îbn İshak, Miksem kanalı ile îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder:
« Rasûlullah (s.a.v.), Hamza'mn getirilmesini emretti. Üzeri bir kumaş ile örtüldü. Sonra Rasûlullah, onun üzerine namaz kıldı ve yedi tekbir getirdi. Sonra diğer maktuller birer birer getirildiler. Hamza'nm yanma koyuluyorlardı. Rasûlullah (s.a.v.), onların ve onlarla beraber Hamza'mn namazını kıldı. Netice de Hamza'nm üzerine yetmiş iki namaz kılınmış oldu.» Bu garib bir rivayettir. Senedi zayıftır.
Süheylî dedi ki: Ulemadan herhangi biri böyle birşeyin olduğunu söylemiş değildir.
İmam Ahmed b. Hanbel,Afîan ve Hammad kanalı ile îbn Mes'ud'un şöyle dediğini rivayet eder:
«Uhud günü kadınlar, Müslümanların arkasında idiler. Müşrik yaralıları tedavi ediyorlardı. Eğer o gün yemin etmiş olsaydım, umarım ki, yeminim yerine gelirdi. Ki, bizden hiçbiri dünyayı istemiyordu. Nihayet Cenâb-ı Allah, şu ayeti inzal buyurdu:
«Sizden kimi dünyayı, kimi ahireti istiyordu, derken denemek için Allah sizi geri çevirip bozguna uğrattı.» (Âi-i imrân, 152.)
Rasûlullah'm ashabı, kendilerine verilen emre muhalefet edip karşı geldiklerinde Rasûlullah (s.a.v.), sadece dokuz kişi ile başbaşa kaldı. Bunların yedisi Eıısâr'dan, ikisi Kureyş'ten idi. Kendisi de onuncuları idi. Müşrikler kendisine hücum ettiklerinde: «Bunları bizden geri püskürtecek adama Allah rahmet etsin.» dedi. Yanındaki adamlardan yedisi öldürülünceye kadar Rasûlullah, hep böyle dedi. Nihayet Rasûlullah yanındaki iki arkadaşına: «Ashabımız bize insaf etmediler.» dedi. Öte yandan Ebu Süfyan gelip:
- Ey Hübel yücel, dedi. Rasûlullah (s.a.v,) buyurdu ki:
- Siz de, Allah daha yüce ve daha üstündür, deyin. Ashab:
- Allah daha yüce ve daha üstündür, dediler. Ebu Süfyan:
- Bizim Uzza'mız var, sizin Uzza'nız yoktur, dedi. Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
- Siz de deyin ki, Allah mevlamızdır, sizin mevlanız yoktur. Sonra Ebu Süfyan dedi ki:
- Bugün, Bedir gününe karşılıktır. Bir gün bizim lehimize, bir günde aleyhi mi zedir. Bir gün üzülür, bir günde seviniriz. Bizim Hanza-la'mıza karşı sizin de Hanzala'nız gitti. Bizden falan adama karşılık, sizden de falan adam gitti.
Rasûlullah (s.a.v.) dedi ki:
- Hayır, eşit değiliz. Bizim ölülerimiz Cennet'te diri olup Allah'tan rızıklanmaktadırlar. Sizin ölüleriniz ise Cehennem'de azap görmektedirler.
Ebu Süfyan dedi ki:
- Sizin ölülerinizden bazısının kulakları ve burunları kesilmiştir. Bu, bizim önde gelen adamlarımızın emri üzerine yapılmış bir iş değildir. Ben bunu yapmalarını ne emrettim, ne de yasakladım. Bundan ne hoşlandım, ne de tiksindim. Bu beni ne üzdü, ne de sevindirdi.
tbn Mesud dedi ki: «Ashab baktı ki, Hamza'nm karnı yarılmış, ciğeri çıkarılmış. Hind, o ciğeri alıp çiğnemiş ama yiyememişti. Rasûlullah (s.a.v.): «Hind, o ciğerden yedi mi?» diye sordu. Ashab: "Hayır" deyince Rasûlullah dedi ki: «Allah, Hamza'nm vücudunun hiçbir parçasını ateşe sokacak değildir.» Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), Hamza'mn cesedini getirdi. Üzerine cenaze namazı kıldı. Ensâr'dan bir adam da getirildi. Onun yanı başına konuldu. Onun üzerine de cenaze namazını kıldı. Ensâr'dan olan cenaze kaldırıldı. Hamza'nm cenazesi aynı yerde bırakıldı. Bir başka adamın cenazesi daha getirilip Hamza'mn yanma konuldu. Onun da üzerine namaz kılındıktan sonra cenazesi kaldırıldı. Hamza'nın ki yine aynı yerde bırakıldı. Böylece o gün Hamza'nm üzerine yetmiş kez cenaze namazı kılınmış oldu.»
Bunu sadece İmam Ahmed b. Hanbel rivayet etmiştir ki, bunun senedinde Ata b. Saib tarafından zayıflık vardır. Doğrusunu Allah bilir.
Buharî'nin bu konuda yaptığı rivayet daha sağlamdır. Buna göre Kuteybe, Cabir b. Abdullah'tan şöyle bir rivayette bulunmuştur: Rasûlullah (s.a.v.), Uhud savaşında Öldürülen Müslümanların cenazelerini ikişerli olarak aynı kefene sarıyor, sonra: «Bunlardan hangisi daha çok Kur'ân okumuştur?» diye soruyor, hangisinin daha çok okuduğu söylenirse, önce onu mezara koyuyordu. Ve: «Kıyamet gününde ben bunlar lehine şahidlik yapacağım.» diyordu. Kanlarıyla defnedilmelerini emrediyordu. Üzerlerine namaz kılınmadı ve yıkanmadılar.
Bunu Müslim'den ayrı olarak Buharî, yalnız başına rivayet etmiştir. Leys b. Sa'd kanalıyla sünen ehli muhaddisler de bunu rivayet etmişlerdir.
İmam Ahmed b. Hanbel, îbn Cafer kanalı ile Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğim rivayet eder: Peygamber (s.a.v.), Uhud şehidleri hakkında şöyle buyurdu: «Onların her yarası ve her kam, kıyamet gününde misk kokusu saçacaktır.» Böyle dedi ve üzerlerine namaz kılmadı.
Vefatından az Önce ve Uhud'tan seneler sonra Rasûlullah'm, Uhud şehidleri üzerine namaz kılmış olduğu sabittir. Nitekim Buharî de, Ukbe b. Amir'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), ölülere ve dirilere veda edercesine Uhud gazvesinden sekiz sene sonra Uhud şehidleri üzerine cenaze namazı kıldı. Sonra minbere çıkıp şöyle buyurdu:
«Sizin önünüzde sevab ve ecir vardır. Ve ben de sizin şahidinizim. Sizinle buluşma yerimiz Kevser havuzudur. Ve ben şuradan ona bakmaktayım. Allah'a şirk koşmanızdan korkmuyorum. Ancak dünya hususunda bu birinizle rekabete girmenizden korkuyorum.»
Ukbe b. Amir diyor ki: Rasûlullah'ı en son olarak işte orada görmüştüm.
el-Ümevî, babası kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder:
Haberler alabilmek için seher vakti Rasûlullah'm Uhud'da çıktığı yere gittik. Fecir doğunca güçlü, kuvvetli bir adamın şöyle diyerek koştuğunu gördük: «Azıcık bekle hele, savaşa Hamel de katılsın.» Bir de baktık ki, o kişi Üseyd b. Hudayr'mış. Biraz bekledik. Baktık ki bir deve geliyor. Bir kadın da iki çuvalın ortasında devenin üzerinde. Yanma yaklaşınca onun Amr b. Cemuh'un karısı olduğunu gördük. Kendisine:
- Ne haber? diye sorduk. Dedi ki:
- Allah, Rasûlullah (s.a.v.)'ı müdafaa etti. Mü'minlerden de şahid-ler edindi:
«Allah, inkar edenleri, kinleriyle geri çevirdi, bir hayra ulaşamadılar. Savaşta, inananlara Allah'ın yardımı yetti. Allah kuvvetli olandır, güçlü olandır.» (cl-Ahzâb, 25.)
Sonra o kadın, devesine: «Çok» dedi. Deve çöktü. O da yere indi. Kendisine: «Bu nedir?» diye sorduk. O da: Kardeşim ve kocamdır, dedi.
îbn İshak dedi ki: Safiyye binti Abdülmuttalib, Hamza'ya bakmak için geldi. Hamza, onun ana baba bir kardeşi idi. Rasûlullah (s.a.v.), Sa-fiyye'nin oğlu Zübeyr b. Avvam'a dedi ki:
- Anam karşıla ve onu geri çevir, kardeşindeki durumu görmesin. Zübeyr, Safîyye'ye dedi ki:
- Ey anacığım! Rasûlullah (s.a.v.), sana geri dönmeni emrediyor. Safiyye dedi ki:
- Niçin? Kardeşimin cesedine hakaret edildiğini işittim. Bu ise Allah yolunda olan birşeydir. Biz buna razıyız. Ecrini ve sevabını Allah'tan beklerim. Ve inşaallah sabredeceğim.
Zübeyr, Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip ona anasının durumunu haber verdiği zaman, Rasûlullah (s.a.v.): - Onu serbest bırak, dedi.
Bunun üzerine Safiyye geldi. Hamza'ya baktı, ona dua etti. "İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn", deyip istiğfar etti. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Hamza'nm defnedilmesini emretti ve defnolundu. Hamza ile birlikte Abdullah b. Cahş ile annesi Ümeyme binti Abdülmuttalib de aynı yere defnedildiler. Abdullah b. Cahş'm cesedinin bazı yerlerine hakaret edilmiş, burnu ve kulakları kesilmişti. Ancak ciğeri çıkarılmamıştı. Allah onlardan razı olsun.
Süheylî dedi ki: Abdullah'a, Allah yolunda burnu ve kulağı kesilen kişi denirdi. Sa'd'm anlattığına göre kendisi ve Abdullah b. Cahş bir dua yapmışlar, bu duaları Allah tarafından kabul edilmişti. Sa'd, müşrik bir süvari ile karşılaşma ve o süvari tarafından öldürülüp üzerindeki eşyanın yağmalanması için Allah'a dua etmiş ve bu duası kabul edilmişti. Abdullah b. Cahş ise, kendisini bir süvarinin yakalayıp öldürmesini ve Allah yolunda burnunu kesmesini istemişti. Onun bu duası da kabul edilmişti.
Zübeyr b. Bekkar'm anlattığına göre Uhud harbinde kılıcı kmlmış, Rasûlullah ona bir hurma dalı vermiş, hurma dalı Abdullah b. Cahş'ın elinde kılıca dönüşmüş, bu kılıçla savaşmıştı. Sonra bu kılıç, oğullarından birinin terekesinde bulunmuş ve 200 dinara satılmıştı.
Buharî'nin sahihinde de geçtiği gibi Rasûlullah (s.a.v.), Uhud savaşında iki ya da üç şehidi aynı mezara hatta aynı kefene koyarak defnediyordu. Müslümanlar, yaralı olduklarından her biri için ayrı ayrı mezar kazmak zor olduğundan Rasûlullah bu şekilde müsaade vermişti. Bu durumda şehidlerden hangisi daha çok Kur'ân bilgisine sahip ise önce onu mezara koyuyordu. Birbirleriyle arkadaş olan iki kişiyi aynı mezara defnediyordu. Nitekim Cabir'in babası Abdullah b. Amr b. Haram ile Amr b. Cemuh'u aynı mezara defnetmişti. Çünkü bunların ikisi arkadaş idiler. Rasûlullah, şehidleri yıkamadan, kanları ve yaraları ile defnetmişti.
İbn İshak, Zührî kanalı ile Abdullah b. Salebe b. Suayr'dan rivayet etti ki: Rasûlullah (s.a.v.), Uhud gününde şehidlerin yanından ayrılırken şöyle demiştir:
«Bunlara ben şahidim. Allah yolunda yaralanan her bir yaralı kıyamet gününde yarasından kanlar akarak Allah tarafından diriltilecek-tir. Yarasından akan şey, kan renginde olacaktır. Ama misk kokusu sa-, çacaktır.»
Ravi diyor ki: Amcam Musa b. Yesar, bana Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini anlattı:
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Allah yolunda yaralanan kişiyi kıyamet gününde Allah, onun yarasından kan akarak diriltecektir. Yarasından akan şey, kan renginde olacak ama misk kokusu saçacaktır.»
Bu hadis, Buharî ve Müslim'in sahihlerinde de vardır.
İmam Ahmed b. Hanbel, Ali b. Asım kanalı ile îbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet eder:
« Rasûlullah (s.a.v.), Uhud gününde şehidlerin üzerlerindeki demir ve derilerin çıkarılmasını emretti. Sonra şöyle buyurdu: «Onları elbiseleri ve kanlarıyla birlikte defnedin.»
"Sünen" adlı eserinde İmam Ebu Davud, el-Ka'nebî kanalı ile Hi-şam b. Amirin şöyle dediğini rivayet eder: «Uhud gününde Ensâr, Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip:
-Yorulup bitkin düştük, yaralandık. Bize ne yapmamızı emredersin? diye sordu.
Rasûlullah buyurdu ki:
- Mezarı genişçe kazın. İki ya da üç kişiyi aynı mezara defnedin. Denildi ki:
- Ya Rasûlallah, ölülerden hangisini önce defnedelim? Rasûlullah:
- En çok Kur'ân bilenlerini ve okuyanlarını önce defnedin, dedi.» îbn îshak dedi ki: Bir kısım Müslümanlar, maktullerini Medine'ye
taşıyıp onları orada defnetmişler di. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) bunu men edip şöyle dedi: Onları vurulup düştükleri yerde defnediniz.
îraam Ahmed b. Hanbel, Ali b. îshak kanalı ile Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet eder:
«Uhud'da babam şehid oldu. Kız kardeşlerim kendilerine ait su taşıma devesini bana vererek beni babamın yanma gönderdiler. Ve: «Git, babamız, şu deveye yükle ve onu Beni Seleme mezarlığına defnet.» dediler. Ben de yardımcı arkadaşlarımla birlikte babamın cenazesinin yanına geldim. Rasûlullah, Uhud'da oturuyordu. Gelişimizden haberdar oldu. Beni çağırıp şöyle dedi:
«Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, baban ancak şehid kardeşleriyle birlikte defnedilecektir.» Bunun üzerine babam, Uhud'daki arkadaşlarıyla birlikte Uhud mezarlığına defnedildi.»
îmam Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. Cafer kanalı ile Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet eder: Uhud şehidleri, bulundukları yerlerden başka yerlere taşındılar. Peygamberin münadisi şöyle seslendi: «Ölüleri eski yerlerine geri getirin.»
Ebu Davud ile Neseî, Sevrî kanalı ile Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
« Rasûlullah (s.a.v.), savaşmak için Medine'den çıkıp müşriklerin yamna gitti. Babam Abdullah bana şöyle dedi: «Ey Cabir! Akıbetimizin neye varacağım bilmek maksadıyla sakın Medineli gözlemciler arasında bulunma. Doğrusu Allah'a yemin ederim ki, benden sonra kızlarımın kimsesiz kalacaklarına dair bir endişem olmasaydı, senin de gözlerimin önünde şehid olmanı isterdim.»
Cabir diyor ki: Bir ara ben gözlemciler arasında iken baktım ki, halam, babamla dayımı bir deve üzerinde getiriyor.Onları mezarlığımıza defnetmek için Medine'ye getirdim. O esnada bir adam bana yetişti ve şöyle dedi:
«Bilesin ki Peygamber (s.a.v.), şehidleri Uhud'a geri getirip, orada vuruldukları yere defnetmenizi emrediyor.» Ben de onları geri götürdüm. Uhud'da vuruldukları yere defnettim. Ebu Süfyan oğlu Muavi-ye'nin hilafeti zamanında adamın biri gelip bana şöyle dedi: «Ey Abdullah'ın oğlu Cabir! Allah'a yemin ederim ki Muaviye'nin adamları, senin babanın cesedini yerden çıkardılar, vücudunun bir kısmı ortada duruyor.» Gidip babamı defnettiğim şekilde buldum. Hiç değişmemişti. Sadece öldürülürken vücudunda meydana gelen değişiklik vardı.»
Buharı, daha sonra Cabir'in babasının borcunu Ödeyişini de anlatır. Bu rivayet, Buharî ve Müslim'in sahihlerinde de sabittir.
Beyhakî, Hammad b. Zeyd kanalı ile Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet eder: «Muaviye, Uhud savaşından kırk sene sonra bir su kanalını Uhud şehidliğinden geçirmek için teşebbüse geçtiğinde bizden yardım istedi. Biz de şehitliğe gelip şehidleri mezarlarından çıkardık. Onları başka yerlere nakledecektik. Çalışma esnasında kürek, Hamza (r.a.)'nın ayağına isabet etti, ayağından kan hşkırdı.»
İbn îshak'm Cabir'den yaptığı bir rivayete göre O şöyle demiştir: «Onları mezarlarından çıkardık. Sanki dün defnedilmiş gibi idiler.»
Vakidî'nin anlattığına göre Muaviye, Uhud şehidliğinden bir su kanalı geçirmek isteyince, tellalı şöyle duyuruda bulundu: «Uhud'da ölüsü bulunan kimse, oraya gelsin.»
Cabir dedi ki: «Mezarlarını kazdık. Babamı sanki eski halinde uyumakta imişçesine gördüm. Komşusu Amr b. Cemuh'u da kendi mezarında gördük. Eli yarasının üzerinde idi. Eli kaldırıldığında yarasından kan fışkırmaya başladı.»
Denilir ki: Uhud şehidliğinde mezarlardan misk kokusu gibi bir koku saçılıyordu. Allah, onların tamamından razı olsun. Bu hadise, defnedilmelerinden kırkaltı sene sonra vuku bulmuştur.
Buharî, Müsedded kanalı ile Cabir'in şöyle dediğini rivayet eder:
«Uhud savaşma başlanacağı zaman babam, geceleyin beni yanma çağırdı ve şöyle dedi: «Ben kendimi Rasûlullah'ın ashabından öldürülecek ilk şahıslar arasında görüyorum. Mutlaka öldürüleceğim. Benden sonra -Rasûlullah (s.a.v.) hariç olmak üzere- nazarımda en kıymetli kişi olarak seni dünyada bırakıyorum. Benim borcum vardır. Borcumu öde. Ve kardeşlerine de iyilikte bulun.»
Sabahladığımızda babamın öldürülen şahısların ilki olduğunu gördüm. Kendisiyle birlikte bir başkasıda aynı mezara defnedildi. Ama onun bir başkasıyla aynı mezarda kalmasını gönlüm kabul etmedi. Altı ay sonra onu mezarından çıkardım. Baktım ki, ilk defnettiğimiz günkü durumdadır. Sadece kulakları yaralı idi.»
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde Muhammed b. Münkedir, Cabir'den rivayet ettiki, Cabir'in babası öldürüldüğünde üzerindeki elbiseyi çıkarıp ağlamaya başlamış. Rasûlullah (s.a.v.), onu ağlamaktan menederek şöyle buyurmuş:
«Ağlasanda ağlamasanda fark etmez. Siz onun cenazesini kaldmn-caya kadar melekler onu gölgelendirmeye devam edeceklerdir.» Başka bir rivayette anlatıldığına göre Cabir'in halası, onun babasının üzerine ağlamıştır.
Beyhakî, Ebu Abdullah el-Hanz kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder: «Rasûlullah (s.a.v.), Cabir'e dedi ki:
- Ey Cabir, seni müjdeliyeyim mi?
- Evet müjdele. Allah sana hayır müjdesini versin.
- Duydun mu, Allah senin babanı diriltmiş ve ona şöyle demiş:
- Ey kulum, dile benden ne dilersen, sana vereceğim.
- Ey Rabbim, sana hakkıyla ibadet ettim. Senden dileğim şudur ki, beni tekrar dünyaya gönderesin de peygamberinle birlikte savaşayım ve senin yolunda bir kez daha öldürüleyim.
- Ey kulum, benim ezelde hükmüm şudur ki, hiç kimse dünyaya geri dönemez.»
Beyhakî, Ebu'l-Hasan Muhammed b. Ebi'l-Maruf kanalı ile Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet eder:
« Rasûlullah (s.a.v.), bana bakıp şöyle dedi:
- Ne oluyor bana ki, seni kaygılı görüyorum?
-Ya Rasûlallah, babam öldürüldü. Benim üzerime borç ve çoluk çocuk bıraktı.
- Sana anlatayım mı? Cenâb-ı Allah, konuştuğu kimselerle mutlaka perde arkasından konuşmuştur. Senin babanla ise yüzyüze konuşmuş ve ona şöyle demiş:
- Ey kulum, dile benden ne dilersen, sana vereceğim. Bunun üzerine o:
- Ey Rabbim, senden dileğim şudur ki: Beni tekrar dünyaya gönde-
resin de orada senin yolunda ikinci kez öldürüleyim.
- Ezelde şöyle demişimdir ki, dünyaya hiç kimse geri dönmeyecektir.
- Ey Rabbim, bunu benden sonrakilere tebliğ et. Ve onlara bildir. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayeti inzal buyurdu:
«Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın. Bilakis onlar Rableri katında diridirler ve rızıklanırlar.» (Âi-ilrarân,i69.)
İbn îshak, Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.) bana dedi ki: - Ey Cabir, sana müjde vereyim mi? Ben de:
- Evet ver, dedim.
- Doğrusu senin baban Uhud'da vuruldu. Allah onu diriltti. Ve sonra ona şöyle dedi:
- Ey Allah'ın kulu, neyi seversin, sana ne yapmamı arzularsın? Bunun üzerine baban:
- Ey Rabbim, şunu arzularım ki, beni dünyaya geri gonderesin, senin yolunda savaşayım ve bir kez daha öldürüleyim.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Ali b. el-Medenî kanalı ile Cabir'in şöyle dediğini de rivayet etmiştir: Allah buyurdu ki:
«Ben hüküm vermişimdir ki, insanlar dünyaya tekrar geri dönmeyeceklerdir.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Yakub kanalı ile Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Uhud'a katılan Müslümanlardan bahsedilirken, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini işittim:
«Vallahi ben isterdim ki, Uhud'a katılan Müslümanlarla birlikte Uhud dağının eteğinde bir akıl aydım.»
Beyhakî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), Uhud'dan geri dönerken yol üzerinde ölü bulu-
nan Mus'ab b. Ümeyr'e uğradı. Yanı başında durdu. Onun için dua etti. Sonra şu ayeti okudu:
«İnananlardan, Allah'a verdiği ahdi yerine getiren adamlar vardır. Kimi, bu uğurda canım vermiş, kimi de beklemektedir...» (ei-Ahzftb, 23.)
Rasûlullah (s.a.v.), bu ayeti okuduktan sonra da şöyle dedi:
«Şahadet ederim İd, bunlar, kıyamet gününde Allah katında şehid-ler dir.
Bunlara gelin ve ziyaret edin. Nefsim kudret elinde bulunan zata yemin ederim ki, her kim bunlara selam verirse, bunlar da kıyamet gününde onun selamına karşılık vereceklerdir.»
Bu, garib bir hadistir. Übeyd b. Ümeyr'den de mürsel olarak rivayet edilmiştir.
Beyhakî, Musa b. Yakub kanalı ile Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Peygamber (s.a.v.), şehidlerin mezarına gelirdi. Şehidliğin girişine vardığında şöyle dedi: «Sabretmenize karşılık size selam olsun. Burası dünyanın en güzel bir sonucudur.» Sonra Ebu Bekir de gelip aynı şeyi yapardı. Ebu Bekirden sonra Ömer de gelip şehidliği ziyaret ederdi. Ömer'den sonra Osman da gelip aynı şekilde Uhud şehidlerini ziyaret ederdi.»
Vakidî dedi ki: Peygamber (s.a.v.), Uhud şehidlerini her sene ziyaret ederdi. Şehidliğin girişine vardığında şöyle derdi:
«Sabretmenize karşılık size selam olsun. Burası dünyanın güzel bir sonucudur.» Sonra Ebu Bekir, her sene gelip Uhud şehidlerini ziyaret ederdi. Ondan sonra Hz. Ömer ve Hz. Osman da böyle yaparlardı. Rasûlullah (s.a.v.)'m kızı Fatıma da Uhud şehidlerinin yamna gelip ağlar ve onlar için dua ederdi. Sa'd'da gelip şehidlere selam verir, sonra arkadaşlarına döner ve şöyle derdi: «Selamınıza karşılık verecek olan bir kavme (yani şu şehidlere) selam vermeyecek misiniz?»
Sonra Vakidî, yukarıda adı geçen kimselerin ziyaretlerini Ebu Sa'd'dan, Ebu Hüreyre'den, Abdullah b. Ömer'den ve Ümmü Sele-me'den nakletmiştir. Allah tamamından razı olsun.
ibn Eb'id-Dünya, İbrahim kanalı ile Attaf b. Halid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Teyzem bana dedi İd: Bir gün bineğime binip şehidlerin mezarına gittim, -o hep oraya ziyarete giderdi- Hamza'nın mezarının yamna vardım. Allah'ın bana nasip ettiği kadar namaz kıldım. O vadide ne seslenen, ne de sese cevap veren bir kimse vardı. Sadece bir çocuk vardı ki, bineğimizin yularım tutmakta idi. Namazımı tamamladıktan sonra elimi şöyle yaparak: «Esselamü aleyküm» dedim. Yer altından selamıma karşılık verildiğini işittim. Bu gerçeği Allah'ın beni yarattığını nasıl biliyorsam öyle biliyorum. Ve yine gece ve gündüzü nasıl biliyorsam, bu gerçeği de öyle biliyorum. Selamıma karşılık verildiğini işittiğim anda vücudumdaki bütün tüylerimin ürperdiğini hissettim.»
Muhammed b. İshak, İsmail b. Ümeyye kanalı ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder:
Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:
«Uhud gününde kardeşleriniz vurulduklarında Cenâb-ı Allah, onların ruhlarını yeşil kuşların karınlarına yerleştirdi ki, o kuşlar Cennet ırmaklarına gidip içer, Cennet'in meyvelerim yer ve Arşın gölgesinde asılı bulunan altın kandillere doğru giderler. Yediklerinin, içtiklerinin ve dinlenme yerlerinin hoşluğunu, güzelliğini görüncede şöyle derler: «Cennet'te diri olup nzıklandığımızı dünyadaki kardeşlerimize kim haber verecek ki, onlar savaştan kaçmasınlar, cihada rağbetsizlik etmesinler?»
Onların böyle demeleri üzerine yüce Allah şöyle buyurur: Sizin yerinize bunu ben onlara haber veririm.
Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, Kur'ân-ı Kerîm'in şu ayetini inzal buyurmuştur:
«Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın. Bilakis.onlar Rableri katında diridirler. Ve rızıklanııiar.» (Âl-i İmrân, 169.)
Müslim ile Beyhakî, Mesruk'un şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:
Abdullah b. Mesud'a şu ayeti sorduk:
«Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın. Bilakis onlar Rableri katında diridirler ve rızıklanırlar.» Abdullah b. Mesud, bu ayetle ilgili sorumuza şu cevabı verdi:
«Biz de bu ayeti, Rasûlullah (s.a.v.)'a sorduk. Bize cevaben şöyle buyurdu: «Allah yolunda öldürülen kimselerin ruhları yeşil kuşların kar-mndadır. Bu kuşların karnında onlar diledikleri yerlere giderler. Sonra Arş-ı A'lâ'ya asılı kandillere gidip yerleşirler. Onlar bu halde iken Rableri onlara şöyle der:
- Benden ne dilerseniz dileyin.
- Ey Rabbimiz, senden ne dileyeceğiz ki, biz Cennet'te dilediğimiz yere gidiyoruz.
Rableri bu sorusunu üç kez onlara tekrarlar. Mutlaka birşey istemeleri gerektiğini anlayınca şöyle derler:
- Ey Rabbimiz, ruhlarımızı bedenlerimize yerleştirmeni ve bizi tekrar dünyaya göndermeni diliyoruz ki, senin yolunda bir kez daha öldürülelim.
Cenâb-ı Allah, onların başka bir dilekte bulunmadıklarını görünce onları yine kendi hallerine bırakacaktır.»

