İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra Beni Esed b. Hüzeyme'nin kardeşi Şücâ b. Vehb'i, Dımaşk valisi Münzir b. Haris b. Ebi Şimr el-Gassanî'ye gönderdi.
Vakidî dedi ki: "Hz. Peygamber (s.a.v.), bu elçi ile birlikte şu mektubu da göndermişti:
"Selam, hidayete tabi olup ona iman edene olsun. Seni ortağı olmayan bir Allah'a imana davet ediyorum. O'na iman edersen mülkün elinde baki kalır."
Şücâ b. Vehb, Münzir'in yanma gelip mektubu ona okuduktan sonra Münzir şu cevabı verdi:
- Benim mülkümü kim elimden alabilir? Ben onun üzerine ordu ile yürüyeceğim."
Peygamber (s.a.v.)'in Fars Hükümdarı Kisra'ya Elçi
Göndermesi
Buharî, Leys ve onun vasıtası ile Yunus kanalıyla İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.) mektubunu, Kisra'ya verilmek üzere Bahreyn emirine gönderdi. Bahreyn emiri de mektubu Kisra'ya verdi. Kisra ise, mektubu okuduğu zaman parçalayıp attı.
İbn Abbas dedi ki: Bana olayı nakleden İbn Müseyyeb (r.a.) -eğer yanılmıyorsam- Rasûlullah (s.a.v.): "Kisra'nın saltanatı da parçalanıp yok olsun." diye beddua etti, dedi.»
Abdullah b. Vehb de Yunus ve Zührî kanalı ile Abdurrahman b. Abdulkari'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), bir gün minbere çıkıp Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:
- Ey İnsanlar! İçinizden bazılarınızı Arap olmayan ülkelerin hükümdarlarına gönderiyorum. Sakın İsrailoğullarının İsa'ya karşı yaptıkları gibi bana itaatsizlik etmeyin.
Muhacirler ona:
- Ya Rasûlallah! Hiçbir zaman ve hiçbir şeyde sana itaatsizlik etmeyiz. Yeter ki sen bize emret ve bizi gönder, dediler.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Şücâ b. Vehb (r.a.)'i Kisra'ya gönderdi. Kisra da saray salonunun süslenmesiyle prens ve kumandanların toplanmasını emrettikten sonra Şücâ'm huzura gelmesine izin verdi. Şücâ, içeri girince Kisra, mektubun kendisinden alınmasını emretti. Fakat Şücâ:
- Rasûlullah (s.a.v.) mektubu bizzat sana vermemi emrettiği için senin eline vermem gerekir, deyince Kisra:
- Öyle ise yaklaş, dedi.
Mektubu Şüca'm elinden alıp Hireli katibe verdi. Mektup, katip tarafından okunmaya başlandı. Fakat mektubun: "Allah'ın Rasûlü olan Muhammed b. Abdullah'tan, İran hükümdarı Kisra'ya." diye başladığını görünce son derece öfkelenerek mektubu yırtıp attı ve Şücâ'm dışarı atılmasını emretti. Şücâ da bu durumu görünce üzgün o-larak devesine binip yola çıktı. Yolda: "Ne olursa olsun, ben Rasûlul-lah'm emrini yerine getirdim ya." diyerek kendini teselli etmeye başladı. Aradan bir süre geçtikten sonra Kisra'nın öfkesi geçince Şüca'm bir daha içeri alınmasını söylediyse de yapılan aramada Şüca bulunamadığından Hire valisine onun geri gönderilmesi için emir gönderdi. Fakat Şüca, daha önce oradan geçtiği için geri gönderilemeden Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma vardı ve ona durumu olduğu gibi anlattı. Bunun üzerine Hz. Peygamber: "Kisra, kendi saltanatını parçalamıştır." dedi."
Muhammed b. İshak, Ebu Seleme vasıtasıyla, Rasûlullah'm Kisra'ya Abdullah b. Huzafe'yi bir mektupla gönderdiğini söyler. Kisra mektubu okuyunca yırttı. Bu durum Hz. Peygamber'e ulaşınca: "Mülkünü parçaladı." dedi.
İbn Cerir, İbn Hümeyd tariki ile Yezid b. Ebi Habib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hz. Peygamber (s.a.v.), Abdullah b. Huzafe b. Kays b. Adiy b. Said b. Sehmî, Fars hükümdarı Kisra b. Hürmüz'e elçi olarak gönderdi. Onunla şu mealdeki mektubu da gönderdi:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Allah'ın Rasûlü olan Mu-hammed'den İran hükümdarı olan Kisra'ya.
Hidayete tabi olup Allah'a ve O'nun Rasûlüne iman eden ve Allah'tan başka ilâh bulunmadığına, O'nun ortak ve benzeri olmadığına ve Muhammed'in de O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet getirenler üzerine selam olsun. Ben seni, Allah'ın yoluna davet ediyorum. Zira ben, diri ve hayat sahibi olan kimselere haber vereyim ve kafirler de Allah'ın azabını haketsinler diye Allah'ın gönderdiği bir peygamberim. Eğer Müslüman olursan selamete erersin. Eğer sözümü dinlemezsen bil ki, bütün Mecusilerin günahı sana aittir."
Kisra mektubu okuduğu zaman yırtıp attı ve:
- Bu adam benim kulum iken bana nasıl bu şekilde mektup yazar? Bu büyük bir küstahlıktır, dedi ve sonra Bazan'a mektup yazdı. Bazan, onun Yemen'deki valisi idi. Bazan'a gönderdiği mektupta şu emri vermiştir:
- Hicaz'daki şu adama iki kuvvetli adam gönder de onu alıp getirsinler.
Bazan da kendi yardımcısı ve katibini Harhare adındaki bir İranlı ile birlikte Rasûlullah (s.a.v.)'a gönderdi. Mektupta, Rasûlullah'a: "Bu adamlarla birlikte Kisra'nın yanına gel." diye emrediyordu. Kendi yardımcısına da:
- Adamla konuş, bak bakalım neyin nesidir? Öğren de bana söyle, diye emretti.
Bunlar yola çıkıp Taife geldikleri zaman ticaret için oraya gelen Kureyşlilerden birkaç kişiyi görüp durumunu sordular. Kureyşliler, onun Yesrib'de olduğunu söylediler. Birbirlerine de: "İşte belasını buldu. Artık onun gailesinden kurtulduk." diyerek sevindiler.
Sonra bunlar yola çıkıp Yesrib'e (Medine'ye) kadar geldiler. Ba-zan'ın yardımcısı, Rasûlullah'a:
- Kisra, Bazan'a seni yanma göndermesini emretmiştir. Biz seni ona götürmeye geldik. Eğer gelirsen Şehinşaha mektub yazar, senin iyiliğini söyler, o da sana fayda verir ve zarar vermez. Eğer itaat etmezsen, onun nasıl bir adam olduğunu biliyorsun. Seni mahveder. Kavmini mahveder. Ülkeni de harap eder, dedi.
Bazan'ın bu iki adamı, bıyıklarını sarkıtmış, sakallarını da çenelerinin çevresinde bırakmış kimseler idiler. Yanına geldiklerinde Ra-sûlullah (s.a.v.), onlara bakmaktan hoşlanmadı ve:
- Yazıklar olsun size. Sakalınızı ve bıyığınızı bu şekilde bırakmanızı size kim emretti? diye sordu. Onlar da:
- Rabbimiz (yani Kisra) bize böyle emretti, dediler. Rasûlullah (s.a.v.), onlara şu cevabı verdi:
- Ama Rabbim sakalımı uzatmamı, bıyıklarımı da kısaltmamı emretmiştir. Haydi dönün de yarın bana gelin bakalım.
Rasûlullah (s.a.v.)'a semadan haber geldi ki Cenâb-ı Allah Kisra'ya, oğlu Şireveyh'i musallat kılmış, Kisra'yi öldürmüştür. Falan ayda, falan gecede ve gecenin falan saatinde oğlu Şireveyh'i Cenâb-ı Allah, Kisra'ya musallat kıldı ve Şireveyh onu öldürdü, şeklinde semadan haber geldi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Bazan'ın iki a-damını yanına çağırtarak durumu onlara haber verdi, onlar da:
- Ne dediğini biliyor musun sen? Oysa, biz sana bundan daha kolay şeyleri söylemiştik. Senin bu söylediklerini yazıp hükümdar Bazan'a bildirelim mi? diye sordular.
Rasûlullah da şu cevabı verdi:
- Evet, benim böyle dediğimi ona haber verin ve ona deyin ki; benim dinim ve hükmüm, Kisra'nmkinin sınırına ulaşacaktır. Deve tabanlarının ve at toynuklarının vardığı yerlere kadar benim hükmüm ulaşacaktır ve yine ona deyin ki: Eğer Müslüman olursan, sana elin altında bulunan yerleri veririm ve milletinin evladlarına seni hükümdar yaparım.
Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), hükümdarlardan birinin kendisine hediye etmiş olduğu, içinde altın ve gümüş bulunan bir kemeri Harhare'ye hediye etti. Bunlar da Bazan'a dönüp durumu anlattılar. Bazan:
- Vallahi bu, bir hükümdarın diyeceği söz değildir. Ben bu adamın peygamber olduğuna inanıyorum ve söyledikleri de gerçekleşecektir. Eğer bu gerçek ise, Allah katından gönderilmiş bir peygamberdir. Eğer böyle değilse, bu hususta görüşümüzü belirleyeceğiz, dedi. Çok geçmeden kendisine Şireveyh'ten: "Ben Kisra oldum. Zira İran'da huzur kalmamıştı. İran'da ne kadar eşraf varsa hepsini öldürdüğü için babam ölümü hak etmişti. Bundan sonra beni tanıyacaksın ve Kisra'nm, yanma gönderilmesi için sana mektup yazdığı adama da sakın karışma. Bu husustaki yazılı emrimi bekle." diye mektup geldi. Bunun üzerine Bazan da:
- Vallahi bu adam, Allah tarafından gönderilen bir peygamberdir, deyip Müslüman oldu. Onunla beraber Yemen'de ne kadar İranlı hanedan varsa hepsi Müslüman oldular.
Yardımcısı, Bazan'a şöyle dedi:
- Şimdiye kadar Muhammed gibi heybetli bir adamla konuşmuş değilim.
Bazan sordu:
- Yanında muhafızları var mıydı?
- Hayır, yoktu.
Vakidî dedi ki: Kisra, hicretin yedinci senesinin cemaziyelahir ayının onuncu gecesi olan bir çarşamba gecesinde gecenin saat altısında oğlu Şireveyh tarafından öldürüldü.
Ben derim ki: Bazı kimselerin şiirinde ifade edildiğine göre Kisra, haram ayda öldürüldü. Şairin biri, bunu şöyle dile getirmiştir:
"Kisra'yı haram bir ayın gecesinde öldürdüler. Yüz çevirdi, kefen bulma imkanına da eremedi."
Arap şairlerden biri de şöyle demiştir:
"Kisra'yı oğulları kılıçlarla et paylaşır gibi paylaştılar. Günün birinde ölüm onu yakaladı. Her hamilenin bir doğum vakti muhakkak gelecektir."
Hafız el-Beyhakî, Hammad b. Seleme tariki ile Ebu Bekre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
'Taralılardan bir adam, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldi. Rasûlullah ona şöyle dedi:
- Doğrusu benim Rabbim bu gece senin rabbini (Kisra'yı) öldürdü. Rasûlullah (s.a.v.)'a denildi ki:
- Kisra, yerine kızını hükümdar olarak bıraktı. Rasûlullah:
- Kendilerine bir kadının hükümdarlık yaptığı bir kavim iflah olmaz, dedi."
Beyhakî dedi ki: "Dıhye b. Halife'nin hadisinde rivayet olunduğuna göre o, Kayser'in yanından döndüğünde Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında Kisra'nm elçilerini gördü. Çünkü Kisra, San'a valisini tehdit edercesine ona şu haberi göndermişti: "Senin diyarında peygamber olarak ortaya çıkan bir adamın hakkından gelemez misin? O, beni kendi dinine davet ediyor. Ya onun hakkından gel. Yoksa bunu ben yapacağım."
Bunun üzerine San'a valisi, adamlarını Rasûlullah'a. gönderdi. Rasûlullah da valinin adamlarına şöyle dedi: "Valinize haber verin ki benim Rabbim, bu gece onun rabbini (Kisra'yı) öldürmüştür." Gerçekten de Rasûlullah'm dediği gibi Kisra'nın öldürülmüş olduğunu gördüler."
Beyhakî, daha sonra Ebu Bekir b. İyaş tariki ile Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Sa'd, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gitti. Rasûlullah şöyle dedi:
- Doğrusu Sa'd'm yüzünde haber vardır. Sa'd:
- Ya Rasûlallah, Kisra öldü, dedi. Rasûlullah:
- Allah Kisra ya lanet etsin! İnsanların ilk helak olanı Farslar, sonra Araplardır, dedi."
Ben derim ki: Görülen o ki; Rasûlullah (s.a.v.), Bazan'm yanından gelen o iki görevliye Kisra'nın Ölüm haberim verdiğinde buna uygun olan haber dışarıdan da geldi ve bu haber memlekette yayıldı. Bunu ilk duyan, Sa'd b. Ebi Vakkas oldu. O da Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelerek vermiş olduğu haberin aynısının dışarıdan da geldiğini ifade etti. Beyhakî'nin de buna benzer bir rivayeti vardır.
Beyhakî, daha sonra başka bir tarikle Zührî'den naklen Ebu Seleme b. Abdurrahman'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bana ulaşan habere göre bir ara Kisra, kendi ülkesinde bir garnizonda durmakta iken beklemediği bir durumla karşılaşmıştı. Elinde asası varken bir adam yanma gelmiş ve şöyle demişti:
- Ey Kisra! Ben şu asayı kırmadan önce İslâm'a girmez misin? Kisra:
- Evet, ama asayı kırma.
Bunun üzerine adam çekip gitmişti. Kisra da kendi mabeyincisini çağırtarak:
- Bu adamın yanıma girmesine kim izin verdi? diyerek çıkıştı. Onlar da:
- Senin yanma herhangi bir kimse girmedi ey hükümdar, dediler. Bunun üzerine Kisra:
- Yalan söylüyorsunuz, diyerek onları azarladı, öfkelendi. Onları tehdit etti. Sonra vazgeçti.
Ertesi senebaşı olduğunda yine aynı adam geldi. Yanında asası vardı. Şöyle dedi:
- Ey Kisra! Şu asayı ben kırmadan önce İslâm'a girmez misin?
- Evet, ama asayı kırma.
Adam çekip gittiğinde Kisra yine mabeyincilerini çağırdı, önceki gibi yine onlara çıkıştı, bağırıp çağırdı.
Yine ertesi senebaşı olduğunda aynı adam elinde asasıyla gelerek:
- Ey Kisra, ben şu asayı kırmadan İslâm'a girmez misin? diye sordu.
Kisra:
- Asayı kırma. Asayı kırma, dediyse de, adam asayı kırdı. İşte bunun üzerine Cenâb-ı Allah, o anda Kisra'yı helak etti."
İmam Şafiî, İbn Uyeyne kanalı ile Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Kisra helak olduğu takdirde ondan sonra Kisra gelmeyecektir. Kayser helak olduğu takdirde ondan sonra Kayser gelmeyecektir. Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, bu ikisinin hazinelerini Allah yolunda sarfedeceksiniz."
Şafiî dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'m mektubu Kisra'ya geldiği zaman o, mektubu parçaladı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): "O kendi mülkünü ve saltanatını parçaladı." dedi.
Duyduğumuza göre Kayser, Rasûlullah'm kendisine gelen mektubunu saygı ile almış, onu misk içine koymuştu. Rasûlullah (s.a.v.) da: "Onun saltanatı sabit oldu." dedi.
Şafiî ve diğer âlimler dediler ki: Araplar, ticaret için Şam ve Irak'a geldiklerinde onlardan bazıları Müslüman oldular. Irak ve Şam hükümdarlarından korktuklarını söyleyip durumlarını Rasûlullah'a arzederek şikayette bulundular. Rasûlullah da şöyle buyurdu:
"Kisra öldükten sonra ondan başka Kisra gelmeyecektir. Kayser öldükten sonra ondan başka Kayser gelmeyecektir."
Kisralarm saltanatı kökten yıkılıp gitti. Kayserlerin Şam'daki saltanatları tamamen yok oldu. Ama diğer taraflarda bir miktar hükümleri devam etti. Bu da Rasûlullah (s.a.v.)'m mektubunu saygı ile karşılamaları yüzünden Rasûlullah'm yaptığı dua bereketi ile olmuştur. Doğrusunu Allah bilir.
Ben derim ki: Bunda büyük bir müjde vardır ki, Rumların hükümleri artık Şam diyarına asla geri gelmeyecektir,
Araplar, Bizanslılardan Cezire ve Şam'da hüküm süren yetkili valilere Kayser, Fars'a hakim olan hükümdarlara Kisra diyorlardı. Habeşistan'ı idare eden hükümdarlara Necaşi, İskenderiye'ye hükmedenlere Mukavkis, Mısır'a hükmeden kafir hükümdarlara Firavun, Hindistan'a hükmeden hükümdarlara Batleymus diyorlardı. Bu hükümdarların bundan başka da unvanları vardı ki, bu unvanları baş-
ka yerlerde zikrettik. Doğrusunu Allah bilir.
Müslim, Kuteybe kanalı ile Cabir b. Semüre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah fs.a.v) şöyle buyurdu:
"Müslümanlardan bir topluluk Kisra'mn beyaz sarayındaki hazinelerini açıp ele geçirecektir."
Esbat, Simak kanalıyla Cabir b. Semüre'den buna benzer bir rivayette bulunarak şu eklemeyi yapmıştır:
"Ben ve babam da o hazineleri ele geçirenler arasında idik. Hazinelerden payımıza. 1000 dirhem kadar düştü."

