Göndermesi
İbn İsnak, Ebu Cafer Muhammed b. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'nin fethi sırasında Halid b. Velid'i savaşçı olarak değil de davetçi olarak gönderdi. Onunla birlikte Araplardan Süîeym b. Mansur ve Müdliç b. Mürre kabileleri vardı. Beni Cezime b. Amir b. Abdumenat b. Kinane'nin topraklarına girdiler. Onlar, Halid'i gördüklerinde silaha sarıldılar. Halid şöyle dedi:
- Silahları bırakınız. Çünkü herkes Müslüman olmuştur artık. İbn îshak şöyle dedi: Beni Cezime'den bilgi sahibi arkadaşlarımızdan biri bana şöyle haber verdi:
Halid, silahı bırakmamızı emrettiğinde bizden Cehdem denilen bir adam şöyle dedi:
- Yazıklar olsun size ey Beni Gezime! Vallahi bu Halid'tir! Silahı bıraktıktan sonra mutlaka esir edileceğiz! Esirlikten sonra da muhakkak boyunlarımız vurulacaktır. Vallahi ben silahımı asla bırakmayacağım!
Kavminden bir takım adamlar ona şöyle dediler:
- Ey Cehdem, bizim kanlarımızın dökülmesini mi istiyorsun? Çünkü herkes Müslüman olmuştur.
Bunun üzerine silahı bıraktılar. Savaş sona erdi. Herkes güven duydu. Cehdem'in de silahını elinden alıncaya kadar herkes onunla uğraştı. Nihayet herkes Halid'in sözü üzerine silahı bıraktı.
İbn İshak, Ebu Cafer Muhammed b. Ali'nin şöyle dediğini rivayet
etti:
Silahı bıraktıkları zaman Halid emretti ve onların elleri arkadan bağlandı. Sonra onları kılıçtan geçirdi. Onlardan bir kısmını öldürdü. Bu haber, Rasûlullah (s.a.v.)'a ulaştığı zaman ellerini göğe doğru kaldırdı. Sonra şöyle dedi:
- Allahım! ben, Halid b. Velid'in yaptıklarından beriyim. Onun yaptıklarından uzağım.
İbn Hişam şöyle dedi: Bana ulaşan habere göre Beni Cezime'den bir adam kaçıp kurtuldu ve Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma geldi. Ona bu haberi verdi. Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle dedi:
- Ona karşı koyan ve bu yaptığını protesto eden kimse olmadı mı?
- Evet, orta boylu, beyaz tenli bir adam ona karşı çıktı. Halid de onu engelledi. O da sustu. Daha sonra uzun boylu ve çelimsiz bir görünüşe sahib başka bir adam karşı koydu. Birbirleriyle karşılıklı ce-vablaştılar. Bu konuşmaları şiddetlendi. Bunun üzerine Ömer b. Hat-tab dedi ki:
- Ya Rasûlallah! Birincisi benim oğlum Abdullah'tır. Diğeri ise Ebu Hüzeyfe'nin kölesi Salim'dir. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Ali b. Ebi Talib'i çağırdı. Ona şöyle dedi:
- Ey-Ali, şu kavme git. Onların durumlarına bak. Cahiliye âdetlerini ayaklarının altına al.
Ali, yola çıktı. Onlara geldi. Beraberinde bir miktar mal vardı. O malı Rasûlullah (s.a.v.) göndermişti. O da onlara kanlarının diyetlerini ve telef olup heder olan mallarının ücretini ödedi. Hatta onlara köpeğin ağaçtan oyulmuş yalağının bedelim dahi verdi. Nihayet kandan ve maldan hiçbir şey kalmayıp hepsini ödedi. Yine de bir miktar mal arta kaldı. Ali işini bitirip oradan ayrılacağı zaman onlara şöyle dedi:
- Sizin ödenmemiş kan veya mal hakkınız kaldı mı?
- Hayır kalmadı.
- Ben, işte bu maldan arta kalan bu bakiyyeyi de size veriyorum ki, Rasûlullah (s.a.v.) için, onun bilmedikleri, sizin de bilmediğiniz şeyler yerine geçsin.
Sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma döndü ve ona durumu anlattı. O da şöyle buyurdu:
- İsabet ettin, güzel yaptın.
Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra kalktı, kıbleye döndü. Ayakta durup ellerini kaldırdı. Öyle ki omuzlarının altı (koltuk altı) görünüyordu. Şöyle diyordu:
- Allahım! Ben Halid b. Velid'in yaptığı şeyden uzağım. Onun yaptıklarından sana sığınıyorum.
Bu sözünü üç kez tekrarladı."
İbn İshak dedi ki: Halid'i mazur gösteren bazı kimseler, iddia e-derler ki, Halid şöyle demiştir:
- Ben onlarla savaşmaya çaktım. Fakat Abdullah b. Hüzafe es-Sehmî bana emretti. Rasûlullah (s.a.v.), İslâm'a girmeye yanaşmadıkları için onlarla savaşmanı emrediyor, deyince onlarla savaşmaya başladım.
İbn Hişam, Ebu Arar el-Medinî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Halid, onlara geldiği zaman onlar şöyle dediler: "Biz dinimizden çıkıp Muhammed'in dinine girdik."
Bunlar, mürsel ve munkati rivayetlerdir.
İmam Ahmed b. Hanbel, Abdürrezzak kanalı ile İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Halid b. Velidı -zannedersem- Beni Cezime kabilesine gönderdi. Onları İslâm'a davet etti. Ama onlar İslâm'a girdik anlamına gelen "Eslemnâ" kelimesini güzelce telaffuz edemediler, kendi batıl dinlerinden çıktıklarını kastederek dinden çıktık anlamına gelen "Sebe'nâ sebe'nâ" demeye başladılar. Halid de onların bir kısmını esir almaya, bir kısmını öldürmeye başladı. Bizden her bir adama bir esir verdi. Nihayet bir gün sabahladığı-mızda-Halid, elimizdeki esirleri öldürmemizi hepimize emretti. Ben:
- Vallahi esirimi öldürmem. Arkadaşlarımdan da hiçbiri, esirini öldürmeyecektir, dedim.
Bu seriyyedeki adamlar topluca Peygamber (s.a.v.)'in yanına döndüler. Halidın yaptıklarım ona anlattılar. Peygamber (s.a.v.) ellerini kaldırıp şöyle dedi:
- Allahım! Halid'in yaptıklarından uzağım ve sana sığınıyorum. Bu sözünü iki kez tekrarladı."
İbn İshak dedi ki: "Cahdem, Halid'in yaptıklarını görünce Beni Cezime, döğüşü kaybettik. Sizi, içine düştüğünüz bu şeyden sakındır-mıştım, dedi."
İbn İshak dedi ki:
Bana gelen habere göre Halid ile Abdurrahman b. Avf arasında bu hususta bir konuşma geçmişti. Abdurrahman b. Avf, ona şöyle demişti:
- İslâm'da cahiliye işini işledin. Halid de şu karşılığı verdi:
- Sadece senin babanın intikamım aldım.
- Yalan söylüyorsun. Ben babamın katilini öldürdüm. Fakat sen, amcan Fakih b. Muğire'nin intikamını aldın.
Derken iMsi arasında kavga meydana geldi. Bu durum, Rasûlullah (s.a.v.)'a intikal edince şöyle buyurdu:
- Dur bakalım ey Halid, bırak ashabımı, vallahi eğer senin Uhud dağı kadar altının olsa, sonra onu Allah yolunda harcasan, ashabımdan bir adamın ne bir sabah yürüyüşüne, ne de bir kere akşam yürüyüşüne kavuşamazsın.
Sonra İbn İshak, Fakih b. Muğire'nin kıssasını şöyle anlatır: Halid b. Velid'in amcası Fakih b. Muğire b. Abdullah b. Ömer b. Mahzum, Avf b. Abdi Avf b. Haris b. Zühre, oğlu Abdurrahman, Affan b. Ebu'l-As b. Ümeyye b. Abdu'ş-Şems ve oğlu Osman ile birlikte ticaret için Yemen'e gittiler. Yemen dönüşünde orada vefat eden Beni Ce-zime'den bir adamın malı da yanlarında idi. Bu malı, müteveffa adamın varislerine teslim etmek üzere develerine yükleyip getirmekteidiler. Onlardan kendisine Halid b. Hişam denilen bir adam, o malın kendisinin olduğunu iddia etti ve müteveffanın ailesine ulaşmalarından önce Beni Cezime'nin topraklarında onlarla karşılaştı. Onlar da malı ona vermek istemediler. Bunun üzerine kendisiyle birlikte kavminden olan kimselerle malı almak için onlarla savaştılar. Onlar da onunla savaştılar. Avf b. Abdi Avf ve Fakih b. Muğire öldürüldü. Af-fan b. Ebu'l-As ve oğlu Osman kurtuldu. Onlar, Fakih b. Muğire'nin malı ile Avf b. Abdi Avf m malını ele geçirdiler ve götürdüler. Abdur-rahman b. Avf, babasının katili olan Halid b. Hişam'ı o seriyyede öldürdü. Kureyşliler, Beni Cezime ile savaşmaya azmettiler. Beni Cezi-meliler de şöyle dediler:
"Kabilemiz size birşey yapmamış. Bizden bazıları bilmeyerek böyle bir iş yapmışlar. Bizim bundan haberimiz yok. Biz size, sizin kan veya malınızın diyetini öderiz."
Kureyşliler de bunu kabul ettiler ve savaşı bıraktılar.
İşte bunun içindir ki Halid, Abdurrahman b. Avf a:
- Ben sadece senin babanın intikamım aldım. Hani bir zamanlar Beni Cezimeliler onu öldürmüşlerdi ya.
Abdurrahman b. Avf da ona cevaben demişti ki:
- Ben babamın intikamını aldım ve katilini öldürdüm. Sen sadece amcan Fakih b. Muğire'nin intikamını aldın. Hani bir zamanlar onu öldürüp malını almışlardı ya!
Bu ikisinden de tahmin edilen şudur ki, bu söylediklerini gerçek niyetle söylemiş değillerdi. Ancak birbirleriyle tartışma anında söylenen sözleri söylemişlerdir. Aslında Halid b. Velid, İslâm'a ve Müslümanlara yardım etmek istemişti. Her ne kadar o kendi işinde yanılmış idiyse de Beni Cezimelilerin: "Dinimizden çıktık, dinimizden çıktık." diyerek İslâm'ı noks ani aştırdıklarını sanmıştı. Onların Müslüman olduklarını anlayamamıştı. Bunun üzerine onlardan çoğunu öldürmüş, kalanlarını da esir almıştı. Sonra esirlerin de çoğunu öldürmüştü. Bununla beraber Rasûlullah (s.a.v), onu görevden azletmemiş, komutanlığını devam ettirmişti. Her ne kadar bu yaptıklarından ötürü Allah'a sığınmış ve yaptığı işlerden beri olduğunu söylemişse de, onun hataen yaptığı cinayetlerin ve telef ettiği malların diyetini, bedelini ödemiş. Ama yine de onu komutanlıkta bırakmıştı.
Bu rivayette bir delil vardır. Şöyle ki: Alimler, hata yapan devlet başkanının para cezasının kendi malından değil de Beytü'l-maldan ödeneceği hususunda iki kavil ileri sürmüşlerdir. İşte bu vakıa, bu hususta bir delil teşkil etmektedir. Doğrusunu Allah bilir.
Bu sebepledir ki Ebu Bekir es-Sıddık halife iken, Halid'in irtidad hadiseleri esnasında Malik b. Nüveyre'yi öldürmesi esnasında da onu görevden azletmemiştir. Sonra Halid'in, Malik b. Nüveyre'yi öldürüp karısı Ümmü Temim'i kendine zevce olarak almasını da haklı bazı sebeplere dayandırmıştı. İşte bu esnada Ömer b. Hattab, Hz. Ebu Bekir'e şöyle demişti:
- Halid'i görevden azlet. Çünkü onun kılıcında zulüm var. Ebu Bekir es-Sıddık ona şu cevabı vermişti:
- Allah'ın müşriklere karşı çektiği bir kılıcı kınına sokmam.
İbn İshakj İbn Ebi Hadred el-Eslemî'nin şöyle dediğini rivayet jt-miştir:
Ben, o zaman Halid b. Velid'in süvarilerinin arasında idim. Beni Cezime'den bir delikanlı -ki o benim yaşlarımda idi, eski bir iple elleri boynuna bağlanmıştı, kadınlar da ondan uzakta olmayan bir yerde toplu halde duruyorlardı- bana şöyle dedi:
- Ey delikanlı!
- Ne var, ne istiyorsun?
- Bu ipi tutup beni o kadınların yanma götürür müsün? Onların görülecek bir ihtiyacı varda o ihtiyacı yerine getireyim. Sonra da beni geri getirip dilediğinizi yapınız.
- Vallahi istediğin bu şey kolaydır.
Onun ipini tuttum. Onu yederek götürdüm. Kadınların yamnda durdu ve şöyle dedi:
"Ey Hudeyre, hayatım tükenmek üzere iken teslim ol.
Seni gördüm, çünkü sizi aramış ve sizi Hilye'de ya da Hevanik'de bulmuştum.
Bir aşık vuslata layık değil midir? Gecede ve gündüzün öğle vaktinin şiddetli sıcağında yürümeyi göze al.
Benim bir günahım yoktu. Ailemizle birlikte iken demiştim, musibetlerden birinden önce sevgi ile geri dön.
Ayrılık uzaklaştırmadan, ayırıcı emir, uzak kılmadan önce, sevgi ile geri dön.
Çünkü ben bir emanetin gizliliğini ihlal ettim. Onu zayi ettim.
Benim gözüme senden sonra insanlardan hiçbir güzel, hoş görünmez.
Ne var ki, aşirete ulaşmak, sevgiliyi engelleyicidir.
Ancak sevginin olması bundan müstesnadır."
Hubeyşe de o delikanlıya şöyle dedi:
- Sen onyedi sene yaşadın -iki sekiz (onaltı) ve bir de tek sene (toplam onyedi sene) yaşadın.- Sonra onu getirdim. Boynu vuruldu.
İbn İshak, Cezimeli bir takım yaşlıların, orada o hadisede hazır bulunan kimselerden naklederek şu haberi verdiklerini söylemiştir: Bunun üzerine Hubeyşe, onun boynu vurulduğu zaman kalkarak ona doğru yürüdü ve üzerine kapandı. Durmadan onu Öpüyordu. Sonunda Hubeyşe de onun yanında öldü.
Hafız el-Beyhakî, Hümeydî kanalı ile İbn İsâm adındaki Müzey-neli bir adamın kendi babasından naklen şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.), bir seriyye gönderdiğinde şöyle dedi:
"Bir mescid gördüğünüzde veya bir müezzini duyduğunuzda (ezan okurken) herhangi bir kimseyi öldürmeyin."
Rasûlullah (s.a.v.), bizi bir seriyye ile gönderdi ve bize de aynı emri verdi. Biz Tihame taraflarına gittik. Bazı binek hayvanlarını gütmekte olan bir adamı yakaladık. Ona: "Müslüman ol" dedik. O da: "İslâmiyet nedir?" diye sordu. Ona İslâmiyet'i anlattık. Bir de baktık ki, o İslâmiyet'i anlamıyor. Bize: "Eğer dediğinizi yapmazsam, bana ne yaparsınız?" diye sordu. Biz de: "Seni öldürürüz." dedik. Bunun üzerine: "Binek hayvanlarıma ulaşıncaya kadar beni bekler misiniz?" diye sordu. Biz de: "Evet biz sana ulaşırız." dedik. Bunun üzerine o hayvanlarının peşine düştü. Onlara yetişti ve şöyle dedi: "Ey Hubeyşe, hayat geçip gitmeden önce Müslüman ol."
Diğeri de şöyle dedi: "Onyedi yaşında iken Müslüman ol. (İki sekiz, bir tek, toplam onyedi sene yaşadın)." Böyle dedikten sonra önceki sayfada geçen şiiri şu cümleye kadar okudu: "Ayrılık uzaklaştırmadan, ayırıcı emir uzak kılmadan önce sevgi ile geri dön."
Sonra bize döndü ve: "Dilediğinizi yapabilirsiniz." dedi. Biz de ü-zerine gidip boynunu vurduk.
Diğeri de devesinin üzerindeki mahfesinden yere yuvarlandı. Ü-zerine çöktü. Ölünceye kadar öylece kaldı.
Beyhakî, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), bir seriyyeyi yola çıkardı. Bu seriyye savaştı. Bir miktar ganimet ele geçirdi. Bazı adamları esir aldı. Esirler arasında bir adam vardı ki, seriyyedeki askerlere şöyle dedi: "Ben bunlardan değilim. Ben bir kadına aşık olmuştum, onun yanına geldim. Bırakın da bir kez ona bakayım. Sonra bana ne yaparsanız yapın." Seriyyedekiler bir de ne görsünler: Baktılar ki, kanlı canlı, uzun boylu bir kadın. Adam ona şöyle dedi: "Hayatın sona ermesinden önce Müslüman ol ey Hubeyşe." Böyle dedikten sonra o iki beyti de söyledi.
Hubeyşe de ona şöyle dedi: Evet sana feda olayım!
Adamı Öne götürüp boynunu vurdular. O kadın da geldi, adamın üzerine düştü, bir veya iki çığlık attıktan sonra Öldü.
Seriyyedekiler, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına geldiklerinde durumu ona anlattılar. O da: "Aranızda hiç mi merhametli bir adam yoktu?" dedi.

