerin bağlanmasıyla gözlerin aydınlanacağım sandınız. Oysa elleri kına yakıldığı için bağlanmıştır.»

Amre binti Alkame'nin Kureyşlilerin sancağını taşımasıyla ilgili olarak Hassan b. Sabit şöyle demiştir:

«Adel kabilesi, sanki kaşları belirlenmiş olarak şirk mevkiinin geyiklerinin yavruları imişçesine sevk olundukları zaman,

Onlara helak edici, kahredici, yok edici darbeler vurduk ve vurma ile onları her taraftan topladık.

Eğer Harisiyye kadının sancağı olmasaydı, onlar çarşılarda getirilmiş satılık malların satışı gibi satılırlardı.»

İbn ishak dedi ki: Müslümanlar çekildiler. Düşman onlara darbe vurdu. O gün imtihan ve tecrübe günü idi. Allah o günde Müslümanlara şehidlik ikram etti. Hatta düşman, Rasûlullah (s.a.v.)'a yaklaşmaya bile yol buldu ve ona taş atıp isabet ettirdiler. Taş dörtlü dişine isabet etti. Yüzünde yara açıldı. Dudağı yaralandı. Ona taş vuran kişi, Utbe b. Ebi Vakkas idi.

Humeyd et-Tavil, Enes b. Malik'ten naklen bana haber verdi ki, Peygamber (s.a.v.)'in dörtlü dişi Uhud gününde kırıldı. Yüzünde yara açıldı. Yüzünün üzerine akan kanı silmeye başladı. Silerken de şöyle diyordu: «Peygamberinin yüzünü kana boyayan bir millet nasıl iflah olur?! Oysaki o, onları Rablerine davet ediyor.»

Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayet-i kerimeyi inzal buyurdu:

«Allah'ın, onların tevbelerini kabul veya onlara azap etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur. Çünkü onlar zalimlerdir.» (Âl-i Imrân,i28.)

İbn Cerir, tarihinde Muhammed b. Hüseyin kanalı ile Süddî'nin şöyle dediğini rivayet eder: İbn Kamie el-Harisî, gelip Rasûlullah (s.a.v.)'a bir taş attı, burnunu ve dörtlü dişini kırdı, yüzünü yaraladı, durumunu ağırlaştırdı. Ashabı da etrafından dağılıp gitti. Bazısı Medine'ye gitti, bir grup da dağın tepesindeki kayalıklara doğru koştu. Rasûlullah (s.a.v.) ise insanları çağırıp: «Ey Allah'ın kulları bana gelin, Ey Allah'ın kullan bana gelin!» diyordu. Etrafında otuz adam toplandı.

Önü sıra yürüyorlardı. Yanında sadece Talha ile Sehl b. Hanif durdular. Talha, onu koruyordu. Gelen bir ok, Talha'mn eline isabet etti. Elleri onu korudu. Übey b. Halef el-Cumahî -ki bu adam, Peygamber (s.a.v.)'i öldürmeye and içmişti- geldi. Rasûlullah (s.a.v.) ise: «Onu ben öldürürüm.» dedi ve kendisine: «Ey yalancı, nereye kaçıyorsun?» diye sordu. Üzerine saldırdı Zırhının yakasına yakın tarafına bir darbe indirdi. Göğsünde hafif bir yara meydana getirdi. Übey b. Halef, öküz gibi böğürmeye başladı. Adamları onu alıp götürdüler. Kendisine: «Sende bir yara yok. Niye rahatsız oluyorsun?» dedilerse de o:

"Muhammed bana: «Seni öldüreceğim.» demedi mi? Eğer Rebia ve Mudar kabileleri bir araya gelseler vallahi Muhammed onları da öldürür."

Bir gün ya da bir günden az bir zaman geçince Übey b. Halef göğsünden aldığı o hafif yara yüzünden öldü.

Rasûlullah (s.a.v.)'m öldürüldüğüne dair yalan haber insanlar arasında yayıldı. Uhud dağının tepesindeki kayalıklara doğru çıkmış olan kimselerin bir kısmı:

«Keşke bir elçi, Abdullah b. Übey'ye gitse ve bizim için Ebu Süf-yan'dan bir emanname alsa. Ey kavim, şüphesiz Muhammed öldürülmüştür. Artık kavminize dönün. Mekkeliler gelip sizi öldürmeden önce tez davranıp milletinize dönün.» dediler.

Enes b. Nadir ise şöyle dedi:

«Ey millet, şayet Muhammed öldürülmüşse bile, Muhammed'in Rabb'i Öldürülmedi. Muhammed (s.a.v.)'in uğruna savaştığı dava uğruna savaşın. Allahım, şunların söylediklerinden ben uzağım ve senden özür diliyorum.»

Böyle dedikten sonra kılıcım eline alıp savaştı, sonunda öldürülüp şehid oldu.

Rasûlullah (s.a.v.), koşup insanları çağırıyordu. Nihayet o kayalıkların yanında duran adamların yanma vardı. Onlardan biri yayına bir ok koyup ona atacak iken ona: «Ben Rasûlullahım.» dedi.Bu sözünü duymaları üzerine sevinç duydular. Rasûlullah (s.a.v.) da kendisini koruyacak sahabelerini görünce sevindi. Toplandılar, Rasûlullah da aralarında bulunuyordu. Keder ve üzüntüleri gitti. Fethi anmaya, kaçırdıkları fırsatları ve öldürülen arkadaşlarını hatırlamaya başladılar.

"Muhammed öldürüldü, artık kavminize dönün" diyen kimseler hakkında yüce Allah, şu ayeti inzal buyurdu:

«Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz?....» (Âi-i Îmrân,l44.)

Ebu Süfyan, Müslümanlara doğru geldi ve nihayet üzerlerine hakim bir noktada durdu. Müslümanlar, ona baktıklarında içinde bulunduldan hali unuttular. Ebu Süfyan'ı düşünmeye haşladılar. Rasûlullah, onlara şöyle dedi: «Müşrikler bize üstün olamazlar. Allahım, eğer şu bir avuç Müslüman öldürülürse artık yeryüzünde sana ibadet edilmez!» Böyle dedikten sonra ashabına seslendi. Ashab da müşriklere taş attı ve nihayet onları tepeden aşağı indirdiler. Ebu Süfyan şöyle dedi:

«Ey Hübel, yücel! Hanzala'ya karşı Hanzala gitti. Uhud günü, Bedir gününe karşılık oldu.» Bu, garip bir rivayettir.

îbn Hişanı dedi ki: Rebih b. Abdirrahman b. Ebi Said, babası Ebu Said'in şöyle dediğini rivayet eder: Utbe b. Ebi Vakkas, Rasûlullah (s.a.v.)'a taş attı. Onun alt çenesinin sağındaki dörtlü dişini kırdı ve alt dudağım yardı. Abdullah b. Şihab ez-Zuhrî de alnını yaraladı. Abdullah b. Kamie de yanağım yaraladı. Rasûlullah'm miğferinin iki halkası yanağına battı. Müslümanların içine düşmesi için Ebu Amir'in kazdığı çukurlardan birine düştü. Rasûlullah çukurda iken Ali, elini uzatıp onu çıkardı. Talha b. Ubeydullah da onu tutup ayağa kaldırdı. Ebu Said'in babası Malik b. Sinan, Rasûlullah'm yüzündeki kanı dudaklarıyla emdi. Sonra yuttu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.):

«Kanımın kanma dokunduğu kimseye ateş isabet etmez.» dedi.

Ben derim İd: Katade'nin anlattığına göre Rasûlullah (s.a.v.), yanı üzere düşüp yaralandığında bayıldı. Ebu Hüzeyfe'nin azadlısı Salim yanına geldi, oturttu ve yüzündeki kanları sildi. Rasûlullah ayıldı ve şöyle dedi: «Peygamberlerine böyle yapan bir kavim nasıl iflah olur. Halbuki peygamberleri onları Allah'a davet ediyor!» Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayeti inzal buyurdu:

«Allah'ın, onların tevbelerini kabul veya onlara azap etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur. Çünkü onlar zalimlerdir.» (Âl-i Imrân,i28.)

Ben derim ki: Uhud savaşında sabahleyin durum Müslümanların lehine ve kafirlerin aleyhine idi. Nitekim bu hususta yüce Allah, şöyle buyurmuştur:

«Andolsun ki, Allah, size verdiği sözde durdu. O'nun izniyle kafirleri kırıp biçiyordunuz, ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşeyip bu hususta çekiştiniz ve isyan ettiniz. Sizden kimi dünyayı, kimi ahireti istiyordu. Derken denemek için Allah sizi geri çevirip bozguna uğrattı. Andolsun ki O, sizi bağışladı. Allah'ın inananlara nimeti boldur. Peygamber arkanızdan sizi çağırırken, kimseye bakmadan kaçıyordunuz. Kaybettiğinize ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye, Allah sizi kederden kedere uğrattı.» (Âl-i Imrân, 152-153.)

İmam Ahmed b. Hanbel, Süleyman b. Davud kanalı ile İbn Ab-bas'm şöıyle dediğini rivayet eder:

«Cenâb-ı Allah, Uhud gününde yardım ettiği gibi hiçbir yerde yardım etmiş değildir.»

Ravi diyor ki, biz bunu inkar ettik. O da bize şöyle dedi: Benimle bu hususu inkar eden kimseler arasında hakem olarak Allah'ın kitabı vardır. Çünkü Uhud günü hakkında Cenâb-ı Allah, şöyle buyurmuştur:

«Andolsun ki, Allah, size verdiği sözde durdu. O'nun izniyle kafirleri kırıp biçiyordunuz. Ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşeyip bu hususta çekiştiniz ve isyan ettiniz. Sizden kimi dünyayı, kimi ahireti istiyordu. Derken denemek için Allah sizi geri çevirip bozguna uğrattı. Andolsun ki O, sizi bağışladı. Allah'ın inananlara nimeti boldur.» (Âl-i Imrân, 152.)

Bu ayet-i kerime ile Uhud savaşındaki okçular kastedilmiştir. Çünkü Peygamber (s.a.v.), onları bir yere yerleştirdi. Sonra onlara, «Arkamızı koruma altına alın. Eğer öldürüldüğümüzü görseniz dahi bize yardıma gelmeyin. Eğer ganimet topladığımızı görseniz yine gelip bize ortak olmayın.» dedi. Hz. Peygamber, ganimet toplayıp müşrik askerleri Öldürmeyi mubah kıldığı zaman arkadaki okçuların tamamı gelip Müslüman askerler arasına girip yağmalamaya başladılar. Rasûlullah'ın ashabının safları karşı karşıya geldi. Birbirlerine karıştılar. Okçular arkadaki boğazı boş bırakınca müşriklerin süvarileri oradan gelip Müslümanlara hücum ettiler. Sahabeler panik içinde birbirlerini vurmaya başladılar. Müslümanlardan bazı kimseler öldüler. Savaşın seyri sabahleyin Rasûlullah ile ashabının lehine idi. Öyle ki, müşriklerin sancaktarlarından yedi ya da dokuz kişi öldürülmüştü.

Müslümanlar dağa doğru gittiler. İnsanların dedikleri yere, mağaraya ulaşamadılar. Ancak develerin altına gizlendiler. Şeytan da: «Muhammed Öldürüldü!» diye inledi. Bu sesin gerçekliği hususunda hiç kimse şüphe etmedi. Biz de şüphe etmiyorduk. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.) çıka geldi. Onu yürürken salınmasından tanırdık. Sevindik. Sanki o hezimet musibeti bize uğramamıştı. Rasûlullah, bize doğru çıkıp geldi. Şöyle diyordu: «Rasûlullah'm yüzünü kana bulayan kavme karşı Allah'ın gazabı şiddetlendi. Allahım, onlar bize karşı üstün olacak kimseler değildirler.» Bir süre bekledikten sonra bir de baktık ki Ebu Süfyan, dağın aşağı tarafında iki kez: «Ey Hübel, yücel, ey Hübel yücel! Ebu Kebşe'nin oğlu (Muhammed) nerede? Ebu Kuha-fe'nin oğlu nerede? Hattab'm oğlu nerede?» diye seslendi. Ömer b. Hat-tab: «Ona cevap vereyim mi?»

diye sorunca Hz. Peygamber: «Evet, cevap ver.» dedi. Ebu Süfyan: «Ey Hübel, yücel!» deyince Ömer b. Hattab: «Allah daha üstün ve daha yücedir.» dedi. Ebu Süfyan da: «Ey Hattab'm oğlu, gözünü aydın kıldın. İyi savaştın, kusur göstermedin.» dedi. ,

Ravinin ifadesine göre Ebu Süfyan şöyle demiştir:

- Ebu Kebşe'nin oğlu (Muhammed) nerede? Ebu Kuhafe'nin oğlu (Ebu Bekir) nerede? Hattab'm oğlu (Ömer) nerede?

Hz. Ömer şöyle cevap verdi:

- îşte Rasûlullah burada. İşte Ebu Bekir burada ve ben de Ömer'im!

- Bedir gününe karşılık Uhud gününü kazandık. Günler dönüp dolaşır. Savaş ta bir gün lehimize, bir gün aleyhimize olur.

-Hayır eşit değiliz. Bizim ölülerimiz Cennet'te, sizinkiler ise ateştedir.

- Siz bunu iddia ediyorsunuz, demek ki biz yine zarar ve ziyan ettik, öyle mi? Ama sizin ölülerinizden bazısının burunları ve kulakları kesilmiştir. Bu bizim önde gelen adamlarımızın tavsiyesi üzerine yapılmış birşey değildir.

Sonra cahiliye gayretine kapılarak şöyle dedi:

- Eğer böyle birşey olmuşsa da biz bundan hoşlanmıyor değiliz. Bu, garip bir hadistir. İbn Abbas'm mürsellerinden biridir. Buharı, Ubeydullah b. Musa kanalı ile Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet eder:

«Uhud gününde müşriklerle karşılaştık. Saflarımız karşı karşıya geldi. Peygamber (s.a.v.), okçu askerleri yerlerine yerleştirdi. Başlarına da komutan olarak Abdullah b. Cübeyr'i atayarak onlara şöyle talimat verdi: Sakın yerinizden ayrılmayın. Eğer galip olduğumuzu görürseniz yine yerinizden ayrılmayın. Mağlup olduğumuzu görürseniz de bize yardıma gelmeyin.»

Düşmanla karşılaştığımızda onlar Önümüzden kaçtılar. Öyleki kadınların paçalarını sıvayarak dağa doğru koştuklarını gördüm. Koşarken ayaklarındaki halhallar görünüyordu. Ve "ganimet, ganimet", diyorlardı. Abdullah dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), yerimizden ayrılmamamızı bize tenbihlemişti. Ama adamlarım bu tenbihe riayet etmediler. Riayet etmeyince de şaştılar ve nereye gideceklerini bilemediler. Yetmiş kişi öldürüldü. Ebu Süfyan tepeye çıkıp:

- Kavim içinde Muhammed var mıdır? diye sordu. Rasûlullah:

- Ona cevap vermeyin, dedi. Ebu Süfyan:

- Kavim içinde Ebu Kuhafe'nin oğlu Ebu Bekir var mıdır?diye sordu.

Rasûlullah:

- Ona cevap vermeyin, dedi. Ebu Süfyan:

- Kavim içinde Hattab'm oğlu Ömer var mıdır? diye sordu. Ve sözüne devamla:

- Bunlar öldürülmüşlerdir. Eğer hayatta olsalardı cevap verirlerdi, dedi.

Bunun üzerine Hz. Ömer, kendini tutamayıp şöyle dedi: -Yalan söyledin ey Allah'ın düşmanı! Allah seni üzecek şeyi sana karşı hayatta bırakmıştır. Ebu Süfyan:

- Ey Hübel yücel! dedi. Peygamber (s.a.v.):

- Ona cevap verin, dedi. Ashab:

- Ona ne diyelim? diye sordu. Rasûlullah:

- Deyin ki: Allah daha üstün ve daha yücedir. Ebu Süfyan:

- Bizim Uzzamız vardır. Sizin Uzzanız yoktur, dedi. Rasûlullah:

- Ona cevap verin, dedi. Ashab:

- Ona ne diyelim? diye sordu. Rasûlullah:

- Deyin ki: Allah mevlamızdır.Sizin mevlamz yoktur. Ebu Süfyan:

- Bugün Bedir gününe karşılıktır. Savaş dönerlidir. Ölülerinizin burun ve kulaklarının kesilmiş olduğunu göreceksiniz, ama ben bunu emretmedim ve bundan ötürü de üzülmedim,dedi.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Musa ve Züheyr kanalı ile Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet eder:

«Uhud gününde Rasûlullah (s.a.v.), elli kadar okçunun başına Abdullah b. Cübeyr'i komutan olarak atadı ve onları bir yere yerleştirerek şöyle talimat verdi:

"Kuşların bizi kapıp götürdüklerim görseniz bile size haber gönderilmedikçe yerinizden ayrılmayın. Düşmanı mağlup edip ayak altında ezdiğimizi görünce, size haber salınmadıkça yerinizden ayrılmayın."

Ravi diyor ki: Müslümanlar, müşrikleri hezimete uğrattılar. Vallahi ben kadınların dağa doğru kaçtıklarını gördüm. Bacakları açılmış, halhalları görülüyordu. Eteklerini toplamış vaziyette kaçıyorlardı.

Abdullah b. Gübeyr komutasındaki okçular: «Ganimete! Ey millet ganimete! Arkadaşlarınız galip oldular. Daha ne bekliyorsunuz?» dediler. Abdullah b. Cübeyr ise onları şu sözle uyardı:

- Rasûlullah'm size söylediklerini unuttunuz mu? Onlar ise:

- Vallahi biz o insanların üzerine gidecek ve ganimetten payımızı alacağız!

Onlara geldiklerinde şaşkına döndüler. Rasûlullah sonunda onları çağırıyordu. Ama Rasûlullah'm yanında sadece on iki kişi kalmıştı. Müşrikler bizden yetmiş kişi öldürmüşlerdi. Rasûlullah (s.a.v.) ile ashabı, Bedir gününde müşriklerden yetmiş kişiyi Öldürmüş, yetmiş kişiyi de esir almışlardı.

Ebu Süfyan üç kez: "Kavim içinde Muhammed var mı? Kavim içinde Muhammed var mı? Kavim içinde Muhammed var mı?" diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.), ashabım ona cevap vermekten menetti. Sonra Ebu Süfyan:

- Kavim içinde Ebu Kuhafe'nin oğlu var mı? Kavim içinde Hat-tab'ın oğlu var mı? diye sordu. Sonra kendi arkadaşlarına dönüp şöyle dedi:

- Demek ki bunlar öldürülmüşler ve siz onların haklarından gelmişsiniz!

Bunun üzerine Hz.Ömer, kendim tutamayıp şöyle dedi:

- Yalan söyledin. Vallahi ey Allah düşmanı! Şu adlarım saydığın kimseler diridirler. Ve seni üzecek şey, senin için hayatta kalmıştır.

Ebu Süfyan şöyle dedi:

- Bugün, Bedir.gününe karşılıktır. Savaş dönerlidir.Siz kavminiz arasında Ölülerinizin burun ve kulaklarının kesilmiş olduğunu göreceksiniz. Ama ben bunları emretmiş değilim. Fakat bu beni üzmüş de değildir.

Böyle dedikten sonra kafiyeli olarak: «Ey Hübel yücel, Ey Hübel yücel.» dedi.

Rasûlullah (s.a.v.):

- Ona cevap vermeyecek misiniz? diye sordu. Ashab:

- Ona ne diyelim? dedi. Rasûlullah:

- Deyin ki: Allah daha üstün ve daha yücedir. Ebu Süfyan:

- Bizim Uzza'mız var. Sizin Uzza'mz yok ki, dedi. Rasûlullah:

- Ona cevap vermeyecek misiniz? diye sordu. Ashab:

- Ya Rasûlallah ne diyelim? dediler. Rasûlullah:

- Deyin ki: Allah bizim mevlamızdır. Sizin mevianız yoktur.» İmam Ahmed b. Hanbel, Affan ve Hammad b. Seleme kanalı ile

Enes b. Malik'ten rivayet etti ki, Rasûlullah, Ensâr'dan yedi ve Kureyş-lilerden bir kişi arasında iken müşrikler, üzerine hücum ettiler. Rasûlullah; «Bunları bizden kim savacaktır? Bunları üzerimizden savacak olan kişi Cennet'te benim arkadaşım olacaktır.» dedi. Bunun üzerine Ensâr'dan bir adam gelip öldürülünceye kadar bu uğurda savaştı. Müşrikler yine hücum ettiklerinde Rasûlullah:

- Bunları bizden savacak olan kimse, Cennet'te benim arkadaşım olacaktır, dedi. Nihayet yanındaki yedi kişi öldürülüp şehid edildi.

Rasûlullah (s.a.v.): «Ashabımız bize insaf etmediler.» dedi.

"Delail" adlı eserde Beyhakî, Ammare b. Gaziyye tarikiyle Cabir'in şöyle dediğini rivayet eder: Uhud gününde insanlar, Rasûlullah'm etrafından dağılıp gittiler. Beraberinde Ensâr'dan on bir kişi kaldı. Ve Talha b. Ubeydullah da yanında idi. Bu halde iken Rasûlullah, dağa tırmanıyordu. Müşrikler peşleri sıra koşup geldiler. Hücum edecekleri esnada Rasûlullah: «Bunlara karşı koyacak bir kimse yok mu?» diye sordu. Talha:

- Ben varım ya Rasûlallah, dedi. Rasûlullah ona:

- Sen olduğun gibi kal bakalım ey Talha, dedi. Ensâr'dan bir adam:

- Bunlara karşı ben koyarım ya Rasûlallah, dedi ve bu uğurda savaştı. Rasûlullah (s.a.v.) da yanındaki ashabla birlikte dağa tırmandı. Sonra o Ensârî öldürüldü. Müşrikler yine koşup Rasûlullah'a ve sahabelere yetiştiler. Rasûlullah:

- Bunlara karşı koyacak kimse yok mu? diye sorunca Talha yine aynı şeyleri söyledi. Rasûlullah onu yine durdurdu. Ensâr'dan bir adam:

- Ben varım ya Rasûlallah, dedi ve savaştı. Rasûlullah ile ashabı da dağa tırmanmaya devam ettiler. O Ensârî öldürüldü. Müşrikler yine koşup geldiler ve Rasûlullah ile sahabelere yetiştiler. Rasûlullah yine aynı şeyleri söyledi. Talha da aynı şekilde savaşa hazır olduğunu söyledi. Rasûlullah, onu müşriklerle çatışmaktan menetti. Ensâr'dan bir adam müşriklerle çarpışmak için izin istedi. Rasûlullah izin verdi. O da önceki arkadaşları gibi müşriklerle savaştı. Geride sadece Talha kaldı. Diğer ashab öldürüldü. Müşrikler, Rasûlullah ile Talha'nın da etrafını çevirdiler. Rasûlullah:

- Bunlara karşı kim koyacak? diye sorunca Talha:

- Ben karşı koyacağım ya Rasûlallah, dedi ve kendisinden önceki arkadaşları gibi o da savaştı. Parmaklarından vuruldu. Öldüm, dedi Rasûlullah:

- Eğer Bismillah deseydin, melekler insanların gözü önünde seni yükseltirler ve semanın ortasına koyarlardı, dedi. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), toplu halde bulunan sahabelerinin yanma çıkıp gitti.

Buharî, Abdullah b. Ebi Şeybe kanalı ile Kays b. Ebi Hazim'in şöyle dediğini rivayet eder:

«Talha1 nm elinin felçli olduğunu gördüm. Uhud gününde o eli ile Rasûlullah'ı korumuştu.»

Buharı ve Müslim, sahihlerinde Ebu Osman en-Nehdî'nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: «Rasûlullah'ın bizzat savaştığı o günlerde yanında Talha ve Sa'd'tan başka kimse kalmamıştı.»

Hasan b. Arfe, Mervan b. Muaviye kanalı ile Sa'd b. Ebi Vakkas'ın şöyle dediğim rivayet eder:

«Uhud gününde Rasûlullah (s.a.v.) okluğunu çıkarıp bana verdi ve: «At... Anam babam sana feda olsun.» dedi.»

Buharı nin sahihinde, Abdullah b. Şeddad kanalı ile Ebu Talib oğlu Ali'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:

«Peygamber (s.a.v.)'in Sa'd b. Malik dışında her hangi bir kimseye: «Anam babam sana feda olsun.»dediğini duymadım. Yalnız Uhud gününde Sa'd'a şöyle dediğini duydum: «Ey Sa'd, at.. Anam babam sana feda olsun.»

Muhammed b. İshak, Salih b. Keysan kanalı ile Sa'd b.Ebi Vak-kas'uı Uhud gününde Rasûlullah (s.a.v.)'ı korumak için ok attığını rivayet etmiştir. Sa'd demiş ki: «Rasûlullah (s.a.v.) bana ok veriyor ve: «At... Anam babam sana feda olsun.» diyordu. Öyle ki o, başlığı olmayan okları bile bana veriyordu. Ben de onları düşmana doğru atıyordum.»

Buharî ve Müslim'in sahihlerinde İbrahim b. Sa'd kanalı ile Sa'd b.Ebi Vakkas'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: Uhud gününde Peygamber (s.a.v)'in sağında ve solunda beyaz elbiseli iki adam gördüm. Şiddetli bir şekilde savaşıyorlardı. Onları daha önce görmediğim gibi daha sonrada görmedim. Bu iki adam Cebrail ve Mikail idi.

îmam Ahmed b. Hanbel, Affan ve Sabit kanalı ile Enes'ten rivayet etti ki: Ebu Talha, Uhud gününde Peygamber (s.a.v.)'in önünde durup düşmana ok atıyordu. Peygamber (s.a.v.) ise, onu kendine kalkan edinmişti. Ebu Talha düşmana ok atıyordu. Atarken de Rasûlullah (s.a.v.) başını kaldırıp bakıyor ve okunun nereye düştüğünü seyrediyordu. Ebu Talha da göğsünü kaldırıp: «Babam anam sana feda olsun ya Rasûlallah, sakm sana bir ok değmesin. Benim göğsüm seni korumak için siper olsun.» diyor ve Rasûlullah'ın önünde âdeta bir sur gibi duruyordu. "Ben güçlüyüm ya Rasûlallah, beni ihtiyaç duyduğun her tarafa gönder ve bana dilediğini emret." diyordu.

Buharî, Ebu Ma'mer kanalı ile Enes'in şöyle dediğini rivayet eder: «Uhud gününde insanlar, Peygamber (s.a.v.)'in etrafından dağılıp gittiler. Ebu Talha ise, Peygamber (s.a.v.)'in önünde durmuş, onu koruyordu. Bu iş için deriden bir kalkanını kullanıyordu. Ebu Talha, atıcı gücü ve koparması kuvvetli bir adamdı. O gün elinde iki ya da üç yay kırıldı. Bir adamın eline ok geçiyor,Rasûlullah da:"Onu Ebu Talha'ya verin." diyordu.»

Enes, sözüne devamla şöyle diyor: «Peygamber (s.a.v.), yüksek bir yere çıkıp kavme bakıyordu. Ebu Talha ona şöyle diyordu: «Anam babam sana feda olsun ya Rasûlallah, sakın müşriklerin okları sana isabet etmesin. Seni korumak için benim göğsüm sana siper olsun.»

Ebu Bekir'in kızı Aişe ile Ümmü Süleym'in de paçalarını sıvamış, halhallan göze görünmüş vaziyette sırtları üzerinde su kırbalarını taşıdıklarını ve kırbalarla getirdikleri suları Müslümanlara verdiklerini, tekrar dönüp doldurarak yine getirdiklerini ve Müslümanlara verdiklerini gördüm. 0 gün iki ya da üç kez Ebu Talha'nm elinden kılıç düştü.»

Buharî, Halife ve Yezid b. Zurey' kanalı ile Ebu Talha'nın şöyle dediğini rivayet eder: «Uhud gününde kendisini uyku bürüyen kimseler arasında ben de vardım. Öyleki defalarca kılıcım elimden düşmüştü. Düşüyordu ve ben yerden alıyordum. Düşüyordu, yerden yine alıyordum.»

Buharî, bu olayı kesin ifadelerle anlatmıştır. Bu ifadelerini şu ayet-i kerime de teyid etmektedir:

«Kederden sonra, bir takımınızı kendinden geçirecek şekilde size huzur ve emniyet indirdi. Oysa bir kısmınız da kendi dertlerine düşmüşlerdi. Haksız yere Allah hakkında, cahiliye devrinde olduğu gibi inanıyorlar, «Bu işte bizim bir fikrimiz var mı?» diyorlardı, Ey Muhammedi De ki: «Buyruğun hepsi Allah'ındır.» Sana açmadıklarım içlerinde gizliyorlar, «Bu işte bizim fikrimiz alınsaydı, burada öldürülmezdik.» diyorlar. De ki: «Evlerinizde olsaydınız, haklarında ölüm yazıh olan kimseler, yine de devrilecekleri yere varırlardı.» Bu, Allah'ın içinizde olanı denemesi, kalblerinizde olanı arıtması içindir. Allah gönüllerde olanı bilir, iki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirenlerin, yaptıklarının bir kısmından ötürü şeytan ayaklarını kaydırıp yoldan çıkarmak istemişti. Andolsun ki, Allah onları affetti. Allah bağışlayandır, Halimdir.» (Âl-i Imrân, 154-1550

Buharî, Abdan ve Ebu Hamza kanalı ile Osman b. Mevheb'in şöyle dediğini rivayet eder: «Adamın biri Beyt'i haccetmeye geldi. Orada bir topluluğun oturmuş olduğunu gördü ve dedi ki:

- Şu oturanlar kimlerdir?

- Şunlar Kureyşlilerdir.

- Peki âlimleri kimdir?

- Alimleri İbn Ömer'dir, dediler. Adam, İbn Ömer'in yanma gelip şöyle sordu:

- Sana birşey soracağım. Bana cevab verir misin? Şu Beyt İn hürmeti aşkına söyle: Osman b. Affan'uı Uhud gününde firar ettiğini biliyor musun?

-Evet...

Bedir savaşma katılmadığını da biliyor musun?

- Evet...

- Onun Rıdvan bey'atmdan geri kaldığını ve bey*ate katılmadığını da biliyor musun?

-Evet....

Bunun üzerine adam tekbir getirdi. İbn Ömer, ona şöyle dedi:

- Gel de bana sorduğun ve benim sana verdiğim cevapların teferruatını bildireyim ve gerekli açıklamayı yapayım: Uhud gününden kaçışına gelince, Allah'ın onu affetmiş olduğuna şahadet ederim. Bedir savaşma katılmayışına gelince, Rasûlullah'm kızı onun zevcesi idi. Zevcesi hastalanmıştı. Rasûlullah, ona: «Kızımın has t ab akıcılığını yaparsan, Bedir gazvesine katılan kimse kadar sevab ve ganimet kazanırsın.» demişti.

Rıdvan be/atine katılmamış olması ise, o, Mekke'ye Müslümanların temsilcisi olarak gönderilmişti. Eğer Osman b. Affan'dan Mekke halkı içinde daha fazla itibar görecek bir kimse olsaydı Rasûlullah, Osman'ın yerine onu gönderirdi. Ama böyle bir kimse bulunmadığı için. Osman'ı gönderdi. Osman, Mekke'ye gittikten sonra (Hudeybiye'de) Rıdvan bey'ati yapılmıştı. Be/atleşnıe esnasında Peygamber (s.a.v.) sağ elini göstererek: «Bu Osman'ın elidir.» dedi ve sağ elini sol eline vurarak bey'at yapıyormuş gibi yaptı ve, "Bu da Osman'ın beyatidir." dedi.

İşte sen şimdi bu cevapları almış olarak git.»

el-Ümevî, "Megazi" adlı eserinde Yahya b. Abbad'm babasının şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.)'m etrafındaki insanlar dağılıp kaçmışlar, bir kısmı Aves dağının yakınındaki Münakka mevkiine kadar gitmişlerdi. Osman b. Âffan ile Ensâr'dan Sa'd b. Osman'da kaçmışlar, Cel'ab mıntıkasına ulaşmışlardı. Cel'ab, Aves dağı yakınında Medine taraflarında bir dağın adıdır. Orada üç gün kalmışlar. Sonra geri dönmüşlerdi. Bunların ifadesine göre Rasûlullah (s.a.v.) kendilerine şöyle demiştir: «Oraya geniş olarak gittiniz.»

Demek istediğimiz şudur ki: Bedir gazvesinde meydana gelen hadiselerin bir kısmı, Uhud gazvesinde de meydana gelmiştir. Mesela, savaşın şiddetlendiği esnada mü'minleri hafif bir uyku bürümüştü. Bu da Allah'ın yardım ve teyidi sayesinde müzminlerin kalblerinin yatıştığım ve onların kendi yaratıcılarına tamamıyla tevekkül etmiş olduklarını is-batlayan bir delildir. Bedir gazvesi hakkında Cenâb-ı Allah'ın nazil olan şu ayet-i kerimesi üzerinde gerekli açıklamalar yapılmıştı:

«Allah kendi katından bir güven işareti olarak sizi hafif bir uykuya daldırmıştı.» (ei-Enfâi,ıı.)

Uhud gazvesiyle ilgili olarak da Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur:

«Kederden sonra, bir takımınızı kendinden geçirecek şekilde size huzur ve emniyet indirdi.» (Âl-i îmrân, 154.)

Bu ayet-i kerimede geçen «Bir takımınızı» sözü ile kamil mü'minler kastedilmiştir. Nitekim İbn Mesud ile diğer selef uleması demişler ki: Savaşta uykuya dalmak, iman alametindendir.

Namazda uykuya dalmak ise nifak alametindendir. Bu sebeple Cenâb-ı Allah, ayetin devamında şöyle buyurmuştur: «Oysa bir takımınız da kendi dertlerine düşmüşlerdi.»

Bedir gazvesinde meydana gelen hadiselerin bir kısmının, Uhud gazvesinde de görüldüğünü söylemiştik. Bu husustaki örneklerin ikincisi de şudur: Rasûlullah (s.a.v.), Bedir gazvesinde Allah'tan yardım dilediği gibi Uhud gazvesinde de şu sözleri ile Allah'tan yardım dilemişti: «Eğer dilersen artık yeryüzünde sana ibadet edilmez.»

Nitekim imam Ahmed b. Hanbel, Abdussamed ve Affan kanalı ile Uhud gününde Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini Enes'ten rivayet eder:

«Allahım, eğer dilersen artık yeryüzünde sana ibadet edilmez.»

Buharî, Abdullah b. Muhammed kanalı ile Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet eder: «Uhud gününde adamın biri, Peygamber (s.a.v.)'e şöyle sordu:

- Ne dersin, eğer ben öldürülürsem nerede olurum?

- Cennet'te olursun.

Adam bunun üzerine elindeki hurmaları attı. Sonra öldürülünceye kadar savaştı.»

Bu hadise, Bedir gazvesinde geçen Ümeyr b. Humam kıssasına benzemektedir. Allah ikisinden de razı olsun ve kendilerini hoşnud kılsın.