El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdürrezzak kanalı ile Muhammed b. Esved b. Haleften şöyle rivayette bulunmuştur: "Muhammed, babası Esved'in fetih gününde Rasûlullah (s.a.v.)'ı insanlarla bey'a ti esirken gördüğünü ve bu hususta …

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdürrezzak kanalı ile Muhammed b. Esved b. Haleften şöyle rivayette bulunmuştur: "Muhammed, babası Esved'in fetih gününde Rasûlullah (s.a.v.)'ı insanlarla bey'a ti esirken gördüğünü ve bu hususta kendisine şu haberi verdiğini nakletmiştir:

Rasûlullah (s.a.v.), Ka'be'nin karşısındaki kayalığın üzerine çıkıp oturdu. İslâmiyet ve şahadet üzere insanlarla bey'atleşti.

Ben dedim ki, şahadet nedir?

Bana dedi ki: Muhammed b. Esved b. Halef bana haber verdi ki; Rasûlullah (s.a.v.) insanlarla; Allah'a iman etmek ve Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de onun kulu ve elçisi olduğuna şahadet etmeleri üzerine bey'atleşti."

Beyhakî'den gelen rivayette de şöyle denmektedir: "Büyük küçük, kadın erkek bütün insanlar, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldiler. O da onlarla, İslâmiyet ve şahadet üzerine bey'atleşti."

İbn Cerir dedi ki: Sonra insanlar, Mekke'ye Rasûlullah (s.a.v.) ile islâm üzere bey'atleşmek için toplandılar. Bana gelen habere göre o da Safa tepesine çıkıp onlarla bey'atleşmek için oturdu. Ömer b. Hat-tab da onun aşağı tarafında oturdu. Ömer, insanlardan Allah'a ve Ra-sülüne elden geldiğince itaat etmeleri sözünü aldı.

Rasûlullah (s.a.v.), erkeklerle bey'atleşmeyi tamamladıktan sonra kadınlarla bey'atleşmeye başladı. Kadınlar arasında Hind binti Utbe de vardı. Hamza'ya yaptığı kötülükten dolayı tanınmasın diye yüzüne peçe takmış ve sesini de değiştirmişti. Rasûlullah, konuşmasından kendisim tanımasın diye böyle yapmıştı. Tanınmaktan korkuyordu.

Kadınlar, kendisiyle bey'atleşmek için Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına yaklaştıklarında o, kendilerine şöyle buyurdu:

- Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak üzere benimle bey'atleşin. Hind de şu karşılığı verdi:

- Vallahi sen, erkeklerden almadığın sözü bizden alıyorsun.

- Hırsızlık yapmamak üzere benimle bey'atleşin.

- Allah'a yemin ederim ki ben, Ebu Süfyan'm malından azar azar çalmışımda*. Bunun da helal olup olmadığını bilmiyorum. Orada Hind'in sözlerini duyan Ebu Süfyan da şöyle dedi:

- Şimdiye kadar çalmış oldukların sana helal olsun. Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle buyurdu:

- Şu halde sen Utbe kızı Hind'sin, öyle değil mi?

- Evet. Geçmişte yaptıklarımı affet. Allah da seni affetsin.

- Zina yapmamak üzere benimle bey'atleşin.

- Ya Rasûlallah, hür kadın hiç zina yapar mı?

- Çocuklarınızı öldürmemek üzere benimle bey'atleşin.

- Biz onları küçükken besleyip büyütüyoruz da büyüdükten sonra onları öldürür müyüz hiç? Sen ve onlar bunu daha iyi bilirsiniz.

Hind'in bu sözü üzerine Hz. Ömer katıla katıla güldü. Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra şöyle buyurdu: - Elleriyle ayakları arasında bir iftira dizip getirmemek üzere kadınlar benimle bey'atleş sinler.

- Ya Rasûlallah, Allah'a yemin ederim ki, böyle bir iftira dizip getirmek çok çirkin birşeydir ve muhakkak ki, tecavüzün bazısı cezaya tam denk gelir.

- Emrime karşı gelmemek hususunda benimle bey'atleşin.

- Maruf ve meşru olan emirler hususunda sana karşı gelmemek üzere bey'at ederiz.

Bunun üzerine Rasûlallah (s.a.v.), Ömer'e şu emri verdi:

- Bu şartlar üzerine kadınlarla bey'atleş ve onlar için Allah'tan mağfiret dile. Çünkü Allah bağışlayan, esirgeyendir."

Hz. Ömer de bu şartlar üzerine kadınlarla bey'atleşti. Rasûlullah (s.a.v.), kadınlarla asla tokalaşmazdı. Allah'ın kendisine helal kıldığı zevcelerinden veya mahremleri olan kadınlardan başkasına el sürmezdi.

Buharî ve Müslim'in sahihlerinde açıkça ifade edilen bir rivayete göre Hz. Aişe şöyle demiştir:

"Hayır vallahi, Rasûlullah (s.a.v.)'m eli hiçbir kadının eline değmemiştir."

Başka bir rivayette de şöyle denilmiştir:

"Rasûlullah, kadınlarla bey'atleşmezdi. Sadece konuşur ve şöyle derdi: "Benim bir kadınla konuşmam, yüz kadınla konuşmam gibidir."

Buharî ve Müslim'in sahihlerinde Hz. Aişe'den rivayet olunduğuna göre Ebu Süfyan'm karısı Hind binti Utbe, Rasûlullah (s.a.v.)'m

yanına gelip şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, Ebu Süfyan cimri bir adamdır. Bana ve çocuklarıma yetecek kadar nafakayı vermiyor, onun bilgisi olmadan malını alırsam günahkar olur muyum?

- Sana ve çocuğuna yetecek miktarda meşru şekilde onun malından al.

Beyhakî, Yahya b. Bükeyr kanalı ile Hz. Aişe'den rivayet etti ki; Hind binti Utbe şöyle demiştir:

- Ya Rasûlallah, daha önce senin oba halkının zelil olmasından hoşlandığım kadar hiçbir şeyden hoşlanmazdım. Ama bugün yeryüzünde senin oba halkının güçlenip başkalarıyla savaşmalarından hoşlandığım kadar başka hiçbir şeyden hoşlanmıyorum.

Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle buyurdu:

- Muhammed'in nefsi kudret elinde bulunan zata yemin ederim ki, ben de öyleyim.

"Ya Rasûiallah, Ebu Süfyan cimri bir adamdır. Onun malından —bilgisi olmaksızın- alıp yersem günahkar olur muyum?

- Meşru Ölçüde ve uygun miktarda alırsan hayır."

Ebu Davud, Osman b. Ebi Şeybe kanalı ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v), Mekke'nin fethedildiği gün şöyle buyurdu:

"Artık hicret yoktur. Ama cihad ve niyet vardır. Savaşa çağnlır-sanız savaşa koşun."

İmam Ahnıed b. Hanbel, Affan kanalı ile SafVan b. Ümeyye'den rivayet etti ki; kendisine şöyle denilmiş:

"Hicret etmeyen kimse Cennet'e giremez."

Bana böyle denilince ben de: "Ben bunu Rasûlullah (s.a.v.)'a sormadan evime gitmeyeceğim." dedim ve Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gittim. Bana söylenen bu sözü kendisine naklettim. O da şöyle buyurdu:

"Mekke'nin fethinden sonra hicret yoktur. Ama cihad ve niyet vardır. Eğer savaşa çağrılırsanız savaşa koşun."

Buharı, Muhammed b. Ebi Bekr kanalı ile Mücaşi b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Kendisiyle hicret üzere bey'atleşmek için Peygamber (s.a.v.)'in yanına giden Ebu Mabed'in yanma gittim. Bana şöyle dedi: "Hicret, sahihleri için geçip gitmiştir. Ben ise, İslâmiyet ve cihad üzere Peygamber (s.a.v.)'le bey'atleşeceğim."

Mücaşi'den rivayette bulunan ravi diyor ki: Ben de Ebu Mabed'le karşılaştım. Durumu ona sordum. O şöyle dedi: "Mücaşi doğru söylemiştir."

Buharî, Amr b. Halid kanalı ile Mücaşi'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Fetih gününden sonra kardeşimi Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma götürdüm ve şöyle dedim:

- Ya Rasûiallah, kendisiyle hicret üzere bey'atleşmen için kardesimi sana getirdim.

- Hicret ehli, hicretin hükmünü götürdüler. .

- Ya sen şimdi kardeşimle ne üzere bey'atleşeceksin?

- Onunla İslâm, iman ve cihad üzerine bey'atleşeceğim.

Daha sonra Ebu Mabed'le karşılaştım. Ebu Mabed, Mücaşi ile kardeşinden yaşça daha büyük idi. Bu durumu kendisine sordum. O da: "Mücaşi doğru söylemiştir." dedi.

Buharî, Muhammed b. Beşşar kanalı ile Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

İbn Ömer'e: "Şam'a hicret etmek istiyorum. Ne dersin?" diye sordum. O da şu cevabı verdi:

"Artık hicret yoktur. Ama git bakalım, kendi nefsini arzet. Eğer birşey bulabilirsen ne ala. Yoksa geri dönersin."

Ebu'n-Nadr, Şube kanalı ile Ebu Bişr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Mücahid'in şöyle dediğini işittim:

Hicret hususunu İbn Ömer'e sorduğumda o bana şu cevabı verdi:

"Bugün (veya Rasûlullah (s.a.v.)'dan sonra) hicret yoktur."

İshak b. Yezid, Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Fetihten sonra hicret yoktur." Buharî, İshak b. Yezid kanalı ile Ata b. Ebi Rebah'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ubeyd b. Ümeyr'le birlikte Aişe'yi ziyaret ettim. Ubeyd, Aişe'ye hicretin hükmünü sordu. O da şu cevabı verdi:

"Bugün hicret yoktur. Daha önce müminlerden biri dininde fitneye düşmekten korktuğu için Allah'a ve Rasûlüne kaçıp hicret ediyordu. Ama bugün Cenâb-ı Allah, İslâmiyet'i hükümran kılmıştır. Mümin kişi dilediği yerde ve şekilde Rabbine ibadet eder. Bugün hicret yoktur. Ama cihad ve niyet vardır."

Bu hadisler ve eserler şuna delalet ediyor ki, ya tamamen veya mutlak olarak Mekke fethinden sonra hicret ortadan kalkmıştır. Çünkü insanlar, grup grup Allah'ın dinine girmişler ve İslâmiyet hükümran olup sütunları yeryüzüne yerleşip sabit olmuştur. Artık hicrete gerek kalmamıştır. Ancak harp ehline mücavir olmak ve onlar nezdinde dini izhar etme gücünün kalmaması gibi hicreti gerektiren bir hal meydana gelirse, o zaman İslâm diyarına hicret etmek vacip olur ki, bu vaciblik hususunda âlimler arasında ihtilaf yoktur. Ama bu hicret, Mekke fethinden önceki hicret gibi değildir. Nitekim Allah yolunda yapılan her türlü infak ve cihad meşrudur ve kıyamet gününe kadar da beğenilen bir davranıştır. Fakat yine de Mekke fethir den önceki infak ve cihad kadar faziletli olamaz. Zira yüce Allah, buyurmuştur ki:

"İçinizden Mekke'nin fethinden önce sarfeden ve savaşan kimseler, daha sonra sarfedip savaşan kimselerle bir değildirler. Berikiler daha üstün derecededirler. Allah, hepsine Cennet'i vadetmiştir." (el-Hadîd, 10.)

İmam Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. Cafer kanalı ile Ebu Said el-Hudrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: en-Nasr sûresi nazil olduğu zaman Rasûlullah (s.a.v.), bu sûreyi baştan sona kadar okudu ve şöyle buyurdu:

"İnsanlar hayırlıdır. Ben ve ashabım hayırlıyız. Mekke fethinden sonra hicret yoktur. Ama cihad ve niyet vardır."

Ebu Said el-Hudrî'nin böyle bir rivayette bulunması üzerine Mer-van ona: "Yalan söylüyorsun." dedi. Bu esnada yanında da Rafı b. Ha-dic ile Zeyd b. Sabit kanepe üzerinde oturmakta idiler. Ebu Said şöyle dedi:

- Eğer bu iki kişi isterlerse bu hususta sana açıklamada bulunabilirler. Ama bunlardan biri, kendisini kavminin liderliğinden azletmenden korkar. Diğeri ise kendisini zekat toplama memurluğundan azletmenden korkar.

O iki kişi, Mervan'm, Ebu Said'e vurmak için kamçısını kaldırdığını gördüklerinde: "Ebu Said doğru söyledi." dediler.

Buharî, Musa b. İsmail tariki ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Ömer, beni Bedir şeyhleri arasına katıyor, onlarla aynı muameleye tabi tutuyordu. Öyle sanıyorum ki, onlardan biri bundan rahatsız oldu ve şöyle dedi:

- Şunu niye aramıza katıyorsun? Halbuki bunun yaşında oğullarımız var?

Hz. Ömer:

- O sizin bildiğiniz kimselerdendir dedi. Onları bir gün toplantıya çağırdı ve beni de aralarına kattı. Herhalde onlara göstermek için beni onlarla birlikte yanına kabul etti ve şöyle dedi:

- Yüce Allah'ın: "Allah'ın yardım ve fethi geldiği zaman (en-Nasr sûresi)" kavi-i şerifi hakkında ne dersiniz?

Oradakilerden bazıları şöyle dediler:

- Bize yardım olunduğu ve fetih müyesser kılındığı zaman Allah'a hamd edip istiğfarda bulunmamız, bu ayette emredilmiştir.

Diğerleri ise susup birşey demediler. Hz. Ömer dönüp bana şöyle sordu:

- Ey îbn Abbas! Bu ayet hakkında sen de böyle mi diyorsun?

- Hayır, ben aynı fikirde değilim.

- O halde ne diyorsun?

- Bu ayette, Rasûlullah (s.a.v.)'m ecelinin gelmiş olduğu kendisine bildirilmiştir. "Ey Muhammed! Allah'ın yardımı ve zafer günü (fetih) geldiği zaman..." İşte bu senin ecelinin alametidir.

"İnsanların Allah'ın dinine akın akın girdiklerini görünce, Rabbi-ni överek teşbih et. Ondan bağışlanma dile. Çünkü O, tevbeleri daima kabul edendir."

Ömer b. Hattab, o topluluğa hitaben şöyle dedi:

- Ben de bu sûreden, İbn Abbas'm anladığı manayı anlıyorum."

Başka yollarla gelen rivayetlerde de görüldüğü gibi İbn Abbas, bu sûreyi tefsir ederken, Rasûlullah (s.a.v.)'ın ecelinin geldiğini haber vermiştir. Mücahid, Ebu Aliye, Dahhak ve bazı tefsirciler de böyle demişlerdir. Nitekim İbn Abbas ile Ömer b. Hattab da böyle demişlerdir.

İmam Ahmed b. Hanbel'in, Muhammed b. Fudayl kanalı ile Said b. Cübeyr'den rivayet ettiği hadise gelince: İbn Abbas dedi ki:

"en-Nasr sûresi nazil olduğu zaman Rasûlullah (s.a.v.): "Nefsime ölüm haberi geldi." dedi. O senede ruhunun teslim alınacağı kendisine bildirildi."

Bunu sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir ve senedinde Ata b. Ebi Müslim el-Horasanî vardır ki, onun raviliğinde zayıflık vardır. Onun hakkında birçok hadis imamı cerh edici beyanlarda bulunmuştur. "Rasûlullah (s.a.v.)'m ruhunun o senede teslim alınacağı" şeklindeki ifadeye gelince, bunda da büyük bir münkerlik vardır ve batıldır. Çünkü Mekke'nin fethi, hicretin sekizinci senesinin ramazan ayında gerçekleşmiştir ve bu hususta ihtilaf yoktur. Oysa ki Rasûlullah (s.a.v.), hicri onbirinci senenin rebiyülevvel ayında vefat etmiştir ve bu hususta da ihtilaf yoktur.

Hafız Ebu'l-Kasım et-Taberanî, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Kur'ân'ın en son nazil olan sûresi, en-Nasr süresidir."

Bunda da münkerlik vardır. Senedi üzerinde de konuşulabilir. Muhtemeldir ki bu sûre, Kur'ân'ın toplu olarak bir defada nazil olan en son süresidir. Doğrusunu Allah bilir.

Tefsirimizde de bu sûre-i celile üzerinde yeteri kadar bilgi verdik. Hamd ve minnet Allah'adır.

Buharî, Süleyman b. Harb kanalı ile Amr b. Seleme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ebu Kılabe bana dedi ki: Biz, insanların uğrak yeri olan bir su başında idik. Kervanlar bize uğrar, biz de onlara sorardık: İnsanların durumu nasıl? Şu Mekke'de peygamber olarak ortaya çıkan adamın durumu nasıl?

Bize derlerdi ki: O, Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğini ve kendisine vahiy geldiğini iddia ediyor.

Ben onların bu sözünü kafama yerleştirdim. Sanki kalbime yapıştı.

Araplar, İslâm'a girmek için fethi bekliyorlar ve: "Muhammed ile kavmini başbaşa bırakın. Eğer o kavmine üstün gelirse, doğru sözlü bir peygamberdir." diyorlardı.

Mekke fethi gerçekleşince, her kavim İslâm'a girmek için heyetler halinde süratle Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gidiyorlardı. Babam da İslâm'a girmeleri için kavmini Rasûlullah'm yanma götürdü. Dönüşünde: 'Vallahi ben, size gerçek bir peygamberin yanından geldim." dedi. Sonra da sözünü şöyle sürdürdü: "Şu vakitte şu namazı, şu vakitte de şu namazı kılın. Namaz vakti geldiğinde biriniz ezan okusun, Kur'ân'ı en çok okuyanınız da size imamlık yapsın."

Oradakiler, baktılar, benden daha çok Kur an okuyan birini bulamadılar. Çünkü ben kervanları karşılıyordum. Beni öne geçirdiler. İmamlık yaptım. Altı veya yedi yaşında bir çocuk idim. Üzerimde bir aba vardı. Secdeye vardığımda üstüm açılıyordu. Kabileden bir kadın: "Okuyucunuzun arkasını örtemiyor musunuz?" dedi. Bunun üzerine kumaş satın aldılar ve benim için bir gömlek biçtiler. Ben de o gömleğime sevindiğim kadar hiçbir şeye sevinmedim."