İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Medine'ye doğru gitmek üzere Uhud'dan ayrıldı. Hamne binti Cahş ona rastladı. Bana anlatıldığına göre Hamne, halk ile karşılaştığında ona kardeşi Abdullah b. Cahş'm ölüm haberi verildi. O da kardeşi için istiğfarda bulundu. Sonra dayısı Hamza b. Abdülmuttalib'in ölüm haberi ona verildi. Onun için de istiğfarda bulundu. Sonra kocası Mus'ab b. Ümeyr'in ölüm haberi kendisine verilince bağırdı, feryad-u figân etti. Rasûlullah (s.a.v) da: «Herşey bir tarafa, kadının kocası bir tarafadır.» dedi. Çünkü kardeşinin ve dayısının ölüm haberini alırken sebat gösterdiğini^ kocasının ölüm haberini alırken vaveyla kopardığım görmüştü.
İbn Mace, Muhammed b. Yahya tariki ile İbrahim b. Muhammed b. Abdullah b. Cahş'tan, o da babasından rivayet etti ki, Hamne binti Cahş'a: «Kardeşin öldürüldü.» denildiğinde o: «Allah ona rahmet etsin.» diyerek « » ayetini okumuş, ona: "Kocan öldürüldü." denildiğinde: "Vay benim başıma gelenler. Vah benim üzüntülerim!" diye feryad etmişti.»
Rasûlullah (s.a.v.) bunun üzerine şöyle buyurmuştu: «Herşey bir tarafa, kadının kocası bir tarafadır.»
ibn İshak, Abdulvahid b. Avn kanalı ile Sa'd b. Ebi Vakkas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), Beni Dinar kabilesinden bir kadına rastladı ki, onun kocası, kardeşi ve babası Rasûlullah ile birlikte Uhud'da savaşmışlar ve vurulup şehid düşmüşlerdi. Ölüm haberleri ona ulaştığı zaman kadın:
- Rasûlullah (s.a.v.)'a ne oldu? diye sordu.
Dediler ki; Ey falanın anası, o iyidir. Allah'a hamd olsun. O, senin istediğin gibidir. Kadın dedi ki: - Onu bana gösterin de kendisine bir bakayım.
Rasûlullah ona gösterildi. Onu gördüğü zaman kadm şöyle dedi:
- Senden sonra her musibet küçük kalır.
İbn Hişam dedi ki: Celel kelimesi* hem az, hem de çok anlamına gelir. Kadının bu ifadesinde az anlamına gelmektedir. Nitekim bir şiirinde İmru'1-Kays şöyle demiştir:
«Beni Esed kabilesi hükümdarlarını öldürdüler ya, Bilesiniz ki, bundan başka her şey celeldir (küçük ve azdır)."
îbn ishak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), ailesine vardığı zaman kılıcını kızı Fatıma'ya verip şöyle dedi: «Ey kızcağızım, bunun üzerindeki kanı yıka. Allah'a yemin ederim ki, bu kılıcım bugün bana sadık çıktı.»
Ebu Talib oğlu Ali de kılıcını Fatıma'ya verip şöyle dedi:
«Ey Fatıma, bu kılıcın üzerindeki kanı yıka. Allah'a yemin ederim ki, bu kılıcım, bana sadakat gösterdi.»
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) da şöyle buyurdu:
«Allah'a andolsun ki, şayet sen doğru savaşmış isen seninle birlikte Sehl b. Hüneyf ve Ebu Dücane de doğru savaşmıştır.»
Musa b. Ukbe de şöyle demiştir: «Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Ali'nin kılıcının kana boyanmış olduğunu görünce şöyle buyurdu:
«Eğer sen iyi savaşmış isen, Asım b. Sabit b. Ebu'l-Akleh, Haris b. Samme ve Sehl b. Hüneyf de iyi savaşmışlardır.»
Beyhakî, İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ali b. Ebi Talib, Uhud gününde kılıcım getirdi. Kılıcı eğilmişti. Fatıma'ya şöyle dedi: Şu kılıcı al. Bu iyi bir kılıçtır. Bugün beni rahatlattı.» Rasûlullah (s.a.v.) da buyurdu ki: «Eğer sen bu kılıcınla iyi darbeler vurmuş isen, muhakkak Sehl b. Hüneyf, Ebu Dücane, Asım b. Sabit ye Haris b. Samme de iyi darbeler vurmuşlardır.»
İbn Hişam dedi ki: «Rasûlullah (s.a.v.)'m bu kılıcı Zülfikar idi.»
Yine İbn Hişam dedi ki: İlim erbabından bir kimse bana haber verdi ki, İbn Ebi Nüceyh şöyle demiştir: Uhud gününde biri şöyle seslendi:
«Zülfikar'dan başka kılıç yoktur.»
îbn Hişam dedi ki: İlim ehlinden biri bana şu haberi verdi: Rasûlullah (s.a.v.), o gün Ebu Talib oğlu Ali'ye şöyle demiştir:
«Allah bize fetih müyesser kıhncaya kadar müşrikler artık bu Uhud gibisini başımıza getiremezler.» İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Beni Abdüleşhel yurduna uğradı. Orada bazılarının ağlayıp ölüleri üzerine feryad-u figân ettik-, lerini gördü. Gözleri yaşardı. Sonra şöyle dedi:
«Ama Hamza'nın üzerine kimse ağlamıyor.»
Sa'd b. Muaz ile Üseyd b. Hudayr, Beni Abdüleşhel yurduna döndüklerinde kadınlarına, bir grup kurup Rasûlullah'ın yanına gitmelerini ve orada amcasının üzerine ağlamalarını emrettiler.
Hakim b. Hakim b. Abbad b. Hüneyf, Abdüleşhel oğulları kabilesinden bazı adamlardan naklen bana şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.), o kadınların Hamza üzerine ağladıklarını işitince yanlarına vardı. Kadınlar mescidin kapısında durup ağlamaktaydılar. Onlara şöyle dedi:
«Geri dönün. Allah size rahmet etsin. Kendiniz bizzat iyilikte bulundunuz.»
Rasûlullah (s.a.v.), o gün ölüler üzerine ağlamayı ve feryad-u figan etmeyi yasakladı.
İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), Uhud'dan döndüğünde Ensâr kadınları, öldürülen eşleri üzerine ağlamaya başladılar. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v): «Ama Hamza'mn üzerine ağlayan kimse yok.» dedi.
İbn Ömer diyor ki: Sonra Rasûlullah uyudu. Uyandığında kadınların ağladıklarını işitince şöyle dedi: «Onlar bugün Hamza'mn üzerine ağlayıp feryad ediyorlar.»
İbn Mace, İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), Beni Abdüleşhel kabilesinden olup, Uhud savaşında şehid düşen ölüleri üzerine ağlamakta olan birkaç kadının yanından geçtiğinde şöyle buyurdu: «Ama Hamza'mn üzerine ağlayan kimse yok!»
Bunun üzerine Ensâr'dan bazı kadınlar, gelip Hamza'mn üzerine ağlamaya başladılar. Rasûlullah (s.a.v.) uykudan uyanıp şöyle buyurdu:
«Yazık onlara, buraya gelmelerinden sonra geri dönmemişler. Geri dönsünler. Bugünden sonra artık hiçbir ölünün üzerine ağlamasınlar.»
Musa b. Ukbe dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Uhud dönüşünde Medine sokaklarına girdiğinde evlerdeki ağıt ve feryad seslerini duyunca: «Bu nedir?» diye sordu. Dediler ki: Bunlar Ensâr kadınlarıdır. Ölüleri üzerine ağlıyorlar.
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: «Ama Hamza'mn üzerine ağlayanlar yok!» Böyle dedikten sonra Hamza için istiğfarda bulundu.
Rasâlullah (s.a.v.)'m böyle dediğini duyan Sa'd b. Muaz, Sa'd b. Ubade, Muaz b.-Cebel ve Abdullah b. Revaha evlerine döndüler. Medine'deki bütün ağıtçı kadınları topladılar ve onlara şöyle dediler: «Vallahi Hz. Peygamberin amcası Hamza üzerine ağlamadıkça Ensâr ölüleri üzerine ağlamıyacaksımz. Çünkü Hz. Peygamber, Medine'de Hamza üzerine ağlayacak bir kadın bulunmadığını söylemiştir!»
Anlatıldığına göre ağıtçı kadınları getiren Abdullah b. Revaha imiş. Rasûlullah (s.a.v.), kadınların Hamza üzerine ağladıklarını işitince: «Bu nedir?» diye sormuş; Ensâr'm kendi kadınlarına, Hazma için ağlamalarını emretmiş oldukları kendisine haber verilince o, bunlar için istiğfarda ve hayır duada bulunup şöyle demiş: «Ben bunu istemedim. Ben ağlamayı sevmem.»
Böyle diyerek ölüler üzerine ağlanmasını yasaklamıştı.
Musa b. Ukbe dedi ki: Müslümanların ölüleri üzerine ağlamaları esnasında münafıklar hile ve desiseye başlamış, Müslümanları hü-zünlendirerek Rasûlullah'm etrafından dağıtma gayreti içine girmişlerdi. Yahudilerin hile ve desiseleri açıkça ortaya çıkmıştı. Medine tıpkı kazan gibi münafıklık ateşi ile kaynamaktaydı. Yahudiler şöyle demişlerdi:
«Eğer Muhammed peygamber olsaydı, Mekkeliler onu yenemez-lerdi. Ve bu felakete de uğramazdı. Dünya işi ise bazen kişinin lehine, bazen de aleyhine olur.»
Münafıklar da Yahudiler gibi söylemişler ve Müslümanlara şöyle demişlerdi:
«Eğer bize uysaydınız, bu felaket başımıza gelmezdi.»
Cenâb-ı Allah, Kur'ân-ı Kerîm'inde, itaat edenlerin itaati, münafıklık edenlerin münafıklığı ve Müslümanların Ölülerinden ötürü taziye edilmeleri hakkında şu ayeti inzal buyurdu:
«Ey Muhammed! Sen inananları savaş için duracakları yerlere yerleştirmek üzere, erkenden evinden ayrılmıştın. Allah işitir ve bilir.» (ÂHİmrân, 121.)
Bu ve bundan sonraki ayetler, hep bu konuya değinmektedirler. Bununla ilgili açıklamayı tefsirimizde verdik. Hamd ve minnet Alla-hadır.

