Yunus b. Bükeyr ve başkaları, Muhammed b. İshak kanalı ile Ca-bir'in babası Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: "Malik b. Avf, beraberindeki adamlarıyla birlikte Hüneyn'e doğru hareket etti. Rasûlullah (s.a.v.)'dan önce oraya ulaştı. Onlar da vadinin dar ve eğik yerlerinde hazırlıklarını yaptılar. Rasûlullah ve ashabı da oraya yöneldi. Sabahın alacakaranlığında vadiye indi. İnsanlar vadiye inerlerken, atlar yüzlerine karşı saldırdılar. Bu da onların zoruna gitti. Hezimete uğrayarak döndüler. Dönüşlerinde de birbirlerine bakmaksızın kaçışıyorlardı. Rasûlullah (s.a.v.), sağ yandan ayrıldı. Sonra şöyle dedi: "Ey insanlar! Nereye? Bana geliniz. Ben Allah'ın Rasûlüyüm. Ben Muhammed b. Abdullah'ım." Büyük bir mesele idi. Develer birbiri üzerine binmişlerdi. Rasûlullah (s.a.v.), insanların bu durumunu gördüğünde yanında Ehl-i Beyt'inden bir grub vardı ki onlar da şunlardı: Ali b. Ebi Talib, Ebu Süfyan b. Haris b. Abdülmuttalib, Ebu Süfyan'ın kardeşi Rebia b. Haris b. Abdülmuttalib ye Fadl b. Abbas, Fadl ve Ebi Süfyan, Ümmü Eymen'in oğlu Eymen, Üsame b. Zeyd ve Kuşam b. Abbas ile diğer bazı kimseler de orada idiler. Ayrıca aralarında Ebu Bekir, Ömer gibi zevatın da bulunduğu bir grub Muhacir de orada idi. Abbas, beyaz katırının gemini tutmuş, gemi çekmişti ki, hayvan ağzını açmıştı.
Hevazin'den bir adam, kırmızı bir erkek devesi üzerindeydi. Elinde siyah bir bayrağı vardı. Bu bayrak, onun uzunca bir mızrağının ucuna takılı idi. Hevazinlilerin önünde bulunuyordu. Hevazin ise, onun ardmdaydı. Kavuştuğu zaman mızrağıyla vururdu. Onlar onu kaybettiklerinde arkasındakiler mızrağını yukarı kaldırır, onlar da onun peşini takip ederlerdi.
O bu halde iken Ebu Talib oğlu Ali ile Ensâr'dan bir adam, üzerine gittiler. Ali arkadan gitti. Devesinin iki ayağına vurdu. Deve arkası üstü yere düştü. Ensârî de üzerine atıldı. Ona bir darbe vurdu. Bacağının yarısıyla birlikte ayağım kopardı, adam da devesinden yere düştü. İnsanlar da güçlenip cesaret buldular. Allaha yemin ederim ki, Müslümanlar dağılıp kaçtıklarında geri dönenler, Rasûlullah (s.a.v)'-ın yanında esirlerin elleri arkadan bağlı olduklarını gördüler."
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Süfyan b. Haris b. Ab-dülmuttalib'e dönüp baktı. O, o gün sabredip Rasûlullah'm yanında kalan kimselerdendi. Müslüman olduğunda İslâm'ı güzelce yaşadı. O, Rasûlullah (s.a.v.)'ın katırının eğerinin arkasını tutmuştu. Rasûlullah (s.a.v.):
- Bu kimdir? diye sordu. O da:
- Ananın oğludur ya Rasûlallah, dedi.
İbn İshak dedi ki: "Müslümanlar dağılıp kaçtıklarında bedevilerin kaba saba adamlarından bazıları, içlerindeki kin dolayısıyla konuşmaya başladılar. Ebu Süfyan Sahr b. Harb şöyle dedi:
- Onların hezimeti denize kadar gitmez. Fal okları da okluğu içinde beraberinde idi.
Ana bir kardeşi olan Safvan b. Ümeyye'nin beraberinde bulunan müşrik Kelde b. Cebele b. Hanbel de şöyle dedi:
- Bilesiniz ki, bugün büyü bozulmuştur artık. Safvan, ona şöyle dedi:
- Sus, Allah ağzım mühürlesin. Vallahi Kureyş'ten bir adamın bana hakim olması, Hevazinîi bir adamın bana hakim olmasından daha iyidir."
İmam Ahmed b. Hanbel, Affan b. Müslim kanalı ile Enes b. Ma-lik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hüneyn gününde Hevazinliler, kadınlarını, çocuklarını, develerini ve koyunlarını getirip saf halinde dizmişler, böylece Rasûlullah (s.a.v.)'m gözüne çok kalabalık görünmek istemişlerdi. Müslümanlarla karşılaştıklarında, Müslümanlar dönüp kaçmaya başlamışlardı ki, yüce Allah da bunu beyan ediyor. Müslümanların kaçması üzerine Rasûlullah (s.a.v.):
"Ey Allah'ın kulları! Ben Allah'ın kulu ve elçisiyim. Ey Ensâr topluluğu! Ben Allah'ın kulu ve elçisiyim." demişti. Hiçbir kılıç darbesi ve mızrak yarası almadıkları halde Cenâb-ı Allah, müşrikleri yenilgiye uğrattı. Rasûlullah (s.a.v.), o gün: "Her kim bir kafiri öldürürse üzerindeki eşyalar o Müslümanm olur." dedi. Ebu Talha o gün yirmi kişi öldürdü ve üzerlerindeki malları kendine aldı.
Ebu Katade dedi ki:
- Ya Rasûlallah, ben bir adamın boynunun damarını kesip öldürdüm. Üzerinde bir zırh vardı. Ama bakıyorum ki, o zırh ortada yok. Onu kimin aldığını öğrenmek istiyorum.
Adamın biri kalktı ve şöyle dedi:
- O zırhı ben aldım. Sen buna razı ol ve zırhı bana ver. Rasûlullah (s.a.v.)'dan birşey istenildiği zaman mutlaka ya o şeyi
verir, ya da susardı. Bu defa da Rasûlullah (s.a.v.) sustu. Hz. Ömer şöyle dedi:
- Allah'a yemin ederim ki, Allah, bu zırhı arslanlanndan bir ars-lana ganimet olarak verecek değildir ki, sana versin.
Rasûlullah (s.a.v.):
- Ömer doğru söyledi, dedi.
Ebu Talha, Ümmü Süleym'le karşılaştı. Baktı ki, yanında bir hançer var. Ona sordu:
- Ey Ümmü Süleym! Bu nedir?
- Eğer müşriklerden biri bana yaklaşırsa, onun karnını yarmak için yanımda tutuyorum.
- Ya Rasûlalîah! Ümmü Süleym'in söylediğini duyuyor musunuz? Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v) güldü. Ümmü Süleym de şöyle
dedi:
- Ya Rasûlallah! Mekke fethinde serbest bırakmış olduğun ve bugün seni hezimete uğratmış olan kimseleri öldüreyim mi?
- Doğrusu Allah onlara yetti ve güzel karşılık verdi ey Ümmü Süleym.
İmam Ahmed b. Hanbel, Abdussamet b. Abdi'l-Varis kanalı ile Ebu Galibin şöyle dediğim rivayet etmiştir:
"Enes b. Malikle karşılaşan Ala b. Ziyad el-Adevî, Enes'e şöyle sordu:
- Ey Eba Hamza! Rasûlullah (s.a.v.), peygamber kılındığında kaç yaşında idi?
- Kırk yaşında idi.
- Sonra ne oldu?
- Sonra Mekke'de on sene kaldı. Medine'de de on sene kaldı. Böylece altmış yaşını tamamladı. Sonra Cenâb-ı Allah, onu kendi yanma aldı.
- Vefat ettiği günde kaç yaşında idi?
- Erkeklerin en genci, en güzeli, en yakışıklısı ve en etlisi idi.
- Ey Eba Hamza! Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte gaza yaptın mı?
- Evet, onunla birlikte Hüneyn gününde gaza yaptım. Müşrikler sabahleyin karşımıza çıktılar. Bize saldırdılar. Onların atlarım arkamızda gördük. Müşrikler arasında bize hücum eden, bizi ezip geçen bir adam vardı. Rasûlullah (s.a.v.) onu görünce indi. Allah, onları hezimete uğrattı. Onlar da yüz geri dönüp gittiler. Rasûlullah (s.a.v.), fethi görünce ayağa kalktı. Esirler birer birer huzuruna getirildiler. İslâm üzere onunla bey'atleşiyorlardı. Rasûlullah (s.a.v.)'m sahabelerinden bir adam şöyle demişti:
"Benim şöyle bir adağım vardır: Bugünün başından beri bizi ezip geçen bir müşrik adam eğer bize getirilir ise, mutlaka ben onun boynunu vuracağım."
Rasûlullah (s.a.v.) sustu, sesini çıkarmadı. Sonra bir adam getirildi. Adam, Rasûlullah (s.a.v.)'ı görünce:
- Ey Allah'ın peygamberi, ben Allah'a tevbe ettim, dedi. Diğer Müslüman kişi adağını yerine getirsin diye, Rasûlullah bu tevbekarla bey'atleşmeye yanaşmadı. Adak sahibi adam ise, bu geleni öldürmesini emir vermesi için Rasûlullah'tan işaret bekliyordu. Kendi başına hareket etmekten korkuyordu. Rasûlullah'tan çekiniyordu. Rasûlullah, onun birşey yapmadığını görünce tevbekar adamla bey'atleşti. Bu durumu gören adak sahibi:
- Ey Allah'ın peygamberi! Benim adağım ne olacak? diye sordu. Rasûlullah da:
- Sabahtan beri onun bey'atım kabul etmedim ki, adağım yerine ge tiresin.
- Ya Rasûlallah, onu öldürmem için bana işarette bulunsaydın ya!
- Bir peygamberin adam öldürmek için işarette bulunması uygun olmaz."
İmam Ahmed b. Hanbel, Yezid kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle ^dediğini rivayet etmiştir: "Hüneyn gününde Rasûlullah (s.a.v.)'m yaptığı dualardan biri de şu idi:
"Allahım! Eğer istersen bugünden sonra yeryüzünde sana ibadet edilmez."
Buharî, Muhammed b. Beşşar kanalı ile Ebu İshak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Kays kabilesinden bir adam: "Hüneyn gününde siz Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanından kaçıp firar ettiniz mi?" diye sorunca Bera b. Azi-b'in şu cevabı verdiğini işittim:
- Hayır, Rasûlullah (s.a.v.) kaçmadı. Hevazinliler okçu kimseler i-diler. Biz onlara saldırdığımızda geri çekildiler, Biz ganimetlerin üzerine kapandık. Bunun üzerine onlar da bize oklarla karşılık vermeye başladılar. Rasûlullah (s.a.v.)'ı beyaz katırının üzerinde gördüm. Ebu Sufyan da katırın yularını tutmuştu. O esnada Rasûlullah (s.a.v.) şöyle diyordu: "Ben peygamberim, yalan yoktur."
Buharî, Şube'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hüneyn gününde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:
"Ben peygamberim, yalan yoktur. Ben Abdülmuttalib'in oğluyum."
Buharî, Bera'nm şöyle dediğini rivayet etti: "Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) katırından indi."
Müslim, Bera'nm şöyle deiğini rivayet etmiştir:
"Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) katırından indi. Yardım diledi. Dilerken de şöyle diyordu: "Ben peygamberim. Yalan yoktur. Ben Abdülmuttalib'in oğluyum. Allahım, yardımını indir."
Bera dedi ki: "Savaş ateşi kızıştığı zaman Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gidip onunla korunurduk. Asıl bahadır ve kahraman kişi o-nun hizasına çıkan kişi idi."
Beyhakî, şöyle bir rivayette bulunmuştur: "Hüneyn gününde Rasûlullah (s.a.v.): Ben koku sürünenlerin oğluyum, diyordu,"
Taberanî, İbn Asım es-Sülemî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hüneyn gününde Rasûlullah (s.a.v.): Ben koku sürünenlerin oğluyum, dedi."
Buharî, Abdullah b. Yusuf kanalı ile Ebu Katade'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hüneyn senesi, Peygamber (s.a.v.) ile birlikte savaşa çıktık. Müşriklerle ilk karşılaştığımızda önce Müslümanlar yenilgiye uğradılar. O sırada müşriklerden birinin bir Müslümanm üstüne bindiğini gördüm. Arkadan müşrikin omuzlan arasına bir kılıç darbesi indirip zırhını kestim. O da dönüp beni tuttu ve öyle sıktı ki, ondan ölüm kokusu duydum. Sonra düşüp öldü de elinden kurtuldum. Sonra Ömer'e yetişip:
- Ne olacak bizim bu halimiz? diye sordum. Ömer de:
- Allah'ın dileği ne ise o olur, dedi.
Sonra bozguna uğrayan askerler geri döndüler ve kesin zafer elde edildi.
Hz. Peygamber :
- Kim bir kimseyi öldürür ve onu öldürdüğüne dair şahidi bulunursa, o. kimsenin üstündeki eşyası onundur, dedi.
Bunun üzerine kalkıp:
- Kim bana şahidlik eder? dedim ve oturdum,
Hz. Peygamber, bir daha aynı sözü söyledi. Ben bir daha kalkıp:
- Kim bana şahidlik eder? dedim ve oturdum.
Hz. Peygamber, bir daha sözünü tekrarladı. Ben bir daha kalkıp:
- Kim bana şahidlik eder? dedim ve yine oturdum. Hz. Peygamber, yine aynı sözü söyledi.
Ben bir daha kalktım. Bu sefer Peygamber Efendimiz bana:
- Senin davan nedir, ey Ebu Katade? diye sordu. Ona meseleyi anlattım. Adamın biri:
- Ya Rasûlallah! Ebu Katade doğru söylüyor. Öldürdüğü müşrikin eşyasını ben aldım. Benim yerime sen ona birşeyler ver, dedi.
Ebu Bekir (r.a.):
- Eğer dediğin gibi yaparsa, o zaman Allah ile Rasûlü adına savaşan bir Allah arslanımn hakkım ondan alıp sana vermiş olmaz mı? dedi.
Rasûlullah (s.a.v.):
- Ebu Bekir doğru söylüyor. Öldürdüğü adamın eşyasını ona ver, dedi.
Bunun üzerine o da getirip bana verdi. Ben de o eşya ile Beni Seleme mahallesinde bir hurmalık aldım ki, İslâmiyet'te edindiğim ilk mülk o hurmalıktır."
Buharı, Leys b. Sa'd kanalı ile Ebu Katade'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hüneyn gününde müşriklerden biri ile savaşan bir Müslümana baktım. Başka bir müşrikte arkadan o Müslümam punduna getirip öldürmek istiyordu. Ben de koşup arkada pusuda bekleyen o adamı öldürmek istedim. Beni vurmak için elini kaldırınca ben onun eline vurdum ve elini kopardım. Sonra beni yakaladı ve çok sıkı bir şekilde tuttu. Öyle ki, Öleceğimden korktum. Sonra gevşedi, ben de kendisini ileriye fırlattım ve öldürdüm. Müslümanlar hezimete uğradılar. Ben de onlarla birlikte hezimete uğradım. Bir de baktım ki, Hattab oğlu Ömer, insanlar arasında dolaşıyor. Ona: "Şu insanların durumu ne olacak?" diye sordum. O da:
- Allah ne dilerse o olur, dedi.
Sonra insanlar, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma dönmeye başladılar. Rasûlullah (s.a.v.): "Her kim bir adamı öldürdüğüne dair şahid getirirse, öldürdüğü adamın eşyası onun olur." dedi. Ben de onu öldürdüğümü ispatlamak için şahid aramak maksadıyla ayağa kalktım. Benim için şahadet edecek bir kimse göremeyince oturdum. Sonra düşündüm ki, kalkıp bunu Rasûlullah'a anlatayım. Kalktım, durumu ona arzettim. Yanında oturan adamlardan biri şöyle dedi: Bu adamın öldürdüğünü söylediği müşrikin silahı benim yanımda. Ya Rasûlallah benim yerime sen buna bir şeyler ver de razı et.
Ebu Bekir şöyle dedi:
- Hayır, Allah ve Rasûlü uğruna savaşan Allah'ın aslanlarından bir arslamm bırakıp da Kureyş'in kuşlarından birine herhangi birşey verilmesin.
Rasûlullah (s.a.v.) kalktı ve silahı bana verdi. Ben de onunla bir hurmalık satın aldım. Böylece edindiğim ilk mal, o hurmalık oldu."
Hafız el-Beyhakî, Hakim kanalı ile Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Hüneyn gününde insanların hezimete uğradıklarını gördüğünde şöyle dedi:
- Ey Abbas, şöyle seslen: Ey Ensâr topluluğu! Ey Rıdvan ağacı altında bey'at yapan kimseler!
Bu çağrıya insanlar; "Lebbeyk!.. Lebbeyk..." diye icabet ettiler. Öyle ki adam devesini geri çevirmek için gidiyor, bunu yapamaymca da zırhını boynundan çıkarıp atıyor, kılıcını ve kalkanını eline alarak sese doğru geliyordu. Nihayet yüz kadar kişi Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gelip toplandı. İnsanlar yüz çevirmek istediklerinde bunlar savaştılar. İlk olarak Ensâr'a çağrıda bulunuldu. Sonra Hazreçlilere çağrıda bulunuldu. Onlar savaşta dayanıklı kimseler idiler. Rasûlullah (s.a.v.), bineğinin üstüne çıkıp etrafa ve dayanıklı olan savaşçılara baktı. Sonra: "İşte fırın şimdi kızıştı." dedi.
Cabir b. Abdullah dedi ki: Allah'a yemin ederim ki, insanlar Ra-sûlullah'm yanına döndüklerinde esirlerin ellerinin arkadan bağlı olduklarını gördüler. Allah onlardan dilediğini öldürdü. Onlardan bir kısmı da hezimete uğradı. Allah onların mallarım ve çocuklarını Ra-sûlüne fey olarak verdi."
İbn Lehia, Ebul-Esved kanalı ile Urve'den; Musa b. Ukbe de "Me-ğazi" adlı eserinde Zührî'den rivayet ettiler ki; "Cenâb-ı Allah'ın kendisine Mekke fethini nasib ettiği ve gözünü aydın kıldığı zaman Rasûlullah (s.a.v.), Hevazin yoluna koyuldu. Kendisi ile birlikte Mekke-liler de vardı. Onlardan süvari ve yaya herkes onun yanında yeral-mışlardı. Öyle ki, kadınlar bile onunla birlikte yola yaya olarak revan olmuşlardı. Bunlar din üzere değildirler. Yalnız ganimet ümidini besliyorlardı. Bununla beraber Rasûlullah (s.a.v.) ile ashabına bir darbe gelmesinden de hoşlanmıyor değillerdi.
Bu yolculukta Rasûlullah (s.a.v.)'m beraberinde Ebu Süfyan b. Harb ile SafVan b. Ümeyye de vardı. Safvan, müşrik olduğu halde karısı Müslüman idi. Araları tefrik edilmemişti.
O gün müşriklerin reisi Malik b. Avf en-Nasrî idi. Beraberinde Düreyd b. Simme de vardı. Yaşlılıktan tiril tiril titriyordu. Beraberinde kadınlar, çocuklar ve davarları da vardı. Rasûlullah (s.a.v.), casus olarak onlara Abdullah b. Ebi Hadred'i gönderdi. Abdullah, onların yanında geceledi. Malik b. Avf m, kendi arkadaşlarına şöyle dediğini işitti:
- Sabah olunca onlara tek bir adamın saldırısı gibi saldırın. Kılıçlarınızın kınlarını kırın. Davarlarınızı ve kadınlarınızı da saf saf dizin.
Sabah olunca Ebu Süfyan, SafVan ve Hakim b. Hizam, Peygamber ordusundan ayrılıp geriye çekildiler. Devranın kimin lehine döneceğini seyretmeye başladılar. İki taraf saf halinde karşı karşıya geldiler. Rasûlullah (s.a.v.), doru katırına bindi. Safların karşısına geçti.
Onlara savaşmalarını emretti. Savaşa teşvik etti. Sabredecek olurlarsa, fethi elde edecekleri müjdesini verdi.
Onlar, bu halde iken müşrikler üzerlerine bir adamın saldırısı gibi hep birlikte saldırdılar. Müslümanlar ileri atıldılar, sonra geri dönüp kaçtılar. Harise b. Numan dedi ki: İnsanlar dönüp kaçtıklarında ben, Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanında kalan kimselerin sayısını tahmin ettim ve "yüz kadar adamdılar." dedim.
Kureyşli biri, Safvan b. Ümeyye'nin yanma gidip:
- Sana, Muhammed ile ashabının hezimet müjdesini veriyorum. Allah'a yemin ederim ki; onlar, artık kendilerini asla toparlayamaz-lar, dedi.
Kureyşlinin bu müjdesine cevaben Safvan şöyle dedi:
- Bedevilerin galibiyetini mi bana müjdeliyorsun? Allah'a yemin ederim ki, Kureyşli birinin bana hakim olması, bedevilerin hakim olmasından daha çok hoşuma gider.
Safvan, müjdecinin o sözlerine çok öfkelenmişti. Urve dedi ki: Safvan, bir kölesini cepheye gönderdi ve: "Parolanın kime ait olduğunu dinle" diye emir verdi. Köle de gitti. Dönüşünde Safvan'm yanma gelip şöyle dedi: Onların "Ya Beni Abdirrahman, ya Beni Abdillah, ya Beni Ubeydullah" dediklerini işittim. Kölenin bu haberi üzerine Safvan: - Muhammed galip oldu, dedi.
Müslümanların savaşta parolaları yukarıda anlatıldığı gibi idi. Rasûlullah (s.a.v.), savaş alevinin içinde kalınca, kendi katırının üzerinde süvariler arasında dikilip Allah'a dua için ellerini kaldırdı ve şöyle dedi:
"Allahım, bana vadettiklerini gerçekleştirmeni senden istiyorum. Allahım, onların bize galip olmaları uygun olmaz."
Bu duadan sonra ashabını çağırdı ve onları savaşa teşvik ederek şöyle dedi:
- Ey Hudeybiye gününde bey'at yapan ashab! Allah... Allah... Peygamberinize hücum edilmesin sakın! Ey Allah'ın Ensârı, ey Rasû-lünün Ensârı! Ey Hazreç oğulları! Ey Sûre-i Bakara ashabı!..
Böyle dedikten sonra bir avuç çakıl aldı. Müşriklerin yüzüne ve perçemlerine doğru savurdu. Savururken de şöyle dedi: 'Yüzler çirkin oldu."
Ashabı da koşarak yanma geldi.
Rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) o sırada: "İşte şimdi firın kızıştı." demiştir. Bunun üzerine yüce Alah, İslâm düşmanlarını her taraftan hezimete uğrattı. Hangi taraftan kendilerine Rasûlul-lah'm çakılları savrulmuş ise o taraftan hezimete uğradılar. Müslümanlar da peşlerine takılıp onları öldürmeye başladılar. Yüce Allah, onlan, kadınlarını ve çocuklarını Müslümanlara ganimet olarak bıraktı. Malik b. Avf da cepheden kaçtı. Kavminin eşrafından bazı kimselerle birlikte Taif kalesine sığındı. O esnada Allah'ın, Rasûlüne yardımını, dinine de desteğini gördükleri için Mekkelilerin çoğu da Müslüman oldular."
İbn Vehb, Yunus tariki ile Hz. Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hüneyn gününde Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte savaşa katıldım. Ben ve Ebu Süfyan b. Harise yanından ayrılmadık. Rasûlullah, beyaz katırı üzerinde idi. O katırı, Ferve b. Nüfase el-Cüzâmî ona hediye etmişti. İki taraf karşı karşıya gelince, Müslümanlar dönüp kaçmaya başladılar. Rasûlullah (s.a.v.) ise katırını kafirlere doğru koşturmaya başladı. Ben de katırı daha hızlı koşmasın diye gemini tutup çekiyordum. Ebu Süfyan da Rasûlullah'm üzengisini tutmuştu. Rasûlullah (s.a.v.): "Ey Abbas! Semüre ağacı altında benimle bey'atleşen ashabıma seslen." dedi. Ben de seslendim. Allah'a yemin ederim ki; onlar benim sesimi duydukları zaman, ineğin kendi yavrusu üzerine şefkatle dönüp kaçışı gibi dönüp Rasûlullah'm yanma gelmeye başladılar ve buyur, buyur, dediler.
Kafirlerle savaştılar. Ensâr'a: "Ey Ensâr topluluğu!" diye sesleniliyordu. Sonra Beni Haris b. Hazreç'e seslenilmeye başlandı ve: "Ey Beni Haris b. Hazreç!" diye seslenildi. Rasûlullah (s.a.v.) da kendi katırı üzerinde ileriye doğru uzanırcasma savaş meydanına baktı ve: "İşte şimdi fırın kızıştı." dedi ve bir avuç çakıl alıp kafirlerin yüzüne doğru savurdu. Sonra da: "Muhammed'in Rabbine yemin olsun ki; onlar hezimete uğradılar." dedi. Ben de gidip bakmaya başladım. Savaşın, gördüğüm şekli ile cereyan ettiğini gördüm. Allah'a yemin ederim ki, Rasûlullah, onlara elindeki çakılları savurunca, kılıçlarının keskin ucu körelmeye, kendileri de dönüp kaçmaya başladılar. Ben bunu böyle gördüm." Müslim, îkrime b. Ammar kanalı ile Seleme b. Ekva'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Hüneyn'e gittik.
Düşmanla karşılaştığımızda ileri geçip bir tepeye çıktım. Müşriklerden biri karşıma çıktı. Ona ok attım, ama gözümden kayboldu. Ne yaptığını anlayamadım. Sonra topluluğa baktım ki, onlar başka bir tepeden güründüler. Onlarla Rasûlullah'm sahabeleri karşı karşıya geldiler. Rasûlullah'm ashabı geri döndü. Ben de hezimete uğramış olarak geri döndüm. Üzerimde bir peştemal ile bir izar vardı. İzarım çözüldü. Onları topladım. Peygamber (s.a.v.)'ın yanma yenik olarak döndüm. O, doru renkli katırının üzerinde idi. Şöyle dedi: "Ekva'nın oğlu korku gördü."
Müşrikler, Rasûlullah (s.a.v.)'m etrafını sardıklarında o katırdan indi, yerden bir avuç toprak alıp yüzlerine savurdu. Ve: "Yüzler çirkin oldu." dedi. Onlardan herbirinin gözüne o bir avuç topraktan bir kısmı doldu, onlar da dönüp kaçtılar. Allah, onları hezimete uğrattı. Rasûlullah (s.a.v.) da onların ganimetlerini Müslümanlar arasında paylaştırdı."
"Müsned" adlı eserinde Ebu Davud et-Teyalisî, Hammad b. Seleme tariki ile Ebu Abdurrahman elFihrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hüneyn'de Rasûlullah (s.a.v.)'Ia birlikte idik. Çok sıcak bir yaz gününde yürüdük. Semur ağacının gölgesi altında mola verdik. Güneş tepeden yana meyledince zırhımı giyip atıma bindim. Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma vardım. O, çadırında idi; ona; "Esselamü aleyke ya Rasûlallah ve rahmetullahi ve berekatühû. Ey Allah'ın Rasûlü, rahatlık geldi. Öyle değil mi?" diye sordum. O da evet, diye cevap verdi. Sonra: "Ey Bilal!" diye seslendi. O da bir ağacın altından firladı. Gölgesi kuş gölgesini andırıyordu. "Buyur ya Rasûlallah, sana saadetler dilerim ve ben sana feda olayım." dedi. Rasûlullah da; "Atımı eğerle." diye emir verdi. Bilal ona iki demet lif getirdi ki, onlarda rahatlık ve konfor yoktu. Rasûlullah atına bindi. Biz de o gün yol yürüdük. Düşmanla karşılaştık. İki tarafin süvarileri yüz yüze geldiler. Onlarla savaştık. Müslümanlar dönüp kaçtılar. Nitekim yüce Allah da böyle haber vermişti. Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle diyordu; "Ey Allah'ın kullan! Ben Allah'ın kulu, ve elçisiyim." Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v) atından indi. Benden kendisine daha yakında bulunan birinin bana anlattığına göre yerden bir avuç toprak aldı ve o toprağı düşmanın yüzüne savurdu: "Yüzler çirkin olsun." dedi."
Ya'Iâ b. Ata dedi ki: "O savaşa katılanların çocukları, babalarından naklederek bize dediler ki; Gözlerine o bir avuç topraktan girme-, yen ve gözü toprakla dolmayan hiç kimse kalmadı. Gökten bir ses duyduk. Tıpkı demirin demirden yapılma bir tasa vuruluşu gibi bir ses geldi. Aziz ve Celil olan Allah, onları yenilgiye uğrattı."
İmam Ahmed b. Hanbel, Affan kanalı ile Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir;
"Hüneyn gününde ben Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte idim. İnsanlar düşman önünden kaçtılar. Rasûlullah (s.a.v.)'Ia birlikte Muhacir ve Ensâr'dan seksen kişi yerlerinde sebat ettiler. Seksen kişi civarında olan biz, ayaklarımız üzerinde sebat ettik. Düşmana ardımızı dönmedik. İşte bu sebatkarlar üzerine Cenâb-ı Allah, huzur ve sükunetini indirdi. Rasûlullah (s.a.v.) da katırı üzerinde olup ileriye doğru gitti. Bir ara eğer ile birlikte yere doğru eğildi. Ben ona; "Yüksel ki, Allah seni yükseltsin," dedim. O da şu emri verdi;
"Bana bir avuç toprak ver." Toprağı aldı. Düşmanın yüzüne savurdu. Onların gözleri toprakla doldu. Rasûlullah şöyle buyurdu: "Muhacirler ile Ensâr nerede?" "İşte onlar şuradadırlar." dedim. "Onlara seslen!" diye emir verdi. Ben de onlara seslendim. Kılıçları ellerinde olarak geldiler. Tıpkı ateş korunu andırıyorlardı. Müşrikler de dönüp kaçtılar."
Beyhakî, İyaz b. Haris el-Ensârî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), 12.000 kişi ile birlikte Hevazin'e geldi. Hüneyn gününde, Bedir savaşında öldürülenler sayımız kadar Taifliler-den de öldürüldü. Rasûlullah (s.a.v.) bir avuç çakıl aldı ve yüzümüze savurdu. Biz de hezimete uğradık."
Müsedded, Cafer b. Süleyman kanalı ile kafîr olarak Hüneyn gazvesine katılanlardan naklen, Ümmü Bürsün'ün kölesi Avf b. Abdur-. rahman in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.)'la karşılaştığımızda onlar bir koyun sağımı kadar bile karşımızda duramadılar. Kılıçlarımızla onları savuruyor-duk. Rasûlullah (s.a.v.)'m karşısında idik. Onu çevrelediğimiz zaman bir de baktık ki, bizimle onun arasında güzel yüzlü erkekler var. O güzel yüzlüler bize şöyle dediler: "Yüzler çirkin olsun. Geri dönün." İşte biz o sözden dolayı hezimete uğradık."
Yakub b. Süfyan, Ebu Süfyan kanalı ile kendi kavminden Hüneyn savaşma katılan bir adamdan naklen Haris b. Bedl en-Nasrî ile Amr b. Süfyan es-Sakafî'nin şöyle dediklerini rivayet etmiştir: "Hüneyn gününde Müslümanlar hezimete uğradılar. Rasûlullah (s.a.v.)'-ın yanında Abbas ile Ebu Süfyan b. Haris'ten başkası kalmadı. Rasûlullah (s.a.v.), bir avuç çakıl taşı aldı. Onu düşmanların yüzüne savurdu. Biz de hezimete uğradık. Her taşm veya ağacın bir süvari kılığına girip bizi kovaladığını hayal ettik.
Amr b. Süfyan es-Sakafı dedi ki: Ben de atımı koşturarak Taife kadar gittim."
Yunus b. Bükeyr, "Meğazi" adlı eserinde Yusuf b. Süheyb b. Ab-dillah'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hüneyn gününde Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanında Zeyd adında bir adamdan başkası kalmadı."
Küdeymî tariki ile Beyhakî, Musa b. Mesud kanalı ile Yezid b. Amir es-Süvaî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hüneyn gününde Müslümanların geri çekilmesi esnasında kafirler onları takip ettiler. Rasûlullah (s.a.v.) da yerden bir avuç toprak alıp müşriklerin yüzüne savurdu: "Geri dönün, yüzler çirkin olsun." dedi. Her kim kendi savaşçı kardeşi ile karşılaşırsa mutlaka gözlerindeki çapak ve ağrıdan rahatsız olduğunu şikayet ediyordu."
Beyhakî, farklı iki tarikle Ebu Saib b. Yesar'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hüneyn gününde Cenâb-ı Allah'ın, müşriklerin kalblerine bıraktığı korkuyu, müşriklerle birlikte Hüneyn savaşına katılıp da bilahare Müslüman olan Yezid b. Amir es-Süvaî'ye sorduğumuzda o; bir ça-lal tanesini alıp tasın içine atıyor ve tas tınlayınca bize şu cevabı veriyordu: İşte biz, o korkuyu içimizde bu çakıl tanesinden çıkan ses gibi hissediyorduk."
Beyhakî, Ebu Abdullah el-Hafız ve Muhammed b. Musa b. Fadl tariki ile Mus'ab'ın babası Şeybe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Hüneyn gününde Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte gazaya çıktım. Vallahi, ne İslâmiyet'i tanıdığımdan, ne de İslâm'a olan aşkımdan ötürü o gazveye gitmiştim. Ama Hevazinlilerin, Kureyşlüeri mağlup etmelerini istemediğimden dolayı gazveye gittim. Yanında durmakta iken şöyle dedim:
- Ya Rasûlallah, ben alaca atlar görüyorum.
- Ey Şeybe, o atları kafirden başkası göremez.
Böyle dedikten sonra elini göğsüme vurdu. Sonra: "Allahım, Şeybe'ye hidayet ver." dedi. Sonra ikinci kez elini göğsüme vurdu ve: "Allahım, Şeybe'ye hidayet ver." dedi. Sonra üçüncü kez elini göğsüme vurup: "Allahım, Şeybe'ye hidayet ver," dedi. Allah'a yemin ederim ki, üçüncüsünde elini göğsümün üzerinden kaldırmadan o, Allah'ın yaratıkları içinde en çok sevdiğim kişi oldu."
Böyle dedikten sonra Şeybe, hadisenin tamamını anlatır, iki tarafın karşı karşıya gelişini, Müslümanların hezimete uğramalarını, Ab-bas'ın Müslümanlara seslenişini, Rasûlullah (s.a.v.)'m Allah'tan yardım dileyişini ve nihayet yüce Allah'ın müşrikleri hezimete uğratışmı açıklar.
Beyhakî, Ebu Abdullah el-Hafız kanalı ile Şeybe b. Osman'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hüneyn gününde Rasûlullah (s.a.v.)'m çevresinin boşaldığını gördüğümde babamı, amcamı ve Ali ile Hamza'mn onları öldürmelerini hatırladım. Ve: "İşte bugün Rasûlullah (s.a.v.)'dan öcümü alırım." dedim. Sağından yanına yaklaşmak için ilerlediğimde baktım ki, yanında Abbas b. Abdülmuttalib duruyor. Üzerinde gümüşü andıran beyaz bir zırh vardı. Toz savuruyordu. Kendi kendime amcası Rasû-lullah'ı yalnız bırakmaz, dedim. Sonra sol tarafından yanına yaklaşmak için ilerlediğimde baktım ki, Ebu Süfyan b. Haris b. Abdülmuttalib orada duruyor. Rasûlullah'ı, amcası oğlu yalnız bırakmaz, dedim. Sonra arkadan vurmak için ilerledim. Kılıcımı kaldırıp vuracağıma ramak kalmış iken onunla benim aramda şimşek parıltısını andıran bir ateş yalabuğu gördüm. Ateşin beni yakmasından korktum. Elimi gözümün üzerine koyup gerisin geri yürümeye başladım. O esnada Rasûlullah (s.a.v.), bana dönüp baktı ve: "Ey Şeybe! Bana yaklaş. Allahım, Şeybe'den şeytanı uzaklaştır." dedi. Ben de gözümü kaldırıp kendisine baktığımda o, benim gözümden ve kulağımdan bana daha sevimli oldu. Ve: "Ey şeybe! Kafirlerle savaş." dedi."
İbn İshak şöyle dedi: Beni Abdu'd-Dar'm kardeşi Şeybe b. Osman b. Ebi Talha şöyle dedi: "Bugün Muhammed'den intikamımı alacağım. Bugün Muhammedi öldürürüm." dedim.
Şeybe'nin babası, Uhud gününde öldürülmüştü.
Şeybe, sözüne devamla şöyle dedi:
"İstedim ki, Rasûlullah'ı öldüreyim. Ama o esnada birşey geldi ve kalbimi örttü. Buna güç yetiremedim. Onun bana karşı korunmuş olduğunu anladım."
Muhammed b. İshak, babası vasıtasıyla Cübeyr b. Mut'im'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hüneyn gününde insanlar savaşmakta iken ben Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte idim. Bir de baktım ki, gökten yeryüzüne siyah kilimi andıran şeyler iniyor. İndiler, gelip bizimle düşmanlarımızın arasına kondular. İyice baktığımda onların siyah karıncalar olduğunu gördüm. Dağınık vaziyette vadiyi doldurmuşlardı. Onların melekler olduğundan şüphem olmadı. Sonra çok geçmeden Hevazinliler hezimete uğradılar."
Hadic b. Arca en-Nasrî, Hüneyn gazvesi hakkında şu şiiri söyledi:
"Hüneyn'e ve onun suyuna yaklaştığımız zaman, uzaktan acaip renkli, kendisinde birçok renkler bulunan şahıslar gördük.
Toplanmış, silahı çok, büyük bir ordu birliği ile ki, şayet onu Ur-va'dan dağların yücelerine atsalar, o dağlar dümdüz bir yer haline gelirler.
Eğer kavmimin eşran bana uysalar, bu takdirde açık bir bulutla karşılaşmayız.
Ve bu takdirde Muhammed ailesinin, Hindef kabilesince desteklenen 80.000 kişilik ordusuyla karşılaşmayız."
İbn İshak, savaşın en şiddetli ortamında Hüneyn gününde Hevazinlilerin reisi Malik b. Avf enNasrî'nin şu şiiri söylediğini naklet-miştir:
"Ey Muhac, ilerle! Çünkü bu şiddetli bir gündür. Benim gibisi senin gibisini korur ve hamle yapar. Bir gün saf ve geri taraf zayi olduğu, sonra topluluklardan sonra, topluluklar kalktığı zaman,
Birçok ordu birlikleri ki, onları saymakla gözler yorulur.Bir dürtüşle dürterim ki, yaranın derinliğini ölçmede kullanılan fitil ile irinini dışarı atar.
Bir mekana sığınan alçak kişi yerildiği zaman, geniş bir yana açacak şekilde dürterim.
O yaradan akan parça parça kanlar vardır. Birçok defa açılır, bazan da kanı akar.
Mızrağın iç demirine giren ağaç kısmının üst tarafı, o yarada kırılır.
Ey Zeyd, ey İbn Hemheni, nereye kaçıyorsun? Diş tükenmiş, ömür uzamış, uzun boylu baş, örtülü beyaz kadınlar bilmişler ki, ben onlar gibi bir kişi değilim.
O zamandaki iffetli, korunmuş kadınlar perdelerinin altından çıkartılırlar."
Beyhakî, Yunus tariki ile Malik'in, arkadaşlarının, yenilgiye uğrayarak geri dönüşleri hakkında, kendisi Müslüman olduktan sonra şu şiiri inşâd ettiğini söylemiştir. Bu şiirin başkasına ait olduğunu söyleyen de olmuştur:
"Onların yürümelerini insanlara hatırlat ki, onlar Malik'le birlikte toplanmışlardı. Malik'in üstünde bayraklar dalgalanıyordu.
Malik, Malik'tir. Onun üstünde hiçbir kimse yoktur, Hüneyn gününde onun üzerinde taç parlamaktaydı.
Şiddet ve bahadırlık onları ileri götürdüğü zaman, şiddetle karşılaştılar.
Üzerlerinden miğferler, zırhlar ve deriden kurutulmuş kalkanlar vardı.
insanlarla vuruştular. Öyle ki, peygamberin etrafında hiçbir kimseyi görmediler ve öyle ki, tozlar onu perdeledi.
Sonra onlara yardım etmek için Cebrail gökten indirildi. Böylece onlar, hezimete uğradılar ve esir edildiler.
Eğer Cebrail'den başkası bizimle savaşsaydı, elbette nefis kılıçlarımız bizi korurdu.
Yenilgiye uğradıkları zaman, bir dürtme ile Ömer el-Faruk bizi kaçırttı ki, o dürtme ile onun atının eğerini kan ıslatmıştı."
îbn İshak dedi ki: Müşrikler hezimete uğrayıp da Rasûlullah, onlara galip gelince Müslümanlardan bir kadın şöyle dedi:
"Allah'ın atlıları, Lafın atlılarına galip oldular. Allah, sebata daha layıktır."
Ibn Hişam şöyle dedi: Şiir hakkında ilim erbabı olanlardan biri bana şu beyitleri nakletti:
"Ey Allah'ın atlıları, Lat'ın atlılarına galip oldunuz. Allah'ın atlıları sebata daha layıktırlar." .
İbn İshak şöyle dedi: Hevazinliler hezimete uğradıklarında Sakif kabilesi, Beai Malik içinde savaşı şiddetlendirdiler. Onlardan bayrakları altında yetmiş adam öldürüldü. Bayrakları Zü'1-Himar'm elinde idi. Zü'1-Himar öldürüldüğünde bayrağı Osman b. Abdullah b. Re-bia b. Haris b. Habib aldı ve öldürülünceye kadar bayrakla birlikte savaştı. Amir b. Vehb b. Esved'in bana haber verdiğine göre onun öldürülüş haberi, Rasûlullah'a ulaştığında Rasûlullah şöyle dedi:
"Allah onu kahretsin. O, Kureyş'e kızıyordu."
İbn İshak, Yakub b. Utbe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Osman b. Abdullah ile beraber sünnetsiz bir Hristiyan genç Öldürüldü. Ensâr'dan bir adam, Sakif kabilesinin ölülerinin ganimetlerini toplarken bu gencin elbiselerini açtığında sünnetsiz olduğunu gördü ve olanca sesiyle şöyle bağırmaya başladı.
- Ey Arap cemaati! Allah biliyor ki, Sakif kabilesi sünnetsizdir.
Bunun üzerine Muğire b. Şube dedi ki: "O Ensârî'nin elini tuttum. Bu sözün Araplar arasında yayılmasından korktum ve dedim ki: "Anam babam sana kurban olsun, böyle deme. Bu genç bizden değildir. Bu bizim Hristiyan bir kölemizdir."
Sonra diğer ölülerin cesedini açıp ona gösterdim ve: "Bak görüyorsun ki, hepsi sünnetlidirler." dedim.
İbn İshak dedi ki: Müttefiklerin sancağı Karib b. Esved'de idi. Halk yenilgiye uğrayınca sancağı bir ağaca dayadı. Kendisi, amcazadeleri ve kavmi kaçıp gittiler. Müttefiklerden iki kişiden başkası öldürülmedi. Beni Giyara'dan Vehb isminde bir adam ve Beni Küb-be'den de Cülah isminde birini öldürmüşlerdi. Cülah'm öldürülme haberi, Rasûlullah (s.a.v.)'a vardığında şöyle buyurdu:
- İbn Hüneyd el-Haris b. Üveys müstesna, Sakif gençlerinin efendisi öldürüldü.
Bunun üzerine Abbas b. Mirdas es-Sülemî, Karib b. Esved ve amca oğullarından kaçışım, Zü'1Himar ve kavmini ölümle başbaşa bıra-kışmı anlatarak şöyle dedi:
"Dikkat! Dikkat, kim benden, Beni Gaylan'a ve Urve'ye bildirecek?
Öyle zannediyorum ki, yakında haberci ona şu haberi getirecektir:
Ikinizin sözünden başka etkili bir cevap ve bir söz gönderiyorum. Muhanımed, Rabbinin kulu ve elçisidir. O, haktan sapmaz ve zulmetmez. Biz onu peygamber olarak tıpkı Musa gibi bulduk.
Ona karşı üstünlük taslayan her adam alçaktır.
İşler paylaşıldığı zaman ne kötü oldu. Beni Kasiyy'in Vecc'e ki durumları,
İşlerini kaybettiler ve her kavim için bir lider vardır.
Felaket bazen bir başkasına devredilir.
Biz meşeliklerin aslanlarına geldik ki, Allah'ın askerleri açıkça bir şekilde onların üzerlerine doğru giderler.
Bir öfke üzerine Beni Kasiy topluluğuna uyduk. Nerede ise, onlar için havada kanatlanıp uçuyorduk.
Yemin ederim ki, eğer onlar bekleyip gitmeseydiler, elbette onlara askerlerle giderdik.
Böylece biz Liyye'nin arslanlan olurduk ve nihayet orayı kökünden yıkardık ve Malik b, Avf in aşireti olan Musur aşireti de yardımsız bırakılırdı.
Bundan önce Hüneyn savaşında günlerden bir gün vardı ki, onun gibisini ne sen duydun, ne de erkek kavimler duydular. Onda kanlar akıyordu.
Beni Hutaylı bayrakları üzerinde tozun içinde atları eğilmiş oldukları halde öldürdük.
Zü'1-Himar, aklı olan bir kavmin reisi olmaz. Eğer olursa, ya cezasını bulur veya o kavim işini bilmeyen bir kavimdir.
Onları ölümlerin yollan üzerinde durdurdu. Oysa ki, onları görenler için işler aşikar olmuştu.
Onlardan kurtulanlar, helake yönelmiş oldukları halde kurtuldular ve onlardan çok insanlar öldürüldü.
Tevanlımn kardeşi bu işlere yarar sağlamaz. Zayıf ve çekingen kişi de fayda vermez.
Onları mahvetti, kendisi de mahvoldu.
Onlar onu, işlerinin maliki yaptılar. Bahadırlarla doğanlar ise kaçıp kurtuldular.
Beni Avfı, iyi koşan atlar güzel bir şekilde yürüttüler ki, o atlara yem olarak bakla ve arpa az gelir. Eğer Karib ve kardeşleri olmasaydı, ekin tarlaları ve köşkler paylaşılırdı.
Ama başkanlık sarığı bir uğurluluk üzerine giydirilmişti ki, ona işaret eden işaret etti.
Karib'e itaat ettiler. Oysa ki, üstünlüğe doğru varan onların dedeleri ve akıllı kimseleri vardı.
Eğer İslâm'a doğru hidayet edilirlerse, gece sohbeti için toplananlar toplandığı sürece insanların eşrafı ve Öncüleri olarak başta bulunurlar.
Eğer onlar Müslüman olmazlarsa, Allah'a savaş açmışlar demektir ki, onlar için artık hiçbir yardımcı yoktur.
Nitekim felaket bir savaş, Beni Gaziyye'nin kavmiyle Beni Sa'd'ı yerinden söküp attı.
Sanki Beni Muaviye b. Bekir bir koyundur da İslâm'a doğru me-leyip geliyor.
Biz dedik İd: Müslüman olunuz. Biz sizin kardeşiniziz ve kalbler-den düşmanca duygular silinip gitmiştir.
Sanki kavini bize doğru barıştan sonra geldikleri zaman düşmanlıktan dolayı gözleri şaşı olmuştu."

