El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hevazin Gazvesi Hakkında Söylenen Şiirler

Büceyr b. Züheyr b. Ebi Selma, bu konuda şu şiiri söylemiştir: "Eğer ilah ve onun kulu olmasaydı, korku her korkağın aklım başından aldığı zaman geri kaçardınız. Bizim akranımız, bize itiraz ettiği ve denizde yüzer gibi …

Büceyr b. Züheyr b. Ebi Selma, bu konuda şu şiiri söylemiştir:

"Eğer ilah ve onun kulu olmasaydı, korku her korkağın aklım başından aldığı zaman geri kaçardınız. Bizim akranımız, bize itiraz ettiği ve denizde yüzer gibi atlar çeneleri üzerine düştükleri gündeki vadinin yamacında,

Elbisesini eline alıp koşan ve tırnaklarının ön uçlanyla ve göğüs-leriyle yanma vurulmuş atlara varıncaya kadar,

Allah bize ikram ettf ve dinimizi üstün kıldı. Rahman'a ibadetle bizi yüceltti.

Allah onları mahvetti, topluluklarım dağıttı. Onları şeytana ibadet etmekle alçalttı."

İbn Hişam dedi ki: Bazı raviler, bu beyitler arasında şu beyitleri de rivayet ederler:

"Peygamberimizin amcası ve onun velisi: "Ey iman ordusu" diye çağırmaya kalktıkları zaman, Arîz ve Bey'atü'r-Rıdvan gününde Rab-lerine icabet eden o kimseler nerededirler?"

Abbas b. Mirdas, Hüneyn günü hakkında şöyle dedi:

"Ben ve suda yüzen gibi koşan atlar, toplama gününde ve Rasû-lün kitaptan okuduğu günde,

Dün boğazın yanında Sakifin karşılaştığı azaba andolsun ki, sevdim.

Onlar, Necid halkı içinden düşmanın başıdırlar.

Onların ölümü bizi sevindirdi.

Beni Kasiy topluluğunu yenilgiye uğrattık.

Savaş onların göğsünü Beni Riab ile şiddetle çiğnedi.

Hilal'den Sırım kabilesi onları, Evtas'ta toprakla çiğnenmiş oldukları halde terketti.

Eğer onların hüzünlü kadınları, Beni Kilab'm topluluğu ile karşı-laşsalardı, elbette toz kalkardı.

Onların içinde atları koşturduk. Büss'den ta siyah üç dağa kadar olan yerlerde ganimet elde edip kapıp kaçırdıklanyla onların nefesleri yüksekten çıkıyordu.

Sesleri çok bir ordu1 ile Rasûlullah da onların içinde oldukları halde onun ordusu kılıçla vuruşmayı arzuluyordu."

Abbas b. Mirdas, şu şiiri de söylemişti:

"Ey Peygamberlerin sonuncusu, sen, hak peygamber olarak gönderilmişsin. Yolun bütün hidayeti, senin hidayetindir.

Çünkü ilâh, halkı içinde senin üzerine sevgi kurdu ve seni Mu-hammed adıyla adlandırdı.

Sonra kendileriyle sözleştiğin şeyi yerine getiren kimseler bir askerdir ki, onların başlarında Dahhak'ı gönderdin.

Bir adamı ki, onda silahın keskinliği ve tesiri vardır. Sanki o, düşman onu kuşattığı zaman seni görüyordu.

Yakın nesebli kimselere kamçı ile vuruyordu. Ancak Rahman in rızasını, sonra da senin rızanı talep ediyordu.

Sana haber vereyim ki ben, dağılan tozların altında onun saldırısını gördüm.

Şirk koşmanın dimağına darbe indiriyordu.

Bazen elleriyle boğaz boğaza geliyor, bazen dimağın üzerine gelen kafa kemiklerini ziyade keskin bir kılıç ile kesiyordu.

O kılıçla, şecaatli kimselerin başlarına darbe indirirdi.

Eğer benim ondan gördüğümü sen görseydin, sana şifa olurdu.

Beni Süleym, onun önünde hızla düşmana arka arkaya kılıçla vuruyor ve mızrak ile dürtüyorlar.

Onun bayrağının altında yürüyorlar. Sanki onlar indeki arslan-dırlar da orada savaşta savunmak istediler.

Hısımdan yakınlık ummazlar. Ancak Rablerinin taatini ve seni sevmeyi umarlar.

Bu, bizim için bilinen hazır bulunma yerleridir. Bizim velimiz ise senin mevlandır."

Abbas b. Mirdas şu şiiri de söyledi:

"Micdellilerden değişmiş, eskimiş, Mütala' dağı ve Erik ile Mitlâ mıntıkaları ve ardından su havuzlan boş kalmıştır.

Ey Cümül (bir kadın adı), bizim öyle evlerimiz var ki, yaşayışımızın ekserisi nimetlidir. Evlerin, yurdun, felaketlere uğraması kabileyi toplayıcıdır.

Sevgilicik ki, ondan ayrılmaktan dolayı ayrılık gurbeti gider. Hiç geçmiş hayal geri döner mi?

Eğer sen kmanmaksızm kafirleri arzularsan, ben peygamberin veziriyim ve ona tabiyim.

Bizi onlara hayırlı elçiler heyeti davet ettiler.

Anladım ki, onlar Hüzeyme, Mennar ve vasidir.

Biz Süleym'den binlerce kişi olarak geldik. Üzerimizde Davud'un dokuduğu şaşkınlık verici demir zırhlar bulunmaktaydı.

Mekke'deki Ahşabeyn dağlan arasında ona bey'at ederiz ve ancak Ahşeb isimli iki dağın arasında Allah'ı çağmr, biz ona bey'at ederiz.

Hidayete ermiş olan zat ile birlikte kahren kılıçlarımızla Mekke'yi çiğnedik. O sırada toz yükselip dağılmakta idi.

Aşikar bir şekilde atlann sırtlannı ter ve içten gelen çok sıcak kan buruyordu.

Hüneyn gününde Hevazin bize doğru yürüdü ve kaburgalar, nefesleri sıkıştırıp daralttığı zaman,

Dahhak ile birlikte sabrettik, düşmanlann vuruşması ve olaylar bizi elbette ki korkutmaz.

Rasûlullah'm önünde, üstümüzde panldayan sancak, bir bulutun ucu gibi dalgalanır olduğu halde.

Akşam üstü Dahhak b. Süfyan, Rasûlullah'm kılıcıyla vurucudur, ölüm ise yaklaşmıştır. Kardeşlerimizi kardeşlerimizden def ediyorduk. Eğer insanlara bir saldınyı hak görsek, elbette onlann daha yakını olan Hevazin'e tabi olurduk.

Fakat Allah'ın dini, Muhammed'in dinidir. Ona razı olduk, hidayet ve şeriatlar, ahkam ondadır.

Sapıklıktan sonra bizim işimizi onunla doğrulttu ve Allah'ın takdir ettiği bir işi geri savacak hiçbir kimse yoktur."

Abbas b. Mirdas, şu şiiri de söylemişti:

"Sonunda Ümmü Müemmel'in geri kalan ilişkisi de kesildi. O, vadinde durmamakla niyetini değiştirdi.

Oysa ki, Allah'a iplerin bağını kesmemeye (yani verdiği sözü bozmamaya) yemin etmişti.

Onda ne doğru oldu, ne de yemininde durdu.

Kendisi Hufaf kabilesine mensubtur. Yazın kalacak yeri, Akik va-disidir.

Göçebelerin içinde Vecre'de ve Urf de yerleşir.

Eğer Ümmü Müemmel kafirlere tabi olursa, onun uzaklaşmasına karşı kalbime, bir azık olarak, perdeleyen bir aşk kılar.

Allah, yakında ona haber verir ki, biz Rabbimizle anlaşmaktan başka hiçbir şey istemedik.

Ve biz doğru yolu gösteren peygamber Muhammed ile birlikteyiz. Ve biz sözümüzde durduk. Hiçbir topluluk bine tamamlanmadı. Süleym'den izzetli, doğru sözlü yiğitlerle birlikte, İtaat ettiler, onun emrinden dışarı çıkmadılar.

Hufaf, Zekvan ve Avfı, dişilerin üzerine giden erkek develer sanırsın.

Sanki kulak asmış gözetleme yerinde birbiriyle karşılaşan arslan-lara giydirilmiş demir zırhlar ve çelik başlıklardır.

Yalan olmaksızın, Allah'ın dini bizimle izzet buldu ve kendisiyle beraber bizim iki katımız olan bir kabileye karşı kuvvetimiz arttı.

Mekke'ye geldiğimiz zaman, sanki bizim sancağımız bir tavşancıl kuşudur da, yukarıda bir halka yaptıktan sonra kapıp götürmeyi ister.

Atlar gidiş geliş yerlerinde hareketli ve sesli olarak gidip geldikleri zaman,

Gözlerini dikip bakanlara karşı kendini o atlıların arasında sanırsın. Müşrikleri çiğnediğimiz zaman Rasûlullah'm emrine ne bir fidye ne bir tevbe bulamadık.

Bir savaş meydanındaki kavim bizden savaşa teşvik ve başların kesin sesinden başka birşey işitmez. Kılıçlarla başlarını uçururuz. Ve bahadır kişilerin boyunlarını onlarla iyice bir koparırız.

Çok eti kesilmiş maktulleri ve kocalarına yazık, eyvah, diye çağıran çok dul kadınları bıraktık.

Allah'ın rızasını niyet ederiz. İnsanların rızasını aramayız. Aşikar olan da, gizli olan da hep Allah içindir."

Abbas b. Mirdas, şu şiiri de söylemişti:

"Senin gözüne ne olmuş ki, onda bir rahatsızlık, bir uykusuzluk vardır?

Tıpkı göz kapaklarının içine giren saman çöpü gibi.

Bir göz ki, ona hüzünden dolayı geceleyin bir uykusuzluk gelir,

Göz yaşı bazen onu Örter, bazen de aşağı dökülür.

Sanki o, dizici bir kadının yanında inci dizimidir de ondan ip kopmuştur. O da dağılmıştır.

Ey onun dostluğunu uman, menzili uzak kimse! Ey önüne Sem-man ve Hafer mevkileri gelen kimse!

Gençlik çağından geçen şeyi bırak ki, gençlik artık senden yüz çevirmiştir. İhtiyarlık ve saçın azlığı, seni ziyarete gelmiştir.

Süleym'in, beldelerinde çektiği belayı hatırla,

Süleym'de iftihar ehli için iftihar vardır.

Bir kavimdir ki, onlar Rahman'a yardım ettiler ve insanların işleri karışık olduğu bir sırada Rasûl'ün dinine tabi oldular.

Aralarında hurma çubuğu dikmezler, onların ahırlarında sığırlar böğürme z.

Yani onlar savaşçıdırlar, ne çiftçi, ne de mal ve davarcıdırlar.

Ancak tavşancıl kuşları gibi süzülen atlar, evlerin yanlarına yakın dururlar ki, ihtiyaç anında şecaata ve benzerine çağrıldığı zaman hemen binilsinler, etraflarında ise deve toplulukları ve çok develer bulunmakta dır.

Etraflarında Hufaf, Avf ve Zekvan kabileleri çağrılır, ne silahsızlar vardır, ne de bir güçlük ve kötü ihtimal vardır.

Mekke vadisinde, gün ışığında açık bir şekilde şirkin askerlerine vurucudurlar. Ruhlar ise, hızla yok olmaktadır.

Nihayet biz onları savdık. Ve onların maktulleri ise, sanki vadinin düzünde dipten kesilmiş hurma ağaçlarıdır.

Biz o kimseleriz ki, Hüneyn gününde hazır bulunmamız din için bir güç ve Allah indinde dünya ve ahiret için hazır kılınmış şeydir.

Biz kefenleri biçilmiş bir ölüm seferine çıkıyoruz.

Atlar ise, siyaha çalan dağılmış tozlar saçar.

Dahhak ile beraber sancağın altında bizim önümüzde gider.

Arslanın ormandaki yatağında yürümesi gibi.

Harbin akıp gittiği yerden harpteki dar bir mekanda onların göğüsleri daralmıştır.

Nerede ise ondan güneş ve ay kaybolmak üzeredir.

Süngülerimizle Evtas'ta sebat ettik. Dilediğimiz kimselere Allah için yardım ederiz ve muzaffer oluruz.

Nihayet birtakım kavimler eğer melik olmasaydı,

Menzillerine dönerlerdi ve eğer biz olmasaydık, menzillerinden çıkamazlardı.

Azalmış veya çoğalmış olarak gördüğü her toplulukta mutlaka bizim izimiz vardır."

Abbas (r.a.), şu şiiri de söylemiştir:

"Ey kendisini şişman, semiz, toplu tırnaklara sahip olan kuvvetli bir devenin süratle götürdüğü adam,

Eğer peygambere gidersen, mecliste huzur bulduğun zaman senin üzerine bir borç olarak ona şöyle de:

Ey şahıslar sayıldığında bineğine binenlerin ve toprak üstünde yürüyenlerin en hayırlısı!

Bizimle anlaştığın hususlara biz vefa gösterdik. Hatlar, kahraman kişilerle men edilirken ve yaralanırken sözümüzde durduk.

Süleym'den bir kabile olan bütün Buhseliler yuvalarından bir topluluk aktı ki, onunla dağların yolları titrer oldu.

Nihayet Mekke halkına silahlarının çokluğundan ötürü kendisi için parıltı olan büyük bir ordu ile sabahleyin vardı ki, o büyük orduyu tekebbür eden kişinin bakışıyla bakan bir efendi ileri götürmektedir.

Süleym'den her şiddetli, güçlü ve katı kişinin üstünde kuvvetli dokunmuş, zırhlar ve çelik başlıklar bulunmaktadır.

Savaşta cesaret gösterdikleri zaman süngüleri kana kandırır.

Ve sen onu, yüzünü ekşittiği zaman bir arslan sanırsın.

Alametli, elinde ise kendisiyle kestiği keskin kılıcı ve çok dürttüğü mızrağı olduğu halde ordu birliklerinin etrafını kapatır.

Hüneyn'in üzerinde bizim topluluğumuzda şiddetli 1.000 kişi vardır ki, görevlerim yerine getirmişlerdir.

Rasûl'de onlarla desteklenip kuvvet bulmuştur.

Müminlerin önlerinde savunucu idiler.

O gün, onların üzerindeki güneş ise birden çok güneşler idiler. (Zırhlarının, kılıçlarının, miğferlerinin, mızrak demirlerinin ışığı yansıtması sebebiyle güneş birden çok güneşler gibi görünmüştü.)

Biz yürürüz. İlah bizi korur, Allah'ın koruduğu bir kimse telef olmaz.

Menakıb yolunda öyle bir hapsedildik ki, ilâh onunla razı oldu. O ne güzel hapsedendir.

Evtas sabahında öyle bir şekilde saldırdık ki, bu saldın düşmana yetti ve oradan şöyle denildi:

Ey kişiler, ganimet alınız.

Hevazin, aramızdaki bir kardeşlikle çağırıyor. Halbuki bu çağrı, Hevazin'in emdiği kuru bir memedir.

Nihayet biz, onların topluluğunu terkettik. Öyle bir vaziyette ki, sanki onlar yırtıcı hayvanların saldırısına uğramış, vahşi eşeklerdir."

Abbas b. Mirdas (r.a.), şu şiiri de söylemişti:

"Kavimlere kim tebliğ edecektir id, Muhammed ilâhın elçisidir.

O nereye gitmeyi kastederse, doğru yola gidicidir. Yalnızca Rabbine dua etti ve yalnızca Allah'tan yardım diledi. Allah da ona dilediğini tamamıyla verdi. Nimet verip ihsanda bulundu.

Yürüdük ve Kudeyd'de Muhammed'le vaadleştik. O bizi Allah'tan

muhkem bir işe tabi kıldı.

Fecirde bizimle şüpheye düştüler. Nihayet yiğitler, düzgün mızraklar, fecirle açığa çıktılar.

Zırhlarımız üzerimize bağlı olarak ve atlar üzerinde giderken tıpkı çok şiddetli bir selin önüne katıp sürüklediği gibi gittik.

Eğer sorarsan şüphesiz kabilenin hayırlı kişileri Süleym'dir ve onların içinde Süleym'e intisab eden kimseler vardır.

Ensâr'dan da birtakım askerler onu yardımsız bırakmazlar.

İtaat ederler, konuştuğu sürece ona isyan etmezler.

Eğer kavim içinde Halid'i emir tayin ettin ve onu öne sürdün ise şüphesiz ki o, öne geçti.

Bir asker ile ki, Allah onu doğru yola iletmiştir ve sen onun emi-risin.

Onunla zulmette olan kimseleri hakka isabet ettirirsin.

Sadık kaldığım bir yeminle Muhammed için yemin ettim ve o yemini yularlı 1.000 at ile bütünledim.

Mü'minlerin peygamberi (ileri gidin) dedi ve ileride olmak hoşumuza gitti.

Nehy-i Müstedir denen yerde geceİedik. Hiç korku duymadık. Sadece rağbet ve sağlam bir güvenle işe sarıldık.

İnsanların hepsi de Müslüman oluncaya kadar sana itaat ettik.

Nihayet topluluğu sabahleyin Yelemlem halkına götürdük.

Ortası kırmızıya çalan alaca at, ihtiyar yaşlı kişi belirleninceye kadar sükûnete ermez.

Güneşten kaçan bağırtlak kuşu gibi onlarla savaşmaya kalkıştık.

Onların hepsini görürsün ki, kardeşinden meşgul durumdadır.

Hüneyn'de sabahtan akşama kadar terk ettik ki, sel yataklarından kan akıyordu.

Dilediğin zaman hepsini görürsün. Süratli koşan atı ve havada uçan süvarisi ile kırılmış mızrağı,

Hevazin, bizden çobanın otlattığı malını saklamıştır.

Eli boş olmamız ve mahrum kalmamız, Hevazin'e doğru bize sevdirildi."

Muhammed b. İshak, Abbas b. Mirdas es-Sülemî (r.a.)'nin şiirlerini bu şekilde nakletmiştir. Uzatmamak için bu şiirlerin bir kısmını burada zikretmedik. Okuyucuyu usandırmaktan ve konuyu dağıtmaktan korktuğumuz için böyle yaptık. Sonra onun dışındaki bazı şiirleri de naklettik. Bu konuda naklettiğimiz pirler yeteri olmuştur. Doğrusunu Allah bilir.

5.CİLT

1.Bölüm