El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hz. Hamza'nın Şehîd Edilmesi

İbn İshak dedi ki: Hamza b. Abdülmuttalib savaştı. Ertat b. Abdi Şürahbil b. Haşim b. Abdumenaf b. Abdu'd-Dar'ı öldürdü. Ertat, sancağı taşıyan kişilerdendi. Hamza, Osman b.Ebu Talha'yı da öldürdü. O sancaktardı. Şöyle …

İbn İshak dedi ki: Hamza b. Abdülmuttalib savaştı. Ertat b. Abdi Şürahbil b. Haşim b. Abdumenaf b. Abdu'd-Dar'ı öldürdü. Ertat, sancağı taşıyan kişilerdendi. Hamza, Osman b.Ebu Talha'yı da öldürdü. O sancaktardı. Şöyle diyordu:

«Sancaktar olan kimselerin mızrağı kana boyamaları ya da kırılmaları gerekir.»

Hamza (r.a.\ ona saldırdı ve Öldürdü.

Sonra ona Siba b. Abdil-Uzza el-Gubşanî rastladı. Buna Ebu Niyar denirdi. Hamza dedi ki:

- Bana doğru gel, ey dalakları kesen kadının oğlu!

Siba'nm anası Ümmü Enmar, Şerik b. Amr b. Vehb es-Sekafî1 nin azadhsı idi. Mekke'de sünnetçilik yapardı. Karşı karşıya geldiklerinde Hamza ona vurup öldürdü.

Cübeyr b. Mut'im'in kölesi Vahşi şöyle dedi: «Vallahi ben, Hamza'ya bakıyordum. Halkı kılıçtan geçiriyor ve dokunduğu hiçbir şeyi bırakmıyordu. Tıpkı bozalak erkek deve gibi idi. O sırada ona benden Önce Siba' b. Abdil-Uzza gitti. Hamza ona şöyle dedi:

- Bana doğru gel ey dalakları kesici kadının oğlu! Böyle deyip ona bir darbe indirdi. Vurmakla kesmek bir oldu. Sanki kılıç, hederinden hiç şaşmadı. Ben mızrağımı salladım. Nihayet ona isabet edeceğine tam kanaat getirdiğim zaman üzerine fırlattım. Göbeği ile kasığı arasına isabet etti. İki ayağının arasından çıktı ve o bana döndü. Takatsiz bir şekilde yere düştü. Biraz bekledim. Nihayet öldü. Ben de geldim, süngümü aldım, sonra ordugaha doğru uzaklaştım. Artık ondan başkasını vurmaya gerek yoktu.»

İbn İshak, Abdullah b. Fadl b. Ayyaş b. Rebia b. Haris kanalı ile Cafer b. Amr b. Umeyye edDamrî'nin şöyle dediğini rivayet eder:

«Muaviye b. Ebu Süfyan zamanında ben ve Ubeydullah b. Adiy b. Hıyar -ki bu, Beni Nevfel b. Abdumenafm kardeşidir- yola çıktık. Halkla birlikte yolları aşıp geçtik. Döndüğümüz zaman Hıms'a uğradık. Cü-beyr b. Mut'im'in azadlısı Vahşi oraya yerleşmiş ve orada ikamet ediyordu. Oraya geldiğimizde Ubeydullah b. Adiy bana dedi ki:

- Vahşi'ye uğrayıp ona, Hamza'yı nasıl öldürdüğünü soralım mı? Ben de:

- Nasıl istersen, dedim.

Ona sormak için Hıms'a gittik. Vahşi'yi sorarken bir adam bize şöyle dedi:

- Siz muhakkak onu yakında evinin avlusunda bulacaksınız. O, alkolik bir adamdır. Eğer onu ayık vaziyette görürseniz, Arabî bir kıyafet içinde onu bulursunuz ve yanında istediğiniz şeyleri de bulursunuz. Kendisinden soracağınız haberlerden dilediğiniz haberi alabilirsiniz. Eğer onu, kendisini bazı haller ile bulursanız ondan ayrılıp uzaklasın. Ravi diyor ki:

- Biz de çıktık, yolda yürüyorduk. Nihayet ona geldik. Bir de baktı ki o, evinin avlusunda bir hasırın üzerinde duruyor. Yaşlanmış kuşlar gibi yıkılmıştı. Ayıktı. Herhangi bir rahatsızlığı yoktu. Yanına vardığımızda kendisine selam verdik. Başını Ubeydullah b.Adiy'e doğru kaldırıp şöyle dedi:

- Adiy b. Hiyar'm oğlumusun sen? -Evet...

- Vallahi seni, Zu-Tuva'da sana süt emziren anan Sadiye'ye verdiğim zamandan beri seni görmedim. Ben seni o kadına, o devesi üzerinde iken vermiştim. O seni bezlerin içinde aldı. Ayakların bana göründü. Vallahi şimdi yanımda durduğun zaman ayaklarından seni tanıdım.

Ravi diyor ki: Yanında oturduk ve ona şöyle dedik:

- Sana Hamza'yı nasıl öldürdüğünü anlattırmak için geldik. Onu nasıl öldürdün?

Vahşi dedi ki:

- Ben Rasûlullah (s.a.v.)'a -bunu bana sorduğu zaman anlattığım gibi- size de aynen anlatacağını: Ben cübeyr b. Mut'im'in kölesi idim. .Amcası Tuayme b. Adiy, Bedir savaşında vurulmuştu. Kureyşliler Uhud'a yürüdüklerinde Cübeyr bana şöyle dedi;

- Eğer Muhanımed'in amcası Hamza'yı amcama karşılık öldürür-sen,sen özgürlüğüne kavuşursun! Ben de halkla birlikte yola çıktım. Ben Habeşli bir adam idim. Mızrağı Habeşlilerin atışı gibi atardım. Çok az hedefi şaşırdığım olurdu. Halk, karşı karşıya geldiğinde ortaya çıktım. Hamza'yı gözetliyor ve ona bakıyordum. Nihayet onu topluluğun yanında gördüm. Bozalak erkek deve gibi idi. Milleti kılıçtan geçiriyordu. Hiçbir şey ona karşı duramıyor. Ona dayanamıyordu. Ben onun için hazırlanıyor, onu hedefliyor ve ondan bir ağaç ya da bir taş ile gizleniyordum İd, bana yaklaşsın. Bu ara Siba' b. Abdil-Uzza benden önce ona doğru gitti. Hamza, onu görünce ona: «Gel bana, ey dalakları kesen kadının oğlu!» dedi ve hemen ona bir darbe indirdi. Vurmayı ve kesmeyi öyle hızlı yaptı ki, sanki kılıç hiç hedeften şaşmadı.

Ben mızrağımı salladım. Nihayet ona vuracağıma tam kanaat getirdiğim anda mızrağı üzerine fırlattım. Göbeği ile kasığı arasına girdi. İki ayağının arasından da çıktı. Ağır ağır bana doğru yekinmeye başladı, nihayet olduğu yere yığıldı. Ben, onu ve mızrağımı böyle bıraktım. O da orada öldü. Sonra yanma geldim ve mızrağımı aldım. Daha sonra ordugaha döndüm ve orada oturdum. Artık işimi tamamlamıştım. Yapacak başka bir şeyim yoktu. Çünkü onu da ancak özgürlüğüme kavuşayım diye öldürdüm. Mekke'ye geldiğim zaman Özgürlüğüme kavuştum. Sonra Mekke'de ikamet ettim. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'yi fethettiği zaman Taife kaçtım-ve orada bekledim. Taifin elçilik heyeti, Rasûlullah'm yanma Müslüman olmak için gittikleri zaman bana bütün yollar kapandı. Kendi kendime dedim ki:

«Şam'a ya da Yemen'e veya herhangi bir beldeye giderim. Vallahi ben bu düşüncede iken bir adam bana dedi ki:

- Yazıklar olsun sana! Vallahi Muhammed, dinine giren ve şahadet getiren hiçbir kimseyi öldürmüyor!

Adam bunu bana söylediği zaman yola çıktım. Medine'ye Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldim. Onun baş ucunda, ayakta hak şahadeti getiriyor olmamdan başkasını işitmedi, beni görünce dedi ki:

- Vahşi sen misin?

- Evet, ya Rasûlallah!

- Otur, bana Hamza'yı nasıl öldürdüğünü anlat!

Ben de onu size anlattığım gibi anlattım. Sözümü bitirdiğim zaman dedi ki:

-Yazık sana! Karşımdan kaybol ve seni hiç görmeyeyim!

Rasûlullah (s.a.v.)'dan her nerede olursa, uzak kaçıyordum ki, beni görmesin. Nihayet Allah onun ruhunu kabzedinceye kadar böylece kaçmaya devam ettim.

Müslümanlar, Yemame'nin sahibi Müseylemetü'l-Kezzab'a karşı savaş açtıklarında onlarla beraber sefere çıktım. Hamza'yı Öldürürken kullandığım mızrağımı yanıma aldım. İki ordu karşı karşıya geldikleri zaman Müseylemetü'l-Kezzab'ı elinde kılıç olduğu halde ayakta dururken gördüm. Onu tanıyordum. Vurmaya hazırlandım. Diğer taraftan da Ensâr'dan bir adam hazırlandı. Her ikimiz de onu hedefliyorduk. Mızrağımı oynattım. Nihayet tam hedefe vuracağıma kanaat getirdiğim zaman mızrağımı üzerine fırlattım. Mızrak onu saplandı. Ensâr'dan olan o adam da onun üzerine atıldı ve kılıçla vurdu. Artık hangimizin onu öldürmüş olduğunu Allah daha iyi bilir. Eğer onu ben öldürmüş sem, Rasûlullah (s.a.v.)'dan sonra insanların en hayırlısı olan Hamza'yı ve insanların en şerlisi olan o kafiri öldürdüm, sayılır.

Ben derim ki: Vahşi'nin burada sözünü ettiği Ensârî'den kasıt, Ebu Dücane Simak b. Harşe'dir,

Vakidî, Ridde olaylarından bahsederken şöyle demiştir: Vahşi'nin yukarıda sözünü ettiği Ensârî'den maksat, Abdullah b. Zeyd b. Asım el Mazini'dir.

Seyf b. Amr ise, yukarıda sözü edilen Ensârî'niri, Adiy b. Sehl olduğunu söylemiştir ki, o bir şiirinde şöyle demiştir:

«Görmedin mi ki; Ben ve onların Vahşi'si insanları dinde fitneye düşüren Müseyleme'yi öldürdük. İnsanlar onu nasıl öldürdüğümüzü bana soruyorlar. Ben derim ki: Ben onu vurdum, Vahşi ise mızrakladı.»

Meşhur kavle göre Müseyleme'ye ilk darbeyi veren Vahşi'dir. Ama Ebu Dücane onu öldürmüştür Zira İbn îshak, Abdullah b. Fadl kanalı ile İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder: «Yemame savaşında bir ünleyi-cinin şöyle diyerek duyuruda bulunduğunu duydum: Müseyleme'yi siyahı bir köle öldürdü.»

Hz. Harazanın öldürülmesi kıssasıyla ilgili olarak Buharı, Abdula-ziz b. Abdullah b. Ebi Seleme kanalı ile Cafer b. Amr b. Ümeyye ed-Damrî'nin şöyle dediğini rivayet eder:

«Ben de Ubeydullah b, Adiy b.Hiyar yola çıktık...» Bu zat,kxssayı daha önce geçtiği gibi aynen nakletmiştir. Kıssayı naklederken Ubeydullah b. Adiy'in başına bir sarık sarmış olduğunu, Vahşi'nin de onun ancak gözlerini ve ayaklarını gördüğünü, onu önceki sayfada geçtiği gibi ayaklarından tanıdığını da anlatmıştır. Bu da benzerliklere bakarak kişiyi tanıma ve soyunu belirleme hususunda büyük bir ustalıktır. Nitekim Mücezzir el-Müdlicî'de Üsame ile babası Zeyd'in ayaklarına bakarak renkleri değişik olduğu halde Üsame1 nin, Zeyd'in oğlu olduğunu tesbit etmiştir. Bu tesbitini de ikisinin ayaklarmdaki benzerliğe bakarak yapmıştır.

Cafer b. Amr b. Ümeyye ed-Damrî'nin rivayetinde şu ifadeler de geçiyor: İnsanlar savaş için karşı karşıya geldiklerinde Siba ortaya çıktı ve: "Benimle mübareze yapacak kimse yok mu?" diye sordu. Karşısına Abdülmuttalib oğlu Hamza çıktı ve ona şöyle dedi:

- Ey dalakları kesen Ümmü Enmar'm oğlu! Sen Allah'a ve Rasûlü-ne mi meydan okuyorsun?

Böyle dedikten sonra üzerine saldırıp vurdu. Sanki dünden öldürülmüş gibi oldu.

Bu rivayet zımnında Vahşi şöyle diyor:

- Ben de bir kayamn arkasında gizlenmiş, Hamza'yı gözetliyordum. Yanıma yaklaştığında mızrağımı ona fırlattım. Mızrağım, onun kasığına isabet etti. Arkasından çıktı Bu, onun son anı oldu. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.), Refık-i A'lâ'ya yükseldi. Müseylemetü'l-Kezzab ortaya çıktı. Ben kendi kendime dedim ki; Müseyleme'ye karşı düzenlenen sefere katılayım, belki onu öldürürüm de Hamza'yı öldürmenin keffare-tini öderim. İnsanlarla birlikte yola çıktım ve olanlar oldu. Bir de baktım ki, duvar gediğinde bozalakbir deve gibi, saçı başı dağınık bir adam ortaya çıktı. Ona mızrağımı fırlattım. Göğsüne isabet ettirdim. Mızrak arka taraftan omuzlan arasmdan çıktı. Bu esnada Ensâr'dan bir adam da onun üzerine atıldı. Kılıcıyla onun başına vurdu.

Abdullah b. Fadl dedi ki: Süleyman b. Yesar, Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini bana bildirdi: Evin damında bulunan bir cariye şöyle dedi:

- Vay mü'minlerin emirine! Onu siyahi bir köle Öldürdü.

İbn Hişam dedi M: Bana şu haber ulaştı ki, Vahşi'ye şarap içtiği için defaatla had vuruluyordu. Nihayet divandan çıkarıldı. Ömer b. Hattab şöyle diyordu: Bildim ki, yüce Allah, Hamza'nın katilinin yakasını bırakacak değildir.

Ben derim M: Vahşi b. Harb, yani Ebu Deşme, -Bir başka künyesi de Ebu Harb'dır- Hıms'ta öldü. İlk parlak elbise giyen kişi, Vahşi olmuştur.

İbn İshak dedi ki: Mus'ab b.Ümeyr, Öldürülünceye kadar Rasûlullah (s.a.v.)'m önünde savaştı. Onu öldüren, İbn Kamie el-Ley'sî idi. İbn Kamie, Mus'ab'ı -Rasûlullah zannederek- öldürmüştü. Öldürdükten sonra Kureyşlilerin yanma dönüp: «Muhammed'i öldürdüm.» demişti.

Musa b. Ukbe'nin, "Megazi" adlı eserinde Said b. Müseyyeb'den naklettiğine göre Mus'ab'ı, Übey b. Halef öldürmüştür. Doğrusunu Allah bilir.

Mus'ab b. Ümeyr öldürülünce, Rasûlullah (s.a.v.) sancağı Ebu Talib oğlu Ali'ye verdi.

Yunus b. Bükeyr, İbn îshak'tan rivayet ederek şöyle dedi: Sancak önceleri Ebu Talib oğlu Ali'nin yanındaydı. Rasûlullah (s.a.v.), müşriklerin sancağının Abdu'd-Dar oğullarının yanında olduğunu görünce: «Biz onlardan daha fazla vefalıyız!» deyip sancağı Ebu Talib oğlu Ali'den alarak Mus'ab b. Ümeyr'e verdi. Mus'ab öldürülünce sancağı tekrar Ebu Talib oğlu Ali'ye verdi.

ibn İshak dedi M: Ebu Talib oğlu Ali ile bir grup Müslüman, müşriklere karşı savaş verdiler.

ibn Hişam, Mesleme b. Alkame el-Mazinî'nin şöyle dediğini rivayet eder: Uhud gününde savaş şiddetlendiği zaman Rasûlullah (s.a.v.), Ensâr'm bayrağının altında oturdu. Ali b. Ebi Talib'e bayrağı öne getirmesi için haber gönderdi. Ali de öne geçip şöyle dedi:

- Ben Ebu'l-Kasm'ım (yani kırıp dökerim).

- Müşriklerin sancaktan Ebu Sa'd b. Ebi Talha, Hz. Ali'ye şöyle seslendi:

- Ey Ebu'1-Kasm, benimle mübarezeye var mısın? Oda:

- Evet, dedi.

Bunun üzerine ikisi iki safin arasında karşı karşıya geldiler ve birbirlerine peşpeşe darbeler indirdiler. Ali ona vurdu, onu yeı-e serdi. Sonra ondan ayrıldı. Onu hemen öldürmek istemedi. Ali'nin arkadaşları dediler ki: «Üzerine atılıp onu hemen öldürseydin ya?» Ali de dedi ki: «O, beni avret mahallim göstererek karşıladı. Akrabalık şefkatini çekti. Allah'ın onu öldürdüğünü anladım.» Hz. Ali, Sıffin savaşında Büsr b.Ebi Ertat'a da böyle davranmıştı. Öldürmek için Büsr'ün üzerine atıldığında Büsr, avretini ona açmış, bunun üzerine Sıffin savaşında Amr b. As da Hz. Ali'ye karşı avret mahallini açmıştı. Hz. Ali de onu vurmayıp geri dönmüştür. Bu hususta Haris b. Hadr şöyle demiştir:

«O savaşçı her günde bir süvaridir. Bu işten vazgeçmez ama toz duman ortasında avret mahalli ortaya çıkar. Ali de süngüsünü ona vurmaktan vazgeçer, Muaviye de tenhada ona güler.»

Yunus, İbn ishak'tan rivayet ederek şöyle dedi: Talha b. Ebu Talha el-Abderî, Uhud savaşında müşriklerin sancağını taşıyordu. Mübareze için karşısına adam istedi. Ama kimse karşısına çıkmak istemedi, yalnız Zübeyr b. Avvam ortaya çıktı. Devesinin üzerinde bulunan Talha'nın yanına sıçradı. Ve onu devesinden yere düşürdü. Kılıcıyla onu kesti. Rasûlullah (s.a.v.) da bu hareketinden dolayı Zübeyr'i överek şöyle dedi:

«Doğrusu her peygamberin bir havarisi vardır. Benim havarim de Zübeyr'dir. Eğer Zübeyr , mübareze için onun karşısına çıkmasaydı -insanların ona karşı çıkmaktan geri durduklarını gördüğüm için- ben çıkardım.»

İbn İshak dedi ki: Ebu Sa'd b. Ebi Talha'yı, Sa'd b. Ebi Vakkas öldürdü.

Asım b. Sabit b. Ebi Akleh savaştı. Nafi b. Ebu Talha ve kardeşi Cül-las b. Talha'yı öldürdü. Onların her birine bir ok isabet ettirdi. Bunun üzerine onlar, anneleri Sülafe'nin yanına gelir, başını onun. kucağına koyarlardı. Sülafe şöyle sorardı:

- Ey oğulcuğum, sana kim vurdu? Ona şöyle derdi:

- Biri bana vurduğu zaman; «Al bunu benden, ben İbn Ebi Ak-leh'im.» dediğini işittim.

Bunun üzerine Sülafe, şöyle bir adakta bulundu: «Eğer Allah, Asım in başını elime geçirirse kafatası içinde şarap içerim!»

Asım da Allah'tan şöyle bir dilekte bulunmuştu: "Hiçbir müşrike asla el sürmeyeyim ve hiçbir müşrik bana asla el sürmesin."

Bu sebeple Cenâb-ı Allah, Reci vak'asmda onu müşriklerden korumuştu. Nitekim bununla ilgili açıklama ileride gelecektir.

îbn İshak dedi ki: Hanzala b. Ebi Amir, onun üzerine çıktığı zaman Şeddad b. Evs -İd bu İbn Şeub'dur- onu Ebu Süfyan'm üstüne çıkmış gördü. Şeddad, ona vurdu ve onu öldürdü. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) dedi ki:

- Şüphesiz melekler arkadaşınız Hanzala'yı yıkıyorlar. Durumunu ailesinden sorun.» Bunun üzerine ashab, onun ailesinden durumunu sordular. Ailesi dedi ki:

- O, savaş çağrısını duyduğu zaman yıkanamadı. Cünüb olarak evden çıktı. Karısı Cemile binti Übey b. Selül, Hanzala'nın o gece kendisiyle gerdeğe girip damat olduğuni ifade etti.

Hanzala'nm babası Ebu Amir'e cahiliye döneminde Rahip denilirdi. Çünkü çokça ibadet ederdi. Rasûlullah, ona -hakka ve hakikat ehline muhalefet edip İslâm dinine girmemek için Medine'den kaçıp Rasûlul-lah'a muhalefet ettiğinden ötürü- fasık adını vermişti.

Musa b. Ukbe'nin anlattığına göre Ebu Amir, oğlu Hanzala'nın göğsüne tekme vurarak şöyle demişti:

- İki günah işledin. Buraya düşüp ölmekten seni alıkoymuştum. Ama dinlemedin. Vallahi sen akrabalık bağlarına rivayet eder, babana da iyi davranırdın. Ama bu sözüme riayet etmedin.

îbn İshak dedi ki: İbn Şeub, bu konuda şöyle demiştir: «Güneşin parıltısı gibi bîr darbe ile arkadaşımı ve kendimi elbette himaye ederim.»

îbn Şeub, bir başka şiirinde de şöyle demiştir:

«Ey îbn Harb, eğer benim müdafaa etmem ve hazır bulunmam olmasaydı, dağın alt yanındaki savaşta, sen elbette cevap veremeden öldürdün.

Eğer dağın alt yanında, atma hamle yaptırmam olmasaydı, sırtlanlar seni yemek için üzerine hızla koşup gelir ve seni yerlerdi.»

Ebu Süfyan'da bu konuda şöyle bir şiir söylemiştir:

«Eğer ben dileseydim, at beni kurtarırdı. İbn Şeub'a karşı minnettar olmazdı.

Benim tayım, onlardan, köpeğin seslenmekle kovulacağı bir mekanda sabahtan güneş batmcaya dek devamlı kaldı. Ordan uzaklaştım.

Onlarla savaşıyorum. "Kim üstündür?" diye soruyorum. Katı bir kavim ile onları benden defediyorum.

Şu halde ağla, hayal kırıklığına uğrayan kimsenin sözüne bakma. Ona aldırış etme ve göz yaşından, avaz ile ağlamaktan usanç getirip hayal kırıklığına uğrama.

Baban ve kardeşleri bir bir peşine gittiler ve onlar için nasip olarak gözyaşı gerekli oldu.

Neccar kabilesinden her âlicenâb cömert bir kişiyi öldürdüğüm için içimdeki şeyi unutturmaya başlamıştı.

Haşimilerden de her âlicenâb ve cömert bir erkek deveyi (yani Hamza ile Mus'ab'ı) öldürdüğümü unutturmaya başlamıştı.

Oysaki bu, savaş esnasında korkulur bir kişi değildir.

Eğer ben onlardan nefsimin intikamını alıp yüreğimi soğutmasay-dım, elbette gönülde yaraların izleri bir hüzün olurdu.

Cübbeler içinde içlerine işlemiş darbe yaraları olduğu halde kanı akan ve hüzünlü kimseler helak oldukları halde çekindiler.

Onlara, kanlan için bir emsal olmayan ve yüksek haslette de benzeri bulunmayan kimseler isabet ettirdiler.»

Bu şiire cevaben Hassan b. Sabit de şöyle demiştir;

«Haşim soyundan avcı develeri anlattın.

Oysaki senin söylediğin kesinlikle yalandır. Doğru söyleyen değilsin.Asil dediğin Hamza'yı öldürdüğüne mi güveniyorsun? Amr'ı, Utbe'-yi, oğlunu, Şeybe'yi, Haccac'ı ve İbn Habib'i öldürmediler mi?

Asi'nin, Ali'yi davet ettiği sabahı, o da keskin bir kılıçla onun davetine icabet etti. Onu kan ile suladı.»