El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Hayber ganimetlerini peyderpey ele*geçirmeye, kalelerini birer birer fethetmeye başladı. Fethedilen ilk kaleleri, Naim kalesi oldu. O kalenin yanında Mahmud b. Mesleme öldürüldü. …

İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Hayber ganimetlerini peyderpey ele*geçirmeye, kalelerini birer birer fethetmeye başladı. Fethedilen ilk kaleleri, Naim kalesi oldu. O kalenin yanında Mahmud b. Mesleme öldürüldü. Üzerine bir değirmen taşı atılmış, böylece öldürülmüştü. Naim kalesinden sonra Beni Ebu'l-Hukayk'm kalesi olan Kamus kalesi fethedildi. Rasûlullah (s.a.v.), onlardan birçok esir ele geçirdi. Esirlerden biri de Hüyey b. Ahtab'm kızı Safîye idi. Bu, Kina-ne b. er-Rebi b. Ebu'lHukayk'm yanında idi. Safiye ile birlikte amcasının iki kızı da esir alınmıştı. Rasûlullah (s.a.v.), Safiye'yi kendine ayırdı. Dıhye b. Halife, Safiye'yi Rasûlullah'tan istedi. Rasûlullah onu kendine seçmiş olduğu için Dıhye'ye, Safiye'nin amcası kızını verdi.

Ravi dedi ki: Hayber'den ele geçirilen esirler, Müslümanlar arasında yayıldı. İnsanlar eşek etlerini yediler. Ravi, Rasûlullah (s.a.v.)'-m insanları eşek eti yemekten menetmiş olduğunu da anlatmıştır. Buharı, bu fasla itina göstermiş ve bu konudaki yasağı sağlam yollardan nakledip beyan etmiştir. Eşek etini yemenin haramlığı, selef ve halef bütün cumhur-u ulema mezhebidir. Bu aynı zamanda dört mezhep imamının da görüşüdür. Aralarında İbn Abbas'm bulunduğu bazı selef uleması ise, eşek etini yemenin mubah olduğuna kail olmuşlardır. Eşek etini yemenin yasaklığma dair varid olan hadislere karşı verdikleri cevap çeşitli olmuştur. Denildi ki: Yük taşımada eşekten yararlanıldığı için, o zaman eşek eti yemek haram kılınmıştı. Yine o esnada humus ayeti nazil olmadığı için eşek eti yemenin haram olduğu bildirilmişti. Bazılarına göre ise eşekler, pislikleri yediklerinden etlerini yemek yasaklanmıştır. Sahih kavle göre ise, eşek etini yemenin haramlığı, kendi zatından kaynaklanmıştır. Sahih eserde anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.)'m duyurucusu şöyle seslenmiştir: «Allah ve Rasûlü, sizleri eşek eti yemekten menetmektedirler. Çünkü eşek eti murdardır. Kazanlarınızda varsa, kazanlarınızı boşaltıp ters çevirin.» O esnada kazanlarda eşek etleri kaynamakta idi.

İbn İshak, (Hayber savaşma katılmamış olan) Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.), insanları eşek etini yemekten menettiği zaman at eti yemelerine izin verdi.» Bu hadisin aslı, Buharî ve Müslim'in sahihlerinde vardır. Buna göre Cabir (r.a.) şöyle demiştir: «Rasûlullah (s.a.v.), Hayber gününde eşek eti yemekten insanları menetti. At eti yemelerine ruhsat verdi.»

İbn İshak, Abdullah b. Ebi Necih kanalı ile Mekhul'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hayber gününde Peygamber (s.a.v.), insanları dört şeyden menetti: Gebe kadınlarla cinsel ilişkide bulunmaktan, ehlî eşek etini yemekten, sivri dişli yırtıcı hayvanların etlerini yemekten, paylaştırılmadan önce ganimet mallarını satmaktan.»

İbn İshak, Yezid b. Ebi Habib kanalı ile Haneş es-San'anî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ruveyfî b. Sabit el-Ensârî ile birlikte Mağrib'e gazveye gittik. Mağrib kasabalarından biri fethedildi. Bu kasabaya Cibre deniyordu. Aramızda bir sözcü kalkıp şöyle dedi:

- Ey insanlar, ben Hayber gününde Rasûlullah (s.a.v.)'m söylediği bir sözü size nakledeceğim. Hayber gününde Rasûlullah (s.a.v.) kalkıp bize şöyle dedi: «Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir adamın, başkasının ekinini sulaması helal olmaz. Yani gebe cariyelerle cinsel ilişkide bulunması helal olmaz. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimsenin esir alman bir kadınla -istibra yapmadan, rahmini temizlemeden- cinsel ilişkide bulunması helal olmaz. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimsenin, paylaştırılmadan önce ganimet malını satması helal olmaz. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimsenin, Müslümanlara fey olarak verilen bir bineğe binmesi helal olmaz. Binip zayıflatmış olsa bile onu geri vermesi gerekir. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimsenin, Müslümanlara fey olarak verilen elbiselerden birini bir günlüğüne bile olsa onu geri vermesi gerekir.»

Buharî'nin sahihinde, Nafi kanalıyla rivayet olunduğuna göre ibn Ömer şöyle demiştir: "Hayber gününde Rasûlullah (s.a.v.), ehlî eşek etini yemeyi ve sarımsak yemeyi yasaklamıştır."

İbn Hazm, Ali ile Şüreyk b. Hanbel'in, çiğ sarımsak ve soğan yemenin haramlığma kail olduklarını nakletmiştir. Tirmizî ise, onların bunu mekruh gördüklerini nakletmiştir. Doğrusunu Allah bilir.

Zührî kanalıyla, Buharî ve Müslim'in sahihlerinde Ebu Talib oğlu Ali (r.a.)'den varid olan ve Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in Hayber savaşında mut'a nikahı yapmayı ve ehlî eşek eti yemeyi yasakladığı mealindeki hadis üzerinde çeşitli kimseler görüş beyanında bulunmuşlardır. Ancak bu hadis, iki bakımdan müşkil bir hadistir. Şöyle ki:

1- Hayber savaşında kadınlar yoktu ki, erkekler onlarla mut'a nikahı yapsınlar. Çünkü, orada mut'a nikahına ihtiyaç bırakmayacak sayıda cariyeler vardı.

2- Sahih-i Müslim'de Rebi b. Sebure kanalıyla Mabed'ten, o da babasından rivayet ederek varid olan bir hadis-i şerife göre Rasûlullah (s.a.v.), Müslümanlara Mekke fethi zamanında mut'a nikahına izin vermiş, ancak daha Mekke'den çıkmadan bu.nikahı yasaklamış ve şöyle buyurmuştur: «Şüphesiz ki Cenâb-ı Allah, bu mut'a nikahını kıyamet gününe kadar haram kıldı.»

Buna göre Peygamber (s.a.v.), mut'a nikahını yasaklamış, sonra izin vermiş, sonra haram kılmıştır ki, bu durumda iki kez nesih yapılması gerekmektedir. Bu da uzak bir ihtimaldir. Ama bununla birlikte İmam Şafiî, kesin olarak ifade etmiştir ki, kendisi, mut'a nikahı dışında mubah kılman, sonra haram kılman, sonra yine mubah kılınan, sonra yine haram kılınan birşey bilmemektedir.

Ancak merhum Şafiî, bu iki hadise itimad ettiğinden böyle bir ifade kullanmıştır.

Süheylî ile diğerleri, bazı kimselerin ifadelerine göre İmam Şafiî'nin şöyle dediğini nakletmişlerdir: Mut'a nikahı, üç kez mubah kılınmış, üç kez haram kılınmıştır. Başkaları, dört kez mubah kılındığını, dört kez de haram kılındığını söylemişlerdir ki, bu gerçekten uzak bir ihtimaldir. Doğrusunu Allah bilir.

Raviler, mut'a nikahının ilk kez hangi vakitte haram kılındığı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları, Hayber'de haram kılındığım, bazıları Umretu'l-Kaza'da haram kılındığını, bazıları ise Mekke fethi senesinde haram kılındığını, -ki bu daha kuvvetli bir rivayettir-, bazıları Evtas muharebesinde haram-kılmdığmı -ki bu da öncekine yakın bir kuvvet taşıyan rivayettir-, bazıları Tebük gazvesinde haram kılındığını, bazıları da Veda haccmda haram kılındığını ifade etmişlerdir. Bunu Ebu Davud rivayet etmiştir.

Bazı âlimler, Hz. Ali'den rivayet edilen hadise cevab olarak demişler ki, bu hadiste takdim ve tehir meydana gelmiştir. Ancak bu rivayetin hıfzolunan kısmı, İmam Ahmed'den şöyle nakledilmiştir: «Hz. Ali, İbn Abbas'a şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.), Hayber fethi zamanında mut'a nikahını ve ehli eşek etlerini haram kıldı.»

Dediler ki: Ravi, bu hadiste geçen Hayber kelimesinin, yasaklanan iki şeyin yasaklandıklarının mekan zarfıdır. Aslında, gerçek böyle olmayıp Hayber kelimesi, ehlî eşek eti yemenin yasaklanışının mekan zarfıdır. Mut'a nikahının haram kılınmasına gelince, bunun için bir zaman veya mekan zarfından söz edilmemiştir. Sadece ehlî eşek etinin haram kılınışıyla birlikte mut'a nikahı da haram kılındı diye bir ifade kullanılmıştır. Çünkü Ali, İbn Abbas'm mut'a nikahını ve ehlî eşek etini mubah kıldığı yolunda bir haber alınca İbn Abbas'a şöyle demiştir: "Sen şaşkın bir adamsın. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), Hayber gününde mut'a nikahı yapmayı ve ehlî eşek etini yemeyi yasakladı."

Böyle demekle Ali, İbn Abbas'm bu mubahhk görüşünden vazgeçmesi için, hem mut'a nikahının, hem de ehlî eşek etinin Hayber gününde yasaklanmış olduğunu ifade etmiştir. Şeyhimiz Hafız Ebu'l-Haccac el-Mizzî de bu görüştedir. Allah onu rahmeti ile örtsün. Buna rağmen İbn Abbas, yukarıda zikredilen görüşünden geri dönmemiştir. O, ehlî eşek etini yemenin Hayber gününde yasaklanışını şöyle tevil etmiştir: O zamanda eşekler, Müslümanların yüklerini taşımakta idiler. Sırf bu sebeple etlerini yemek yasaklandı. Mut'a nikahına gelince, bu da seferlerde zaruret anında mubah kılınmıştır. Ama rahatlık ve imkanların bolluğu zamanında tabii ki bu yasaktır.

İbn Abbasın bu görüşüne bazı tabileri ve arkadaşlarıda uymuşlardır. İbn Cüreyc zamanına ve ondan sonraki zamanlara kadar bu görüş, Hicaz âlimleri nezdinde meşhur olan bir görüştü.

İmam Ahmed b. Hanbel'den, İbn Abbas'm görüşü doğrultusunda bir rivayet nakledilmiştir. Ama bu zayıf bir rivayettir.

İbn İshak dedi ki: Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Hayber kalelerini ve mallarını peyderpey ele geçirdi. Abdullah b. Ebi Bekr'in bana naklettiğine göre Eşlem kabilesinden bazı kimseler, kendisine şöyle bir olay anlatmışlardır: Beni Sehm kabilesinin Eşlem kolundan bazı kimseler, Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip şöyle dediler: "Ya Rasûlallah, çok çalıştık. Bitkin düştük, ama elimizde birşey yok."

Bunlar Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında, kendilerine verilecek bir şey de bulamadılar. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:

«Ey Allah'ım! Sen onların hallerini ve onlarda kuvvet bulunmadığını ve elimde de onlara vereceğim birşey olmadığını biliyorsun. Onlara menfaati, en büyük yiyeceği ve yağı da bol olan kalelerinden birinin fethini nasib et.»

Bunun üzerine halk yürüdü. Yüce Allah, Sa'b b. Muaz'm kalesinin fethini onlara nasib etti. Hayber'de yiyeceği ve yağı ondan daha çok olan hiçbir kale yoktu.

İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), onların kalelerinden bazılarını fethedip mallarını ele geçirdikten sonra sahabeler, onların Vatih ve Sülalim adındaki iki kalelerine vardılar. Bunlar, Hayber halkının fetholunan kalelerinin en sonuncuları idi. Rasûlullah (s.a.v.), onları on küsur gece kuşatma altında tuttu.

İbn Hişam dedi ki: Hayber gününde Rasûlullah (s.a.v.)'m ashabının parolası: "Ey yardım olunan ve muzaffer olan kişi, öldür, öldür." idi.

İbn İshak, Büreyde b. Süfyan el-Esedi el-Eslemî kanalı ile Ebu Yüsr Ka'b b. Amr'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Bir akşam Hayber'de Rasûlullah (s.a.v.)'la beraber idim. Yahudilerden bir adamın koyun sürüsü kaleye doğru geliyordu. Biz ise, onları kuşatma altına almıştık. Rasûlullah (s.a.v.):

- Şu koyun sürüsünden kim bize yedirecek? diye sordu.

- Ya Rasûlallah, ben varım, dedim. O da: "Haydi yap." diye buyurdu. Ben de deve kuşu gibi süratle çıktım. Rasûlullah (s.a.v.), peşimden bana baktığı zaman şöyle dedi:

- Ey Allah'ım! Bizi ondan yararlandır.

Ben koyun sürüsüne kavuştum ki, o sürünün baş tarafı kaleye girmişti. Ben sürünün sonundan iki koyunu yakaladım ve onları elimin altında gözetimime aldım. Sonra onları süratle götürdüm. Sanki benimle beraber hiçbir şey yokmuş gibi vücudum hafifti. Ve onları Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma bıraktım. Onları kestiler ve yediler.

Ebu Yüsr, Rasûlullah (s.a.v.)'ın en son ölen sahabelerindendi. Bu hadisi anlattığı zaman ağlar, sonra şöyle derdi: Hayatıma yemin olsun ki, onlar benden yararlandılar. Ben onlar arasında koyunun etini en son yiyen kişi oldum.

Hafız el-Beyhakî, "Delâil" adlı eserde şöyle demiştir: Ebu Mu-hammed Abdullah b. Yusuf elIsbahanî veya Ebu Osman en-Nehdî ya da Ebu Kalabe'nin şöyle dediğini rivayet etti: Peygamber (s.a.v.), Hayber'e geldiğinde hurmalar daha olgunlaşmamış, yeşil durumda idi. İnsanlar koşarak hurmaları yemeye başladılar. Bunun üzerine hastalanıp vücudları ateşten titremeye başladı. Hallerini Rasûlullah'a arzedip şikayette bulundular. O da kırba içinde suyu soğutmalarını, sonra da fecir vakti o su ile yıkanmalarını, yıkanırken de "Bismillah" demelerini emretti. Onlar bu emri yerine getirdiler. İyileşti-ler, sanki kendilerini tutan bir bağdan kurtulmuş gibi oldular.

Beyhakî dedi ki: Abdurrahman b. Rafi'den mensur olarak gelen bir rivayette de şöyle denmektedir: Rasûlullah (s.a.v.), onlara akşam ve yatsı namazları arasında o su ile yıkanmalarını (duş almalarım) emretti.

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Muğaffelın şöyle dediğini rivayet etmiştir. Hayber gününde bir iç yağı tuluğu elime geçti. Onu alıp: «Bundan hiç kimseye birşey vermeyeceğim.» dedim. Dönüp gidecekken birde baktım ki, Rasûlullah (s.a.v.) bana bakıp gülümsüyor.

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Mugaffel'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Hayber kasrını kuşatma altına almıştık. Yukarıdan bana bir iç yağı tuluğu sarkıtıldı. Gidip aldım. Kendi kendime bunu hiç kimseye vermeyeceğim dedim. Ama baktım ki, Rasûlullah (s.a.v.) bana bakıyor, utandım.

îbn İshak, Abdullah b. Muğaffel el-Müzenî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hayber ganimetlerinden iç yağı dolu bir tuluk ele geçirdim. Omuzuma alıp arkadaşlarımın ve yüklerimin yanına götürmeye çalışırken Rasûlullah'm görevlendirdiği ganimet bekçisi beni gördü. Tuluğun ucunu tutup; «Haydi getir de şunu Müslümanlar arasında taksim et.» dedi. Ben de: «Hayır vallahi, bunu sana vermeyeceğim.» dedim. O tuluğu elimden tutup çekmeye çalışırken Rasûlullah (s.a.v.) bizi gördü ve gülümsedi. Sonra da ganimet bekçisine: «Tuluğu ona bırak.» dedi. Bekçi de beni serbest bıraktı. Ben tuluğu alıp arkadaşlarımın ve yükümün yanına götürdüm. Beraberce onu yedik. Cumhur-u ulema, bu hadisi, Yahudilerin kestikleri hayvanların iç yağlarını onlara galip olan Müslümanlara haram sayan İmam Malike karşı bir delil olarak ileri sürmüşlerdir. Zira bir ayet-i kerimede Cenâb-ı Allah, şöyle buyurmuştur:

«Kitap verilenlerin yemeği size helaldir.» (el-Mâide, 5.)

İmam Malik, iç yağının Yahudilerin yemeği olmadığını söylemiştir. Çünkü o şöyle demişti: Ayet-i kerimede «size» kelimesi kullanılmıştır. Cumhur-u ulema ise, ona karşı bu hadisi delil olarak ileri sürmüşlerdir. Bu hususta ihtilaf vardır. Aslında iç yağı, onlara da helal olabilir. Doğrusunu Allah bilir.

Cumhur-u ulema, ayrıca bu hadisi delil olarak ileri sürerek, kendileriyle savaşılan gayri müslimlerden elde edilen yiyeceklerin humus (beşte bir) hükmüne tabi olmadığını söylemişlerdir. İmam Ebu Davud'un şu rivayeti de bu görüşü teyid etmektedir:

Muhammed b. Alâ, Muhammed b. Ebi Mücalid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Abdullah b. Ebi Evfa'ya dedim ki: Rasûlullah zamanında siz ganimet olarak ele geçirdiğiniz yiyecekleri de beşte bir hükmüne tabi tutuyor muydunuz?

Dedi ki: Hayber gününde Yahudilerden yiyecek ele geçirdik. Herhangi bir kimse gelip ihtiyacına yetecek kadar yiyeceği o yiyecekler arasından alıyor, sonra da geçip gidiyordu. (Ona karışan olmuyordu.)

Bu hadisi, yalmzca Ebu Davud rivayet etmiştir ve hasen bir ha-disdir.