Bu, Zeyd b. Harise komutasındaki 3.000 kişilik bir seriyyedir ki, Şam taraflarında Belka toprağına gönderilmiştir.
Muhammed b.İshak, Umretü'l Kazâ'yı anlattıktan sonra dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) Medine'de zilhiccenin kalan kısmında ikamet etti -o seneki haccın idaresini müşrikler yürüttüler- muharrem, safer, re-biyülevvel ayında Şam'a elçiler heyeti gönderdi, onlar orada öldürüldüler.
Muhammed b. Cafer b. Zübeyr, Urve b. Zübeyr'den naklen bana şu haberi verdi:
Rasûlullah (s.a.v.), hicretin sekizinci senesinin cemaziyelevvel a-ymda Mu'te'ye askeri bir birlik gönderdi. Onların başlarına da Zeyd b. Harise'yi komutan tayin etti ve şöyle dedi: "Eğer Zeyd öldürülürse, yerine Cafer b. Ebi Talib milletin üzerine komutan olsun. Eğer Cafer'e de birşey olursa onun yerine Abdullah b. Revaha geçsin."
Bunun üzerine halk (ordu) techizatlandı, sefer hazırlığı yaptı. Sayıları 3.000 kişi idi.
Vakidî, Rabia b. Osman kanalı ile Hakem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Yahudi Numan b. Fenhas gelip insanlarla birlikte duran Rasûlullah (s.a.v.)'ın önünde durdu. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:
- Zeyd b. Harise insanların emiridir. Eğer Zeyd öldürülürse, o zaman emirleri Cafer b. Ebi Talib olsun. Eğer Cafer öldürülürse, o zaman emirleri Abdullah b. Revaha olsun. Eğer Abdullah b. Revaha da öldürülürse, o zaman Müslümanlar kendi aralarında bir adamı beğenip seçsinler ve onu üzerlerine emir tayin etsinler.
Numan dedi ki:
- Ey Eba'l-Kasım! Eğer sen peygamber isen az veya çok emir olarak isimlendirdiğin bu adamların hepsi öldürülürler. Çünkü İsrailo-ğullarmdan olan peygamberler, kavmin üzerine emir olarak bir adamın ismini verip de: "Eğer falan öldürülürse emir falan olsun." deyip böylelikle yüz kişinin adını belirl es elerdi bile o yüz kişinin tamamı öldürülürdü.
Bundan sonra Numan, dönüp Zeyd'e şöyle dedi: "Hazırlan.... Eğer Muhammed peygamber ise, sen artık asla savaştan geri dönmiyecek-sin."
Zeyd de buna şu karşılığı verdi:
- Şahadet ederim ki, o, peygamberdir. Doğru sözlüdür. İyi bir kimsedir. Allah'ın salat-ü selamı onun üzerine olsun.
Bunu Beyhakî rivayet etmiştir.
İbn İshak dedi ki: Savaşa gidecek olanların Medine'den çıkış vakti geldiğinde insanlar, Rasûlullah (s.a.v.)'m ordu için tayin ettiği e-mirlerle vedalaşmaya başladılar. Abdullah b. Revaha vedalaştığı adamlarla vedalaşırken ağlamaya başladı. Ona:
- Ey İbn Revaha, seni ağlatan nedir? diye sordular. O da şu karşılığı verdi:
- Allah'a yemin ederim ki, bende ne dünya sevgisi ne de size karşı şiddetli bir aşk ve özlem var. Ama duydum ki Rasûlullah (s.a.v.), Allah'ın kitabından şöyle bir ayet okuyor ki, bu ayette .Cehennem ateşini hatırlatıyor:
"Sizden Cehennem'e uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinîn, yapmayı üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür." (Meryem, 7i.) Şimdi ben Cehennem ateşine girdikten sonra oradan nasıl dönüp çıkabileceğimi bilemiyorum. Bu nasıl olacak?
Müslümanlar dediler ki: 'Allah sizinle beraber olsun ve sizi muhafaza etsin. Sizi salih kimseler olarak bize tekrar geri göndersin."
Abdullah b. Revaha da şöyle dedi:
"Fakat ben Rahman'dan mağfiret dilerim ve kanın kaymağını üstüne atacak güçlü bir darbe isterim. Veya Harra'nın iki eliyle bağırsaklara ve ciğere işleyen bir mızrak ile hızla Öldüren bir dürtme isterim.
Ta ki benim kabrimin yanma vardıkları zaman, Allah o gaziyi doğru yola iletsin, denilsin ve o doğru yolu tutmuş olsun."
İbn İshak dedi ki: Kavim daha sonra çıkmak için hazırlandı. Abdullah b. Revaha, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldi. Onunla vedalaş-tı ve sonra şöyle dedi:
"Allah, sana verdiği güzel şeyleri devamlı kılsın. Musa'yı sabit kılışı gibi. Ve yardım görenler gibi yardım etsin.
Şüphesiz ben, sende bolca hayır görüyorum.
Allah bilir ki, ben sabit görüşlüyüm.
Sen Peygambersin. Her kim ki senin hayrından mahrum kalsa, kader onu düşürmüş demektir."
İbn İshak dedi ki: Sonra millet, Medine'den çıkıp yola koyuldu. Rasûlullah (s.a.v.) da onlarla birlikte biraz yürüdü. Nihayet onlarla vedalaşıp geri döndü. Abdullah b. Revaha şöyle dedi:
"Hayırlı bir uğurlayıcı ve bir dost olarak Nahle'de kendisiyle vedalaştığım bir kişi üzerine selamlar olsun."
İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Muhammed kanalı ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), Mu'te'ye bir ordu gönderdi. Komutan olarak ordunun başına Zeyd'i tayin etti. Zeyd'in öldürülmesi halinde Cafer'in, Cafer'in öldürülmesi halinde ise Abdullah b. Revaha'nm komutan olacağını beyan etti.
Fakat Abdullah b. Revaha orduyla birlikte gitmeyip geride kaldı. Peygamber (s.a.v.)'le birlikte cuma namazını kıldı. Peygamber (s.a.v.) onu görünce; "Seni geride bırakan sebeb nedir?" diye sordu. O da şu
cevabı verdi:
- Seninle beraber cuma namazı kılmak için geride kaldım. Peygamber (s.a.v.):
- Allah yolunda bir gidiş veya dönüş, dünyadan ve dünyadaki şeylerden daha hayırlıdır, diye cevab verdi."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Muaviye kanalı ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Peygamber (s.a.v.), Abdullah b. Reva-ha'yı bir seriyye ile birlikte gönderdi. Gönderme günü cumaya rastlamıştı. O da arkadaşlarını yola çıkardı. Önceden gönderdi ve: "Ben burada kalır, Rasûlullah'la birlikte cumayı kılar, sonra arkadaşlarıma kavuşurum." dedi. Peygamber (s.a.v.), cuma namazını kıldıktan sonra
onu gördü ve:
- Niçin sabahleyin arkadaşlarınla birlikte yola çıkmadın? Bunun sebebi nedir? diye sordu.
Oda:
- İstedim ki, seninle birlikte cumayı kılayım, sonra arkadaşlarıma kavuşayım, diye cevab verdi. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki:
- Eğer yeryüzündeki şeylerin hepsini Allah yolunda harcasan bile, onların sabahleyin çıkmakla elde ettikleri sevab kadar kazanamazsın."
Bütün bunlardan anlaşıldığına göre komutanlar cuma günü yola
çıkmışlardır.
İbn İshak dedi ki: Sonra yürüdüler ve Şam topraklarından Ma-an'a indiler. Halk burada şu haberi aldı ki, Herakliyus, Belka topraklarından Maab'a, Rumlardan 100.000 kişilik bir ordu ile gelip ordugah kurmuştur. Lahm, Cüzam, Kayn, Behra ve Bel kabilelerinden 100.000 kişi daha onlara katılmıştı. O katılanların başlarında Beli'-den olan İraşe kabilesinden Malik b. Zafile denilen bir adam vardı.
Denildi ki: Bizanslılar 200.000 kişi idiler. Onlardan başka 50.000 kişi de kendilerine katılmıştı. En azından Bizanslılar 100.000, Araplar ise 50.000 kişi idiler. Bunu Süheylî nakletmiş tir.
Bu haber Müslümanlara ulaşınca onlar, Maan'da iki gece kaldılar. Onların durumlarını düşünüyorlardı. Şöyle dediler: Durumu Ra-sûlullah (s.a.v.)'a yazarız ve düşmanlarımızın sayısını ona haber veririz. O da bizi ya takviye eder veya bize gereken emrini verir, biz de onun için yürürüz. Abdullah b. Revaha, orduyu cesaretlendirdi ve şöyle dedi:
- Ey kavmim! Şüphesiz hoşlanmadığınız şey muhakkak ki şehid-liği talep ederek çıkmamızdır. İnsanlarla ne sayı ile ne kuvvet ile ne de kalabalık olmakla savaşmıyoruz. Onlara ancak Allah'ın, bize ikram ettiği bu dinle karşılık vererek mukabele ediyoruz. İşte yürüyünüz. Bu yürüyüşünüz ancak iki iyilikten birini getirir: Ya galip geleceksiniz veya şehid olacaksınız.
Bunun üzerine halk, vallahi İbn Revaha doğru söyledi, dediler ve yürüdüler. Abdullah b. Revaha da o bekleyişleri esnasında şöyle dedi:
"Eca ve Fer dağlarından atları topladık. Kuru otla doyurulurlar onlar. Onların yük denkleri vardır.
Sert zeminden kurtulmaları için onları tabaklanmış derilerle nalladık.
O atlar, Maan'da iki gece kaldılar ve onların zayıflamalarından ve durgunluklarından sonra kuvvet ile rahattan sonraki dinçlik takip etti.
Biz yürüdük. Süratli koşan atlar da serbest bırakıldılar. Burun deliklerinden sıcak bir rüzgar ile nefes alıyorlardı.
Hayır razı olmaz, mutlaka Maab'a gideceğiz.
Herne kadar orada Arap ve Bizans olsada gideceğiz.
Ortayı doldurduk. Allah onları kasdetti. Ekşi yüzle geldiler.
Toz kalanları onlara yollar olmuştu.
Seslerin birbirine karıştığı ve çok olduğu bir yerde,
Yani askerlerin başları göründüğü zaman sanki o orduda miğferler, yıldızlarmış.
Böylece atlar geçimlerinden memnundurlar. Ağızlarındaki dişleri onları serbest bıraktı. Yani nikahlanırlar, tıpkı kadınlar gibi.
Veya kocaya varmayan kadınlar gibi kalırlar."
İbn İshak, Abdullah b. Ebu Bekir kanalı ile Zeyd b. Erkanım şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Ben, Abdullah b. Revaha'mn vesayetinde yetişen bir yetim çocuk idim. O seferinde beni de bineğinin terkisine alarak götürdü. Vallahi bir gece yürürken şu beyitleri söylediğini işittim:
"Beni kavuşturduğun ve içinde su kaynayan bir yerden sonra dört günlük mesafeye olan yolculuktaki yükünü taşıdığı zaman, sen nimetlenirsin, başkası ise yerilecek şeydir.
Ben artık arkama ve aileme dönmem.
Müslümanlar geldiler ve beni kalmaya iştahlı olarak Şam topraklarında bıraktılar.
Orada ne hurması zahir olmuş yağmur suyu ile sulanan ağaçlara ve ne de suya kanmış, diplerinden sulanan hurma ağaçlarına aldırış etmem."
Zeyd b. Erkam dedi ki: Abdullah b. Revaha'dan bu satırları işittiğim zaman ağladım. O bana kamçı ile vurdu ve şöyle dedi: "Sana ne ey yaramaz! Allah'ın beni şahadetle rızıklandırmasmdan ve senin yolculuk eşyaların arasında cesed olarak geri dönmemden sana ne!"
Abdullah b. Revaha, daha sonra bu seferinin bir yerinde şu şiiri söyledi:
"Ey Zeyd, yürümek kendilerini zayıflatan ve böylece etleri azalan, süratli yürüyen develerin Zeyd'i. Gece uzadı, amacına ulaştı, artık in."
İbn İshak dedi ki: Askerler yürüdüler ve Belka'nın sınırlarına vardıklarında Herakliyus'un Bizans'tan ve Araplardan toplanan askerleri ile Belka'nın köylerinden Meşarif denilen bir köyde karşılaştılar. Sonra düşman yaklaştı. Müslümanlar Mu'te denilen bir köye yöneldiler. O köyün yanında karşılaştılar. Müslümanlar, onlar için hazırlık yaptı. Sağ kola Beni Uzre'den Kutbe b. Katade'yi komutan olarak getirdiler. Sol kola da Ensâr'dan Abaye b. Malik'i kumandan koydular.
Vakidî, Rabia b. Osman kanalı ile Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Mu'te savaşma katıldım. Müşrikler bize yaklaştıklarında silah, sayı, teçhizat, binek, ipek, altın bakımından onlara karşılık verecek güçte olmadığımızı gördük. Gözlerim hayretten parladı. Sabit b. Erkam bana dedi ki:
- Ey Ebu Hüreyre! Öyle sanıyorum ki karşmdakileri büyük bir kalabalık olarak görüyorsun?
- Evet.
- Sen Bedir savaşma bizimle birlikte katılmamıştın. Gerçek şu ki, biz o zaman sayı çokluğu ile muzaffer olmuş değildik."
Bunu Beyhakî rivayet etmiştir.
İbn İshak dedi ki: Sonra ordular birbirleriyle karşı karşıya gelip savaştılar. Zeyd b. Harise, Rasûlullah (s.a.v.)'m bayrağını eline almış olduğu halde savaştı. Nihayet kavmin mızraklarının arasında kan kaybederek öldü. Sonra bayrağı Cafer eline alıp savaştı. Savaş esnasında çıkmaza girdiği zaman kızıl atından kendini yere attı ve atın ayaklarını kesti. Sonra düşmanla savaştı ve nihayet öldürüldü. Cafer, İslâm tarihinde atının ayaklarını kesen ilk kişi oldu.
İbn İshak, Yahya b. Abbad kanalı ile Abdullah b. Zübeyr'in dedesi Abbad'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Beni hanımına emzirten babam -ki Beni Mürre b. Avf tandır- Mu'te gazvesinde hazır bulunmuştu. Bana şu haberi verdi: "Vallahi sanki ben, kızıl atından kendini atıp sonra o atın ayaklarını kestiği, sonra savaştığı ve öldürüldüğü zaman Cafer'e bakıyordum. O şöyle diyordu:
"Cennet ne güzeldir. Ona yaklaşmak ne güzeldir ve onun içeceği soğuktur.
Rum ise Rum'dur. Onun azabı yaklaşmıştır, kafirdir, nesebleri u-z aktır.
Onların darbeleri savaşta benim üzerime gelsin."
Düşmanın yararlanmasından endişe edildiği takdirde Müslümanların savaş halinde kendi binek hayvanlarım kesmelerine cevaz verenler, bu hadiseyi delil olarak ileri sürmüşlerdir. Nitekim İmam Ebu Hanife de orduyla birlikte yürüyememesinden ve bu sebeple düşmanın yakalayıp ele geçirmesinden ve yararlanmasından korkulduğu takdirde ganimet hayvanlarının ve eşyalarının kesilip yakılmasına fetva vermiştir ki, bu durumda kesilen ve yakılan şeylerin ateşi, Müslümanlarla düşman arasında bir engel meydana getirir. Doğrusunu Allah bilir.
Süheylî dedi ki: Hiç kimse Cafer'in bu davranışım uygunsuz görmüş değildir. Ancak düşmanın o hayvanları ele geçirmesinden endişe edilmemesi halinde o hayvanların kesilmeleri caiz değildir. Bu, hayvanın boş yere öldürülmesi yasağının kapsamına girmemektedir.
İbn Hişam dedi ki: "İlim ehlinden olup kendisine güvendiğim bir kimse bana haber verdi ki, Cafer bayrağı sağ eline alıp savaştı. Sağ eli düşman tarafından kesildi. Bunun üzerine o da bayrağı sol eline alıp savaştı. Sol eli de kesildi. Bunun üzerine o, bayrağı kucakladı. Oldürülünceye kadar kucağında muhafaza etti. O esnada o, otuzüç yaşında idi. Sağ ve sol kollarının kesilmesine karşılık olarak Cenâb-ı Allah, Cennet'te ona iki kanadı mükafat olarak verdi ki, o kanatlar vasıtasıyla dilediği yere uçar. Denildi ki, Bizanslılardan bir adam onu vurup ikiye ayırdı."
İbn İshak dedi ki: Yahya b. Abbad b. Abdullah b. Zübeyr, babası Abbad'ın şöyle dediğini bana anlattı: Bana süt emzirten babam -ki o, Beni Mürre b. Avf kabilesindendi- bana şöyle dedi: Cafer öldürüldüğünde Abdullah b. Revaha bayrağı aldı, atma binmiş olarak ilerledi.
Atından inmeye başladı ve biraz tereddüt geçirdi. Sonra şöyle dedi:
"Ey can, yemin ettim, elbette ineceksin. Muhakkak ya ineceksin, yoksa zorla inersin.
İnsanlar bağırır, toplanır ve ağlarlarsa, sana ne oluyor ki, seni Ceıinet'ten hoşlanmaz görüyorum.
Huzur ve sükûnlu zamanların epey oldu.
Sen, eski bir su kabında sadece az ve saf bir susun."
Ve yine şöyle dedi:
"Ey can, eğer öldürülmezsen ölürsün. Bu öyle bir ölüm ateşidir ki, ona girmiş durumdasın. Temenni ettiğin şeyler sana verilmiştir.
Eğer ö ikisinin yaptıklarını yaparsan, amacına ulaşmışsın demektir."
(O ikisi) sözü ile arkadaşları Zeyd ve Cafer'i kastetmişti. Sonra a-tından indi. İndiğinde amcasının oğlu ona etli bir kemik getirdi ve şöyle dedi:
- Bunu ye de biraz güçlen. Çünkü sen bu günlerde çok yoruldun. O da o eti amcasının oğlunun elinden aldı. Ve ağzıyla ondan bir
parça kopardı. Sonra milletin izdiham seslerini duydu ve şöyle dedi: "Ey Abdullah, sen hâlâ dünyada mısın?" Sonra o eti elinden attı. Kılıcım alıp ilerledi. Savaştı, nihayet öldürüldü.
Bundan sonra bayrağı Beni Aclan'm kardeşi Sabit b. Akrem alıp
şöyle dedi:
- Ey Müslümanlar topluluğu! Sizden bir adam üzerine anlaşınız,
Onlar da dediler ki:
- İşte o adam sensin.
- Ben bu işi yapacak değilim.
Bunun üzerine halk, Halid b. Velid üzerinde anlaştı. O da bayrağı aldığında saldırmaktan vazgeçti. Yalnız savunmaya geçti. Milleti u-zağa çekti. Sonra orayı terkedince karşı taraf da terk etti. Nihayet herkes oradan ayrılıp uzaklaştı.
İbn İshak dedi ki: "Bana gelen habere göre halk (ordu), musibete maruz kaldığında Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:
- Zeyd b. Harise bayrağı aldı ve onunla savaştı. Nihayet şeHd olarak öldürüldü. Sonra Cafer bayrağı aldı. Onunla savaştı. Ve şehid olarak öldürüldü.
Sonra Rasûlullah (s.a.v.) sustu. Bu arada Ensâr'ın yüzü değişti. Zannettiler ki Abdullah b. Revaha'nm hakkında hoşlanmadıkları birşey olmuş. Bunun üzerine şöyle dedi:
- Sonra Abdullah b. Revaha bayrağı aldı ve onunla savaştı. Nihayet şehid olarak öldürüldü. Sonra sözüne devamla şöyle dedi:
- Rüyada altından mamul karyolalar üzerinde Cennet'te bana gösterildiler. Ben de Abdullah b. Revaha'nın karyolasında, iki arkadaşının karyolalarından farklı olarak bir eğrilik ve eğiklik gördüm. Dedim ki:
- Bu nedendir? Bana denildi ki:
- O ikisi yürüdüler. Abdullah ise biraz tereddüt geçirdi. Sonra yürüdü."
Buharı, Ahmed b. Vakid ve Hammad b.p Zeyd kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etti: "Rasûlullah (s.a.v.), ölüm haberleri gelmeden önce Zeyd'in, Cafer'in ve Abdullah b. Revaha'nın ölüm haberini insanlara verdi ve şöyle buyurdu:
- Zeyd bayrağı aldı ve vuruldu. Sonra Cafer bayrağı aldı ve vuruldu. Sonra İbn Revaha bayrağı aldı ve vuruldu. (Böyle derken Rasû-lullah'ın gözlerinden yaş akıyordu.) Nihayet bayrağı Allah'ın kılıçlarından bir kılıç (Halid b. Velid) aldı. Sonunda Allah, onun vasıtasıyla onlara fethi nasib etti." Buharı, Ahmed b. Ebi Bekr ve onun kanalı ile Muğire b. Abdur-rahman el-Mahzumî tariki ile Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etti:
"Rasûlullah (s.a.v.), Mu'te gazvesinde Zeyd b. Harise'yi emir tayin etti ve şöyle buyurdu:
- Eğer Zeyd öldürülürse Cafer emir olsun. Eğer Cafer öldürülürse Abdullah b. Revaha emir olsun." Abdullah dedi ki: "Ben o gazvede onların arasındaydım. Cafer b. Ebi Talib'i aradık. Onu öldürülmüşler arasında bulduk. Vücudunda doksan küsur darbe bulduk."
Buharî, İbn Ebi Hilal'in (Said b. Ebi Hilal el-Leysî'nin) şöyle dediğini rivayet etti: "İbn Ömer'in, Mu'te gazvesinde Cafer b. Ebi Talib'in cesedi üzerinde durduğunu ve vücudunda elli yara bulunduğunu, ancak bu yaralardan hiçbirinin arkada bulunmadığını söylediğini Nafi bana haber verdi."
Şimdi bu iki rivayeti nasıl uzlaştıracağız? Uzlaştırma ancak şöyle olur: İbn Ömer, Cafer'in vücudunda ancak elli kadar yara ve darbe görebilmiştir. Ondan başkaları ise, daha fazla sayıda yara ve darbe bulmuş olabilirler veya elli kadar darbe onun öldürülmesinden önce idi. Öldürülüp yere düşmesinden sonra sırtına daha fazla darbe vurmuşlardı. İbn Ömer ise, onun vücudunun ön tarafındaki darbe ve yaraları saymıştır, Cafer'in Öldürülmesinden önce bu kadar yara ve darbeyi onun vücudunda görmüştür. Allah ondan razı olsun.
İbn Hişam'ın anlattığı gibi Cafer'in önce sağ elinin kesildiği, buna rağmen bayrağı tuttuğu, sonra sol elinin kesildiği şeklindeki rivayeti, Buharî'nin şu rivayeti teyid etmektedir: Muhammed b. Ebu Bekir, Amir'in şöyle dediğim rivayet etti: İbn Ömer, Cafer'in oğlunu selamlarken ona şöyle derdi: "Ey iki kanatlının oğlu, sana selam olsun."
Buharî Ebu Nuaym ve Süfyan kanalı ile Halid b. Velid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Mu'te gününde elimde dokuz kılıç parçalandı. Elimde sadece Yemanî bir pala kaldı."
Hafız Ebu Bekir el-Beyhakî, Ebu Nasr b. Katade kanalı ile Halid b. Semir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Abdullah b. Rebah el-Ensârî bize geldi. Ensâr, onu fakih bilirdi. İnsanlar onun etrafını çevrelediler. Ben de onun etrafını çevreleyenlerden biri oldum. Bize şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.v.)'m süvarilerinden Ebu Katade bize anlattı ki, Rasûlullah (s.a.v.), Ümera (emirler) ordusunu gönderdi ve şöyle buyurdu: "Zeyd b. Harise'ye itaat edin. Eğer Zeyd öldürülürse emiliniz Cafer olsun. Eğer Cafer öldürülürse emiriniz Abdullah b. Revaha olsun." Cafer ayağa kalkıp şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah! Zeyd'i başıma komutan tayin etmeni istemiyorum.
Rasûlullah buyurdu ki:
- Yoluna devam et. Zira neyin daha hayırlı olduğunu sen bilemezsin.
Yola çıktılar. Allah'ın dilediği kadar beklediler. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) minbere çıktı. İnsanlara: "Ey insanlar! Namaz için mescide toplanın." denildi. İnsanlar, Rasûlullah (s.a.v.)'myanma gelip toplandılar. O da şöyle buyurdu: "Size ordunuzdan haber vereyim. Onlar yola koyulup gittiler. Düşmanla karşılaştılar. Zeyd şehid olarak öldürüldü. Onun için mağfiret dilerim. Sonra Cafer bayrağı aldı. O da düşmana karşı şiddetli bir savaş verdi. Nihayet şehid olarak öldürüldü. Onun için de mağfiret dilerim. Sonra Abdullah b. Revaha bayrağı aldı. İki ayağı üzerinde sebat etti. Nihayet o da şehid olarak öldürüldü. Onun için de mağfiret dilerim. Sonra bayrağı Halid b. Velid eline aldı. O, bizim burada tayin ettiğimiz komutanlardan değildi. O bizzat kendini komutan olarak tayin etti. Allah'ım, o senin kılıçlarından bir kılıçtır. Sen ona zafer ver." İşte o günden itibaren Halid'e, Seyfullah (Allah'ın kılıcı) unvanı verildi."
Vakidî, Abdulcebbar b. Umara b. Gaziye kanalı ile Amr b. Hazm1-m şöyle dediğini rivayet etmiştir: İnsanlar, Mu'te'de karşılaştıkları zaman Rasûlullah (s.a.v.), minberin üzerine çıkarak oturdu. Allah ona Medine ile Şam arasını açtı. O da onların savaşlarına bakıyordu.
Ve şöyle buyurdu:
- Zeyd b. Harise bayrağı eline aldı. Ama şeytan ona geldi. Yaşamayı ona hoş, ölümü ise çirkin gösterdi. Dünyayı da ona hoş gösterdi. Zeyd ise şöyle dedi: "İşte şimdi mü'nıinîerin kalblerine iman yerleşti. Dünya bana hoş gösterildi." Zeyd yoluna devam etti. Savaştı, nihayet şehid oldu.
Rasûlullah (s.a.v.), onun üzerine namaz kıldı ve: "Zeyd için mağfiret dileyin. Çünkü o şehid olarak Cennet'e girdi." dedi.
Vakidî, Muhammed b. Salih kanalı ile Asım b. Ömer b. Kata-de'nin şöyle dediğim rivayet etti: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: Zeyd öldürüldüğünde bayrağı Cafer b. Ebi Talib aldı. Şeytan ona geldi. Yaşamayı ona hoş gösterdi. Ölümü ise çirkin gösterdi. Dünyayı kendisine arzu edilecek bir meta olarak arzetti. Cafer o esnada şöyle dedi:
- İşte şimdi mü'minlerin kalblerine iman yerleşti. Şeytan bana dünyayı, arzu edilir bir meta olarak gösteriyor.
Sonra savaşa devam etti. İlerledi, nihayet şehid edildi.
Rasûlullah (s.a.v.) onun namazını kıldı ve: "Kardeşiniz için mağfiret dileyin. O şehiddir. Cennet'e girdi ve o, yakuttan yapılmış iki kanatla Cennet'te uçmaktadır. Cennet'in dilediği yerine uçmaktadır." dedi.
Sonra Rasûlullah (s.a.v.), sözüne devamla şöyle buyurdu: "Sonra bayrağı Abdullah b. Revaha aldı. O da şehid edildi. Cennet'e onlardan sonra girdi." Abdullah b. Revaha 'um öncekilerden sonra Cennet'e girdiğinin söylenmesi, Ensâr'm zoruna gitti. Denildi ki:
- Ya Rasûlallah, niçin onlardan sonra Cennet'e girdi?
- Yaralandığında biraz tereddüt geçirdi. Sonra kendi nefsini ayıpladı. Kendini cesaretlendirdi. Ve savaşa devam etti. Sonra şehid edildi. Ve Cennet'e girdi."
Bu söz, Ensâr'ı memnun etti.
Vakidî, Haris b. Fudayl'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Halid b. Velid, bayrağı eline aldığı zaman Rasûlullah (s.a.v.): "İşte şimdi savaş ateşi kızıştı." dedi.
Vakidî, İtaf b. Halid'in şöyle dediğini rivayet etti: "Abdullah b. Revaha akşam üzeri öldürüldüğünde Halid b. Velid, geceyi öylece geçirdi. Sabah olunca işi ele aldı. Ordunun arka kısmını öne, ön kısmını arka tarafa; sağ kısmını sol tarafa, sol kısmım da sağ tarafa yerleştirdi. Düşmanlar bu değişik orduyu görünce bayrakların ve şeklin değiştiğini müşahede ettiler ve: "Müslümanlara takviye geldi." dediler. Korktular. Hezimete uğramış olarak geri çekildiler. Daha önce maruz kalmadıkları şekilde öldürüldüler."
Bu, Musa b, Ukbe'nin "el-Megazi" adlı eserinde anlattığına da uygun düşmektedir. O, Umretü'lHudeybiye'den sonraki bölümde şöyle demiştir: "Daha sonra Rasûlullah (s.a.v.) Medine'ye döndü. Orada altı ay ikamet etti. Sonra da Mu'te'ye bir ordu gönderdi. Ordunun, başına emir olarak Zeyd b. Harise'yi tayin etti ve şöyle buyurdu:
- Eğer Zeyd öldürülürse emiriniz Cafer b. Ebi Talib olsun. Eğer Cafer öldürülürse emiriniz Abdullah b. Revaha olsun.
Ordu yola çıktı. Nihayet Mu'te'de İbn Ebi Sebre el-Gassanî ile karşılaştılar. Orada Rum ve Arap Hristiyanlanndan bir topluluk vardı. Orada Tenüh ve Bahra vardı. İbn Ebi Sebre, kaleyi üç gün süre ile Müslümanlara karşı kapalı tuttu. Sonra çıkıp Zir'i-Ahmer'de Müslümanlarla karşılaştılar. Aralarında şiddetli bir savaş oldu. Zeyd b. Harise bayrağı eline aldı. Savaştı ve öldürüldü. Sonra Cafer bayrağı eline aldı ve savaştı. O da öldürüldü. Sonra Abdullah b. Revaha bayrağı eline aldı. Savaştı, o da öldürüldü. Sonra Müslümanlar, Rasûlullah (s.a.v.)'m belirlemiş olduğu emirlerin şehid düşmelerinin ardı sıra Halid b. Velid el-Mahzumî'nin emirliği üzerinde anlaştılar. Allah da onun vasıtasıyla düşmanı hezimete uğrattı ve Müslümanları muzaffer kıldı.
Rasûlullah (s.a.v.), İslâm'ın bu ordusunu hicretin sekizinci yılının
cemaziyelevvel ayında Mu'te'ye göndermişti."
Musa b. Ukbe dedi ki: Rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Cafer, meleklerle birlikte bana uğradı. Onun iki kanadı vardı. Tıpkı melekler gibi uçuyordu."
Musa b. Ukbe dedi ki: "Rivayet olunduğuna göre -en doğrusunu Allah bilir ya- Ya'lâ b. Ümeyye, Mu'telilerin haberini Rasûlullah (s.a.v.)'a getirdi. Rasûlullah (s.a.v.) ona şöyle dedi: .
- İstersen sen bana anlat, istersen ben sana anlatayım.
- Sen bana anlat ya Rasûlallah.
Rasûlullah (s.a.v.), Mu'telilerin bütün haberlerini Ya'lâ'ya anlattı ve tasvir etti. Sonra Ya'lâ ona şöyle dedi:
- Seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki, onların haberlerinden anlatmadığın bir tek harf bile bırakmadın. Onların durumları tıpkı anlattığın gibidir.
Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
- Allah yeryüzünü benim gözlerimin önüne serdi. Böylece onların savaş alanlarını gördüm!"
Bu ifadelerde çok faideler vardır ki, bunlar İbn İshak nezdinde sabit değildirler. Ve bu ifadelerde, İbn İshak'm anlattığı şu hususa muhalefet vardır. Halid, beraberindeki orduyu geri çekti. Nihayet onlar, Rumlardan ve Hristiyan Araplardan kurtuldular.
Musa b. Ukbe ile Vakidî, İslâm ordusunun bütün Rumlar ile A-raplan hezimete uğratmış olduğunu açıkça beyan ederler. Bu da Enes'in daha önce geçen merfu hadisinin açık bir ifadesidir: "Sonra bayrağı Allah'ın kılıçlarından bir kılıç (Halid b. Velid) aldı ve Allah onun vasıtasıyla fethi nasib etti."
Ben derim ki: İbn İshak'ın sözü ile diğerlerinin sözleri arasında uyum sağlamak şöyle mümkün olabilir: Halid, bayrağı eline alınca Müslümanları geri çekti. Nihayet onları Rum ve Mustârebe kafirlerinin elinden kurtardı. Sabah olunca ordusunun sağ cenahını sol cenahına, sol cenahını sağ cenahına; arka kısmını Ön kısmına, ön kısmını da arka kısmına geçirdi. Bir değişiklik yaptı. Rumlar da Müslümanlara takviye kuvvetin geldiğini zannetiler. Halid onlara saldırınca Allah'ın izni ile onları hezimete uğrattı. Doğrusunu Allah bilir.
İbn İshak, Muhammed b. Cafer kanalı ile Urve'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Mu'te'ye katılan sahabeler, Medine'ye geldiklerinde Rasûlullah (s.a.v.) ve beraberindeki Müslümanlar, onları karşıladılar. Çocuklar koşarak onları karşılamaya gittiler. Rasûlullah (s.a.v.) da beraberindeki insanlarla birlikte binek üzerinde karşılamaya çıkmıştı. Çocukları tutun, onları bineklerinize bindirin. Cafer'in oğlunu da bana verin, dedi. Cafer'in oğlu Abdullah'ı ona getirdiler. Abdullah'ı alıp önüne bindirdi. Müslümanlar başlarına toprak saçıp askerlere: "Ey firariler, Allah yolundaki savaştan firar ettiniz değil mi?" diyorlardı. Rasûlullah (s.a.v.) ise: "Onlar firariler değildirler. İnşaallah onlar hücum edicilerdir." dedi.
Bence İbn İshak, bu anlatımında yanılmış ve gelen ordunun tamamının firariler olduğunu zannetmiştir. Oysa iki topluluğun karşılaştığı anda bazı kimseler firar etmişlerdi. Geride kalanlar ise firar etmemiş, aksine muzaffer olmuşlardı. Nitekim Rasûlullah (s.a.v.) da minber üzerinde şu sözüyle bunu anlatmıştı: "Sonra bayrağı Allah'ın kılıçlarından bir kılıç (Halid b. Velid) aldı ve onun vasıtasıyla fethi nasib etti." Müslümanlar, bundan sonra onları firariler olarak adlandıracak değillerdi. Aksine onları tazim etmek ve ikramda bulunmak için karşılamaya çıkmışlardı. Ancak iki topluluğun karşılaşması a-nmda firar eden kimseleri kınamış ve bu yüzden başlarına toprak savurmuşlardı. Gelen bu ordunun arasında Abdullah b. Ömer de vardı. İmam Ahmed b. Hanbel, Hasan ve Zübeyr kanalı ile Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'ın katıldığı seriyyelerden birinde idim. İnsanlar bir ara kaçtılar. Ben de kaçanlar arasında idim. Sonra: "Nasıl yapalım, savaştan firar ettik. Ve ilahi gazaba maruz kaldık." dedik. Sonra: "Eğer Medine'ye girersek öldürülürüz; Rasûlullah'a gidip kendi nefsimizi arz etsek ve eğer tevbe-miz varsa tevbe edelim, yoksa gidelim, desek." dedik. Sabah namazından önce Rasûlullah'ın yanına vardık. Dışarı çıkıp:
- Kim bu kavim? diye sordu. Biz de:
- Biz firarileriz, dedik. Rasûlullah (s.a.v.):
- Hayır, siz ricat edenlersiniz. Ben sizin grubunuzdanım. Ve Müslümanların grubundanım, dedi.
Biz de yanına vardık, elini öptük."
Bir başka rivayette de İbn Ömer şöyle demiştir:
"Biz bir seriyyede idik. Firar ettik. Bir gemiye binip deniz yoluyla kaçmak istedik. Sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gelip: "Bizler firarileriz ya Rasûlallah." dedik. O da: "Hayır, siz ricat edenlersiniz." dedi.
İmam Ahmed b. Hanbel, İshak b. İsa ve Esved b. Amir kanalı ile İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), bizi bir seriyye ile gönderdi. Düşmanla karşılaştığımız ilk hücumda hezimete uğradık. Geceleyin birkaç kişi Medine'ye geldik, gizlendik. Sonra dedik ki: Rasûlullah'ın yanma çıksak da ondan özür dilesek."
Yanına çıktık. Karşısına çıktığımızda dedik ki:
- Ya Rasûlallah, biz firarileriz. Buyurdu ki:
- Hayır, sizler ricat edenlersiniz. Ben sizin grubunuzdamm. Ve ben bütün Müslümanların grubundanım."
İbn İshak, Abdullah b. Ebi Bekr b. Amr b. Hazm kanalı ile Amir b. Abdullah b. Zübeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'m eşi Ümmü Seleme, Seleme b. Hişam b. Muğire'nin karısına şöyle sordu:
- Niçin Seleme'nin, Rasûlullah ve Müslümanlarla namazda hazır bulunduğunu göremiyorum?
O kadın bana dedi ki:
- Vallahi namaza çıkmaya gücü yok. Her çıkışta halk ona: "Ey firariler! Allah yolundan kaçtınız." diye bağırmaktaymış. İşte bunun için oturuyor ve çıkmıyor. O, Mu'te gazvesinde düşman karşısından ka çanlardandı.
Ben derim ki: Muhtemelen Bizanslılarla karşılaştıkları zaman onların çokça kalabalık olduklarını gördükleri için Müslümanlardan bir grub kaçmış olabilirler. Çünkü Bizanslılar, Müslümanlara göre kat kat fazla idiler. Müslümanlar 3.000 kişi idiler. Bizanslılar ise anlatıldığına göre 200.000 kişi idiler. Bu da firarı caiz kılabilen bir durumdur. Bunlar firar edince, geride kalanlar sebat ettiler. Ve Allah onlara fethi nasib etti. Geride kalan Müslümanlar, Bizanslıların elinden kurtuldular. Onlardan çok sayıda adam da öldürdüler. Nitekim Vakidî ve Musa b. Ukbe de böyle rivayette bulunmuşlardır. İmam Ahmed b. Hanbel'in şu rivayeti de bunu teyid etmekte ve bunun doğruluğuna şahadet etmektedir. Şöyle ki: Velid b. Müslim, Avf b. Malik el-Eşcaî'nin şöyle dediğim rivayet etmiştir: Zeyd b. Harise komutasında Mu'te gazvesine giden Müslümanlarla birlikte ben de gittim.
Yemen'den imdad için gelen bir adam da benimle birlikteydi. Yanında, kılıcından başka birşeyi yoktu. Müslümanlardan bir adam deve kesti. Bu adam onun kestiği develerin derisinden bir tabaka istedi. Müslüman da ona verdi. Bu da o deve derisini kendine kalkammsı birşey yaptı. Yolumuza devam ettik. Bizans topluluğuyla karşılaştık. Bu topluluğun içinde doru bir ata binmiş bir adam vardı. Eğeri altm kaplama idi. Silahı altınla süslenmiş idi. Bu Bizanslı, Müslümanlara saldırıyordu. Yanımdaki o imdad gücüne mensup adam bir kayalığın arkasına gidip oturdu. Bizanslı onun önünden geçerken atma vurdu. Atı çöktü. Bizanslı da yere düştü. Yemenli adam kayalığın arkasından çıkıp onu öldürdü. Atını ve silahını ele geçirdi. Cenâb-ı Allah, Müslümanlara fetih nasib ettiğinde Halid b. Velid, o Yemenli adama emir gönderdi.
Ele geçirdiği malları elinden aldı. Ben de Halid b. Ve-lid'in yanma gidip şöyle dedim:
- Ya Halid! Rasûlullah (s.a.v.), düşmandan bir kimseyi öldüren adamın, maktule ait eline geçirdiği eşyaya sahib olacağına hükmettiğini bilmiyor musun?
Halid:
- Evet öyledir, ama bu çok mal ele geçirdi, dedi. Ben de:
- Ya bunu o Yemenliye geri verirsin veya bu meseleyi Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında sana anlatırım, dedim. Ama Halid yine de malı Yemenliye geri vermeye yanaşmadı.
Nihayet Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında bir araya geldik. O Yemenli adamın hikayesini ve Halid'in yaptıklarını Rasûlullah'a anlattım. Rasûlullah da:
- Ey Halid, o malı Yemenliye geri ver, dedi. Ben de:
- Yavaş ol bakalım ey Halid, sana söylediğimi yaptım, değil mi? dedim.
Rasûlullah (s.a.v.):
- Bu nedir? diye sordu. Ben de olup bitenleri ona anlattım. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) öfkelendi ve:
- Ey Halid, malı Yemenliye geri verme, dedi. Sonra dönüp bana şöyle dedi:
- Siz benim kumandanlarımı terk mi edeceksiniz. (Yani onlara itaat etmeyecek misiniz?) Oysa ki onların net ve kapalı olan bütün emirleri sizin lehinizedir.
Bu rivayet şunu gösteriyor ki, Müslümanlar Mu'te savaşında Bizanslılardan ganimet ele geçirmiş, onların emirlerini öldürmüş, eşrafının eşyalarını da yağmalamışlardır.
Daha önceki sayfalarda da Buharî'den nakledilen bir rivayette anlatıldığına göre Halid (r.a.) şöyle demiştir: "Mu'te gününde elimde dokuz kılıç parçalandı. Elimde sadece Yemâni bir pala kaldı."
Bu da gösteriyor ki, Müslümanlar onları öldüre öldüre bellerini kırmışlardır. Şayet böyle olmasaydı az bir Müslüman topluluğu onların elinden kurtulamazdı. Bu da bunun gerçekliğim ispatlayan başlı basma bir delildir. Doğrusunu Allah bilir.
Musa b. Ukbe ile Vakidî ve Beyhakî de bunu tercih etmişlerdir. İbn Hişam da Zührî'den bu doğrultuda nakilde bulunmuştur.
Beyhakî merhum şöyle demiştir: Megazi âlimleri, Mu'te savaşına katılan Müslüman askerlerin geriye doğru kaçmaları ve ricat etmeleri hususunda ihtilaf etmişlerdir. Kimine göre Müslümanlar ricat etmiş, kimine göre ise Müslümanlar müşriklere galip gelmiş, müşrikler ise hezimete uğramışlardır.
Enes b. Malik'in, Peygamber (s.a.v)'den rivayet ettiği: "Sonra bayrağı Halid eline aldı. Allah onun vasıtasıyla fethi nasib etti." mealindeki hadis-i şerif de, Müslümanların Bizanslılara galip olduğuna delalet etmektedir. Doğrusunu Allah bilir.
Ben derim ki: İbn İshak'm anlattığına göre Müslümanların sağ cenahının başı olan Kutbe b. Katade el-Uzrî, Malik b. Zafile'ye saldırdı (İbn Hişam dedi ki; bunun adı Rafile'dir. Ve Hristiyan Araplarmm emiridir.), onu öldürdü. Kutbe, onu öldürmekle övündü ve şöyle dedi:
"İbn Zafile b. İraş'ı bir mızrak ile vurdum. Mızrak onu deldi. Sonra kırıldı.
Onun boynuna bir darbe ile vurdum.
Deve dikenli ağacın eğilmesi gibi eğildi.
Amca oğullarının kadınlarım sabahleyin davar sürüleri gibi Ra-kukayin'de önümüze katıp sürdük." Bu da bizim sözlerimizi teyid etmektedir. Çünkü ordu kumandanlarının âdetine göre, bir komutan öldürülürse etrafındaki adamları firar ederler. Sonra Kutbe bu şiirinde açıkça anlatıyor ki, Müslümanlar, düşmanların kadınlarını esir almışlardır. Bu da bizim anlattıklarımızda açıkça görülmektedir. Doğrusunu Allah bilir.
İbn İshak'a gelince; O, Mu'te gazvesine katılan Müslümanların korkarak geri çekilmeleri sayesinde Bizanslıların elinden kurtulmuş oldukları görüşündedir. Ve bu davranışlarını da zafer ve fetih olarak adlandırmıştır. Çünkü ona göre düşmanlar, Müslümanları kuşatmışlardı. Üzerlerine yığılmışlar, her taraftan toplanıp, kesif bir kalabalık meydana getirmişlerdi. Normalde tamamen yok olup ölmeleri gerekiyordu. Ama düşmandan geri çekilip kurtulunca, bu da onlar için bir nevi amaca ulaşmak sayıldı.
Bu muhtemeldir. Ama Hz. Peygamber'in hadisinin zahirine ters düşmektedir. Çünkü hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: "Allah onlara fethi nasib etti."
Demek istediğim şudur ki, İbn İshak, bu görüşüne delil olarak şöyle demiştir: Kays b. Muhasser elYamerî, Halidın savaştan korkup geri çekilmeleri hususunda özür beyan ederek şöyle demiştir;
"Vallahi atlar orada dururken kendimi kınamaktan alı koyamıyorum.
Orada durdum, kenara çekilmedim. Savaş ateşine atılmaya hazır olanları engellemedim.
Her şeye rağmen ben nefsime Halid'i örnek kıldım.
Zira kavmi içinde Halidın benzeri yoktur.
Mu'te'de Cafer gibisinden dolayı nefsim bana kabardı.
Ne yapalım ki, okçuya oku fayda sağlamıyordu.
Onların ikisinin de saf dışı edilmeleri bize yeni bir üzüntü vermiştir.
Muhacirlerdi, müşrik değillerdi. Silahsız, gayesiz de değillerdi."
Böylelikle Kays, milletin çekinip ölümden hoşlanmadıklarına ve Halid'in de haklı olarak beraberindeki askerlerle cepheden uzaklaşmasında, ihtilafa düştükleri bu tür şeyleri şiirinde açıkladı.
İbn Hişam şöyle dedi:
Zührî'ye gelince o, kendisinden bize naklen gelen habere göre şöyle demiştir. Müslümanlar kendilerine Halid b. Velid'i emir tayin ettiler. Ve Allah da onlara yardım kapılarını açtı. O, onların başlarında iken, Peygamber (s.a.v.)'e dönüp geldi.

