«Ve onlara yakın bir fetih verdi.» ayet-i kerimesinde geçen fetih kelimesi ile Hayber fethi kastedilmiştir, Abdurrahman b. Ebi Leyla'nın, bu ayeti böyle yorumladığını Şube rivayet etmiştir.
Musa b. Ukbe dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Hudeybiye'den döndükten sonra Medine'de yirmi gün veya buna yakın bir süre kaldı. Sonra Hayber'e gitmek üzere Medine'den çıktı. Allah, ona Hayber'i fethedeceğini vaad etmişti.
Musa'nın, Zührî'den naklen anlattığına göre Hayber, hicretin altıncı senesinde fethedilmiştir. Doğrusu ise önce de söylediğimiz gibi bu fethin, hicri yedinci sene başında yapılmış olmasıdır.
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Hudeybiye'den döndükten sonra zilhicce ayını ve muharrem ayının da bir kısmını Medine'de ikamet ederek geçirdi. Sonra muharrem ayının son kısmında Hayber'e gitmek üzere Medine'den çıkıp yola koyuldu.
Yunus b. Bükeyr, Mervan ile Misver'in şöyle dediklerim rivayet etmiştir:
Hudeybiye barışının yapıldığı sene Rasûlullah (s.a.v.) Medine'ye dönerken, Mekke ile Medine arasında kendisine Fetih sûresi nazil oldu. Zilhicce ayında Medine'ye girdi. Orada kaldı. Bir süre sonra Hay-ber'e doğru yola çıktı. Hayber ve Gatafan arasında bir yer olan Reci vadisine inip konakladı. Gatafanhların Hayberlilerin imdadına gitmelerinden korktu. Sabah olunca üzerlerine doğru yürüdü.
Beyhakî'ye ve Vakidî'nin bu manadaki bir rivayetine göre Hayber savaşı, hicri yedinci sene başında yapılmıştır.
Abdullah b. İdris'in, İshak kanalı ile Abdullah b. Ebi Bekir'den naklettiğine göre Hz. Peygamber, muharrem ayının sonunda Hay-ber'i fethetmiş ve safer ayı sonlarında da Medine'ye dönmüştür, ibn Hişam'ın ifadesine göre bu savaşa giderken Peygamber Efendimiz, Nümeyle b. Abdullah el-Leysî'yi Medine'de kendi yerine vekil bırakmıştır.
İmam Ahmed b. Hanbel, Affan kanalı ile Hüseyniden rivayet etti ki Hüseym'in babası İrak şöyle demiştir: Peygamber (s.a.v.), Hay-ber'de iken Ebu Hüreyre, kendi kavminden bir toplulukla birlikte Medine'ye geldi. O sırada Medine'de Siba b. Urfuta, Peygamber vekili idi.
Ravi der ki: Ben, Siba'm yanma gittim. Gördüm ki, sabah namazının birinci rekâtında Meryem sûresini, ikinci rekatında ise Mutaffi-fm sûresini okuyor. Bu sûreyi duyunca kendi kendime, «Ölçekle bir şey satın alırken tam ölçen, ama ölçekle birşey satarken eksik ölçen kimsenin vay haline!...» dedim. Namazı kılınca biraz dolaştık, nihayet Hayber'e geldik. Hz. Peygamber, fetih işini tamamlamıştı. Savaşa katılan Müslümanlarla konuştu, bizi de ganimetlerine ortak ettiler.
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Hayber'e gitmek üzere Medine'den çıktığında Asr yoluna koyuldu. Oraya varınca bir mescid inşa etti. Sonra da Sahba yoluna koyuldu. Ordusuyla birlikte Reci vadisine yönelerek Hayberlilerle Gatafanlılar arasında konakladı. Maksadı, Gatafanhların Hayberlilere yapacakları yardıma engel olmaktı. Çünkü Gatafanlılar, Peygamber Efendimiz'e karşı Hayberlilerin müttefiki ve yardımcıları idiler.
Bize ulaşan bir rivayete göre Gatafanlılar, Hz. Peygamber'in Hayber'e doğru sefere çıktığını duyduklarında toplanıp bir araya gelmiş, sonra da ona karşı Hayberlilere yardım etmek üzere Hayber yoluna koyulmuşlardı. Hızlıca yürümektelerken arkalarında bıraktıkları mallarına ve ailelerine birşey olacağını sandılar. Gerisin geri dönüp ailelerinin ve mallarının başına geçtiler. Rasûlullah (s.a.v.) ile Hayberlileri başbaşa bıraktılar ve aradan çekildiler.
Buharı, Abdullah b. Mesleme kanalı ile Süveyd b. Numan'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hayber'in fethedildiği sene Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte Medine'den Hayber'e doğru yola çıktık. Hayber'e yakın bir yer olan Sahba'ya vardığında, Rasûlullah ikindi namazını kıldı, sonra yiyeceklerin getirilmesini istedi. Sadece kavrulmuş un getirildi. Üzerine su serpilmesini emretti. Su serpildi. Islanan undan hem kendisi yedi, hem de biz yedik. Sonra akşam namazının vakti girdi. Yeniden abdest almaya gerek duymadan sadece ağzını çalkalayıp namaz kıldı.
Buharı, Seleme b. Ekva'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte Hayber'e doğru yola çıktık. Geceleyin yol gitmekte iken topluluk içinden bir adam, Amir'e: «Ey Amir, recez bah-rindeki şiirlerini bize dinletsene!» dedi. Amir, şair adamdı. Devesinden inerek şu şiiri okumaya başladı:
«Allah'ım, sen olmasaydın, doğru yolu bulamazdık. Sadaka vermez, namaz da kılamazdık. Hayatta kaldığımız sürece bizi bağışlayıp affet.
Üzerimize sükunet ve huzur bırak, Düşmanla karşılaştığımızda bize sebat ver. Hak'tan başkasına çağrılırsak icabet etmeyiz. Yüksek sesle bağırarak üzerimize geldiler.»
Rasûlullah (s.a.v.): «Kim bu şiir okuyan?» diye sorunca, «Amir b. Ekva'dır.» dediler. «Allah ona rahmet etsin.» deyince, orada bulunanlardan biri: «Amir, Cennet'e girmeyi hak etti, bizi ondan yararlandır-sana ya Rasûlallah» dedi.
Nihayet Hayber'e vardık, onları yendik, şiddetli bir açlık hissetmeye başladık. Daha sonra Cenâb-ı Allah, oranın fethini bize nasib etti. Fetih akşamı insanlar çok miktarda ateş yaktılar. Bunu gören Rasûlullah (s.a.v.) şöyle sordu:
- Bu ateşleri niçin yakıyorsunuz?
- Et pişirmek için.
- Ne eti?
- Ehlî eşek eti.
- Bu etleri dökün ve kazanları da kırın!
- Etleri döktükten sonra kazanları kırmayıp da yıkasak olmaz mı ya Rasûlallah?
- Öyle de olabilir.
insanlar savaş için saf tuttuklarında Amir, kısa kılıcıyla bir Yahudi'nin bacağına vurmak isterken kılıcının keskin ucu dönüp kendi diz kapağına isabet etti ve bu sebeble kendisi öldü.
Seleme der ki: "Dönüşte Rasûlullah (s.a.v.), elimi tutup bana bakmış ve «Neyin var?" demişti. Ben de 'Anam babam sana feda olsun ya Rasûlallah, Amir'in emeğinin boşa çıktığını söylüyorlar." dedim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Böyle diyenler yalan söylüyorlar! (İki parmağını bir araya getirerek) Aslında onun iki sevabı vardır. O, hiçbir Arabm kendisi kadar bu güzel vasıfla cihad ile Medine'ye kadar yürüyemediği bir mücahidtir!»
Ibn İshak da, Amir b. Ekva'ın kıssasını başka bir şekilde naklederek şöyle der:
Ebu Heysem b. Nasır b. Dehr el-Eslemî'nin babası kendisine, Rasûlullah (s.a.v.)'m Hayber'e giderken şöyle dediğini işittiğini söylemiş: «Ey Ekva'ın oğlu Amir, in de bize şiirlerinden bir kısmını oku.» (Bu emri alan Amir) bineğinden inip Rasûlullah (s.a.v.)'a şu şiiri okudu:
«Andolsun ki, Allah olmasaydı, doğru yola eremezdik.
Sadaka vermez, namaz da kılmazdık.
Biz, tecavüze uğrayan bir milletiz.
Fitne çıkarmak isterlerse onlara yanaşmayız.
Üzerimize sükûnet ve huzur bırak. Düşmanla karşılaştığımızda bize sebat ver.»
Bu şiirini dinledikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) ona:
«Rabbin sana rahmet etsin.» dedi.
Hz. Ömer de:
- Ya Rasûlallah, Amir'in Cennet'e girmesi hak oldu. Bizi ondan yararlandırsana (şiirini okumaya devam etmesini söylesene), dedi.
Amir, Hayber gazvesinde şehid düştü.
İbn İshak, onun şehid olurken Öldürülüşünü, tıpkı Buharî'nin anlattığı gibi anlatır.
İbn İshak, Ebu Ma'teb b. Amr'dan rivayet ederek der ki: Rasûlullah (s.a.v.), Hayber'in üst taraflarına geldiğinde ashabına -ki ben de aralarında bulunuyordum- durun, dedi. Sonra şöyle dua etti:
«Ey göklerin ve onların gölgelendirdiği varlıkların Rabbi! Ey yerlerin ve onların üzerinde duran şeylerin Rabbi! Ey şeytanların ve onların saptırdıklarının Rabbi! Ey rüzgarların ve onların savurduklarının Rabbi! Biz senden bu kasabanın, bu kasaba halkının ve içindeki şeylerin hayrını, iyiliğini diliyoruz. Bu kasabanın, bu kasaba halkının ve içindeki şeylerin kötülüğünden de sana sığınıyoruz. Haydi bakalım... Allah'ın adı ile ilerleyin!»
Bu hadis, bu yönü ile gerçekten gariptir.
Bu hadisi Haûz Beyhakî de, Ebu Mervan-ı Eslemî'den rivayet etmiştir. Mervan'm babası, dedesinin şöyle dediğini nakletmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Hayber'e doğru yola çıktık. Oraya yakm bir tepenin üzerine varıp şehri görünce, Rasûlullah (s.a.v.), yanında bulunan insanlara, "Durun bakalım." dedi. Durdular. Sonra şöyle dua etmeye başladı:
«Ey yedi kat göklerin ve onların gölgelendirdikleri varlıkların Rabbi olan Allah'ım! Ey yedi kat yerlerin ve onların üzerinde duran varlıkların Rabbi olan Allah'ım! Ey şeytanların ve onların saptırdıklarının Rabbi olan Allah'ım! Bu kasabanın, bu kasaba halkının ve içindeki şeylerin hayrım, iyiliğini senden diliyoruz. Bu kasabanın, bu kasaba halkının ve içindeki şeylerin şerrinden, kötülüğünden de sana sığınıyoruz. Haydi bakalım, esirgeyen ve bağışlayan Allah'ın adı ile ilerleyin!»
İbn İshak, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.), bir kavim ile gaza ettiği zaman sabahlamadan onlara saldırmazdı. Eğer ezan sesini işitirse, oraya dokunmaz ve beklerdi. Eğer bir ezan işitmezse saldırırdı. Biz Hayber'e bir gece vakti indik. Rasûlullah (s.a.v.) geceledi. Sabahleyin bir ezan işitmedi. Atma bindi. Biz de onunla birlikte bindik. Ben Ebu Talha'nın terkisine bindim. Benim ayağım Rasûlullah (s.a.v.)'ın ayağına değiyordu. Hay-ber'in işçilerini sabah erken giderlerken karşıladık, kürekleriyle ve büyük sepetleriyle çıkmışlardı. Rasûlullah (s.a.v.)'ı ve askerleri görünce: «Muhammed askerleri" dediler ve geri dönüp kaçtılar. Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle dedi:
- Allahu Ekber, Hayber harap oldu. Biz, bir kavmin meydanına inersek, uyarılanların sabahı ne kötü bir sabah olur!
Buharı, Abdullah b. Yusuf, Malik ve Humeyd et-Tavil kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.), geceleyin Hayber'e geldi. O bir kavme geceleyin geldiğinde sabah olmadıkça onlara saldırmazdı. Sabah olunca Yahudiler, kürekleri ve büyük sepetleriyle çalışmak üzere dışarı çıktılar. Rasûlullah'ı görünce: «Vallahi Muhammed, Muhammed ve askerler!» dediler. Bunun üzerine Rasûlullah da şöyle buyurdu:
«Hayber harab oldu. Bir kavmin meydanlığına inersek uyarılan kimselerin sabahı ne kötü bir sabah olur!»
Buharî, Sadaka b. Fadl ve Ebu Uyeyne kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Sabahleyin erkenden Hayber'e vardık. Hayberliler, küreklerini ellerine alıp çalışmaya çıktılar. Peygamber (s.a.v.)'i görünce:
«Vallahi Muhammed! Muhammed ve ordu!» dediler. Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle dedi:
«Allahu Ekber... Hayber harab oldu. Bir kavmin meydanlığına inersek uyarılanların sabahı ne kötü bir sabah olur!»
Biz, eşek etlerinden bir miktar yemiştik. O esnada Rasûlullah (s.a.v.)'m emrettiği bir adam bize şöyle bir çağrıda bulundu:
«Allah ve Rasûlü sizi eşek eti yemekten menediyorlar. Çünkü o et, pistir ve murdardır.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Peygamber (s.a.v.), Hayber'e geldiğinde onların tarlalarına çıktıklarını ve küreklerinin ellerinde bulunduğunu gördü. Onlar da ordusuyla beraber Rasûlullah'ı görünce geri dönüp kalelerine sığındılar. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
«Allahu Ekber!... Hayber harab oldu. Bir kavmin meydanlığına inersek uyarılanların sabahı ne kötü bir sabah olur!»
Buharî, Süleyman b. Harb kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), sabah namazını Hayber'e yakın bir yer olan Gales'te kıldı. Sonra şöyle dedi;
«Allahu Ekber... Hayber harab oldu. Biz bir kavmin meydanlığına indiğimiz takdirde uyarılanların sabahı ne kötü bir sabah olur!»
Oraya vardığımızda Hayberliler çıkıp sokaklarda koşuşmaya başladılar. Peygamber (s.a.v.), onların savaşçılarını Öldürdü. Çoluk çocuklarını ve kadınlarını esir aldı. Esir alınanlar arasında Safîye de
vardı.
Safiye, önce Dıhyetü'l-Kelbî'nin payına düşmüştü. Sonra Peygamber (s.a.v.)'in oldu. Peygamber (s.a.v.), onunla evlendi. Mehir olarak onu hürriyetine kavuşturdu.»
Abdülaziz b. Suhayb, Sabit'e şöyle dedi:
- Ey Ebu Muhammed, sen misin Enes hakkında: «O ne doğru sözlüdür.» diyen kişi?
Sabit de onu tasdik anlamında başını salladı.
Buharî ve Müslim, Hayber savaşında insanların eşek etini yemekten men olunduklarına dair hüküm verildiğini çeşitli ahkam ki-tablarında muhtelif yollarla nakletmişlerdir.
Beyhakî, Ebu Tahir el-Fakih kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Rasûlullah (s.a.v.), hastayı ziyaret eder, cenazelerin peşinde gider, kölelerin davetine icabet eder, merkebe binerdi. Beni Kurayza ve Beni Nadir savaşlarında da bir merkep üzerinde idi. Hayber savaşında da yuları hurma lifinden yapılmış, üzerinde hurma lifinden örülme bir palan bulunan bir merkebe binmişti.»
Ben derim ki: «Buharî'nin sahihinde Enes'ten nakl olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Hayber savaşında kalelerin yanından koşarken, eteği baldırının Üzerinden çekilip baldırı görünmüştü. Kuvvetli görüşe göre o, o günde merkep üzerinde değil at üzerinde idi.» Bu hadis, sahih ise de bu demektir ki, Peygamber (s.a.v.) bazı günlerde merkebe binmiştir. Doğrusunu Allah bilir.
Buharî, Ebu Amran el-Cevnî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Enes, cuma gününde insanlara baktı. Bazı kimselerde taylasanlar gördü ve: "Sanki şu anda bunlar Hayber Yahudileridirler." dedi. Buharî, Abdullah b. Mesleme kanalı ile Seleme b. Ekva'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ali b. Ebi Talib, Hayber savaşında Rasûlullah (s.a.v.)'dan geri kaldı. Gözleri ağrıyordu. Sonra şöyle dedi: "Ben Rasûlullah'tan geri mi kalacağım?" Böyle dedikten sonra Rasûlullah'a kavuştu. Hayber'in feth edileceği geceyi geçirirken Rasûlullah: - Yarın bayrağı Allah ve Rasûlü'nün sevdiği bir adama vereceğim (ya da o benden alacaktır.) ve fetih, onun vasıtasıyla gerçekleşecektir, dedi.
Bayrağı bize vereceğini ümid ediyorduk. Bir de baktık ki «İşte Ali!» denildi. Bayrağı ona verdi ve onun bayraktarlık yaptığı esnada Hayber fethedildi.»
Buharî, Kuteybe ve Yakub b. Abdurrahman kanalı ile Sehl b.
Sa'd'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hayber gününde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- Yarın bayrağı öyle bir adama vereceğim ki, Allah onun vasıtasıyla fethi müyesser kılacaktır. Allah ve Rasûlü onu sever, o da Allah ve Rasûlünü sever.
Gece olunca insanlar birbirlerine gidip gelmeye ve yarın bayrağın kime verileceğini konuşmaya başladılar. Sabah olunca Peygamber (s.a.v.)'in yanına gittiler. Herkes bayrağın kendisine verileceğini ümid ediyordu. Peygamber (s.a.v.):
- Ebu Talib oğlu Ali nerede? diye sordu.
- Onun gözleri ağrıyor ya Rasûlallah, dediler.
Rasûlullah haber gönderdi, Ali geldi. Gözlerine tükürüp dua etti. Gözleri iyileşti. Sanki hiç ağrımamıştı. Bayrağı kendisine verdi. Ali şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, onlar da bizim gibi oluncaya kadar kendileriyle savaşayım mı?
- Yoluna devam et, taki meydanlıklarına inesin. Sonra onları İslâm'a davet et. Allah'ın, onlar üzerindeki hakkını kendilerine bildir. Allah'a yemin ederim ki, senin vasıtanla bir adamın hidayete ermesi, kızıl tüylü develerin tamamının senin olmasından daha hayırlıdır!»
Sahih-i Müslim ve Beyhakî'de Ebu Hüreyre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
«Yarın bayrağı, Allah ve Rasûlünü seven, Allah ve Rasûlünün de kendisini sevdiği bir adama vereceğim ve Allah, onun vasıtasıyla fethi müyesser kılacaktır!»
Hz. Ömer dedi ki: «Sadece o gün emirliği arzuladım.»
Rasûlullah, Hz. Ali'yi çağırdı, onu bayraktar olarak ileri sürdü. Sonra şöyle dedi:
- Git ve savaş ki, Allah, senin vasıtanla fethi müyesser kılsın. Sakın geri dönme ve arkana bakma.
- Ne üzere savaşacağım?
- Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet getirmelerine kadar onlarla savaş. Eğer bunu yaparlarsa, artık bize karşı canlarını ve mallarını korumuş olurlar. Ancak canlarının ve mallarının alınmasını hak etmeleri müstesnadır. Hesapları ise Allah'a aittir.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Mus'ab b Mikdam ve Cahş b- Müsenna kanalı ile Ebu Said el-Hudrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.), bayrağı alıp salladı. Sonra şöyle dedi: «Bunu kim hakkı ile alır?» Falan adam gelip: «Ben alırım.» dedi. Rasûlullah ona: «Geç bakalım.» dedi. Sonra bir başka adam geldi. Ona da: «Geç bakalım.» dedi. Sonra Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi:
«Muhammed'in yüzünü mükerrem kılan Allah'a yemin ederim ki bayrağı (savaştan) kaçmayacak bir adama vereceğim.» Böyle dedikten sonra Ali'ye hitaben: «Al sana ey Ali!» dedi. Hz. Ali de cepheye gitti. Nihayet Allah onun vasıtasıyla Hayber'in ve Fedek'in fethini müyesser kıldı. Ali de Hayber'in hurmasını ve pastırmasını getirdi.»
Yunus b. Bükeyr, Muhammed b. İshak kanalı ile Seleme b. Anar b. Ekva'm şöyle dediğim rivayet etmiştir: «Peygamber (s.a.v.), Ebu Bekir (r.a.)'i bazı Hayber kalelerine gönderdi. Ebu Bekir savaştı, sonra döndü. Her ne kadar yorulduysa da fetih müyesser olmadı.
Sonra Ömer (r.a.)'i gönderdi. O savaştı, sonra geri döndü. Fetih müyesser olmadı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- Yarın bayrağı, Allah ve Rasûlünün sevdiği, onun da Allah'ı ve Rasûlünü sevmekte olduğu bir adama vereceğim. Allah, onun vasıtasıyla fethi müyesser kılacaktır. O, cepheden kaçan biri değildir. Seleme dedi ki: Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v.), Ali b. Ebi Talib (r.a.)'i çağırdı. O gün Ali'nin gözleri ağrımakta idi. Rasûlullah, onun gözlerine tükürdü. Sonra şöyle dedi:
- Bayrağı al ve öne geç ki, Allah senin vasıtanla fethi müyesser kılsın.
Ali de, Allah'a yemin ederim ki, göğsü inip kalkacak şekilde hızlı bir şekilde koşmaya başladı. Biz de arkasından onu izliyorduk. Nihayet bayrağını kale altında bir taş kümesinin ortasına dikti. Kalenin üzerinde duran bir Yahudi onu görünce:
- Sen kimsin? diye sordu. O da:
- Ben Ebu Talib oğlu Ali'yim! dedi. Yahudi, bu defa şöyle cevap verdi:
- Musa'ya indirilen Tevrat'a yemin ederim ki siz galib oldunuz. Allah, onun vasıtasıyla fethi müyesser kılmcaya kadar Ali savaştan geri dönmedi.»
Beyhakî, Büreyde'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Hayber günü olduğunda Ebu Bekir bayrağı aldı. Savaştı, geri döndü. Ama fetih müyesser olmadı. Mahmud b. Mesleme öldürüldü. İnsanlar cepheden geri döndüler. Rasûlullah (s.a.v.), bunun üzerine şöyle buyurdu:
- Yarın bayrağı Allah ve Rasûlünü seven, Allah ve Rasûlü'nün de kendisini sevmekte olduğu bir adama vereceğim. Allah, onun vasıtasıyla fethi müyesser kılmcaya kadar o, savaştan geri dönmeyecektir!
Biz de yarın fetih müyesser olacak diye gönül rahatlığı içinde geceledik. Rasûlullah (s.a.v.), ertesi gün sabah namazını kıldı. Sonra bayrağın getirilmesini emretti. Bayrak getirildi. Ayağa kalkıp durdu. Rasûlullah in yanında kıymeti bulunan bizlerden her birimiz bayrağın verileceği adamın, kendisi olacağım ümid ediyordu. Öyle ki ben parmaklarım üzerine dikildim. Başımı kaldırdım. Ama Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Talib oğlu Ali'yi çağırdı. Ali gözlerinden rahatsızdı. Rasûlullah, onun gözlerine el sürdü. Sonra bayrağı ona teslim etti. Onun vasıtasıyla fetih müyesser oldu. Ben, Merhab'm sahibi idim.»
Yunus, İbn İshak'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Hayber'de fethedilen ilk kale Naim kalesi idi. O kalenin yanında Mahmud b. Mesleme öldürüldü. Üzerine değirmen taşı atılmış, böylece öldürülmüştü.»
Beyhakî, Yunus b. Bükeyr kanalı ile Büreyde'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.)'m bazen başı ağrır, bir iki gün evden dışarı çıkmazdı. Hayber'e indiğinde de baş ağrısına yakalandı. İnsanların arasına çıkamaz oldu. Ebu Bekir, Rasûlullah'm bayrağını aldı, ileri atıldı. Şiddetli bir şekilde savaştı. Sonra geri döndü. Bu defa bayrağı Ömer eline alıp ileri atıldı. Şiddetli bir şekilde çarpıştı. Öncekine nisbetle daha güçlü savaşıyordu. Ama o da geri döndü. Durumu Rasûlullah (s.a.v.)'a anlattıklarında o şöyle buyurdu:
- Yarın bu bayrağı Allah ve Rasûlünü seven, Allah ve Rasûlü tarafından da sevilen bir adama vereceğim ki, o Hayber'i zorla fethedecektir.
O esnada, orada Ali yoktu. Kureyşliler boylarını uzattılar, ayaklarının parmakları üzerinde dikilerek kendilerini göstermeye gayret ettiler. Onlardan her biri bayrağın kendisine verileceğini ümit ediyordu. Sabah olunca Ali b. Ebi Talib, kendi devesi üzerine binmiş vaziyette geldi. Yakın yerde devesini ıhdırdı. Gözleri ağrıyordu. Gözlerine bir sargı sarmıştı. Rasûlullah (s.a.v.) ona:
- Neyin var? diye sordu. O da:
- Senden sonra gözlerim ağrımaya başladı, dedi. Rasûlullah:
- Yanıma yaklaş, dedi. Sonra gözlerine tükürdü. Göz ağrısı kalmadı. Öyle ki, Ali yoluna rahatlıkla devam edebildi. Sonra bayrağı ona verdi. Ali, üzerinde kırmızı ve ergüvani renkte bir cübbe olduğu halde ileri atıldı. Süslerini çıkarmıştı. Hayber şehrine geldi. Kale kumandanı Merhab Yemanî, bir miğferi başına geçirmiş olarak ortaya çıktı. Bir taşı yumurta gibi koyup kafasına geçirmişti. Şu şiiri söylüyordu:
«Hayber bilir ki ben Merhab'ım,
Silahı keskin, denenmiş bir kahramanım.
Bazen süngüyü dürterim, bazen kılıçla vururum.
Arslanlar gazaplanmaya başladıkları zaman,
Benim koruluğum öyle bir koruluktur ki, ona yaklaşılamaz.»
Ali (r.a.) de ona şöyle cevap verdi:
"Ben o kimseyim ki, annem bana Haydar (aslan) adını vermiştir. Kükremesi şiddetli orman arslanları gibiyim. Sizin ölçekleriniz şendere ölçeği gibi tahmini ve götürü ölçekler midir?"
Ali ile Merhab, karşılıklı vuruştular. Ali, ona bir darbe vurdu. Başındaki taşı, miğferi ve kafasını parçaladı. Darbesi azı dişlerine kadar tesir etti. Böylece Ali, şehri teslim aldı.
Müslim ve Beyhakî, İkrime b. Ammar tariki ile İyaz b. Seleme b. Ekva'dan, o da babasından rivayet etmişlerdir ki, Seleme b. Ekva bu konuda uzun uzadıya bir hadis zikretmiş ve Beni Fezara gazvesinden dönüşlerini anlatmış, sonra da şöyle demiştir: Beni Fezara gazvesinden döndükten sonra sadece üç gün durduk. Sonra Hayber'e gittik. Yolda iken Amir, ortaya çıkıp şu şiiri söyledi:
«Vallahi eğer sen olmasaydın, doğru yola eremezdik. Sadaka vermez, namaz da kılmazdık. Senin lütfundan müstağni değiliz. Üzerimize sükunet ve huzur bırak, Düşmanla karşılaştığımızda bize sebat ver.»
Ravi dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.):
- Bu şiiri söyleyen kimdir? diye sordu.
- Amirdir, dediler. Rasûlullah:
- Rabbin seni bağışlasın, dedi.
Ravi dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'m özel olarak kendisinden bahsettiği her kişi mutlaka şehid olmuştu.
Deve üzerinde duran Hz. Ömer, şöyle dedi:
- Bizi Amirden yararlandırsana ya Rasûlallah!
Ravi dedi ki: Hayber'e geldik. Merhab meydana çıktı. Kılıcını elinde sallıyor ve şöyle diyordu:
"Hayber biliyor ki, ben Merhab'ım,
Silahı keskin denenmiş bir kahramanım,
Savaşlar üzerime gelip de alevlendiğinde bahadırım.»
du:
Bunun üzerine karşısına Amir (r.a.) çıktı. Çıkarken şöyle diyor-
"Hayber bilir ki, ben Amir'im,
Silahı kuşanmış, savaşa atılan bir bahadırım." İkisi karşılıklı vuruştular. Merhab'ın kılıcı Amir'in kalkanına değdi. Amir, dönüp vücudundaki eziyetleri gidermeye başladı. Kol damarını kesti. Böylece Öldü.
Seleme dedi ki: Dışarı çıktığımda Rasûlullah'ın sahabelerinden bir grubun şöyle dediklerini işittim: «Amir'in ameli boşa çıktı. Çünkü o kendini öldürdü!»
Bunu duyunca ağlayarak Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanına geldim. Bana dedi ki:
- Neyin var?
- Amir'in amelinin boşa çıktığını söylüyorlar.
- Kim böyle demiş?
- Ashabından bir grub.
- Onlar yalan söylüyorlar. Aksine Amirin sevabı iki kattır. Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Ali'ye haber gönderip çağırttı. O esnada
Hz. Ali'nin gözleri ağrımakta idi. Rasûlullah buyurdu ki:
- Bugün bayrağı Allah ve Rasûlünü seven bir adama vereceğim.
Hz. Ali'nin kolundan tutup Rasûlullah'ın yanma götürdüm. Rasûlullah, onun gözlerine tükürdü. Gözleri iyileşti, bayrağı ona verdi. Merhab da vuruşmak için ortaya çıkarken şöyle diyordu:
«Hayber biliyor ki ben Merhab'ım,
Silahı kuşanmış, tecrübeli bir yiğidim.
Savaşlar üzerime gelip alevlendiğinde bahadırım.»
Onun karşısına Ali şöyle diyerek çıktı:
"Ben o kimseyim ki, annem bana Haydar (aslan) adını vermiştir. Korkunç görünümlü orman arslanı gibiyim,
Onlara götürü ölçeklerle ölçeceğim (Karşıma çıkan bütün adamlarını vuracağım)."
Hz. Ali böyle dedikten sonra Merhab'a bir darbe vurup başını yardı. Ve böylece fetih müyesser oldu.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Hüseyin b. Hasan el-Aşkar kanalı ile Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Merhab'ı öldürdüğümde başını Rasûlullah (s.a.v.)'a getirdim.»
Musa b. Ukbe'nin Zührî'den rivayet ettiğine göre, Merhab'ı, Mu-hamnaed b. Mesleme öldürmüştür. Muhammed b. İshak da böyle demiştir. O, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Yahudi Merhab, Hayber kalesinden şu şiiri okuyarak dışarı çıktı:
büyük İslâm tarîhî
"Hayber biliyor ki ben Merhab 'im..
Silahı kuşanmış, deneyimli bir bahadırım.
Bazen süngüyü dürterim, bazen kılıçla vururum.
Aslanlar gazablanmaya başladıkları zaman
Benim koruluğum öyle bir koruluktur ki, ona yaklaşılmaz."
Ona, Ka'b b. Malik şu cevabı verdi:
"Hayber biliyor ki, ben Ka'b im. Gamları, kederleri giderici, cesaretli ve güçlüyüm. Savaş tahrik edildiği ve savaş ateşi alevlendirildiği zaman, Benimle beraber yıldırımın parıltısı gibi keskin kılıç vardır. Sizi ayaklar altında çiğneyip ezeriz. Katı şeyler yumuşayıncaya kadar sizi çiğneriz.
Kendisinde bir yorgunluk bulunmayan güçlü bir avuç ile ezeriz.»
Merhab, şiir okumaya başladı ve:
- Yok mu benimle mübareze edecek kimse? diye meydan okudu. Rasûlullah (s.a.v.):
- Yokmudur bunun karşısına çıkacak kimse? dedi. Muhammed b. Mesleme, şöyle cevap verdi:
- Ya Rasûlallah, ona karşı ben çıkacağım. Vallahi intikam almaya hakkım vardır. Dün benim kardeşimi öldürdü.
Rasûlullah (s.a.v.):
- Haydi ona karşı git bakalım. Allah'ım, buna sen yardım et, dedi. Onlardan biri, diğerine yaklaştığı zaman aralarına yaşlı bir sütle-
ğen türünden yassı yapraklı bir ağaç girdi. O ikisinden biri, diğerine karşı onu siper etmeye başladı. Onlardan her biri, ağacı siper ettikçe, diğeri kılıcıyla o ağaçtan, önündeki kısmı kesti. O ikisinden herbiri diğeriyle karşılaştıkça, ağaç ikisi arasında ayakta duran bir adam gibi oldu. Öyle ki ağaçta dal kalmadı. Sonra Merhab, Muhammed b. Mesleme'nin üzerine saldırıp vurdu. O da kalkanla ondan korundu. Onun kılıcı o kalkana takıldı. Kılıcı kırıp tuttu. Muhammed b. Mesleme de ona vurdu ve öldürdü.
îbn İshak dedi ki: Bazılarının ifadesine göre Merhab'ı öldürürken Muhammed b. Mesleme, şu şiiri söylemiştir:
"Hayber bilir ki, ben ileriye atılıp giderim.
Dilediğim zaman tatlı bir kimseyim, dilediğim zaman öldürücü bir zehirim."
Vakidî'nin, Cabir'den ve diğer seleften rivayet ettiğine göre Merhab'ı, Muhammed b. Mesleme öldürmüştür. Vakidî'nin anlattığına göre Muhammed, Merhab'm iki ayağını kesmiş, Merhab ona:
«İşimi bitir de öldür beni.» demiş, ama Muhammed: "Hayır, ölümün acısını tıpkı kardeşim Mahmud'un tattığı gibi tadacaksın.", demiş, sonra Ali oradan geçip başını koparmıştı. Merhab'm üzerindeki eşyayı almak hususunda Muhammed b. Mesleme ile Ali anlaşamamışlar, Rasûlullah'm yanma gitmişlerdi. Rasûlullah (s.a.v.), Merhab'-ın kılıcını, mızrağım, miğferini Muhammed b. Mesleme'ye vermişti. Kılıcının üzerinde şu ibare yazılı idi: "Bu Merhab'm kılıcıdır. Bunun darbesini tadan kişi yıkılıp yere düşer."
İbn İshak dedi ki: Sonra Merhab'm kardeşi Yasir:
- Benimle mübareze yapacak kimse yok mu? diyerek ortaya atıldı.
Hişam b. Urve'nin ifadesine göre karşısına Zübeyr çıktı. Anası Safiye binti Abdülmuttalib:
- Ya Rasûlallah, şu Yasir benim oğlumu öldürecek dedi. Fakat Rasûlullah ona:
- Hayır inşaallah senin oğlun onu öldürecektir, dedi.
İkisi karşı karşıya gelip vuruştular. Zübeyr, onu öldürdü.
Zübeyr'e: "Vallahi o gün senin kılıcın keskin idi." denildiğinde Zübeyr şu karşılığı vermişti: "Vallahi keskin değildi. Fakat ben kılıcı zorladım."
Yunus, Rasûlullah'm azadlısı Ebu Rafi'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), bayrağını Ali b. Ebi Talib ile birlikte gönderdiği zaman çıktık. Kaleye yaklaştığı zaman kale halkı dışarı çıktı. Ali onlarla savaştı. Yahudilerden bir adam ona vurdu. Bunun üzerine onun kalkam elinden düşünce kalenin kapısını söküp kendine kalkan edindi. Savaştığı sürece o kapıyı kalkan olarak kullandı. Nihayet Cenâb-ı Allah, Hayber'in fethini ona nasib etti. Sonra kalkan olarak kullandığı kapıyı yere bıraktı. Ben kendimi yedi kişinin içinde gördüm. Sekizincileri ben idim. O kapıyı tersine çevirmeye çalıştık, fakat çeviremedik."
Bu haberde cehalet ve sened kopukluğu açıkça görülmektedir.
Ama Hafız el-Beyhakî ile Hakim, Muttalib b. Ziyad tariki ile Ca-bir'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: «Hayber gününde Ali kapıyı kaldırdı. Müslümanlar, onun üzerinden geçerek içeri girdiler ve kaleyi fethettiler. Bilahare denediler. Kırk kişi o kapıyı kaldıramadı.»
Bu rivayette de zayıflık vardır. Cabir'den gelen bir başka zayıf rivayette de şöyle denmektedir: "Sonra yetmiş kişi toplandılar, ancak zorlukla o kapıyı yerine koyabildiler."
Buharı, Mekkî b. İbrahim kanalı ile Yezid b. Ebi Ubeyd'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Seleme'nin bacağında bir darbe izi gördüm.
Ya Eba Müslim, bu darbe nedir? diye sordum. O da:
- Bu, Hayber gününde yediğim bir darbedir, dedi.
İnsanlar o esnada: "Seleme vuruldu." dediler. Ben de Peygamber (s.a.v.)'in yanma gittim. Yarama üç kez üfledi. O esnada iyileştim. Şikayetim kalmadı.»
Buharî, Abdullah b. Mesleme kanalı ile Sehl'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Bir gazvede Peygamber (s.a.v.) ile müşrikler karşı karşıya gelip savaştılar. Her kavim kendi askerine meyletti. Müslümanlar arasında öyle bir adam vardı ki, müşriklerden hiçbirini bırakmıyor, mutlaka peşine takılıyor, onu kılıcıyla vuruyordu. Denildi ki: «Ya Rasûlallah, aramızda falan kişi kadar sevap kazanan kimse yoktur.» Bu söz üzerine Rasûlullah:
- O Cehennemliklerdendir, dedi. Sahabeler dediler ki:
- Eğer o Cehennemliklerden ise, o halde hangimiz Cennetlik olabiliriz?
Orada bulunan topluluktan biri şöyle dedi:
- Ben, bu adamı izleyeceğim. Yavaş da gitse hızlı da gitse beraberinde olacağım.
Onu izledi. Baktı ki, yaralandı. Yarasının acısına dayanamayarak kendini acele öldürüp intihar etti. İntihar edişi şöyle oldu: Kılıcının kabzasını yere gömdü. Ucunu göğsüne, iki memesinin ortasına denk getirip gövdesini üzerine bastırdı. Böylece kendini öldürdü.
Bunun üzerine adamın biri, Peygamber (s.a.v.)'e gelip: "Senin Allah Rasûlü olduğuna şahadet ederim." dedi.
Rasûlullah:
- Neden böyle söyledin? diye sordu. Adam da olup bitenleri kendisine haber verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
«Kişi
insanlara
görünecek
şekilde
Cennetlik
kimselerin
amelini
işler,
oysa
ki
o Cehennemliklerdendir.
Kişi,
yine
insanlara
görünecek
şekilde
Cehennemliklerin
amelini
işler,
oysa
ki
o Cennetliklerdendir.»
Buharî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Hayber savaşında hazır bulunduk. Rasûlullah (s.a.v.), beraberinde bulunup da Müslümanlığını iddia eden bir adam hakkında: "Bu Cehennemliklerdendir." dedi. Savaş başladığında o adam, Yahudilerle şiddetli bir şekilde savaştı. Çok yaralar aldı. Öyle ki bazı insanlar onun Cehennemlik oluşundan şüphe edecek hale geldiler. Adam aldığı yaraların acısına dayanamadı. Elini okluğuna atıp birkaç ok çekti. Onlarla kendini öldürüp intihar etti. Müslümanlardan birkaç kişi koşarak Rasûlullah'm yanına geldiler ve şöyle dediler:
- Ya Rasûlallah! Allah seran sözünü tasdik etti. Palan kişi intihar etti. Kendini öldürdü.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- Ey falan kalk, şöyle bir duyuruda bulun: «Cennet'e ancak mümin kimse girebilir. Allah bu dinî, facir bir kimse ile de destekler.»
Musa b. Ukbe, Zührî'den Cenâb-ı Allah'ın, iman ve şehidliği aynı anda kendisine nasib ettiği siyahi kölenin kıssasını rivayet etmiştir. İbn Lehia da Ebu'l-Esved'ten, o da Urve'den böyle bir rivayette bulunmuştur: «Habeşi ve siyahi Hayberli bir köle, Rasûlullah'ın yanma geldi. O, efendisinin davarlarını gütmekte idi. Hayberlilerin silahlarını ellerine almış olduklarını görünce onlara sordu:
- Niçin silahlandınız?
- Peygamber olduğunu iddia eden şu adamla savaşacağız. Peygamber kelimesi adamın kalbine tesir etti. Gütmekte olduğu
koyunlarla birlikte Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelip şöyle sordu:
- Sen neye davet ediyorsun?
- Seni İslâm'a davet ediyorum. Allah'tan başka ilâh bulunmadığına, benim de Allah'ın Rasûlü olduğuma şahadet etmeye ve Allah'tan başkasına ibadet etmemeye seni çağırıyorum.
- Eğer buna şahadet eder ve Allah'a iman edersem benim mükafatım ne olacaktır?
- Eğer bu halde ölürsen mükafatın Cennet olacaktır. Köle Müslüman olup şöyle dedi:
- Ey Allah'ın peygamberi! Şu koyunlar benim yanımda emanettirler.
- Öyleyse bunları ordugahımızın dışına çıkar ve üzerlerine çakıl taşları savur ki, gitsinler. Böylece Allah, emaneti yerine getirmiş olduğunu kabul edecektir.
Adam, Rasûlullah'ın emrini yerine getirdi. Talimata uydu. Koyunlar da efendisinin yamna dönüp gittiler. Uzaktan bu manzarayı gören Yahudi, kölesinin Müslüman olduğunu anladı.
Rasûlullah (s.a.v.), kalkıp insanlara vaaz ve nasihatte bulundu.
Ravi, hadisin kalan kısmını anlatmış, Rasûlullah'ın Hz. Ali'ye bayrağı verişini, Hz. Ali'nin Yahudilerin kalesine yaklaşmasını, Mer-hab'ı öldürmesini, onunla birlikte o siyahi kölenin Öldürülüşünü, Müslümanların onun cenazesini kaldırıp kendi ordugahlarına getirişlerini, çadıra konulusunu, Rasûlullah'ın, onun cenazesinin bulunduğu çadıra girip sahabelerine baktıktan sonra şöyle dediğini anlatmıştır: «Allah, bu köleye ikramda bulundu. Bunu hayra şevketti. İslâmiyet kalbine gerçekten yerleşti. Ve ben bunun başının yanında iri gözlü hurilerden iki tane gördüm.»
Hafız el-Beyhakî, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğim rivayet etmistir: Hayber gazvesinde Rasûlullah (s.a.v.) ile beraberdik. Bir se-riyye çıktı. Beraberinde gütmekte olduğu koyunlarla birlikte bir adamı esir aldı.
Cabir, içinde şu siyahi köleden bahsedilen kıssaya benzeyen bir kıssa anlattı ve sonunda şöyle dedi: «Şehid olarak öldürüldü. Ama o, —yeni Müslüman olduğu için— Allah'a henüz bir kez dahi secde etmemişti!»
Beyhakî, Enes (r.a.)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Adamın biri, Peygamber (s.a.v.)'e gelip şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah! Ben rengi siyah, yüzü çirkin bir adamım. Malım da yok. Eğer öldürülünceye kadar şunlarla savaşırsam Cennet'e girer miyim?
- Evet.
Adam ileriye atıldı. Şehid edilinceye kadar savaştı. Cenazesi Rasûlullah'ın yanına getirildi. Rasûlullah şöyle dedi:
- Allah senin yüzünü güzelleştirdi. Kokunu hoş etti ve malını çoğalttı.
Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), oradaki sahabelere hitaben şöyle dedi: «Bu adama iri gözlü hurilerden iki eş verilmiş olduğunu gördüm ki, cübbesini çekiştiriyorlardı. Cübbesi ile teni arasına giriyorlardı.»
Beyhakî, Şeddad b. Hadd'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bedevilerden bir adam, Rasûlullah (s.a.v.)'ın yamna gelip iman etti ve ona tabi oldu. Sonra Rasûlullah'a: «Seninle beraber hicret edeceğim.» dedi. Peygamber (s.a.v) de onu bazı sahabelerine tavsiye etti. Hayber gazvesi olduğunda Rasûlullah (s.a.v.), ele geçirdiği ganimetleri taksim ettiğinde ona da pay verdi. Onun payını sahabelere teslim etti. Çünkü o, sahabelerin bineklerini gütmekte idi. Geldiğinde payını ona verdiler. O da:
- Bu nedir? diye sordu.
- Rasûlullah'ın sana verdiği ganimet payıdır, dediler.
- Ya Rasûlallah, ben şu ganimet payına sahip olmak için sana tabi olmadım. Ancak (okunu eline alarak boğazına işaret edip) şuramdan vurulup şehid olmak ve böylece Cennet'e girmek için sana tabi oldum, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.):
- Eğer Allah'a doğru söylüyorsan, o da seni doğrulayacaktır, dedi.
Sonra düşmanla savaşmak için ileri atıldı. Savaşıp vuruldu. Şehid oldu. Cenazesi kaldırılıp Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma getirildi. Boğazından, işaret ettiği yerden vurulmuştu. Rasûlullah (s.a.v.):
- O mu, o mu? diye sordu.
- Evet odur, dediler.
- Allah'a doğru söyledi. Allah da onun sözünü tasdik etti, dedi.
Peygamber (s.a.v.), onu kendi cübbesine sararak kefenledi. Sonra musallaya koyup cenaze namazını kıldı. Sonra şöyle dedi: «Allah'ım, bu senin kulundur. Senin yolunda Muhacir olarak yola çıktı. Şehid olarak öldürüldü. Ben de onun şahidiyim.».

