Hafız el-Beyhakî, bu olayı "Delâil" adlı eserinde Ebu Rafi'in öldürülmesinden sonra anlatmıştır.
İmam Ahmed b. Hanbel, Yakub kanalı ile Abdullah b. Üneys'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), beni yanma çağırdı ve şöyle dedi:
- Duyduğuma göre Halid b. Süfyan b. Nübeyh el-Hüzelî, bana karşı savaşmaları için Urene'de adam topluyormuş. Ona git ve onu öldür!
- Ya Rasûlallah, onu tanıyabilmem için bana tarif et.
- Onu gördüğün zaman ürkek bir adam olduğunu göreceksin.
Ben de kılıcımı kuşanarak yola çıktım. İkindi vakti Urene'ye ulaştım. Yanma gittim. Yanında zevceleri vardı. Onları eve götürüyordu. Onu gördüğümde Rasûlullah'm tarif ettiği gibi ürkek bir adam olduğunu müşahede ettim. Yanma yaklaştım. Ama onunla konuşursam, ikindi namazının vaktini kaçıracağımdan korktum. Yürüyüş halinde namazı kılmaya başladım. Rükû ve secdelerimi baş iması ile eda ediyordum. Yanma vardığımda:
- Kimsin ey adam? diye sordu. Ben de:
- Araplardan bir adamım. Seni duydum. Muhammed'le savaşmaları için adam topladığım işittim. Bu sebeple yanma geldim, dedim.
Oda:
- Evet ben bu işle uğraşıyorum, dedi.
Kendisiyle birlikte biraz yürüdüm. Bir fırsatını bulup kılıcımla ona saldırdım ve öldürdüm. Sonra yanından ayrılıp gittim. Karıları gelip üzerine kapandılar.
Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına geldim. O beni görünce: «Yüz kurtuldu.» dedi. Ben de: "Ya Rasûlallah, onu öldürdüm." dedim. O da: «Doğru söyledin.» dedi. Sonra Rasûlullah (s.a.v), kalkıp benimle birlikte kendi evine gitti. Orada bana bir baston verip: «Ey Abdullah b. Üneys, şu bastonu yanında tut.» dedi. Rasûlullah'm evinden dışarı çıktığımda insanlar bana:
- Bu baston da neyin nesi? diye sordular. Ben de:
- Rasûlullah bana verdi ve yanımda tutmamı emretti, dedim. Dediler ki:
- Rasûlullah'm yanma bir daha dönsen de bunun sebebini sorsan olmaz mı?
Ben de Rasûlullah'm yanma dönüp şöyle dedim:
- Ya Rasûlallah! Bu bastonu bana niçin verdin?
- Bu, kıyamet gününde benimle senin aranda bir alamet olacaktır. Çünkü o günde insanların az bir kısmı (baston ve benzeri şeylere) dayanacaklardır.
Ravi diyor ki: Abdullah, o bastonu kendi kılıcına bağladı. Ölünceye kadar yanında kaldı. Ailesine öldükten sonra kefenine konulmasını emretti. Öldüğünde kendisiyle birlikte mezara defnedildi.
Abdullah b. Üneys'in kıssasını, Urve b. Zübeyr ile Musa b. Ukbe de "Meğazi" adlı eserlerinde rnürsel olarak nakletmişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.
İbn Hişam dedi ki: Abdullah b. Üneys, Halid b. Süfyan'ı öldürüşü ile ilgili olarak şöyle bir şiir söylemiştir:
«Öküzün oğlunu deve yavrusu gibi yerde bıraktım. Çevresinde ağıtçılar vardı, yakalarını yırtıyorlardı.
Ben onu öldürdüğümde kanları benim ve onun arkasında duruyorlardı- Keskin kılıcın suyundan daha beyaz idiler.
Zırhçılarm başına bir deneme sahibi oldu. Sanki o yanıp tutuşan alevli bir ateş koru gibidir.
Kılıç başına değerken ona şöyle diyordum:
Ben Üneys'in oğluyum. Süvariyim, bahadırım, korkak değilim.
Ben o kimsenin oğluyum ki, zamana metelik vermedi.
Evimin avlusu geniştir, cimri değilim.
Ona dedim ki: Al, şerefli kişinin darbesini ye!
Muhammed'in dini üzere, hafif olan kimsenin darbesini al!
Ben, peygamberin bir kafire kasdetmesi anında elimle, dilimle o kimseye koşar, onu vururum.»
Ben derim ki: Abdullah b. Üneys b. Haram Ebu Yahya el-Cühenî, kadri yüce, meşhur bir sahabedir. Akabe bey'atına katılan kimselerdendir. Uhud, Hendek ve sonraki gazvelerde hazır bulunmuştur. Meşhur kavle göre hicri sekseninci senede Şam'da vefat etmiştir. Hicri ellidördüncü senede vefat ettiği de söylenmiştir. Doğrusunu Allah bilir.
Ali b. Zübeyr ile Halife b. Hayyat, bu sahabe ile Abdullah b. Üneys Ebu İsa el-Ensârî'yi birbirinden ayırt etmişlerdir. O, Peygamber (s.a.v.)'den şöyle bir rivayette bulunmuştur: «Peygamber (s.a.v.), Uhud gününde içinde su bulunan bir kırba getirilmesini emretmiş, kırba getirildiğinde ağzına koyup içmeye başlamıştı.»
Ebu Davud ve Tinnizî de Abdullah el-Ömerî tariki ile İsa b. Abdullah b. Üneys'ten böyle bir rivayette bulunmuşlardır. Sonra Tir-nıizî, bunun senedinin sahih olmadığını ve Abdullah elÖmeri'nin hafızasının zayıf bir kimse olduğunu söylemiştir.

