El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Rasûlullah (s.a.v.), Merrü'z-Zehran'a vardığı zaman orada mola verip, ikamet etti. Nitekim Buharî, Yahya b. Bükeyr kanalı ile Ca-bir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Merrü'z-Zehran'da Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte …

Rasûlullah (s.a.v.), Merrü'z-Zehran'a vardığı zaman orada mola verip, ikamet etti. Nitekim Buharî, Yahya b. Bükeyr kanalı ile Ca-bir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Merrü'z-Zehran'da Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte misvak ağacının yemişini topluyorduk. Rasûlullah (s.a.v.): "Siyah olanlarını toplamaya bakın. Çünkü o daha hoştur." dedi. Denildi ki:

- Ya Rasûlallah, sen koyun güttün mü?

- Evet, koyun gütmemiş hiçbir peygamber yoktur."

Beyhakî, Hakim tariki ile Ebu'l-Velid Said b. Mina'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Hudeybiye barışım pekiştirip süresini uzatmak için Medine'ye gelen Mekkeliler, işlerini tamamlayıp geri döndüklerinde Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'ye gitmek için Müslümanlara emir verdi. Yola koyuldu. Merrü'z-Zehran'a vardığında Akabe'ye inip konakladı. Toplayıcıları misvak ağacı yemişini toplamaya gönderdi. Ben de SaipYe: "Toplayacakları şey nedir?" diye sordum. O dedi ki: "Misvak ağacının mey-vesidir."

Meyve toplamaya gidenler arasında İbn Mesud da vardı. O da onlarla meyve toplamaya gitmişti. Onlardan biri, iyi bir taneyi ele geçirince ağzına atıyordu. Meyve toplamak için ağaca çıkmakta olan İbn Mesud'un bacaklarının inceliğine bakıp gülüyorlardı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Onun bacaklarının inceliğine mi hayret ediyorsunuz? Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, onun o iki bacağı, terazide Uhud dağından daha ağır gelir." İbn Mesud ne devşirdi ise Rasûlullah'a getirdi. Devşirdiği şeylerin en iyilerini de ağzına götürüyordu. Bunun için de şöyle dedi: "Benim devşirdiklerim bunlardır. En iyileri de ağzımdadır. Çünkü her devşiricinin eli ağzına gider." Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Enes'in şöyle dediği rivayet olunmuştur.

"Biz Merrü'z-Zehran'da iken insanlar bir tavşanı yuvasından ürkütüp kaçırdılar. Peşine düşüp, kovaladılar. Fakat yoruldular. Ama ben yalnız başıma kovalamaya devam ettim. Ve onu yakalayıp aldım. Ebu Talha'ya getirdim. O da onu kesti. Uyluk ve baldır kısmını Rasû-lullah'a gönderdi. O da kabul buyurdu."

İbn Ishak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Merrü'z-Zehran'a inip konakladı. Kureyşliler, bu durumdan habersiz idiler. Rasûlullah (s.a.v)'-ın yaptıklarından ve neler yapacağından haberleri olmuyordu. İşte o gecelerde Ebu Süfyan b. Harb, Hakim b. Hizam ve Büdeyl b. Verka, haber araştırmak maksadıyla Mekke dışına çıktılar. Bir haber duymak veya birşeyler görmek istiyorlardı.

İbn Lehia, Ebu'l-Esved kanalı ile Urve'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), keşif kolu olarak bazı süvarileri önden gönderdi. Bunlar, casusları araştırıyorlardı. Huzaalılar ise herhangi bir kimsenin ileriye geçmesine müsaade etmiyorlardı. Ebu Süfyan ve arkadaşları geldiklerinde Müslümanların atlıları onları yakaladılar. Ömer kalkıp onun boynunu yumruklamaya başladı. Nihayet Abbas b. Abdülmuttalib, onu himayesi altına aldı. Çünkü Abbas, Ebu Süf-yan'ın arkadaşı idi.

İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Merrü'z-Zehran'a indiği zaman Abbas şöyle dedi:

"Yarın Kureyş'in ona gelip eman dilemelerinden önce zorla Mekke'ye girerse bu, onların sonsuza dek helak olması demektir."

Abbas dedi ki:

Rasûlullah (s.a.v.)'ın beyaz katırının üzerine binip yola çıktım. Nihayet Erak'a gelip orada şöyle dedim: Odunculardan birini veya bir sütçüyü veya ihtiyacı için Mekke'ye giden birini bulmalıyım ki, onlara Rasûlullah (s.a.v.)'m yerini haber versin ki, onlar da Rasûlullah zorla Mekke'ye girmeden önce çıksınlar da ondan eman dilesinler. Vallahi ben o katırın üzerinde gidiyordum ve birini arıyordum. O esnada Ebu Süfyan ile Büdeyl b. Verka'm konuşmasını işittim. Onlar kendi aralarında konuşuyorlardı. Ebu Süfyan şöyle diyordu:

- Şimdiye dek bu geceki gibi ne bir ateş, ne de bir asker görmüş değilim.

Büdeyl de şöyle diyordu:

- Vallahi bu Huzaa kabilesidir. Savaş onları kızdırmış. Ebu Süfyan şöyle diyordu:

- Huzaalılar, bu kadar ateşe ve askere sahip olamayacak kadar az ve zelildirler.

Ben onun sesini tanıdım ve: Ey Ebu Hanzele, dedim. O da benim sesimi tanıdı ve şöyle dedi:

- Ebu Fadl mısın?

- Evet.

- Sana ne oldu? Babam ve anam sana kurban olsun.

- Yazık sana ey Ebu Süfyan! İşte Rasûlullah (s.a.v.) halkın içindedir, yarın vah Kureyş'in başına!

- Babam ve anam sana feda olsun, çare nedir?

- Vallahi eğer seni ele geçirirse, kesinlikle senin boynunu vuracaktır. Artık bu katırın arkasına bin de seni Rasûlullah (s.a.v.)'a gö-türeyim ve senin için ondan eman dileyeyim.

Arkama, katıra bindi. İki arkadaşı geri döndüler.

Urve dedi ki: O iki arkadaşı da Peygamber (s.a.v.)'in yanına gidip Müslüman oldular. Rasûlullah, onlardan Mekkelilerin durumlarını soruyordu.

Zührî ile Musa b. Ukbe dediler ki: O iki arkadaşı da Abbas'la birlikte Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına girdiler.

Abbas b. Abdülmuttalib dedi ki: Ebu Süiyan'ı Rasûlullah (s.a.v.)1-ın yanma getirdim. Müslümanların yaktıkları her ateşin yanma geldiğimizde:

- Bu kimdir? diye sordular. Bir de beni Rasûlullah (s.a.v.)'m katırının üzerinde gördüklerinde:

"Rasûlullah (s.a.v.)'m amcası, Rasûlullah (s.a.v.)'m katırına binmiş." diyorlardı. Nihayet Ömer b. Hattab'm ateşinin yanına vardık. Ömer:

- Bu kimdir? diye sordu ve bana doğru kalkıp geldi. Ebu Süfyan'ı bineğin arkasına binmiş görünce şöyle dedi:

- İşte Allah'ın düşmanı Ebu Süfyan. Allah'a hamdolsun ki, akid-siz ve ahidsiz bir halde seni bizim elimize düşürdü.

Urve b. Zübeyr'in ifadesine göre Hz. Ömer, Ebu Süfyan'ı öldürmek isteyerek boynuna yumrukla vurmaya başladı. Abbas, Ebu Süf-yan'ı ona karşı korudu.

Musa b. Ukbe de, Zührî'den şöyle bir rivayette bulunmuştur:

Rasûlullah (s.a.v.)'ın gözcüleri, Ebu Süfyan'm, Hakim'in ve Bü-deyl'in develerinin yularını tutarak, siz kimsiniz? diye sordular. Onlar da, Rasûlullah'a gelen bir heyetiz, dediler. Abbas, onlara rastladı. Onları, Rasûlullah'ın yanına götürdü. Gece boyunca onlarla konuştu. Sonra kelime-i şahadet getirmelerini istedi. Hakim ile Büdeyl şahadet getirdiler. Ebu Süfyan: "Ben bunu bilmem." dedi. Sonra sabahleyin Müslüman oldu. Bu üç arkadaş, Rasûlullah (s.a.v.)'tan Kureyşli-lere eman vermesini istediler. Rasûlullah da şöyle buyurdu:

"Ebu Süfyan'ın evine giren güvendedir (Ebu Süfyan'm evi Mekke'nin üst taraflarında idi). Hakim b. Hizam'm evine giren güvendedir (Onun da evi Mekke'nin alt taraflarında idi.). Kapısını kilitleyen kimse güvendedir."

Abbas (r.a.) dedi ki: Sonra Ömer koşarak Rasûlullah (s.a.v.)'a doğru gitti. Ben de katırımı koşturdum ve yavaş giden bir bineğin, yavaş giden bir adamı geçeceği şekilde onu geçtim. Katırın üstünden kendimi attım. Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanına girdim. Ömer de onun yanına girdi ve şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, işte Ebu Süfyan akidsiz ve ahidsiz olduğu bir sırada Allah onu elimize düşürmüştür. Bırak da onun boynunu vurayım!

Ben de:

- Ya Rasûlallah, ben ona ahid ve eman verdim, dedim.

Sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında oturdum ve Ebu Süfyan'ı aldım ve bu gece benden başka kimse onun yanında kalmayacak diye yemin ettim. Ömer, onun hakkında biraz ileri gidince dedim ki:

- Dur bakalım ya Ömer, Allah'a yemin ederim ki, eğer Beni Adiyy b. Ka'b'dan olsaydı böyle söylemezdin. Fakat biliyorsun ki o, Beni Ab-dumenaf in adamlarındandır.

Bunun üzerine Ömer de şöyle dedi: Yavaş ol bakalım ey Abbas, Allah'a yemin ederim ki eğer babam Hattab Müslüman olsaydı bile senin Müslüman olduğun gündeki kadar sevinmezdim. Çünkü biliyordum ki, senin İslâm'a girişin, şayet Müslüman olsaydı babam Hattab in İslâm'a girişine nisbetle Rasûlullah'ın daha çok hoşuna giderdi.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

- Ey Abbas, onu kendi çadırına götür. Sabahleyin onu bana getir. Abbas b. Abdülmuttalib dedi ki: Ben de onu yolculuk eşyalarımın

yanına götürdüm ve benim yanımda geceledi. Sabahleyin onu erkenden götürdüm. Rasûlullah (s.a.v.), onu görünce şöyle dedi:

- Yazıklar olsun sana ey Ebu Süfyan! Daha Allah'tan başka ibadete layık bir mabudun olmayıp sadece Allah'ın ibadete layık olduğunu anlayıp kavrayacak vaktin gelmedi mi?

- Babam ve anam sana feda olsun. Sen ne kadar yumuşak huylu, âlicenâb ve lütufkar bir kimsesin! Vallahi Allah ile birlikte ondan başka bir ilâh olsa bana fayda verir diye sanırdım.

- Ey Ebu Süfyan, yazık sana! Benim Allah Rasûlü olduğumu bilerek kurban olsun.

Bunun üzerine Ebu Süfyan:

- Sen ne kadar yumuşak huylu, âlicenâb ve akrabalık bağlarına riayetkar bir kimsesin! Fakat Allah'a yemin ederim ki bu hususta şu anda bende bir şüphe var.

Ebu Süfyan'm bu cevabı üzerine Abbas, ona şöyle dedi:

- Yazıklar olsun sana! Müslüman ol ve Allah'tan başka bir ilâh bulunmadığına ve Muhammedın de Allah'ın Rasûlü olduğuna -boynun vurulmadan önce- şahadet getir.

Bunun üzerine Ebu Süfyan, şahadet getirip Müslüman oldu. Abbas dedi ki: Ben dedim ki;

- Ya Rasûlallah! Ebu Süfyan iftihar payım almak isteyen bir adamdır. Onun için bir şeyler ver.

Rasûlullah buyurdu ki:

- Evet, kim Ebu Süfyan'm evine girerse o güvendedir. Urve şu eklemeyi de yaptı:

"Kim Hakim b. Hizamın evine girerse o güvendedir." Aynı şekilde Musa b. Ukbe de, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah şöyle de dedi: "Kim kapısını kilitlerse o güvendedir. Kim mescide girerse o güvendedir."

Ebu Süfyan, oradan ayrılıp gitmek istediği zaman Rasûlullah

(s.a.v.) dedi ki:

- Ey Abbas, onu dağ burnunun yanındaki vadinin dar yerinde beklet ki, orada Allah'ın askerlerine rastlasın ve onları görsün.

Musa b. Ukbe, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ebu Süfyan, Hakim b. Hizam ve Büdeyl, Abbas'la birlikte dağın burnunun yanında duruyorlardı. Sa'd, Ebu Süfyan'a şöyle demişti:

"Bugün kahramanlık günüdür. Bugün haramların helal sayıldığı gündür."

Ebu Süfyan, bunu Rasûlullah'a şikayet etti. Rasûlullah da Sa'd'ı Ensâr'm bayraktarlığından azletti. Bayrağı Zübeyr b. Avvam'a verdi. Zübeyr de Mekke'nin üst taraflarından içeriye girdi. Bayrağı Hacun'a dikti. Halid b. Velid, Mekke'nin alt taraflarından içeri girdi. Beni Bekir ve Hüzeyl kabileleri ile karşılaştı. Beni Bekir'den yirmi, Hüzeyl kabilesinden de üç veya dört kişiyi öldürdü. Düşmanlar, Müslümanlar karşısında hezimete uğrayıp Hazvere'de öldürüldüler (Hazvere, Mekke çarşılarından bir çarşıdır.). Bu iş (öldürme) Mescid-i Haram'm kapısına kadar da devam etti.

Abbas dedi ki: Ben de çıktım ve Ebu Süfyan'ı vadinin dar yerinde, Rasûlullah (s.a.v.)'ın bana bekletilmesini emrettiği şekilde durdurdum. Kabileler bayraklarıyla gelip geçtiler. Her kabile geçtikçe, Ebu Süfyan: "Ey Abbas, bunlar kimlerdir?" diye soruyordu. Ben de: "Sü-leym kabilesidir." diyordum. O: "Ben Süleym'e ne yaptım ki?" diyordu. Bir kabile daha geçince: "Ey Abbas, ya bunlar kimlerdir?" diye sordu. Ben de: "Müzeyne kabilesidir." dedim. O: "Ben Müzeyne'ye ne yaptım ki?" dedi. Nihayet bütün kabileler geçtiler. Her bir kabile geçtiğinde bana mutlaka onların kim olduklarını sorardı. Onları ona haber verdiğim zaman: "Ben falan oğluna ne yaptım ki?" diyordu. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.), yeşil askerî kıtasıyla geçti. Ebu Süfyan: "Sübhanallah, ey Abbas bunlar kimlerdir?" diye sordu. Ben de şöyle cevap verdim:

-İşte Rasûlullah (s.a.v.)! Muhacirler ve Ensâr' arasındadır.

- Bunlara ne güç yeter, ne takat. Vallahi ey Ebu Fadl, senin kardeşin oğlunun mülkü kısa zamanda büyümüş.

- Ey Ebu Süfyan, o peygamberliktir.

- Öyle ise ne mutlu!

- Sen , derhal kavmine git."

Ebu Süfyan da kavmine gitti. Olanca sesiyle onlara şöyle bağırdı:

- Ey Kureyş topluluğu! İşte Muhammed! Sizin karşısında duramayacağınız bir kuvvetle üzerinize gelmiştir. Kim Ebu Süfyan'ın evine girerse güvendedir.

Bunun üzerine Hind binti Utbe kalkıp onun yanma gitti. Bıyıklarını tutup şöyle dedi:

- Şu yağ tulumu ve et yığınını öldürün. Bunun üzerine Ebu Süfyan:

- Yazıklar olsun size! dedi. Sakın bu kadın sizi aldatmasın. Çünkü Muhammed, güç yetiremeyeceğiniz bir kuvvet ile üzerinize gelmiştir. Artık kim Ebu Süfyan'm evine girerse güvendedir.

Dediler ki:

- Allah seni kahretsin. Senin evin bize ne fayda sağlayacak? Ebu Süfyan yine dedi ki:

- Kim kapısını kilitlerse güvendedir. Kim Mescid-i Harama girerse güvendedir.

Bunun üzerine Mekkeliler, kendi evlerine ve Mescid-i Haram'a dağılıp gittiler.

Urve ve Zübeyr dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Süfyan'ın yanma vardığında Ebu Süfyan ona şöyle dedi:

- Tanımadığım birçok yüzler görüyorum. Bu yüzler bana çok görünüyor?

Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle cevap verdi:

- Bunu sen ve kavmin yaptınız. Siz beni yalanladığınızda bunlar beni tasdik ettiler. Siz beni yurdumdan çıkardığınızda bunlar bana yardım ettiler.

Ebu Süfyan, daha sonra Sa'd b. Ubade'nin -yanına uğradığında onun söylediği: "Bugün kahramanlık günüdür. Bugün haramların helal sayıldığı gündür."- sözünü Rasûlullah'a şikayet etti. Rasûlullah da: "Sa'd yalan söylemiş, aksine bugün Allah'ın Ka'be'yi tazim ettiği ve Ka'be'ye örtü giydirildiği gündür." dedi.

Urve dedi ki: Abbas'm yanında kaldığı gecenin sabahında Ebu Süfyan, insanların namaz hazırlığına başladıklarını, taharet için etrafa dağıldıklarını görünce korktu ve Abbas'a: "Bunlara ne oluyor?" diye sordu. Abbas da ona: "Onlar ezanı işittiler. Namaz için yerlerinden çıkıp etrafa yayılıyorlar." diye cevap verdi. Namaz vakti geldiğinde Müslümanların Rasûlullah'la birlikte rükûa, Rasûluüah'la birlikte sucuda vardıklarını görünce: "Ey Abbas, Muhammed bunlara ne emrediyorsa mutlaka yapıyorlar." diye sordu. Abbas da şöyle cevap verdi:

- Evet, vallahi eğer yemeyi ve içmeyi bırakmalarını emretse bile yine emrine itaat ederler.

Musa b. Ukbe, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), abdest aldığında ashab abdest suyu, daha yere dökülmeden onlar avuçlarıyla alıyorlardı. Bunu gören Ebu Süfyan şöyle dedi: "Ey Abbas, bu gece gördüğüm manzaraları, ne Kasra'nın saltanatında, ne de Kayser'in saltanatında gördüm."

Hanz el-Beyhakî, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Abbas, Ebu Süfyan'ı Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma getirdi. O, daha sabah olmadan geceleyin Rasûlullah'm huzurunda Müslüman oldu. Rasûlullah ona: "Ebu Süfyan'ın evine giren güvendedir." deyince Ebu Süfyan: "Evim ne kadar adamı içine alabilir ki?" demiş, bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): "Ka'be'ye giren güvendedir." demişti. Yine Ebu Süfyan: "Ka'be, içine ne kadar adamı alabilir ki?" demiş, buna cevaben Rasûlullah: "Mescid-i Haram'a giren güvendedir." demişti. Yine Ebu Süfyan: "Mescid-i Haram, içine ne kadar adam alabilir ki?" diye konuşunca, Rasûlullah, buna da şu cevabı vermişti: "Kapısını üzerine kilitleyen kimse güvendedir." Bu defa da Ebu Süfyan: "İşte bu geniştir." demişti.

Buharî, Ubeyd b. İsmail tariki ile şöyle rivayet etti: Rasûlullah (s.a.v.), Mekke fethi senesinde Medine'den çıkıp yola koyulduğunda onun yola çıktığı haberi Kureyşlilere ulaşmıştı. Bunun üzerine Ebu Süfyan b. Harb, Hakim b. Hizam ve Büdeyl b. Verka, Rasûlullah hakkındaki' haberleri araştırmak üzere Mekke dışına çıktılar. Yola revan oldular. Nihayet Merrü'z-Zehran'a geldiler. Orada "arefe ateşleri" gibi ateşlerle karşılaştılar. Ebu Süfyan:

- Bu da ne? Arefe ateşlerine benziyor, dedi. Büdeyl b. Verka:

- Bunlar Beni Amr'ın ateşleridir, dedi. Ebu Süfyan:

- Beni Amr kabilesi bu kadar çok ateşi yakamayacak kadar azdır, dedi. Rasûlullah (s.a.v.)'m bekçilerinden bazıları onları görüp yakaladılar. Rasûlullah (s.a.v.)'m huzuruna getirdiler. Orada Ebu Süfyan Müslüman oldu.

Biraz daha yürüdükten sonra Rasûlullah (s.a.v.), Abbas'a şöyle emir verdi;

- Ey Abbas! Ebu Süfyan'ı dağın burnunun yanındaki geçitte beklet ki Müslümanları görsün.

Abbas da onu götürüp orada bekletti. Kabileler, Rasûlullah (s.a.v) ile birlikte oradan kıta kıta geçiyorlardı. Ebu Süfyan da onlara bakıyordu. Bir kıta geçince, Ebu Süfyan:

- Ey Abbas, bunlar kimlerdir? diye sordu. Abbas:

- Bunlar Gifarîlerdir, dedi. Ebu Süfyan:

- Ben Gifarîlere ne yapmışım ki, dedi.

Sonra Cüheyneliler geçti. Yine aynı şeyleri sordu. Sonra Sa'd b. Hüzeym kabilesi geçti. Onlar hakkında da aynı şeyleri sordu. Sonra Süleym kabilesi geçti. Onlar hakkında da aynı şeyleri sordu. Derken bir kıta daha geçti ki, onların mislini görmemişti. Bunlar kimlerdir? diye sorunca Abbas:

- Bunlar Ensâr'dır. Başlarında bayraktar olarak da Sa'd b. Ubade vardır, dedi.

Sa'd b. Ubade dedi ki:

- Ey Ebu Süfyan! Bugün kahramanlık günüdür. Bugün Ka'be'nin haramlığı hiçe sayılacaktır!

Ebu Süfyan:

- Ey Abbas, ne mutlu ki bugün namus ve gayret günüdür.

Sonra bir kıta daha geçti ki bu, diğer kıtalardan çok daha az sayıda insandan müteşekkildi. Aralarında Rasûlullah (s.a.v.) ile ashabı vardı. Rasûlullah'm sancağı, Zübeyr b. Avvam'ın elinde idi. Rasûlullah, Ebu Süfyan'm önünden geçerken Ebu Süfyan ona şöyle sordu:

- Sa'd b. Ubade'nin ne dediğini duydun mu?

- Ne dedi?

- Şöyle ve şöyle dedi.

- Sa'd yalan söylemiştir. Aksine bugün, Allah'ın Ka'be'yi tazim edeceği ve Ka'be'ye örtü giydirileceği gündür."

Rasûlullah (s.a.v.), sancağının Hacun'a dikilmesini emretti.

Urve dedi ki; Nafi b. Cübeyr b. Mutim bana şu haberi verdi: Ab-bas'm, Zübeyr b. Avvam'a şöyle dediğini işittim: Rasûlullah (s.a.v.), sancağının şuraya dikilmesini mi emretti? Zübeyr, evet, diye cevap verdi.

Nafi b. Cübeyr b. Mut'im dedi ki: "Rasûlullah (s.a.v.), Halid b. Ve-lid'e; Mekke'nin üst tarafından Keda'dan şehire girmesini emretti. Rasûlullah (s.a.v.)'ın kendisi de Keda'dan şehir içine girdi. O gün Halid b. Velid'in süvarilerinden Hübeyş b. Eş'ar ile Kürz b. Cabir el-Fih-rî adında iki kişi öldürüldü."

Ebu Davud, Osman b. Ebi Şeybe kanalı ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Mekke fethi senesinde Merrü'z-Zehran'da iken Abbas b. Abdülmuttalib, Ebu Süfyan b. Harb'i Rasûlullah'a götürdü ve Ebu Süfyan orada Müslüman oldu. Abbas, Rasûlullah'a şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah! Doğrusu Ebu Süfyan, iftihardan hoşlanan bir adamdır. Ona bir paye versen iyi olmaz mı?

Rasûlullah (s.a.v.), şu cevabı verdi: Evet, Ebu Süfyan'ın evine giren güvendedir. Kapısını kilitleyen kimse güvendedir."