Bu fasılda Amr b. As, Halid b. Velid, Osman b. Talha Ebu Tal-ha'nın İslâm'a girişlerinden bahsedilmektedir. Bunlar, hicretin sekizinci senenin başlarında Medine'ye gelip Müslüman olmuşlardı.
İbn İshak'ın anlattığına göre Ebu Rafı adındaki Yahudinin öldürülmesinden sonra bu zatlar Müslüman olmuşlardır. Bununla ilgili kısa bir açıklama daha önceki sayfalarda verilmiştir ki, Ebu Rafı adındaki Yahudi, hicri beşinci senede öldürülmüştü.
Ancak, Hafız el-Beyhakî, bu konuyu Umretu 1- Kaza 'dan sonra burada anlatmıştır. O, Vakidî kanalıyla rivayet ederek Amr b. Asın şöyle dediğini nakletmiştir:
"Ben, İslâm'dan uzaklaşan inatçı bir kimse idim. Müşriklerle birlikte Bedir savaşına katıldım. Kurtuldum. Sonra Uhud savaşma katıldım, yine kurtuldum. Bir ara kendi kendime şöyle dedim: "Daha ne zamana kadar tedbir alacak ve savaşacağım? Allah'a yemin ederim ki, Muhammed Kureyşlilere üstün gelecektir." Böyle dedikten sonra Raht denilen yerdeki mallarımın başına gittim. İnsanlarla artık az görüşür oldum. Hudeybiye'de Rasûlullah (s.a.v.), Kureyşlilerle birlikte barış antlaşması yapıp Medine'ye döndüğünde ve Kureyşliler de Mekke'ye döndüklerinde yine kendi kendime şöyle dedim:
"Gelecek sene Muhammed ve ashabı Mekke'ye gireceklerdir. Artık ne Mekke'de durabilirim ne de Taif te. Buralardan çıkıp gitmekten daha iyi bir yol yok."
O zaman ben İslâm'dan henüz uzakta idim. Bütün Kureyşliler Müslüman olsalar bile benim Müslüman olacağıma aklım yatmıyordu. Mekke'ye geldim. Kavmimden bazı adamları etrafıma topladım. Onlar benim görüşüme uyarlar, sözlerimi dinlerlerdi. Başlarına bir iş geldiği zaman beni öne sürerlerdi. Ben onlara şöyle dedim:
- Ben aranızda nasıl bir adamım?
- Görüş sahibimiz ve savunucumuzsun. Bereketli işlerde, uğurlu işlerde bizim görüşümüzü sen ifade edersin.
- Biliyorsunuz ki, Muhammed'in işi gittikçe kuvvetleniyor. Ve arzumuz hilafına her gün biraz daha ilerliyor. Ben birşey düşündüm. Bakalım siz ne dersiniz?
- Neyi düşündün?
- Ben diyorum ki; Necaşi'ye gidelim ve yanında kalalım. Eğer Muhammed bizim kavmimize galip gelirse o zaman Necaşi'nin yanında kalırız. Necaşi'nin emri altında yaşamak, bizim için Muhammed'in emrine girmekten daha iyidir. Ve eğer bizim kavmimiz ona galip gelirse biz, kavmimiz arasında tanınan kimseleriz. Bize onlardan zarar gelmez.
- Vallahi bu doğru, makul ve yerinde bir düşüncedir.
- O halde, ona gideceğimize göre hediye götürmemiz gerekir.
Memleketimizden ona hediye olarak götürülen şeylerin en makbulü deri olduğu için ona bir hayli deri toplayarak beraberimizde götürdük. Allah'a yemin ederim ki, biz daha onun yanına girmemiştik ki, bir de baktım; Amr b. Ümeyye ed-Damrî geldi. Rasûlullah (s.a.v.), onu bir mektupla Necaşi'ye göndermişti. Ümmü Habibe binti Ebi Süf-yan'ı onunla evlendiriyordu. Amr, Necaşi'nin yanma geldi. Sonra oradan çıkıp gitti. Ben de arkadaşlarıma dedim ki: Bu, Amr b. Ümey-ye'dir. Durun, Necaşi'ye gittiğimizde bunun boynunu vurmak için bize teslim etmesini rica edeyim. Zira bu adam, Muhammed'in elçisi olduğu için biz onu öldürürsek, Kureyşlilere büyük bir hizmet etmiş oluruz ve onlarda böylece sevinmiş olurlar.
Yanına girdiğim zaman, her girişimde yaptığım gibi secdeye kapandım. Bana:
- Hoş geldin dostum, memleketinden bana bir hediye getirdin mi? diye sordu.
- Evet, sana bol miktarda deri getirdim, dedim ve derileri ona gösterdim. O da hediyemizi beğendi ve bir kısmını komutanlarına dağıttı. Kalan kısmını da bir yere saklamaları için adamlarına emir verdi. Hediyemizi beğendi ve çok memnun oldu. Sonra kendisine şöyle dedim:
- Ey Hükümdar! Demin bir adamın yanınızdan çıktığını gördüm. O adam, bize düşman olan bir kimsenin elçisidir. Onu bana ver de öldüreyim. Çünkü o düşmanımız, bizim büyüklerimizden ve iyilerimizden birçok kimseleri öldürmüştür.
Bunun üzerine Necaşi kızdı ve elini kaldırıp burnuma öyle bir vurdu ki, burnum kırıldı zannettim. Burnumun deliklerinden kan boşalmaya başladı. Kanı elbisemin ucuyla temizlemeye başladım. Öyle bir zillete düştüm ki, keşke yer yarılsaydı da içine girseydim, diye düşündüm. Ondan çok korktuğum için böyle bir düşünceyi içimden geçirdim. Sonra ona şöyle dedim:
- Ey hükümdar! Eğer hoşlanmayacağım bilseydim sana bu teklifi yapmazdım.
O da utandı ve bana şöyle dedi:
- Ey Amr! Musa ve İsa peygamberlere gelen Namus-u Ekber'in (Cebrail'in) kendisine geldiği şahsın elçisini, öldürmek için benden istiyorsun. Bu nasıl tekliftir?
Amr dedi ki: Sonra Cenâb-ı Allah, kalbimdeki düşünceleri değiştirdi. Ben de kendi kendime şöyle dedim: "Bu gerçeği Araplar ile Acemler kabul ettiler. Sen mi buna muhalefet edeceksin?"
Sonra hükümdara şöyle dedim:
- Ey Hükümdar, sen de buna şahadet ediyor musun?
- Evet ey Amr. Allah katında ben de buna şahadet ediyorum. Sen bana itaat et ve o rasûle tabi ol. Zira Allah'a yemin ederim ki, o, hak peşindedir. Musa b. İmran, nasıl Firavun ile askerlerine karşı galip geldiyse, bu da muhaliflerine karşı galip çıkacak ve muzaffer olacaktır.
- O halde onun adına Müslümanlık üzerine benden bey'at alır mısın?
- Evet.
Böyle dedi ve elini uzattı. Ben de ona bey'at ettim. Sonra o bir leğen getirilmesini emretti. Yüzümdeki kam yıkadı ve bana yeni elbiseler giydirdi. Önceden üzerimde bulunan elbiseler kana bulanmışlardı. Onları çıkarıp attım. Sonra çıkıp arkadaşlarımın yanma gittim. Ne-caşi'nin giydirdiği elbiseleri üzerimde görünce sevinip şöyle dediler:
- Arkadaşından elde etmek istediğini elde edebildin mi?
- İlk görüşmede bunu kendisine söylemeyi hoş bulmadım. Ama tekrar yanma gideceğimi kendisine söyledim.
- Doğrusu, senin dediğindir.
Yanlarından ayrıldım. Ve bir ihtiyacımı görmeye gittim. Limana vardım. Bir geminin yüklenmiş ve harekete hazır halde beklediğini gördüm. Onlarla birlikte gemiye girdim ve gemi hareket etti. Nihayet Şübe'ye vardılar. Ben gemiden çıktım. Yanımda azığım vardı. Bir deve satın aldım. Medine yoluna koyulmak üzere oradan ayrıldım. Yola revan oldum, nihayet Merrü'z-Zehran'a vardım. Oradan da yola devam ettim. Hidde'ye ulaştım. Orada benden önce iki kişinin ev aramakta olduklarını gördüm. Biri bir çadıra girmiş, diğeri de dışarıda iki bineği tutmakta idi. Dikkat edince adamın Halid b. Velid olduğunu gördüm. Ona dedim ki:
- Nereye gidiyorsun?
- Muhamnıed'e gidiyorum. Herkes Müslüman oldu. İşe yarayanlardan, Müslüman olmayan kalmadı. Vallahi bana Öyle geliyor ki, az daha dursam, sırtlan nasıl boynundan tutulup ininden çıkarılırsa, gelip boynumuzdan tutarak bizi de evlerimizden çıkaracaktır.
- Vallahi, ben de Muhammed'e gidiyorum. Müslüman olacağım. Ben böyle dedikten sonra Osman b. Talha dışarı çıktı. Bana mer-
haba dedi. Sonra üçümüz birlikte eve girdik. Daha sonra birlikte gitmeyi kararlaştırarak yola çıkıp Medine'ye vardık. Hiç unutmuyorum, Ebu Utbe kuyusunun başına vardığımızda birisi: 'ya Rebah, Ya Rebah, Ya Rebah!" diye kölesini çağırıyordu. Biz bunu hayra yorup yürüdük. Adam sonra bize bakarak -zannedersem beni ve Halid b. Ve-
lid'i kastederek- :
- Bu iki adam da geldikten sonra Mekke'nin anahtarı artık teslim alındı demektir, dedi ve mescide doğru koşarak gitti.
Ben de Hz. Peygamber'e gelişimizi müjdelemek için mescide gittiğini zannetmiştim -ki bu zannımda da yanılmamıştım- ve gidip Har-re'de indik. Orada elbiselerimizi değiştirinceye kadar ikindi ezanı okundu. Sonra kalkıp Hz. Peygamber'e gittik. Yanma girdiğimizde, yüzünde bir aydınlık vardı. Müslümanlar da onun etrafını sarmışlardı. Ve bizim gelişimizden ötürü sevinçli idiler. Önce Halid b. Velid, ondan sonra Osman b. Talha ilerleyip bey'at ettiler. Onlardan sonra ben ilerledim ve birden kendimi onun dizleri dibine oturmuş buldum. Utancımdan başımı kaldırıp ona bakamıyordum. Geçmiş günahlarımın bağışlanması şartı ile ona bey'at ettim. Gelecek günahlarım ise hiç hatırıma gelmedi.
Hz. Peygamber de:
- Şüphesiz İslâmiyet daha Önce işlenen günahları siler, süpürür. Hicret de aynı şekilde geçen günahları siler, dedi.
Allah'a yemin ederim ki ben ve Halid b. Velid Müslüman olduktan sonra Peygamber (s.a.v.), önemli gördüğü herhangi bir işte ikimize verdiği değeri hiç kimseye vermiyordu. Ebu Bekir'in yanında da bu değere sahip idik. Hz. Ömer zamanında da bu durumda idik. Ancak Hz. Ömer, Halid'e karşı kınayıcı bir tutum sergilemekte idi."
Vakidî, hocası Abdülhamid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ye-zid b. Ebi Habib'e şöyle bir soru sordum:
- Amr b. As ile Halid b. Velid'in Medine'ye ne zaman geldiklerini bana söyleyebilir misin?
- Hayır. Ancak fetihden önce geldiler."
Ben derim ki: Babam bana haber verdi ki, Amr b. As, Halid b. Velid ve Osman b. Talha, hicretin sekizinci senesinin safer ayında Medine'ye geldiler.

