El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Halid B. Velid'in Müslüman Oluşu

Vakidî, Yahya b. Muğire b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam kanalı ile Halid b. Velid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cenâb-ı Hak, benim hakkımda iyilik dilediği aman kalbime Müslümanlığı yerleştirdi. Artık kâr ve …

Vakidî, Yahya b. Muğire b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam kanalı ile Halid b. Velid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Cenâb-ı Hak, benim hakkımda iyilik dilediği aman kalbime Müslümanlığı yerleştirdi. Artık kâr ve zararımı düşünebilecek, rüşdümü isbat edecek duruma geldim. Muhammed (s.a.v.) ile yapılan birçok savaşta hazır bulundum ve katıldığım her savaştan dönünce, içimden; "Vallahi ben, boş ve faydasız bir iş yapıyorum, er geç bu adam üstün gelecektir." diyordum.

Hz. Peygamber, Hudeybiye'ye geldiği zaman yine müşriklerden bir süvari kafilesi ile birlikte karşısına çıktım ve onunla Usfan'da karşılaşıp karşısına dikildim. O da bizim karşımızda arkadaşlarına öğle namazını kıldırdı. O sırada ona hücum etmek istedikse de sonradan vazgeçtik. Bu da hayırlı oldu. Kendisi de bizim maksadımızı sezmiş olacak ki, arkadaşlarına ikindi namazını korku hali namazı olarak kıldırdı. Ben de artık ona birşey yapamıyacağımıza kesin olarak inandım. O da bizden uzaklaşıp üzerinde bulunduğumuz yolun sağ tarafını tuttu. Kendisi, Kureyşlilerle beraber barış antlaşmasını yaptıktan ve Kureyşliler onu geri çevirdikten sonra içimden; "Artık ne kaldı? Ben nereye gideceğim? Necaşi'ye gidersem, o da Muhammed'e tabi olmuş ve Muhammed'in arkadaşları onun yanındadırlar. Güvenlik içindedirler. Herakliyus'a gidersem, o zaman dinimden çıkıp Hris-tiyanhk yahud Yahudilik dinine gitmek zorunda kahrım. Üstelik milliyetimi de yitirmiş olurum. En iyisi, buradakilerle birlikte kendi yurdumda kalmaktır." dedim.

İşte ben bu düşünce için de iken Rasûlullah (s.a.v.), Umretü'l-Kazâ'yı yapmak üzere Mekke'ye girdi. Ben de onun Mekke'ye girişini görmemek üzere gizlendim. Kardeşim Velid b. Velid de onunla birlikte Mekke'ye gelmiş ve beni aramıştı- Bulamadığı için bir mektup yazmıştı. Mektubu açıp baktım, şöyle yazıyordu:

"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Kardeşim! Ben senin İslâmiyet'e karşı olmandan daha delice bir davranış görmüyorum. Oysa ki sen akıllı bir kimsesin. Kaldı ki, İslâmiyet gibi bir dinin üstünlüğünü kavrayamayan hiçbir kimse yoktur. Rasûlullah (s.a.v.) da: - Halid nerede? diye seni benden sordu.

Ona:

- Allah onu getirecektir, dedim. Rasûlullah:

- Onun gibi bir adam nasıl olurda hâlâ İslâmiyet'in yüceliğini kavrayamaz, ona şaşarım. Oysa ki, onun o üstün cesaret ve yorulmak bilmeyen gayreti, Müslümanların safinda olsaydı, onun için daha hayırlı olurdu. Ben onu başkalarından üstün tutacaktım, dedi.

Şu halde ey kardeşim! Bari kaçırmış olduğun iyi fırsatların birini değerlendirmeyi ihmal etme"

Halid b. Velid diyor ki: Ben mektubu okuduktan sonra ortaya çıkmakta acele ettim. Ve İslâmiyet'e karşı arzum arttı. Hele Rasûlullah (s.a.v.)'m beni sorması, beni çok sevindirdi. Bir ara rüyada dar ve kuraklık bir memleketten, yemyeşil ve geniş bir memlekete çıktığımı görmüştüm. Bunu, bir rüyadır deyip küçümsedim. Fakat Medine'ye gittiğim zaman, Ebu Bekir'e bu rüyamı sorayım dedim.

Ebu Bekir (r.a.) bana şöyle dedi:

- Gördüğün darlık, müşriklikte geçen ömründür. Geniş ve yemyeşil olan memleket ise, Cenâb-ı Allah'ın seni kavuşturduğu İslâm dinidir.

Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gitmeye karar verdiğim zaman, yanımda kimi götüreyim diye tereddüt ettim. O sırada Safvan b. Ümey-ye'ye rastladım. Ona şöyle dedim:

- Ya Eba Vehb! İçinde bulunduğumuz hali görüyor musun? Biz azala azala, tilkinin dişleri kadar kaldık. Muhammed yalnız Araplara değil, Acemlere de galip gelmiş bulunmaktadır. Biz de gidip ona tabi olsaydık iyi olurdu. Zira onun şeref ve üstünlüğü, bizim için de üstünlüktür.

Fakat Safvan, benim sözümü şiddetle reddedip:

- Benden başka ona tabi olmayan hiçbir kimse kalmasa bile ben, yine ona tabi olmam, dedi ve birbirimizden ayrıldık.

Bunun babası ve kardeşi Bedir savaşında öldürüldükleri için kin besliyor dedim. Ondan sonra Ebu Cehil'in oğlu İkrime'ye rastlayıp aynı sözü ona da söyledim. O da bana Safvan'm verdiği cevabın aynısını verdi.

Ona:

- Bari bu teklifi sana yaptığımı kimseye söyleme, dedim. Oda:

- Olur, kimseye söylemem, dedi.

Bunun üzerine ben evime gidip devemin hazırlanmasını emrettim. Devemi alıp evden çıkarken yolda bana Osman b. Talha rastladı. Önce, "Bu benim dostumdur, ona söylersem belki kabul eder." diye düşündümse de, onun da atalarının öldürüldüğünü hatırlayıp söylemek istemedim. Sonra ona söylersem ne olur? Zaten nasılsa ben yol üz erin deyi m, diye düşünüp ona, düştüğümüz durumu anlattıktan sonra:

- Biz âdeta deliğe sığınmış bir tilki durumundayız. Eğer deliğe bir tulum su dökülse tilki dışarı çıkmak zorunda kalır, dedim ve diğer iki arkadaşıma söylediğimi ona da söyledim.

Fakat o bana hemen icabet etti. Ve beraber gitmeyi kararlaştırdık.

Ona:

- Görüyorsun ki, devemi de getirmiş, yola çıkmış bulunuyorum. Falanca yoldan gidiyorum. Yarın sabah Ye'cec denilen yerde buluşalım. Hangimiz oraya önce gelirse diğerini beklesin, dedim.

Daha şafak sökmemişken orada buluştuk. Sonra beraberce yola devam ettik. Nihayet Hidde'ye vardık. Orada, Arar b. As arkadan bize yetişti. Birbirimizle merhabalaştıktan sonra bize:

- Nereye gidiyorsunuz? diye sordu. Ona:

- Ya sen ne için yola çıktın? diye sorduk. Aynı soruyu o da bize sordu. Biz de:

- Medine'ye gitmek ve Müslüman olmak için, dedik.

- Benim de maksadım odur, dedi.

Ondan sonra üçümüz beraber gittik. Medine'ye vardıktan sonra gidip Harre sırtı denilen semte indik. O sırada Hz. Peygamber, bizim gelişimizi haber almış ve sevinmişti. Biz, yolculuk elbiselerimizi çıkarıp iyi elbiselerimizi giydik ve onun yanma gitmek üzere çıkarken kardeşim rastgeldi ve bana: - Acele et, zira Rasûlullah (s.a.v.) senin gelişini haber almış ve sevinmiştir. Seni bekliyor, dedi.

Biz de acele ederek Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in yanına çıktığımız zaman beni güler yüzle karşıladı. Ta yanına varıp peygamberi selamı verdim. O da güler yüzle selamımı aldı.

Ben:

- Allah'tan başka ilâh bulunmadığına ve senin Allah'ın Rasûlü olduğuna şahadet ederim, dedim.

Bana:

- Gel bakayım, seni doğru yola ileten Allah'a hamd olsun. Ben seni akıllı biliyor ve aklının, birgün seni hayra yönelteceğini umuyordum, dedi.

Ben:

- Ya Rasûlallah! Hakka karşı uzun zaman direnip seninle yapılan birçok savaşlara karşı saflarda katıldım. Allah'a dua et ki, beni bağışlasın, dedim.

Hz. Peygamber (s.a.v.):

- İslâmiyet, kendinden önce işlenen günahları siler, dedi. Kendisine:

- Bunun için senden teminat isterim, dedim. Bunun üzerine:

- Allah'ım! Halid'in Hakka karşı bugüne kadar olan direnişini affet, diye dua etti.

Bundan sonra Osman b. Talha ve Amr b. As (r.anhuma) ilerleyip bey'at ettiler. Bizim bu gidişimiz hicretin sekizinci yılının safer ayında idi. Allah'a yemin ederim ki, o günden beri Rasûlullah (s.a.v.), önemli gördüğü herhangi bir işinde, ashabından hiçbirini benimle bir tutmadı."