El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hüneyn Gününde Hevazin Gazvesi

Yüce Allah buyurdu ki: "Andolsun ki Allah, size birçok yerde ve çokluğunuzun sizi böbürlendirdiği fakat bir faydası da olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bozularak arkanıza döndüğünüz Hüneyn …

Yüce Allah buyurdu ki:

"Andolsun ki Allah, size birçok yerde ve çokluğunuzun sizi böbürlendirdiği fakat bir faydası da olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bozularak arkanıza döndüğünüz Hüneyn gününde yardım etmişti.

Bozgundan sonra Allah, peygamberine ve mü'minlere güvenlik yerdi ve görmediğiniz askerler indirdi. İnkar edenleri azaba uğrattı. İnkarcıların cezası budur.

Allah, bundan sonra da dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bağışlar ve merhamet eder." (etTevbe, 25-27.)

Muhammed b. İshak b. Yesar, kitabında şöyle der: "Rasûlullah (s.a.v.), hicri sekizinci sene şevval ayının beşinde fetihten sonra He-vazin'e doğru gitti."

Muhammed b. İshak'm ifadesine göre Mekke, ramazan-ı şerifin bitimine on gün kala fethedildi. Yani Hevazin'e gitmeden onbeş gece önce fethedildi.

Vakidî dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), şevvalin altısında Hevazin'e doğru yola çıktı. Şevvalin onunda Hüneyn'e ulaştı. Ebubekir es-Sıd-dik dedi ki: "Bugün sayımızın azlığından dolayı mağlup edilmeyiz."

Hezimete uğradılar. Bunlar için de hazimete ilk uğrayanlar Beni Süleym kabilesi oldu. Sonra Mekkeliler, daha sonra da diğer kalanlar hezimete uğradılar.

İbn İshak dedi ki: Hevazinliler, Rasûlullah (s.a.v.)'ı ve Allah'ın ona müyesser kıldığı Mekke fethini duydukları zaman, Malik b. Avf en-Nasrî onları topladı. Hevazin ile birlikte Sakif in tamamı, Nasr ve Cüşem'in hepsi, Sa'd b. Bekir ve Beni Hilal'den de az bir grup onlara katıldılar. Kays b. Aylan'dan sadece bunlar toplulukta hazır bulundular. Hevazin'den ne Ka'b, ne de Kilab kabileleri, o toplulukta hazır bulunmadılar. Onlardan meşhur hiçbir kimse o toplulukta hazır bulunmadı.

Beni Cüşem kabilesinde Düreyd b. Simme vardı. Bu yaşlı bir kimse idi. Ondan, sadece görüşü ile ve savaş bilgisi ile uğur beklenilirdi. Tecrübeli bir ihtiyardı. Sakifte de onların iki efendisi vardı. Müttefiklerden de Karib b. el-Esved b. Mesud b. Muattib vardı. Beni Malik'ten de Zü'1-Himar Sübey'a b. Haris b. Malik ve onun kardeşi Ahmer b. Haris vardı. Hepsinin idaresi, Malik b. Avf enNasrî'nin elinde toplanıyordu. O, Rasûlullah (s.a.v.)'ın üzerine yürümeye azmettiği zaman, ordusuyla birlikte mallarını, kadınlarını ve çocuklarını da şevketti. Evtas'a indiği zaman ordusu onun yanına toplandı. Onların içinde Düreyd b. Simme vardı. Deve üstünde, gölgelik altında taşınıyordu. İndiği zaman şöyle dedi:

- Siz hangi vadidesiniz?

- Evtas vadisindeyiz.

- Ne güzel at koşacak yerdir! Ne keskin kayalı tepelik, ne de toprağı yumuşak düzlüktür. Ne oluyor? Deve sesi, eşek anırması, çocuk ağlaması ve davar melemesi işitiyor gibi oluyorum.

- Malik b. Avf, halk ile birlikte mallarını, kadınlarını ve çocuklarını da sevk edip getirdi.

- Malik nerededir? -İşte Malik...

Malik çağrıldı, Düreyd ona şöyle dedi:

- Ey Malik ne oluyor? Deve sesini, eşek anırmasını, çocuk ağlamasını ve davar melemesini işitiyor gibi oluyorum.

- Millet ile birlikte onların mallarını, çocuklarını ve kadınlarını da önüme katıp getirdim.

- Bunu neden yaptın?

- Onlardan her bir adamın ardında, onun ailesini ve malını koymak istedim ki, erkekler onları savunarak savaşsınlar.

Bunun üzerine Düreyd onu kovdu, onun bu yaptığını yadırgadı. Sonra şöyle dedi:

- Koyun çobanı, ne olacak. Anlamaz ki! Vallahi, savaştan dağılıp kaçan kimseyi, hiçbir şey geri çevirebilir mi? Çünkü savaş senin lehinde olur ise, kılıçlı ve mızraklı erkekten başka kim sana fayda verebilir? Eğer savaş senin aleyhine olur ise ailenin ve malının içinde de rezil olursun.

Böyle dedikten sonra sözünü şöyle sürdürdü:

- Ka'b ve Kilab ne yaptı?

- Onlardan hiçbir kimse o toplulukta hazır bulunmadı.

- Hiddet ve şecaat kayboldu. Eğer yücelme ve yükselme günü olsaydı, ondan ne Ka'b, ne de Kilab geri kalmaz ve kaybolmazdı. Sizin de Ka'b ve Kilab gibi bu topluluğa katılmamanızı dilerdim. Bu toplulukta sizden kim hazır bulundu?

- Amr b. Amir ve Avf b. Amir hazır bulundu.

- Amir'in bu iki kuzusunun ne faydalan olur, ne de zararları.

- Ey Malik, sen, Hevazin topluluğunu atların göğüslerine doğru ileri sürmekle birşey yapmadın, onları beldelerinin korunaklı yerlerine ve kavimlerinin üst taraflarına götür. Sonra Müslümanları atlar üstünde karşıla. Eğer savaş senin lehine olursa arkada kalanlar sana yetişirler. Eğer savaş senin aleyhine olursa en azından aileni ve malını korumuş olursun. Malik dedi Ki:

- Allah'a yemin ederim ki, bunu yapmam. Yaşlandığın gibi aklın da yaşlanmış. Vallahi ey Hevazin topluluğu! Ya bana mutlak itaat edersiniz veya sırtımdan çıkıncaya kadar bu kılıcın üzerine dayanırım!

O, Düreyd b. Simme'nin bu toplulukta adının anılmasını ve görüşünün geçerli olmasını istemiyordu. Hevazin topluluğu da ona şu cevabı verdi:

- Sana itaat ettik.

Bunun üzerine Düreyd şöyle dedi: Bu öyle bir gündür ki, ben, ne hazır bulundum, ne hazır bulunmadım. Sonra da şu şiiri okudu:

"Keşke o toplulukta genç olsaydım. Onda yürür ve koşardım.

Saçları uzun, bağının bağlandığı yerin üst tarafında saçı olan bir atı yediyorum. Sanki o at ne büyük, ne küçük, orta halli bir yaban eşeğidir."

Sonra Malik, insanlara şöyle dedi: Onları gördüğünüz zaman kılıçlarınızın kınlarını kırınız. Sonra bir tek adamın saldırışı gibi saldırınız.

İbn İshak, Ümeyye b. Abdullah b. Osman'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bana anlatıldığına göre Malik b. Avf, adamlarından bir takım gözetleyiciler gönderdi, ona geldiklerinde onları, eklemleri âdeta kopmuş bir vaziyette gördü. Onlara şöyle dedi:

- Yazıklar olsun size! Bu ne haldir?

- Beyaz benekli atların üzerinde beyaz bazı adamlar gördük. Vallahi onlara ilişir ilişmez, bizi gördüğün bu hale soktular. Vallahi bu durum onu, kasdettiği gaye üzerine yürüme niyetinden geri döndürmedi."

İbn İshak dedi ki:

Peygamber (s.a.v.), onları işitince, onlara Abdullah b. Ebi Hadred el-Eslemî'yi gönderdi ve ona, onların içine girmesini, onların arasında kalmasını ve bilgilerini almasını, sonra onların haberini kendisine getirmesini emretti.

İbn Ebi Hadred de gitti ve aralarına girdi. Orada kaldı. Rasûlullah (s.a.v.) ile savaşmak için yapmış oldukları şeyi dinleyip öğrendi. Malik ve Hevazin'in durumunu gördü, dediklerini dinledi, sonra döndü ve Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına geldi. Olayı ona haber verdi.

Rasûlullah (s.a.v.), Hevazin ile karşılaşmak için üzerlerine yürümeye karar verdiği zaman ona, SafVan b. Ümeyye'nin yanında zırhların ve silahların olduğu anlatıldı. Rasûlullah onu çağırdı. O zaman Safvan müşrik idi. Ona şöyle dedi:

- Ey SafVan, bu silahlarını bize emanet ver ki, onlarla yarın düşmanlarımızı karşılayalım, savaşalım. - Ya Muhammedi Gasb olarak mı alıyorsun?

- Hayır, aksine emanet olarak alıyorum. Ben onları sana geri verinceye kadar onlar kefalet altındadır.

- Öyleyse olur. Bunda bir sakınca yok.

Bunun üzerine SafVan, Rasûlullah'a yüz zırh ile yeter miktarda silah verdi. Anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), ondan o silahları taşıma işini de üstlenmesini istedi. O da taşıma işini yerine getirdi."

Yunus b. Bükeyr'den gelen bir rivayette de yukarıdaki hadise olduğu gibi anlatılıyor, zırhlardan bahsediliyor ve İbn Ebi Hadred'in keşiften dönüp de Rasûlullah (s.a.v.)'a Hevazinlilerin haberini verdiği zaman Ömer b. Hattab'm onu yalanladığı ifade ediliyor. Bunun üzerine ibn Ebi Hadred, ona şöyle cevap vermiş:

- Eğer beni yalanladmsa ey Ömer, hakkı da yalanlayabilirsin. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle demişti:

- Ya Rasûlallah, ibn Ebi Hadred'in söylediğini işitmiyor musun? Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) da şu cevabı vermiş:

- Ey Ömer, sen dalalette idin. Allah seni hidayete iletti.

İmam Ahmed b. Hanbel, SafVan b. Ümeyye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), Hüneyn gününde Ümeyye'den emanet olarak zırhlar aldı. Ümeyye:

- Ya Muhammedi Bunu gasb olarak mı alıyorsun? diye sordu. Rasûlullah (s.a.v):

- Hayır, aksine kaybolması ve telef olması halinde tazmin edilecek bir emanet olarak alıyorum, dedi. Bu zırhların bir kısmı zayi oldu. Rasûlullah, (s.a.v.), tazminatını ödemeyi teklif edince Ümeyye:

- Ya Rasûlallah, ben bugün İslâm'a girmeye daha çok rağbet ediyorum, dedi."

Ebu Davud, Yezid b. Harun tariki ile Abdullah b. Safvan ailesinden bazı kimselerin şöyle dediklerini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.):

- Ey SafVan, senin yamnda silah var mı? diye sordu. SafVan da:

- Emanet olarak- mı, yoksa gasb olarak mı istiyorsun? diye sorunca, Rasûlullah:

- Hayır, emanet olarak istiyorum, dedi.

SafVan da otuz, kırk kadar zırhı Rasûlullah'a emanet olarak verdi. Rasûlullah, Hüneyn gününde savaştı. Müşrikler hezimete uğradıklarında SafVan'ın emanet olarak verdiği zırhlar toplandı. Bazıları kayboldu. Rasûlullah (s.a.v.), Safvan'a:

- Senin zırhlardan bazılarını kaybettik. Bedelini sana ödeyelim mi? diye sordu.

SafVan da şu cevabı verdi:

- Hayır ya Rasûlallah, bugün benim kalbimde bir duygu ve inanç var ki, zırhları sana emanet olarak verdiğim günde yoktu."

Bu da mürsel bir rivayettir.

İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra beraberinde Mekke halkından 2.000; kendisiyle birlikte çıkan ve kendileriyle Allah'ın Mekke'yi fethettirdiği ashabından da 10.000 kişi ile yola çıktı. Böylece onlar, 12.000 kişi oldular.

Ben derim ki: Urve, Zührî ve Musa b. Ukbe'nin kavillerine göre Rasûlullah'm Hevazin'e götürdüğü askerlerin sayısı, toplam olarak 14.000 bin kişi olmuştur. Çünkü o, adı geçen bu kişilerin kavline göre Mekke'ye 12.000 askerle gelmişti Mekke'de serbest bırakılan 2.000 kişi de bunlara eklendi. Böylece 14.000 kişi oldular.

İbn İshak'm anlattığına göre Rasûlullah (s.a.v.), şevvalin beşinde Mekke'den Hevazin'e doğru yola çıktı. Mekkeliler üzerine Attab b. Üseyd b. Ebu'l-İs b. Ümeyye b. Abdu'ş-Şems el-Ümevî'yi tayin etti.

Ben derim ki: O zaman Attab'm yaşı yirmiye yakın idi.

Rasûlullah (s.a.v.), Hevazinlilerle karşılaşmak niyeti ile yola koyulup gitti.

Ravi burada Abbas b. Mirdas es-Süîemî'nin şu kasidesini zikretmiştir:

"Benden Hevazin'in yukarısına ve aşağısına bir öğüt mektubu götür ki, şu açıklama vardır:

Zannediyorum ki, Rasûlullah, size kumandanları olan bir ordu ile yerin boşluğunda hücum edecektir.

Onların içinde kardeşiniz Süleym sizi terkedip bırakacak değildir. Müslümanlar Allah'ın kullarıdır. Hiddetli gençlerdir.

Sağ yanındaki desteğinde Beni Esed ve Ecreban (Uyuzlar) Beni Abs ve Zübyan vardır.

Az kaldı ki, onun korkusundan yer sarsılsın. Onların önünde de Evs ve Osman vardır."

İbn İshak dedi ki: Evs ve Osman, Müzeyne kabileleridir.

İbn İshak, Zührî kanalı ile Haris b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Hüneyn'e çıktık. Biz cahüiyetten henüz çıkmış kimselerdik. Onunla birlikte Hüneyn'e doğru yürüdük. Kureyş kafirlerinin ve onlardan başka diğer Arapların yeşil renkli büyük bir ağaçları vardı. Ona Zatu Envat denilirdi. Her sene onun yanma gelirler, silahlarını onun üzerine asarlar, yanında kurban keserler ve bir gün itikaf yaparlardı. Biz, Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte yürürken, büyük yeşil bir ağaç gördük. Yolun yan taraflarından birbirimize şöyle seslendik: - Ya Rasûlallah, bize de Zatu Envat ağacı gibi bir ağaç kıl. Onların Zatu Envat ı olduğu gibi bizim de olsun.

Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle dedi:

- Allahu Ekber!.. Muhammed'in nefsi elinde bulunan zata yemin ederim ki, siz de tıpkı Musa'nın kavminin Musa'ya dediği gibi dediniz:

«"Ey Musa! Onların tanrıları gibi bize de bir tanrı yap." dediler. Musa: "Doğrusu siz bilgisiz bir milletsiniz." dedi.» (ei-A'râf, ıss.) Yani bu bir âdettir. Siz geçmişlerin âdetine uyuyorsunuz." Ebu Davud, Ebu Tevbe kanalı ile Sehl b. Hanzeliyye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Biz, Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Hüneyn gününde akşama dek yol yürüdük. Öğle vakti olduğunda Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanında idik ki, o esnada atlı bir adam geldi ve şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah! İşte önünüze geldim. Ben falan falan dağlara çıktım. Bir de baktım ki, sabahleyin Hevazinliler kendi binekleri, büyük ve küçük baş hayvanları ile birlikte Hüneyn'de toplanmışlar.

Rasûlullah (s.a.v.) gülümsedi ve: "İnşaallah yarın bütün bunlar Müslümanlara ganimet olacaktır." dedi, sonra da:

- Bu gece bizi kim bekleyecek? diye sordu. Enes b. Mersed:

- Ya Rasûlallah, ben sizi beklerim, dedi. Bunun üzerine Rasûlullah:

- O halde atma bin, dedi. Enes de atma bindi ve Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldi. Rasûlullah, ona şöyle emir verdi:

- Şu boğaza git ve yukarıya çık. Bu gece senin tarafından bize bir baskın gelmesin.

Sabahladığımızda Rasûlullah (s.a.v.) namazgahına gitti. İki rekat namaz kıldı. Sonra:

- Süvarinizi duydunuz mu? diye sordu. Dediler ki:

- Ya Rasûlallah, onu duymadık.

Bunun üzerine Rasûlullah, insanları namaza çağırdı. Namaz kılmaya başladı. Sonra namazım tamamlayınca boğaza dönüp baktı ve: "Size müjdeler olsun. İşte süvariniz geldi." dedi. Boğazdaki ağaçların arasından bakmaya başladık. Bir de baktık ki, süvari geldi. Rasûlullah (s.a.v.)'m önünde durdu ve şöyle dedi:

"Ben şu boğazın üst taraflarına doğru gittim. Rasûlullah in bana emrettiği yerde beklemeye başladım. Sabah olunca boğazın iki yanma keşif için gittim. Baktım, kimseyi göremedim."

Rasûlullah (s.a.v.) ona sordu:

- Geceleyin nöbet yerinden aşağıya indin mi?

- Hayır, sadece namaz kılmak veya def-i hacette bulunmak için indim.

- (Cennet'i kendine) vacib kıldın. Artık bundan sonra çalışman gerekmez."