Musa b. Ukbe'nin daha Önceki sayfalarda da geçen ifadelerine göre Kureyşliler, Mekke'de dört gün geçtikten sonra Huveytib b. Abdi'l-Uzza'yı Rasûlullah'a gönderdiler ki, antlaşma gereğince Mekke'den ayrılıp gitsin. Fakat Rasûlullah (s.a.v.), Meymune ile Mekke'de yapmış olduğu evlilik sebebiyle Kureyşlilere bir düğün yemeği vermek istediğini bildirdi. Böyle yapmakla aralarında bir dostluk tesisini a-maçlamıştı. Ama Kureyşliler, onun bu teklifini kabule yanaşmadılar ve: "Hayır, hayır, sen buradan çıkıp git." dediler. O da çıkıp gitti. İbn îshak da böyle bir anlatımda bulunmuştur. Buharî, Ubeydullah b. Musa kanalı ile Bera'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.), zilkade ayında umre yaptı. Fakat Mekkeliler onun Mekke'ye girmesine müsaade etmediler. Bunun üzerine o da ertesi sene üç gün müddetle gelip Mekke'de kalmak ve umre yapmak şartıyla onlarla antlaşmaya vardı.
Antlaşma metnini yazmaya başladıkları zaman katiplik yapan Hz. Ali; "Bu, Rasûlullah Mu-hammed'in, üzerinde antlaşmaya vardığı şeydir." diye yazınca müşrikler: "Biz senin bu unvanını kabul etmiyoruz. Eğer senin Allah Ra-sûlü olduğunu kabul etseydik, senin Mekke'ye girmene engel olmazdık. Sen sadece Abdullah oğlu Muhammed'sin." dediler. O da: "Ben Allah'ın Rasûlü ve Abdullah oğlu Muhammed'im." dedi. Sonra Ebu Talib oğlu Ali'ye: "Allah Rasûlü sözlerini sil." dedi. Hz. Ali ise: "Hayır, vallahi hiçbir zaman senin unvanını silmem." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) kağıdı eline aldı. Ama o güzelce yazmasını bilmiyordu. Şöyle yazdı: "Bu, Abdullah oğlu Muhammed'in, üzerinde antlaşmaya vardığı şeydir ki, o, silahlı olarak Mekke'ye girmeyecektir. Sadece kımndaki kılıcını üzerinde bulunduracaktır.
Ve kendisine tabi olmak isteyen herhangi bir Mekkeliyi de Mekke'den çıkarmayacaktır. Ashabından Mekke'de kalmak isteyen kimseye de engel olmayacaktır."
Nihayet ertesi sene Rasûlullah (s.a.v.) Mekke'ye girdi. Umresini yaptı. Süre dolunca müşrikler, Hz. Ali'nin yanma gelip şöyle dediler: "Arkadaşına de ki, bizim yanımızdan çıkıp gitsin. Çünkü vade doldu." Peygamber (s.a.v.) de bunun üzerine Mekke'den çıktı. Hz. Hamza'nın kızı: "Amca! Amca!" diye bağırarak peşine düştü. Hz. Ali, kızcağızı yanma aldı. Elini tuttu ve Fatıma'ya: "Amcanın kızma sahip ol." dedi. O da kızcağızı omuzuna aldı. Bu çocuğu yanlarına almak hususunda Hz. Ali, Hz. Zeyd ve Hz. Cafer birbirleriyle tartışmaya başladılar. Hz. Ali:
- Onu ben yanıma alırım. Çünkü o benim amcamın kızıdır, dedi. Hz. Cafer:
- Bu benim amcamın kızıdır. Teyzesi de nikahımdadır, dedi. Hz. Zeyd:
- Bu benim kardeşimin kızıdır, dedi.
Hz. Peygamber, bu kız çocuğunun teyzesi yanında kalmasına hüküm verdi ve: "Teyze, ana mesabesindedir," dedi. Hz. Ali'ye: "Sen bendensin, ben de sendenim." dedi. Dönüp Hz. Cafer'e ise: "Senin yaratılışın ve ahlakın bana benzedi." dedi. Hz. Zeyd'e ise şöyle dedi: "Sen bizim kardeşimiz ve mevlamızsın."
Hz. Ali, Zeyd'e şöyle dedi: "Hamza'nın kızıyla evlenemez misin?"
Zeyd ise şu cevabı verdi:
- O benim süt kardeşimin kızıdır.
Vakidî, Hz. Hamza'nın kızının hikayesini rivayet ederek İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Abdülmuttalib oğlu Hamza'nın kızı Ümmare ve annesi Selma binti Ümeys, Mekke'de idiler. Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'ye geldiğinde bu hususta Ebu Talib oğlu Ali gidip Rasûlullah'la konuştu ve ona şöyle dedi:
- Amcamızın kızım ne diye müşrikler arasında yetim bırakacağız?
Hz. Ali'nin, Hz. Hamza'nın kızını Mekke'den çıkarmasına Rasûlullah engel olmadı. O da kızı Mekke'den çıkardı. Hz. Hamza'nın vasisi olan Zeyd b. Harise konuşmaya başladı. Peygamber (s.a.v.), Muhacirler arasında kardeşlik tesis ederken Harnza ile Zeyd'i de birbirlerine kardeş kılmıştı. Söze başlayan Zeyd dedi ki:
- Hamza'nın kızını yanıma alma hakkına en fazla ben sahibim. Çünkü bu benim kardeşimin kızıdır. Cafer, bunu işitince şöyle dedi:
- Teyze, anne mesabesindedir. Teyzesi Esma binti Ümeys benim nikahımda bulunduğundan bu kızı en fazla yanma alma hakkına sahip olan kişi benim.
Hz. Ali ise şöyle dedi:
- Görüyorum ki bu hususta tartışıyorsunuz. Bu kız benim amcamın kızıdır. Ve bunu müşrikler arasından çıkarıp getiren benim. Benden başka hiçbiriniz bunu yanma alma hakkına sahip değilsiniz.
Peygamber (s.a.v.) ise şöyle dedi:
- Aranızda ben hüküm vereceğim. Ey Zeyd, sen Allah'ın ve Rasû-lullah'm mevlasısm. Sen ey Cafer, senin yaratılışın ve ahlakın benimkine benzer. Sen ey Cafer, bu kızı yanma alma hakkına en fazla sahip olan sensin. Çünkü bunun teyzesi senin nikahmdadır. Ve dahi bir kadın, kendi teyzesinin veya halasının üzerine kuma olamaz.
Böyle diyerek Peygamber (s.a.v.), Hz. Hamza'nın kızman, Cafer'in yanma bırakılmasına hükmetti." Vakidî dedi ki: Peygamber (s.a.v.), Hz. Hamza'nın kızının, Cafer'in yanma verilmesine hükmedince Cafer, kalkıp onun çevresinde tek ayak üzerinde sıçrayarak koşmaya başladı. Peygamber (s.a.v.):
- Bu da ne ey Cafer? diye sorunca Cafer şöyle cevap verdi:
- Ya Rasûlallah, Necaşi bir kimseyi memnun ettiği zaman o kişi kalkar ve Necaşi'nin etrafında tek ayak üzerinde sıçrayarak koşardı. Onun için ben de öyle yaptım. Sen bu kızla evlenecek misin?
- Ey Cafer! O benim süt kardeşimin kızıdır,
Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Hamza'nın bu kızını Seleme b. Ebi Seleme ile evlendirdi. Ve Peygamber (s.a.v.) şöyle derdi: "Böyle yapmakla Ebu Seleme'ye hak ettiği karşılığı verdim mi?"
Ben derim ki: Ümmü Seleme'yi Peygamber (s.a.v.)'le evlendiren kişi Seleme idi. Çünkü Seleme, kardeşi Ömer b. Ebi Seleme'den yaşça daha büyük idi. Doğrusunu Allah bilir.
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), zilhicce ayında Medine'ye döndü. O seneki haccm idaresini müşrikler yürüttüler.
İbn Hişam dedi ki: Ebu Ubeyde'nin bana anlattığına göre bu umre hakkında Cenâb-ı Allah, şu ayet-i kerimeyi inzal buyurdu:
"Andolsun ki Allah, peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Ey inananlar! Siz, Allah dilerse, güven için de, başlarınızı tıraş etmiş ve saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Ha-ram'a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bilir, size, bundan başka, yakın zamanda bir zafer verecektir." (el-Fetih, 27.)
Bu ayet-i kerimede geçen fetih kelimesi ile Hayber fethi kastedilmiştir.

