El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Haccac B. İlât El-Behzî Olayı

İbn Ishak dedi ki: "Hayber fethedildiği zaman Haccac b. İlât es-Sülemi el-Behzî, Rasûlullah (s.a.v.) ile konuştu ve şöyle dedi: - Ya Rasûlallah, Mekke'de benim hanımım Ümmü Şeybe binti Ebi Talha'mn yanında malım var (O …

İbn Ishak dedi ki: "Hayber fethedildiği zaman Haccac b. İlât es-Sülemi el-Behzî, Rasûlullah (s.a.v.) ile konuştu ve şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, Mekke'de benim hanımım Ümmü Şeybe binti Ebi Talha'mn yanında malım var (O kadından olma oğlu Müriz b. Haccac vardı.). Mekke tüccarlarının yanında da çeşitli mallarım var. Ya Rasûlallah, bana izin ver.

Rasûlullah, ona izin verince o da şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, söylemem gerekecek bazı şeyler (yalanlar) olacak.

- Söyle dedi.

Böyle diyerek Rasûlullah ona ruhsat verdi. Daha sonra Haccac da ona şöyle dedi:

- Çıkıp Mekke'ye geldiğim zaman Seniyetül-Beyza'da Kureyş'ten bir takım adamlarla karşılaştım. Haberleri araştırıyorlardı. Rasûlul-lah'm durumunu soruyorlardı. Onun Hayber'e gittiği haberi onlara ulaşmıştı. Onlar, Hayber'in ziraat, nüfus ve savunma bakımından Hicaz'ın bir köyü olduğunu biliyorlardı. Bunun için haberleri araştırıyorlardı. Gelen kafilelere soruyorlardı. Beni gördükleri zaman: "Bu Haccac b. Ilât'tır." dediler. Benim Müslüman olduğumu bilmiyorlardı. "Vallahi onda haberler vardır." diyerek bana: "Ey Ebu Muhammed, bize haber ver, çünkü bize haber ulaştı ki, o yol kesici (Muhammed) Hayber'e saldırmış. Halbuki orası Yahudi şehridir. Hicaz'ın verimli topraklarıdır." dediler.

Dedim ki: Bu haber bana da geldi. Fakat bende sizin bilmediğiniz bir haber vardır.

Ben böyle deyince devemin iki yanım aldılar. Şöyle diyorlardı:

- Ey Haccac, söyle bakalım. Dedim ki:

- Öyle bir hezimet oldu ki, onun benzerini şimdiye kadar hiç işitmediniz. Onun ashabı öyle bir şekilde öldürüldüler ki, şimdiye kadar onun mislini duymuş değilsiniz. Muhammed de öyle bir esir edildi ki sormayın gitsin! Onu esir edenler şöyle dediler:

- Biz onu Öldürmeyeceğiz. Onu Mekke halkına götüreceğiz ki, onlar onu kendi aralarında, onların adamlarından öldürdüklerinin karşılığında öldürsünler.

Bunun üzerine kalktılar ve Mekke'de bağırmaya başlayarak şöyle dediler:

- Muhammed'i bekleyin. O size getirilecek ve içinizde öldürülecektir.

Sonra şöyle dedim:

- Mekke'de malımı toplamam ve alacaklarımı tahsil etmem için bana yardım ediniz. Çünkü ben Hayber'e gitmek istiyorum ki, Mu-hammed'in ve ashabının yenilmesinden sonra tüccarlar benden önce oraya gitmeden gidip birşeyler elde edeyim.

Kalktılar ve süratli bir şekilde benim için malımı topladılar. mmima geldim ve: "Benim senin yanında kalmış mallarım vardı. Belki ben Hayber'e kavuşurum ve tüccarlar benden Önce oraya gitmeden alış-veriş fırsatlarından bir şeylere kavuşurum." dedim.

Abbas b. Abdülmuttalib, haberi duyduğu zaman yanıma geldi. O sırada tüccar çadırlarından bir çadırda idim. Bana şöyle dedi:

- Ey Haccac, senin getirdiğin bu haber nedir?

- Sana söylersem kimseye söylemeden durur musun?

- Evet.

- Buradan git ki seninle yalnız olarak buluşalım. Çünkü gördüğün gibi ben malımı toplamaktayım. O da ben işimi tamamlayıncaya kadar yanımdan ayrıldı. Mekke'de benim için olan herşeyi toplamayı bitirdiğim ve çıkmaya yöneldiğim zaman Abbas'la buluştum ve ona şöyle dedim:

- Ey Ebu Fadl, benim vereceğim haberi sakla. Çünkü üçgün için de yakalanmaktan korkuyorum. Sonra dilediğin zaman söyle.

Abbas:

- Olur, yaparım, dedi.

Ona şöyle dedim: "Vallahi ben senin kardeşinin oğlunu (Rasûlul-lah'ı), Hayber hükümdarlarının kızma güveyi olarak gördüm. Yani Safiye ile evlendi. O Hayber'i fethetti ve oradakileri çıkarttı. Orası şimdi onunla ashabının oldu.

- Sen neler söylüyorsun ey Haccac?

- Evet vallahi durum böyledir. Duyduğun bu haberi sakla. Ben Müslüman oldum ve sadece malımı almak için buraya geldim. Başkalarının eline geçmelerinden korkuyordum. Üç gün geçtiği zaman durumu açıkla. Durum senin arzu ettiğin gibidir.

Nihayet üçüncü gün olunca Abbas, süslü bir elbiseyi giyindi ve haluk denen güzel bir koku süründü. Bastonunu eline aldı. Sonra çıkıp Ka'be'ye geldi, tavaf etti. Kureyşliler, onu gördükleri zaman şöyle dediler:

- Ey Ebu Fadl, vallahi senin bu yaptığın musibetin sıcaklığının verdiği bir sertlik ve yiğitliktir senin bu yaptığın.

- Sizin kendisine yemin ettiğiniz Allah'a yemin ederim ki, Mu-hammed Hayber'i fethetmiştir. Onların hükümdarlarının kızı ile evlenmiştir. Mallarını ve orada olan herşeyi almıştır. Orası, onunla ashabının olmuştur.

- Bu haberi sana kim getirdi?

- Size haberi veren kimse getirdi. Sizin yanınıza Müslüman olarak girdi. Malını aldı. Muhammed'e ve onun ashabına kavuşmak için gitti ki, onunla birlikte olsun.

- Ey Allah'ın kulları! Allah düşmanı kaçıp kurtuldu. Ama vallahi eğer bilseydik, elbette bizim elimizden çekeceği vardı. Ravi diyor ki: Çok geçmeden onlara bu haber ulaştı." İmam Ahmed b. Hanbel, bu hadisenin senedini şöyle nakletmiş-tir: Abdürrezzak, Sabit kanalı ile Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Hayber'i fethedince Haccac b. İlât ona şöyle

dedi:

- Ya Rasûlallah, Mekke'de malım ve ailem var. Onların yanına gitmek istiyorum. Orada senin aleyhinde sözler veya başka birşey söyleyebilir miyim?

Rasûlullah (s.a.v.), ona dilediği gibi konuşma iznini verdi. O da yola çıktı. Karısının yanma geldi. Eve vardığında ona:

- Yanındaki mallarımı topla. Çünkü ben Muhammed'den ve ashabından elde edilen ganimetleri satın almak istiyorum. Muhammed ve ashabının malları ganimet olarak ele geçirilmiştir, dedi.

Bu haber Mekke'de yayıldı. Müslümanlar kendi köşelerine çekilip üzüldüler. Müşrikler de sevinç ve ferahlarını açığa vurdular. Bu haber, Abbas'a da ulaştı. Evine çöktü. Yerinden kalkamaz oldu. Mamer dedi ki: Osman el-Hazrecî, bana Miksam'm şöyle dediğini nakletti: Kuşem adındaki oğlunu aldı. Sırt üstü uzandı. Başını göğsünün üzerine koyup şöyle dedi:

"Ey sevgili Kuşem, sen burnu iyi koku alana benzersin. Davar sahibi oğlum.

İddia edenlerin sözlerine rağmen sen benim sevgili oğlumsun."

Sabit, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Abbas, daha sonra kölelerinden birini Haccac b. İlât'a gönderip şu haberi iletti:

"Yazıklar olsun sana ne haber getirdin? Sen neler diyorsun? Allah'ın vaad ettiği, senin getirdiğin haberden daha hayırlıdır."

Haccac b. İlât, Abbas'm kölesine şöyle cevap verdi.

"Ebu'l-Fadl'a (Abbas'a) selam söyle ve ona de ki, kendisiyle başba-şa görüşebilmem için odalarından birini bana tahsis etsin. Çünkü vereceğim haber onu sevindirecektir."

Köle, Abbas'ın yanma döndü. Eve varınca ona:

- Ey Eba Fadl! Sana müjdeler olsun! dedi.

Abbas da sevincinden dolayı yerinden fırlayıp kölenin gözlerinin arasını öptü. Köle, Haccac'm söylediklerini ona nakletti. Bunun üzerine Abbas, köleyi azad etti. Sonra Haccac, Abbas'ın yanma gelip, Rasûlullah (s.a.v.)'ın Hayber'i fethettiğini ve Hayberli Yahudilerin mallarını ganimet olarak aldığını haber verdi. Allah'ın bildirdiği sehim üzerine mallarını taksim ettiğini, Hüyey kızı Safîye'yi kendisi için seçtiğini, onunla evlendiğini, Safîye'yi serbest bıraktığını dilerse onu azad edip evleneceğini, dilerse ailesine göndereceğini söylemesi üzerine Safiye'nin azad olup Rasûlullah (s.a.v.)'m zevcesi olmayı yeğlediğini haber verdi ve şöyle dedi:

"Ama ben buradaki mallarımı toplamak ve tekrar geri dönmek için buraya geldim. Rasûlullah (s.a.v.)'dan yalan haber vermek için izin istedim. O da bana izin verdi. Şimdi sen üç gün benim bu durumumu gizle, sonra dilediğin gibi açıkla."

Haccac'm karısı, yanındaki ziynetleri ve eşyaları toplayıp Hac-cac'a verdi. Haccac da bu malları alıp götürdü. Üç gün sonra Abbas, Haccac'm karısının yanma gelip:

- Kocan ne yaptı? diye sordu. O da kocasının falan günde çekip gittiğini haber verip şöyle dedi:

- Ey Eba Fadl, Allah seni hüz ünlendirme sin. Sana ulaşan haber bizim de zorumuza gitti.

- Evet. Allah beni hüzünlendirmesin. Ama Allah'a hamdederim ki, bizim sevineceğimiz haberi aldık. Allah, Rasûlüne, Hayber'in fethini nasib etti. Oradaki Yahudilerin malları Allah'ın belirlediği paya göre taksim edildi. Rasûlullah (s.a.v.) da Safîye'yi kendine ayırdı. Eğer kocana ihtiyacın varsa çabuk ona ulaş.

- Vallahi doğru söylediğini sanıyorum. Öyle değil mi?

- Ben doğru sözlüyüm. Durum, sana haber verdiğim şekildedir. Sonra Abbas, oradan çekip gitti ve Kureyşlilerin meclisine vardı.

Abbas oradan geçerken onlar:

- Ey Eba Fadl, hayırdan başka birşeyle karşılaşma emi?

- Allah'a hamd olsun. Ben hayırdan başka birşeyle karşılaşmam. Haccac b. İlât, Allah'ın Hayber fethini Rasûlüne nasib ettiğini ve oradaki Yahudilerin mallarının, Allah'ın belirttiği paya göre taksim edildiğini ve Rasûlullah'm Safiye'yi kendisi için ayırdığını bana haber verdi. Bu haberi üç gün süre ile gizlememi benden istedi. O malını ve buradaki eşyalarını toplamak için buraya gelmişti. Sonra çekip gitti.

Ravi diyor ki: Cenâb-ı Allah, Müslümanlarda bulunan üzüntü ve kederi müşriklere döndürdü. Üzüntülü olarak evlerine kapanmış olan Müslümanlar çıkıp Abbas'm yanına geldiler. O da onlara bu haberi olduğu gibi anlattı. Müslümanlar sevindiler ve içlerindeki öfke ve üzüntüyü müşriklere döndürdüler.

Musa b. Ukbe de, "Megazi" adlı eserinde bu olayı şöyle anlatır: "Kureyşliler, bu hususta kendi aralarında karşılıklı bahse girmişler; bir kısmı: "Muhammed ve ashabı galip gelecektir." diyor, bir kısmı da: "İki müttefik ile Hayber Yahudileri galip geleceklerdir." diyorlardı. Haccac b. İlât esSülemi el-Behzî Müslüman olmuş, Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Hayber fethinde hazır bulunmuştu. Ümmü Şeybe (Abdüddar b. Kusayy'ın kız kardeşi) adındaki kadınla evli idi. Hac-cac'ın çok malı ve serveti vardı. Beni Süleym arazisindeki madenler ona aittir. Rasûlullah (s.a.v.), Hayber'i hakimiyeti altına alınca Haccac, Mekke'deki mallarını toplamak ve getirmek üzere Mekke'ye gitmek için Rasûlullah'tan izin istedi. Rasûlullah da ona gereken izni verdi.

Süheylî dedi ki: Haccac b. Ilât'm İslâm'a girişine sebeb olarak, onunla cinler arasında geçen tuhaf bir hadiseyi nakletmiştik. Haccac, Nasr'ın babasıdır. Ömer b. Hattab, Nasr'ı -Medine cariyelerinden bazılarını baştan çıkarmasından dolayı- Medine'den sürgün etmişti. Fe-ria binti Hümam (Haccac b. Yusuf es-Sakafî'nin annesi), onun hakkında şöyle demiştir:

"Nasıl olsa Nasr b. Haccac'a ulaşamıyorum.

Bari içki içmeye yol yok mu ki gidip içeyim."

Sürgüne gönderilen Nasr, Şam'a gittiğinde Ebu Esved es-Süîe-mî'nin karısına aşık oldu ve kara sevdaya tutulup hastalandı. Bu yüzden öldü.

İbn İshak dedi ki: Hayber gazvesi hakkında söylenen şiirlerden biri de Hassan'ın şu şiiridir:

"Hayber halkı, topladıkları ekinlerini ve hurmalarını savunmasız bıraktılar.

Ne kötü savaştılar. Ölümden hoşlanmadılar. Korulukları ele geçirildi. Ellerinden alındı ve yaramaz kötü huylu bir kimsenin zelil, hakir kimsenin fiilini kendileri işlemeyi kabullendiler.

Ölümden mi kaçarlar? Halbuki cılızların ölümü güzel bir ölüm değildir."

İbn Hişam'ın, Ebu Zeyd el-Ensârî'den naklettiğine göre Ka'b b. Malik de bu hususta şöyle bir şiir söylemiştir:

"Biz Hayber'e ve onun nehirlerinden su içilen mevkilerine avucu-nun tüysüz, damarları yiğit bir koruyucu ile geldik.

Hedeflere ulaşmakta süratle koşan, güçlü, her buluşma yerinde düşmanların üzerine atılan atlarla geldik.

Biz, her kış gününde çömleklerinin altında yanan ateşin külü büyük olan, Hind demirinden yapılmış Meşref köyüne ait kılıç ağızlarıyla çok vurucu kimseleriz.

Eğer şahadete isabet ederse, öldürmeyi bir övgü olarak gören;

Şehidliği Allah'tan bekleyen ve Ahmed ile muzaffer olmayı, kurtuluşa ermeyi de Allah'tan uman kimseleriz.

Muhammed'i, korunması gereken şeyleri, dili ve eli ile koruyup savunan kimseleriz.

Ve ona şüphelendiği her işten dolayı yardım eden, Muhammed'in canı önünde bir canı harcayan kimseleriz.

İhlaslı olarak gayb ile olan haberleri tasdik eden, bununla yarın üstünlük ve kurtuluşu, feyz ve necat bulmayı dileyen kimseleriz."