Buharî, Haccac b. Minhal kanah ile Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Peygamber (s.a.v.), Hassan'a: «Onları hicvet. Cebrail de seninle beraberdir.» dedi.»
Buharî, Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Peygamber (s.a.v.), Beni Kurayza gününde Hassan b. Sabit'e şöyle dedi: «Müşrikleri hicvet. Çünkü Cebrail de seninle beraberdir.»
İbn İshak dedi ki: Beni Muharib b. Fihr'in kardeşi Dırar b. Hat-tab b. Mirdas, İslâm'a girmeden önce Hendek günü hakkında şu şiiri söylemişti:
«Bir korkan topluluk ki, bizim hakkımızda birtakım tahminlerde bulunur.
Oysa ki önüne çıkan herşeyi öğüten bir ordu birliklerini yönettik.
Tahmin edilirlerken Uhud gibi görünüyorlardı.
Oralarda yiğitlerin üzerinde mükemmel zırhları ve kale gibi kalkanları görürsün.
Oklar gibi atları, gönderilmiş, otlağa bırakılmış görürsün.
Ki, onlarla azgınları yok etmeyi amaçlıyorduk.
Sanki onlar iki hendeğin kapısında hücum ettikleri ve biz hücum ettiğimiz zaman el sıkan musafahacılardı.
Birtakım insanlardı ki, içlerinde, aklı eren bir kişiyi görmüyoruz. Oysa ki onlar şöyle dediler:
- Biz doğruya erenler değil miyiz?
Onları tam bir ay kuşattık ve biz onların üstünde ezici, kahredici kimseler gibi idik.
Her gün onların üzerlerine pür silah olarak her akşam ve sabah yürüdük.
Ellerimizde keskin kılıçlar vardı ki, onlarla baştaki saçların ayırım yerlerini ve baştaki kemiklerin toplandığı yerleri keserdik.
Sanki o kılıçların parıltıları etrafı sarıyor.
Kılıçlarını kınlarından çıkartan kimselerin ellerinde göründükleri zaman,
Yıldırımdan yarılan bulutun parıltısı gece parlardı ki, sen onda böyle birçok bulutları açık seçik görürsün.
Eğer hendek olmasaydı, onlar o esnada öyle bir durumda olurlardı ki, onların hepsini yok ederdik. Ama hendek onların önüne geçti ve onlar bizim korkumuzdan hendeğe sığındılar.
Şayet biz yolcu olup gidersek, sizin evlerinizin yanında Sa'd'ı rehin olarak terk etmiş olurduk.
Karanlık çöktüğü zaman Sa'd'ın üzerine ağlayan kadınların iniltilerini tekrar tekrar işitirsin.
Yakında sizi yeniden ziyaret edeceğiz. Sizi yardımlaşarak ziyaret ettiğimiz gibi.
Silahsız olmadıkları halde Rinane'den bir topluluk ile ki, Kinane arslamn yatağı gibidir.Arslan yatağını korur.»
Ka'b b. Malik (Beni Seleme'nin kardeşi) bu şiire cevaben şöyle demiştir:
«Her soran bizim karşılaştığımız şeyi soruyor. Eğer hazır bulunsaydı bizi sabırlılar olarak görürdü. Sabrettik. Allah için bir emsal görmedik. Biz, başımıza gelene karşı tevekkül eden kimseleriz.
Bizim için peygamber doğruluk veziri idi. Onunla bütün yerlere üstün olur ve biz de galip oluruz.
Zülümkâr ve isyankâr, haksız bir toplulukla savaşıyoruz ki, o zülümkâr kimseler düşmanlıkla hazırlıklı idiler.
Bize doğru yerlerinden kalktıkları zaman süratli kişileri acele haklayacak bir vuruş ile onlara acele ettik.
Biz, geniş, mükemmel zırhlar içinde geniş arazinin nehirleri gibi zırhları giymiş olarak görürsün.
Bizim ellerimizde hafif kılıçlar vardır ki, biz onlarla şerri tahrik edenlerin sevinçlerinin intikamını alırız.
İki hendeğin kapısında sanki arslanlar vardır.
Onların şebekeleri, arslanların yatağını korurlar.
Erkenden kalkıp düşmanlar üzerine gittikleri zaman atlılardır, gücünün ucuyla bakan mütekebbir ve savaş alametiyle alametlenmiş olarak,
Andolsun ki, elbette Ahmed'e ve Allah'a yardım ederiz ki, doğru ve ihlaslı kul olalım.
Mekke halkı yürüdükleri zaman ve hizipler halinde ahzab geldiği zaman bilirler ki:
Allah'ın ortağı yoktur ve Allah mü'minlerin dostudur.
Şayet Sa'd'ı beyinsizlikle öldürürseniz, şunu bilin ki, şüphesiz Allah kadirlerin hayırlısıdır.
Yakında onu temiz, güzel cennetlere girdirecektir ki, salihler için kalınacak yerlerdir.
Nitekim sizi, yenilmiş ve kovulmuş bir kavim olarak rezil, rüsvay, hor ve ziyan edici olduğunuz halde kininizle, gazabınızla geri çevirdi.
Orada bir iyiliğe, hayra ulaşmadığınız halde rezil, rüsvay olarak az kalsm mahvolan kimseler oluyordunuz.
Sizin üzerinize esen şiddetli bir rüzgar ile...
Böylece siz onun altında görmeyen bir kör kişi oldunuz.»
İbn İshak dedi ki: Abdullah b. ez-Ziba'ra es-Sehmî, Hendek günü hakkında şu aşağıdaki şiiri söyledi. (Ben derim ki: O, bu şiiri İslâm'a girmeden önce söylemiştir.)
«O yurtlara gel ki, onların yere bitişik eserlerinin belirtilerini, eskimenin uzaması ve zamanların gelip geçmesi mahvetmiştir.
Sanki Yahudiler, onların eskimelerini yazmışlardır da, ancak ağıllarını ve çadır iplerinin kazıklarını değil.
Bir harap yerdir ki, sanki sen orada aynı yaştaki kocaya varmamış genç kızlarla nimet içinde oynamamışsın.
Yaşamaya ve eskiden yerleşilmiş harap bir mahalleye dair geçen şeylerin hatırlamasını terket.
Toplulukların belasını hatırla ve onlara şükret.
Onlar bütünüyle kendilerine tapılan taşlardan yürüdüler.
Bunlar Mekke'nin haremine alamet için dikili taşlarıdır.
Çok sesleri olan, çok ordu birliklerinin içinde Medine'ye yönelerek gittiler.
Görünen her yüksek yerde ve iki dağ arasındaki alçak yerde, yüksek yerleri, bilinen açık-seçik yollarda terkederek,
Oralarda güdülen zayıf atlar vardır.
Karınları ince, sağrısına bitişik olan yerleri de ince.
Her bir cüsseli, uzun kısrak ve genç erkek, uzun atlar meydana gelip, gözetleyenin gafleti anında kurt gibi süratli saldırır.
Uyeyne'nin askerleri ki, sancağıyla yürümektedir. Onda Sahr vardır ki, (Ebu Süfyan olup) ahzabın komutanıdır.
İki erkek efendilerdir ki, iki Bedir gibi onlar da fakirin imdatçısı ve kaçanların sığınağıdırlar.
Nihayet Medine'ye vardıkları ve ölüm için tecrübe edilmiş kılıcı kuşandıkları zaman,
Bir ay on gün Muhammed'i kahrediciler olarak,
Halbuki onun ashabı savaşta hayırlı ashabtır.Bir sabah yolculuğa çıkılacağını ilan ettiler.
Siz dediniz ki, az kaldı orada ziyana uğrayanlarla beraber olacaktık.
Eğer hendekler olmasaydı, onların hepsini aç kuşlarla kurtlara leşler olarak terk ederlerdi.»
Hassan b. Sabit, bu şiire karşılık şu cevabî şiiri söyledi:
«Silinen yerlerin resmi, kırlaşmış karşıdakilere cevap verip konuşuyor.
Bir harap yer ki, bulutların yağmurları ve daimi sabit her yüksek yerin rüzgarları, oranın yere bitişik kalan eserlerini eskitip değiştirmiştir.
Şüphesiz ki, orada birleşmiş toplu evleri görürsün ki, beyaz yüzlüler, şanlılar onları süslerler.
Yurtları ve her bir beyaz yumuşak kadını ve yeni tomurcuklu, kocaya varmamış genç kızları an.
Kederleri, hüzünleri ve Rasûle zulmeden gazaplı bir topluluktan gördüğün şeyleri İlâh'a şikâyet et. Hepsi birlikte ona doğru yürüdüler ve köylerin halkını, Arapların çöllerdeki nüfusunu topladılar.
Uyeyne'nin ve İbn Harbin ordusu, onların içinde ahzabm yarış için hazırlamış oldukları atlarla karışıktırlar.
Tâ Medine'ye geldikleri ve Rasûlün maktullerini, onların üstlerindeki silah ve teçhizatı umdukları ve bizim üzerimize kuvvetleriyle kadir oldukları halde yürüdükleri zaman, kinleriyle gerisin geriye tabanlar üzere döndüler.
Onların topluluğunu dağıtan, şiddetli rüzgarlarla.ve Allah'ın askerleriyle geri döndürüldüler.
Allah, müminlerin savaşında onlara yardım etti. İmdatlarına kavuştu ve onları hayırlı sevab ile sevablandırdı.
Onlar ümit kestikten sonra yardımlarına yetti.
Böylece bol bağış sahibi hükümdarımız olan Allah'ın yardımının peşpeşe inmesi, onların topluluklarını dağıttı.
Muhammed'in ve onun ashabının da gözünü doyurdu. Umduklarına kavuşturdu.
Şüphede bulunan her yalancıyı ise alçalttı.
Kalbi katı, korkulu durumda şüpheli, küfürde elbiseleri temiz olmayan kişiler.
Şakilik kalblerine ilişmiş, gönülleri ise ölünceye kadar kafirliktedir.»
Ka'b b. Malik de buna cevaben şu şiiri söyledi:
«Bizim için savaşların meydana gelişi, çok bağışlayıcı Rabbimizin bahşişinin hayrından bir kalıntı bıraktı.
Siyah boyunlu, bol sütlü, beyaz develeri ve hurma ağaçlarının bittiği su başlarını.
Tıpkı bir arazi gibi ki, toplanan sütleri, toplanmış suyu, komşuya, amca oğluna ve kasdedip giden ziyaretçiye ihsan edilir.
Yerinden başka bir yere saldıran Arap atlarım da bıraktı.
Tıpkı kurtlar gibi onları arpa yemiş ve bitkilerden kesilen şeyler besleyip büyütür.
Onlardan ayakları çıplak etti.
Sırtları dümdüz, diğer et parçalan da böyledir.
Uzundurlar, sabahtan yürüdükleri zaman kişneyerek neşelenirler. Ava saldırırken av köpeğinin yaptığı şey, köpek sahiplerini sevindirir.
Kurtlar meraya salınmış hayvanların etrafını çevirirler ve bazen de düşmanı helak ederler. Silah ve teçhizatlarım üstlerinden alıp geri dönerler.
Vahşi hayvanların kaçkını, savaş esnasında hafifler. Karşılaşması sert, keremi ise açık ve seçiktir.
Rahatlık ve huzur üzere beslendi ve iri cüsseli, tavlı hale geldi. Eti çok, bağırsakları hafif.
Dokuması iki kat zırhlarla ve hasımlar hakkında şiddetlerle atmada, isabet edip hata etmeyenler olarak sabahtan yürürler.
Ve keskin kılıçlarla ki, onların üstündeki demir parçaları parıltılar çıkartmıştır.
Ve nesebleri, şerefli, görkemli kişilerle giderler.
Hep bir emsal, yumuşak süngü ile kuvvet ulaşır ki, o mızrakların yapılması Habbab ismindeki bir demirciye sipariş edilmişti.
Mızraktaki demir, sanki karanlığın şiddetli siyahlığında ateşin parıltısının ışığıdır.
Ve bir ordu birliği ile ki, onların zırhları, okların yaklaşıp birleşmesini önler ve uyluk etlerine isabet eden okları da geri çevirir.
Siyahı kırmızıya karışmış bir topluluk, sanki onların süngüleri hep bir toplulukta orman yangınının alevidir.
Sancağın gölgesine sığınır, sanki o dümdüz süngülerin içinde büyük bir bayrağın gölgesidir.
Ebu Kerib'i yordular ve Tübba'ı yordular. Onların şiddetleri, A-raplarm karşısında onları caydırdı. Ve Rabbimizden birtakım vaaz ve nasihatlerle yürürler ki, onlarla elbiseleri temiz ve pak, beyaz bir lisan ile hidayete ereriz.
Ahzabm üzerine arzolunmalarmdan sonra bizim üzerimize de ar-zolundu ve biz onların anısına arzu duyduk.
Ve yine birtakım hikmetlerle yürürler ki, suçlular onları iddiala-rınca haram görürler. Halbuki onları akıl sahipleri anlarlar.
Kureyşliler geldiler ki, Rablerine galip olalar.
Rabb'e galip olmak isteyenler, mutlaka mağlup olurlar.»
İbn Hişam dedi ki: Kendisine güvendiğim bir kimse, bana şöyle dedi: Ka'b b. Malik'in bu beytini Rasûlullah (s.a.v.) duyduğunda ona şöyle dedi: «Ey Ka'b! İşte bu sözüne karşı Allah sana teşekkür etti.»
İbn îshak dedi ki: Ka'b b. Malik, şu şiiri de söylemiştir:
«Yanan kamışların veya birbirine geçip giriftleşmiş yanan ormanların çıtırtısı gibi, savaşta bahadırların birbirlerine vururken çıkardıkları sesler kendisini sevindiren, hoşuna giden kimse, mezaz kesimindeki hendeğin yanı başında kılıçları keskinletilen aslanlar yerine, savaş yerine gelsin. Savaşta tanınmak için kendilerine nişan takan kimseler, doğu ve batınını Rabbine kendi canlarını teslim ettiler.
Bir cemaat içerisindeki, ilâh, peygamberine onlarla yardım etti ve ilâh, kuluna lütfü ile muamele edendir.
Mükemmel zırhlar, fazlalıkları yerde sürünür.
Tıpkı derin bir su gibi ki, ona rüzgarla sağa sola dalgalanır.
Muhkem zırhlar ki, onların halkalarının çivileri, çekirgelerin erkeklerinin gözbebeği gibidir. Sağlam ve muhkem dokuludur.
Dokunması sağlam bir zırh ki, onu demiri safi, keskin, parlak Hind kılıcının bağı kaldırır.
İşte onlar, takva ile birlikte savaş gününde ve her doğruluk saatinde bizim elbiselerimiz olurlar.
Kısaldıkları zaman kılıçları, adımlarımıza eriştiririz. Ulaşmadıkları zaman onları ulaştırırız.
Başları, tepelerini güneşe vermiş olarak görürsün. Avuçları ter-ket, sanki onlar yaratılmamıştır.
Düşmanla, toplanmış bir ordu birliği ile karşılaşırız ki, o ordu birliği, topluluğu yok eder. Sari ile Asim arasında bir dağ olan Meşrikin başının damarını kesmesi gibi.
Düşmanlar içinde her bir hafif atı hazırlarız ki, onlar sarıya çalan kırmızı, ayakları beyaz ve vücudları beyaz tenlidir.
Bazı süvarilerle süratlenirler ki, sanki o süvarilerin yiğitleri savaş esnasında az yağmur yağdığı, çamur ve kaygan olduğu bir sıradaki arslandır.
Birtakım sadık kimselerdir ki, bahadır kişilere canlarını giderici süngü ile toz bulutunun altında ölümlerini verirler.
İlâhın emri, savaşta onları düşmanına bağlamaktadır.
Çünkü Allah, başarıya erdirenlerin en hayırhsıdır.
Düşmana bir gazap olsun diye ve eğer kötü huylu gazablı atlar yaklaşırsa yurdu korucular olsun diye.
Aziz Allah, kendisinden bir güç ile ve karşılaştığımız anda doğru sabretmemiz sebebiyle bize yardım eder.
Ve biz Peygamberimiz'in emrine uyarız. Ona icabet eder, sözünden dışarı çıkmayız. Bizi bir musibet karşısında çağırdığı zamanda bizden önce yanma giden olmaz.
Şiddetli durumlara her ne zaman bizi çağırırsa icabet ederiz ve ne zaman savaş mevkilerini görürsek oraya süratle koşarız.
Kim peygamberin sözüne uyarsa, o bizim içimizde emrine uyulan kimse olur.
Sözünde doğrulanmış bir haktır.
İşte bununla bize yardım eder ve bizim gücümüzü açığa çıkarır. Bizi lütfü ile işte bu bahtiyarlığa erdirir.
Muhammed'i yalanlayanlar var ya, onlar inkar ettiler ve muttaki-nin yolundan saptılar.»
İbn İshak dedi ki: Ka'b b. Malik, şu şiiri de söylemiştir:
«Ahzab, bize karşı toplandıkları ve dinimize taş attıkları zaman kendileriyle barış yapmayacağımızı biliyordu.
Onlar, Kays b. Aylan'dan birbirine katılıp kalabalıklar oluşturarak toplandılar ve emre muvafakat ettiler.
Hindef ise, meydana geleni ve hakikatteki şeyi bilmiyorlardı.
Bizi dinimizden uzaklaştırıyor ve bizi ondan geri çeviriyorlardı.
Biz de onları küfürden menedip uzaklaştırıyorduk.
Rahman olan Allah, gören ve işitendir.
Bir makamda bize gazablandıkları zaman, onların gazablanmala-rına karşı Allah'tan geniş bir nusret bize yardım etti.
Bu ise, bizim hakkımızda Allah'ın koruması ve bize olan lütfudur.
Kim ki, Allah onu korumaz ise, o kimse zayi olur.
Bizi hak dine hidayet etti ve o dini bizim için seçti.
Sanatçıların sanatından daha üstün ilâhi sanatlar vardır.»
İbn Hişam dedi ki: Bu beyitler, Ka'b b. Malik'in uzun bir kasidesinden alınmıştır.
İbn İshak dedi ki: Beni Kurayfeahlarm öldürülmesiyle ilgili olarak
Hassan b. Sabit şöyle demiştir:
«Kurayza, kendisine kötülük yapanla karşılaştı ve zilletini giderecek bir yardımcı bulamadı.
Onlara öyle bir bela isabet etti ki, Nadir oğullarına isabet eden beladan başka bir bela onda vardı.
Onlara geldiği sabah Rasûlullah, aydınlatıcı ay gibi onlara bineği ile süratle gidiyordu.
Onun için güdülen, binilmeyen atlar vardı ki, üzerlerindeki süvarilerle doğan kuşları gibi yürüyor ve koşuyorlardı.
Onları bıraktık ve onlar birşeye karşı zafer kazanamadılar.
Üzerlerindeki kanları derin bir su gibi idi.
Onlar yerlere serilmişler, onların içlerinde kuşlar, etraflarında halka halinde toplanırlar. Facir, haktan çıkan kimselere işte böyle ceza verilir.
Eğer uyarıp korkutmamı kabul ederse, Rahman'dan bir öğüt ola-ak bunun misli ile Kureyşlileri de uyarıp korkut.»
Hassan b. Sabit, Beni Kurayzahlar hakkında şu şiiri de söylemiş-
«Kureyşlilere yardım eden bir topluluğun fertleri, birbirlerini yitirdiler ve onlar için şehirlerinde bir yardımcı yoktur.
Onlar, kendilerine kitap verilen kimseler olup onu kaybettiler ve onlar kör kimselerdirler. Tevrat'tan sapmışlardır.
Kur'ân'ı inkar ettiniz. Oysa ki, peygamberin dediğini tasdik etmekle gelmiştiniz.
Beni Lüey'yin hayırlı kişileri üzerine Büveyre de büyük bir yangın çıktı.»
Hassan b. Sabit'e cevaben Ebu Süfyan b. Haris b. Abdülmuttalib de şöyle dedi:
«Allah, bu yapılan şeyleri devam ettirsin ve onun etrafını alevli ateş yaksın.
Yakında bileceksin ki, ondan hangimiz uzağız.
Ve bilirsin ki, hangimizin arazisine zarar verir.
Eğer orada hurma ağaçları, binek hayvanları olsalardı, elbette derlerdi ki, sizin için durma hakkı yoktur, yürüyüp gidin.»
Ben derim ki: Ebu Süfyan b. Haris, İslâm'a girmeden Önce bu şiiri söylemiştir. "Sahih-i Buharî"de de bu beyitlerin bir kısmı geçmiştir.
İbn İshak dedi ki: Hassan b. Sabit, Sa'd b. Muaz ve Beni Kuray-za'da şehid düşen bir topluluk üzerine ağıt dökerek şöyle dedi:
«Ey kavmim, takdir olunduğu zaman önleyici var mıdır?
Geçmiş iyi geçimler hiç geri dönenler mi?
Geçmiş bir zamanı hatırladım, kalb ve bitişik organlar süratle düştüler ve benden göz yaşları akıp döküldü.
Gönül şevkinin inceliği, yufkalığı bana dostları ve geçen maktulleri hatırlattı ki, onların arasında Tufeyl, Rafi ve Sa'd vardır.
Onlar cennetlerde oldular ve onların konuk yerleri, evleri yalnız kaldı ve yer, onlardan ıssız olup harabeye dönüştü.
Bedir gününde, üstlerinde Ölümlerin ve parıldayan kılıçların gölgeleri olduğu halde Rasûle gösterdiler.
Çağırdı, onlar da ona hakkıyla icabet ettiler ve onların hepsi ona her emirde itaat edip söz dinlediler. Geri dönmediler. Hatta bir cemaat olarak sımsıkı bağlandılar. Ecelleri, ancak yere serilmeler kesip sona erdirir.
Çünkü onlar, ancak peygamberlerinin şefaati olduğu bir sırada ondan şefaat umuyorlar.
Ey hayırlı kullar! İşte bu bizim imtihanımızdır. Allah'ın emrine icabet ederiz. Ölüm ise haktır ve gerçektir.
Sana doğru atılan ilk adım, bizim içindir.
Bizden sonrakilerimiz ise öncekilerimize, Allah'ın dini olarak tabidirler.
Biz biliyoruz ki, mülk yalnızca Allah'ındır ve Allah'ın hükmü elbette vakidir.»

