îbn İshak dedi ki: Mu'te'ye katılanlar üzerine ağıt olarak söylenen şiirlerden biri, Hassanın şu şiiridir:
"Yesrib'de bana yeniden zor bir gece geldi.
Bir de insanlar uyudukları zaman uykuyu engelleyen bir keder
geldi.
Bir sevgilinin hatırlanması, bolca akan gözyaşımı tahrik etti. Ağlamanın sebebi hatırlamaktır.
Evet, sevgilinin yitirilişi büyük bir beladır. Çok âlicenâb kişiler vardır ki, belaya düşerler, sonra sabrederler.
Mü'minlerin hayırlılarını gördüm ki, birbirini takiben Ölüme gidiyorlar.
Onlardan sonra gelenler ise gecikiyorlar.
Mu'te'de birbirini takip eden maktulleri Allah rahmetinden uzaklaştırmasın, onlardan iki kanatlı Cafer de vardır.
Yine hep birlikte bir bir peşine gittikleri zaman, Zeyd ve Abdullah da vardır. Ölümün sebebleri ise hilesini kurmaktadır.
Mü'minlerle yürüdükleri bir sabah, mutlu ve mübarek bir çaba ve gayret onları ölüme çekiyordu.
Beyaz, ayın ondördünün ışığı gibi ak, Haşimî soyundan sırtı pek, zulme maruz kaldığı zaman cesur ve ataktık.
Vuruştu ve yastıksız olarak savaş yerine, kendisinde kırılmış süngü parçası olduğu halde uzandı.
Böylece şehid düşenlerle birlikte oldu ki, onun sevabı, ecri, mükafatı, bahçeleri girift, yeşil Cennetlerdir.
Cafer'de Muhammed'e sıkı bir vefa ve emrettiği zaman emrine sağlam ve bağlı bir güven görüyorduk.
Böylece Haşimî soyundan İslâm'da izzet mesnedleri ve övünç kaynağı eksik olmaksızın devam etti ve edecektir de.
Onlar,, İslâm'ın dağıdır. İnsanlar ise onların etrafında daha doğru birbiri üzerine yığılmış taşlardır. Onlarla yükselir ve galib olurlar.
Onlar, yüzü beyaz, efendi kişilerdir. Onlardan Cafer ve onun anasının oğlu Ali vardır. Seçilmiş Ahmed de onlardandır.
Hamza ile Abbas da onlardandır. Onlardan Akil de vardır. Ağacın suyu ise sıkılırken çıkar.
Karanlık olan her dar zamanda çıkış yeri insanlara daraldığı zaman, şiddet, zorluk onlarla açılır ve ortadan kalkar.
Onlar, Allah'ın dostlarıdırlar ki; onlara hükmünü indirmiştir ve işte bu tertemiz kitab onlardadır."
Ka'b b. Malik (r.a.) de Mu'te gazvesine katılan kimseler hakkında şöyle demiştir:
"Gözler uyur, senin gözlerinin yaşı ise sökülerek akar. Tıpkı sırımlarla dikilmiş su kabının dikişleri arasından suyun akışı gibi.
Öyle bir gecedeki, benim üzerime o gecenin hüzünleri, kederleri geldi.
Bazen inliyorum, bazen yatakta sağıma soluma dönüyorum.
Hüzün bende alışkanlık haline geldi. Ben geceledim. Sanki kutup yıldızını ve göğü gözetlemekle görevlendirilmiştim.
Ve sanki kaburgalarla iç organlarımın arasında bana gelen nöbetlerden, ateşten çıkan ışık nüfuz edip girmiştir.
Mu'te'de bir gün birbir peşine giden o kişilerin üzerine üzülmekteyim. Onlar, götürülmediler, yükseltildiler.
Allah, o yiğitlere rahmet etsin. Ve yağmurlu bulut, onların kemiklerini sulasm.
Onlar, helak olmaktan sakınmak için ve düşmandan korkarak geri dönmekten korktukları için Mu'te'de kendilerini Allah için alıkoydular.
Böylece Müslümanların önlerinde yürüdüler. Sanki onlar, üzerlerinde uçları yerde sürünen demir zırhlar bulunan erkek develerdir.
Cafer ve onun sancağı ile başlarının peşine gidiyorlardı. O ne güzel baştır.
Derken saflar aralandı. Cafer safların birbirine ulaşıp kaynaştığı sırada yere düşmüş vaziyette karşılandı.
Bunun üzerine onun kaybından dolayı aydınlatıcı ayın yüzü değişti ve güneş tutuldu. Nerede ise kaybolacaktı.
Efendim, onun binası Haşim'den yücedir. Yücelikte en üstün şerefe sahihtir.
Kadri yücelikte hiçbir kavim onlara ulaşamaz.
İlâh, kullarını saklasın ki, indirilen kitap onların üzerine indi.
Üstünlük ve âlicenaplıkça bütün topluluklara üstün oldular ve onların okulları, bilgisizlerin bilgisizliklerini örttü.
Onların şeref için kalmaları onları calıiliyete atmaz.
Onların hatibi hakkı söyler, hakkı batıldan ayırır.
Yüzleri beyazdır. Şiddetli kıtlık zamanı özür beyan ettiği zaman avuçlarının içleri cömertliğini gösterir.
Onların yol göstermeleri ile ilâh, halkından razı olur ve onların çaba ve uğraşlarıyla Allah katından gönderilmiş olan peygamber zafer bulur."

