ibn İshak, Abdullah b. Ebu Bekr ve ondan naklen Ümmü İsa el-Hüzaî'ye kanalı ile Esma Binti Ümeys'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cafer ve arkadaşları vurulduğu zaman Rasûlullah (s.a.v.) benim yanıma geldi. O anda ben, kırk ntıl deri tabaklamış tim. Hamurumu yoğurmuştum. Oğullarımı yıkamış, onları kokulandırmış ve temizlemiştim. Rasûlullah (s.a.v.) bana:
- Beni, Cafer'in çocuklarının yanma götür, dedi.
Ben de onu onlara götürdüm. O, onlarla koklaştı ve gözlerinden yaşlar aktı. Dedim ki:
- Ya Rasûlallah, babam ve anam sana feda olsun. Seni ağlatan nedir? Yoksa Cafer ve arkadaşları hakkında sana bir haber mi geldi?
- Evet, bugün öldürüldüler.
Bunun üzerine bağırarak ayağa kalktım. Ve kadınlar benim yanıma gelip toplandılar. Rasûlullah (s.a.v.) da çıkıp ailesinin yanma gitti
ve:
- Cafer ailesine yemek yapmayı unutmayın. Çünkü onlar adamlarının öldürülmesi yüzünden meşguldurlar, dedi."
İmam Ahmed b. Hanbel, Süfyan ve Cafer b. Halid kanalı ile Abdullah b. Cafer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Cafer'in ölüm haberi geldiğinde Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Cafer'in ailesine yemek yapın. Çünkü başlarına onları meşgul edecek bir iş gelmiştir (veya onları meşgul eden bir durum gelmiştir.)"
Muhammed b. îshak, daha sonra Abdurrahman b. Kasım tarikiyle Peygamber (s.a.v.)'in zevcesi Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cafer'in ölüm haberi geldiği zaman, Rasûlullah (s.a.v.)'m yüzünde üzüntü ve keder gördük. Bunun üzerine onun yanma bir adam girdi ve şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, kadınlar bizi meşakkate sürükleyip fitneye düşürdüler.
Rasûlullah (s.a.v.):
- Onlara dön ve onları sükûnete davet et, dedi.
O da gitti. Sonra geri döndü ve Rasûlullah'a bunun aynısını söyledi. Ve şöyle böyle emrediyorsun. Fakat tekellüf onun ailesine zarar verdi, dedi. Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
- Git onları sustur. Eğer susmazlarsa ağızlarına toprak at. Ben de içimdem dedim ki:
- Allah seni üzaklaştırsm! Vallahi nefsini bırakmıyorsun ve Rasûlullah'a da itaatkâr değilsin.
Onun, kadınların ağızlarına toprak atamayacağım bildim." Buhari, Kuteybe ve ondan naklen Abdulvahhab kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Zeyd b. Harise, Cafer b. Ebi Talib ve Abdullah b. Revaha öldürüldüklerinde Rasûlullah (s.a.v.) gelip oturdu. Üzüntüsü, yüzünden belli oluyordu. Ben de kapı aralığından onu gözetliyordum. Adamın biri gelip şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah! Cafer'in kadınları ağlıyorlar.
Rasûlullah (s.a.v.), ona, gidip kadınları susturmasını emretti. Adam gitti, sonra yine gelip şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah! Vallahi o kadınlar bize galip geldiler. Emrimizi dinlemediler.
- Git onların ağızlarına toprak saç.
Ben de. içimden o adama şöyle dedim: Allah senin burnunu yere sürsün. Vallahi sen kadınların ağzına toprak saçamazsm. Ve Rasû-
lullah (s.a.v.)'ı da sıkıntıdan kurtarmazsın."
İmam Ahmed b. Hanbel, Vehb b. Cerir kanalı ile Abdullah b. Cafer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), orduyu çıkardı. Başlarına Zeyd b. Harise'yi emir tayin etti. Ve şöyle buyurdu: "Eğer Zeyd öldürülür veya şehid edilirse emiriniz Cafer'dir. Eğer o da öldürülür veya şehid edilirse emiriniz Abdullah b. Revaha'dır."
Gittiler, düşmanla karşılaştılar. Zeyd bayrağı eline alıp savaştı. O da öldürüldü. Sonra Cafer bayrağı eline aldı, savaştı. Nihayet öldürüldü. Sonra bayrağı Abdullah b. Revaha eline aldı. O da savaştı ve nihayet öldürüldü. Sonra bayrağı Halid b. Velid eline aldı. Allah, fethi ona nasib etti. Bunların haberleri Peygamber (s.a.v.)'e geldi. O da insanların huzuruna çıkıp hitabta bulundu. Allah'a hamdü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:
- Doğrusu kardeşleriniz düşmanla karşılaştılar. Zeyd bayrağı aldı, savaştı, nihayet öldürüldü (veya şehid oldu). Ondan sonra bayrağı Cafer b. Ebi Talib aldı. Savaştı, nihayet öldürüldü (veya şehid oldu). Sonra bayrağı Abdullah b. Revaha aldı. Savaştı, nihayet Öldürüldü (veya şehid oldu.) Sonra bayrağı Allah'ın kılıçlarından bir kılıç, Halid b. Velid aldı. Allah ona fethi nasib etti."
Ravi Abdullah b. Cafer diyor ki: Sonra Rasûlullah, Cafer ailesine üç gün süre tanıdı ki, ondan sonra yanlarına gelsin. Üç günlük süre dolduktan sonra Cafer ailesinin yanma gelerek şöyle buyurdu:
- Bu günden sonra kardeşimin üzerine ağlamayın. Bana kardeşimin oğlunu çağırın.
Bizler cicivler gibi Rasûlullah'ın yanma getirildik. O: . - Bana berberi çağırın, dedi.
Berber getirildi. Başımızı tıraş etti. Sonra Rasûlullah şöyle buyurdu:
- Muhammed, amcamız Ebu Talib'e benzer. Abdullah'a gelince onun yaratılışı ve ahlakı benimkine benzer.
Böyle dedikten sonra elimi tuttu, kaldırdı. Sonra şöyle dua etti:
"Allah'ım, ailesi içinde Cafer'in yerini doldur. Sağ eliyle yaptığı alışverişlerde Abdullah'a bereket ver." Bu duasını, üç kez tekrarladı. Sonra annemiz, gelerek yetimliğimizi Rasûlullah'a hatırlattı. Ve onu üzmeye başladı. Rasûlullah ise şöyle dedi:
"Yoksulluktan mı korkuyorsunuz? Oysa ben dünya ve ahirette bu çocukların velisiyim."
Bu rivayetten anlaşıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), Cafer ailesine ağlamaları için üç günlük süre tanımış, sonra onları ağlamaktan menetmiştir. Muhtemelen bu rivayet, İmam Ahmed b. Hanbel'in, Es-ma'dan naklettiği şu hadisin manasına uygun düşmektedir. Bu rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.), Cafer'in öldürülmesi vaktinde Esmaya
şöyle demiş:
"Üç gün süre ile yas elbisesi giyin. Sonra dilediğini yap." Muhtemeldir ki, Rasûlullah (s.a.v.) Esmaya yas elbisesi giyme iznini vermiştir. Ağlayıp elbisesini paralamasına müsaade etmiştir. Bu da Es-ma'nın kendi çocuklarının babasının Cafer'e olan üzüntüsünün şiddeti nedeniyle Özel bir müsaade olabilir. Belki de bu, üç gün süre ile aşırı yas tutma emri de olabilir. Bundan sonra o kadın, iddet beklemekte olan kadınların Ölen kocaları için tuttukları yas gibi dilediği şekilde yas tutabilir. Başka bir rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.), Esmaya: "Üç gün süre ile sabret." demiştir. Bu da diğer rivayete muhaliftir. Doğrusunu Allah bilir.
İmam Ahmed b. Hanbel'in, Esma binti Ümeys'in rivayet ettiği hadise göre o şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.), Cafer'in öldürülüşünün üçüncü günü yanımıza geldi. Bana: "Bu günden sonra artık yas tutma." dedi.
Bu, İmam Ahmed b. Hanbel'in rivayet ettiği müfred hadislerdendir. Bunun senedinde sakıncalı hiçbir husus yoktur. Ancak zahirine hamlediimesi durumunda manasını anlamak müşkildir. Çünkü Bu-harî ve Müslim'in sahihlerinde belirtildiğine göre Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
"Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının kendi yakınının ölmesi sebebiyle üç günden fazla yas tutması helal olmaz. Ancak kocası için dört ay on gün süre ile yas tutabilir."
İmam Ahmed'in rivayet ettiği hadis mahfuz ise bu hususla özelleştirilmiştir. Yahutta bu üç gün süre için aşırı derecede yas tutma emridir ki, bu daha önce de geçmişti..
Ben derim ki: Esma binti Ümeys, kocası Cafer için şu mersiyeyi
söyledi:
. "Yemin ettim ki, nefsim sana karşı hep hüzünlü kalacaktır. Ve cildim de hep tozlu olacaktır.
Allah için hangi gözler onun gibi delikanlıyı görmüştür. O ki, saldırgandı, ateşliydi savaşlarda, hem de sabırlıydı."
Çok geçmeden iddetini tamamlar tamamlamaz Ebu Bekir es-Sıd-dik (r.a.), Esmaya talib oldu. Onunla evlendi. Ve insanlara düğün yemeği verdi. Düğün yemeğini yiyenler arasında Ali b. Ebi Talib de vardı. Davetliler, düğün evinden ayrılıp gittikten sonra Hz. Ali, Esma ile perde gerisinden konuşmak için Ebu Bekir'den izin istedi. Ebu Bekir de ona izin verdi. Ali b. Ebi Talib perdeye yaklaşınca Esma'mn süründüğü kokular onun burnuna geldi. Ali şaka edercesine ona: Şu şiirin sahibi kimdir? diye sordu:
"Yemin ettim ki, nefsim sana karşı hep hüzünlü olacaktır. Ve cildimde hep tozlu kalacaktır."
Hz. Ali'nin bu sözleri karşısında Esma şu cevapı verdi: - Bırak bizi ey Hasanın babası! Sen biraz şakacı bir adamsın. Esma, Ebu Bekir'le evlenince Muhammedi doğurdu. Doğumu Mekke ve Medine arasındaki eş-Şecere denilen yerde yaptı. O sırada Rasûlullah (s.a.v.) Veda haccma gitmekte idi. Esma'nın gusledip ihrama girmesini emretti. Ebu Bekr es-Sıddık vefat edince ondan sonra Ali b. Ebi Talib, Esma ile evlendi. Bu evlilikten de Esmanın birkaç çocuğu doğdu. Allah onlardan razı olsun.

