Hayber savaşında hazır bulunan kölelerle kadınlara gelince, Rasûlullah (s.a.v.), ganimetten bunlara miktarı belirli olmayan mallar verdi. Bunlara sehim usulü ile taksimat yapmadı.
Ebu Davud, Abdullah'ın azadlısı Umeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hayber savaşına efendimle birlikte katıldım. Durumumu Rasûlullah'a anlattılar. O da bana emir verdi. Bir kılıç kuşandım. Bir de baktım ki, kılıç boyumdan uzun, onu yerde sürüklüyordum. Benim köle olduğum kendisine anlatıldı. Ganimet olarak bana birşeyler verildi, sehim usulü ile verilmedi."
Muhammed b. İshak dedi ki: "Hayber savaşı sırasında Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte bazı kadınlar da hazır bulundular. Onlara ganimetten sehim dışında miktarı belirsiz bazı mallar verildi. Onlara sehim usulü ile verilmedi."
Ümeyye binti Ebi's-Salt, Beni Gifar kabilesinden bir kadının şöyle dediğini riayet etmiştir: Beni Gifar kabilesinden birkaç kadınla birlikte Rasûlullah (s.a.v.)'a gidip şöyle dedik:
- Ya Rasûlallah, biz seninle birlikte şu gittiğin tarafa çıkmaya niyet ettik ve çıkıp gittik.
Rasûlullah, Hayber'e giderken yaralıları tedavi edip Müslaman-lara gücümüzün yettiği kadarıyla yardım ediyorduk. O da dedi ki:
- Allah'ın bereketiyle bunu yapıyordunuz. Kadın dedi ki:
- Biz onunla birlikte yola çıktık, Ben henüz taze bir kız çocuğu idim. Rasûlullah (s.a.v.), beni arkasına aldı. Vallahi Rasûlullah, sabaha doğru indi ve devesini çöktürdü. Ben de arkadaki çantadan indim. Bir de baktım ki, çantada benden sızan bir kan vardır. O kan, ilk gördüğüm âdet kanı idi. Böylece deveye doğru yumulup utandım. Rasûlullah, bende olan durumu ve kanı gördüğü zaman:
- Sana ne oldu? Belki âdet gördün, dedi. Ben de evet, deyince şöyle buyurdu:
- O halde kendine iyi bak. Bir kab su al. İçine tuz at. Sonra çantaya bulaşan kanı onunla yıka. Ve tekrar bineğine dön. Rasûlullah (s.a.v.), Hayber'i fethettiği zaman bize de ganimetten birşeyler verdi. Ve işte boynumda gördüğünüz şu gerdanlığı bana verdi. Eliyle boynuma taktı. Vallahi bu gerdanlık, benden asla ayrılmayacaktır.
O gerdanlık ölünceye kadar kadının boynunda kaldı. Kendisiyle birlikte mezara gömülmesini vasiyet etti.
Âdetten sonra temizlendiğinde mutlaka gusül suyunun içine bir miktar tuz atardı. Öldüğünde de gusül suyunun içine tuz konulmasını vasiyet etti.
İmam Ahmed b. Hanbel, Hasan b. Musa kanalı ile Haşreç b. Zi-yad'm babaannesinin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte Hayber gazvesine gittik. Ben altı kadının altıncısı idim. Peygamber (s.a.v.), beraberinde kadınların bulunduğunu duydu. Bize haber gönderip yanma çağırttı. Yanına vardığımızda öfkeli olduğunu gördük. Bize şöyle dedi:
- Niçin geldiniz? Kimin emriyle geldiniz?
- Ok toplamaya, unu sulayıp hamur etmeye geldik. Yaralılar için yanımızda ilaç vardır. Saçları öreriz. Böylece Allah yolunda yardımcı oluruz.
- Geçin ve gidin!
Cenâb-ı Allah, Hayber'in fethini nasib edince Peygamber (s.a.v.), erkekler kadar bize de pay verdi. Haşreç b. Ziyad diyor ki: Ben ona şöyle dedim:
- Babaanne, size verilen ne idi?
- Hurma idi.
Ben derim ki: Rasûlullah, onlara elde edilen şeylerden verdi. Ama yine de erkeklere verdiği kadar onlara da arazi verildiğini söyleyemem. Doğrusunu Allah bilir.
Hafız el-Beyhakî, Abdullah b. Enis'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Hayber'e gittim. Yanımda eşim de vardı. Gebe idi. Yolda doğum yaptı. Durumu Rasûlullah'a bildirdiğimde bana şöyle dedi:
- Hurmayı suya koyup kaynat. Kıvamını bulunca söyle de içsin. Ben Rasûlullah'm dediğini yaptım. Zevcem hurma şerbetini içti.
Ve herhangi bir zorlukla karşılaşmadı. Hayber'i fethettiğimizde kadınlara bir miktar mal verdi. Ama sehim hesabı üzerinden vermedi. Eşime de, eşimin doğurduğu çocuğa da pay verdi."

