El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Rasûlullah (s.a.v.)'in Mekke'ye Girişi

Buharî ve Müslim'in sahihlerinde açık bir şekilde belirtilmiş olduğuna göre Enes (r.a.) şöyle demiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), başında miğferi olduğu halde Mekke'ye girdi. Miğferini başından çıkardığında adamın biri yanma …

Buharî ve Müslim'in sahihlerinde açık bir şekilde belirtilmiş olduğuna göre Enes (r.a.) şöyle demiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), başında miğferi olduğu halde Mekke'ye girdi. Miğferini başından çıkardığında adamın biri yanma gelip şöyle dedi:

- İbn Hatal, Ka'be'nin örtüsü altına gizlenmiş. Rasûlullah:

- Onu öldürün, dedi."

Malik dedi ki: Allah bilir ya gördüğümüz kadarıyla Mekke'ye girerken Rasûlullah (s.a.v.) ihramh değildi.

İmam Ahmed b. Hanbel, Affan ve Hammad kanalı ile Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Mekke fethi gününde şehire girerken başında siyah bir sarık vardı."

Müslim, Kuteybe ve Yahya b. Yahya kanalı ile Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'ye girerken ihramsız idi. Başında ise siyah bir sarık vardı."

Müslim, Ebu Üsame hadisinden Müşavir el-Verrak kanalı ile Amr b. Hureys'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.)'ı, Mekke'yi fetih gününde başında ateş yanığı renginde bir sarık varken görür gibi idim. Sarığının ucunu da omuzlarının arasına sarkıtmıştı."

Dört Sünen sahibi, Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

"Mekkeye girdiği günde Rasûlullah (s.a.v)'ın sancağı beyaz renkte idi."

İbn İshak, Abdullah b. Ebi Bekr kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Mekke fethi gününde Rasûlullah (s.a.v.)'m sancağı beyaz renkli idi. Bayrağı da siyah renkli olup Ukab adını taşımakta idi ve yünden yapılma olup erkek resimlerinin bulunduğu bir parçadan yapılmıştı."

Buharî, Ebu'l-Velid kanalı ile Abdullah b. Kurra'mn şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Duydum ki Abdullah b. Muğaffel şöyle diyor: Rasûlullah (s.a.v.)'ı Mekke fethi gününde devesinin üzerinde gördüm. Sesini dalgalandırarak Fetih sûresini okuyordu. Şöyle dedi: Eğer insanlar etrafıma toplanmasalardı, ben de onun gibi dalgalandırarak okurdum."

Muhammed b. İshak, Abdullah b. Ebi Bekr'in kendisine şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Zi Tuva'ya vardığı zaman bineği üzerinde kırmızı Yemen kumaşından bir parçayı başına sardı. Rasûlullah (s.a.v.), Allah'ın kendisine ikram ettiği fethi gördüğü zaman Allah'a tevazu için başını indiriyordu. Öyle ki, nerede ise sakalı bineğinin sırtına değecek vaziyete geliyordu."

Hafız el-Beyhakî, Ebu Abdullah el-Hafiz kanalı ile Enes (r.a.)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Mekke fethi gününde Rasûlullah (s.a.v.), şehre girerken -huşu-undan dolayı- çenesi nerede ise bineğinin sırtına değecek vaziyette idi."

Hafız el-Beyhakî, İbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Adamın biri, Mekke fethi gününde gelip Rasûlullah (s.a.v.)'la konuştu ve titremeye başladı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle dedi:

"Sakin ol bakalım, ben, Kureyş'ten bir kadının oğluyum. O, kurutulmuş et yerdi."

Rasûlullah (s.a.v.)'m bu kadar büyük bir ordu ile Mekke'ye girişinde göstermiş olduğu tevazu, İsrailoğullarının beyinsizlerinin dayandıkları tevazua benzemez. Çünkü onlar, Kudüs'e rükû halinde "Ya Rab, günahlarımızı düşür." anlamına gelen "Hıtta" kelimesini telaffuz ederek girmekle emrolundukları halde onlar kıçları üstü sürünerek "Hitta" yerine "Hmtatun fi şâretin" diyerek girmişlerdi.

Buharî, Kasım b. Harice kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), fetih senesinde Mekke'ye Kedad denilen üst taraftan girmişti. Ebu Üsame ile Vehb de ona tabi olarak Keda'dan şehre girmişlerdi." Burada Keda ile Kuda'yı karıştırmamak gerekir. Keda, Mekke'nin üst tarafındaki bir mevkidir. Meşhur ve münasip olan da budur.

Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi Rasûlullah (s.a.v.), Halid b. Velid'e Mekke'nin üst taraflarından şehre girme emri vermişti. Kendisi de Mekke'nin alt tarafında Kuda mevkiinden şehre girmişti. Doğrusunu Allah bilir.

Beyhakî, Ebu'l-Hüseyin b. Abdan kanalı ile İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Fetih senesinde Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'ye girerken kadınların atların yüzlerini tokatladıklarını görmüş ve Ebu Bekir'e bakıp gülümseyerek şöyle demişti: "Ey Ebu Bekir, Hassan nasıl söylemişti?" Bunun üzerine Ebu Bekir de ona şu şiiri söylemişti:

"Ey kızcağızım. Ben yoksun kaldım. Eğer Keda'ın iki omuzu arasında tozu savururlarsa,

Eğerli, hörgüçlerle çekişip kadınların baş örtüleriyle onları tokatlarlar."

Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Atları Hassanın dediği yerden şe-hire sokun."

Muhammed b. İshak, Yahya b. Abbad b. Abdullah b. Zübeyr tariki ile Esma binti Ebi Bekr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), Zi Tuva'da durduğu zaman Ebu Kuhafe, çocuklarından en küçük olan bir kızma dedi ki:

- Ey kızcağızım! Beni Ebu Kubeys dağının üzerine çıkar.

Ebu Kuhafe'nin gözleri görmüyordu. Küçük kızı onu Ebu Kubeys dağına çıkardı. Sonra kızma şöyle sordu:

- Ey kızcağızım! Ne görüyorsun?

- Toplu bir karartı görüyorum.

- İşte onlar atlılardır.

- Bir adamı da görüyorum. O karartının önünde ileri geri koşuyor.

- Ey kızcağızım! İşte o askeri düzene sokan, saf haline getiren kimsedir. Atlılara emir veren ve onları ileri getiren şahıstır.

- Vallahi karartı dağildi.

- Demek atlılar savuldu. O halde beni hemen evime götür.

- Ben de onu indirdim. O evine ulaşmadan önce atlılar onunla karşılaştılar.

Esma dedi ki: Kızın boynunda gümüşten bir gerdanlık vardı. Bir adam o kızla karşılaştı ve gerdanlığı boynundan koparıp aldı. Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'ye girdiğinde mescide geldi. Ebu Bekir, babasının koluna girerek mescide getirdi. Rasûlullah (s.a.v.), onu görünce şöyle dedi:

- İhtiyarı evinde bıraksaydm ya, yanma ben giderdim.

- Ya Rasûlallah, sen onun yanma gideceğine onun senin yanma gelmesi daha uygundur.

Esma dedi ki: Onu önüne oturttu. Sonra göğsünü sıvazladı. Daha sonra: "Müslüman ol" dedi. O da Müslüman oldu.

Esma dedi ki:

Ebu Bekir oraya, onun yanma girdi. Sanla onun başı, seğame denilen bir dağ bitkisi gibi bembeyazdı. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:

- Onun bu saçlarının rengini değiştiriniz.

Sonra Ebu Bekir kalktı ve kız kardeşinin elinden tutup şöyle dedi:

- Allah ve İslâm aşkına duyuruyorum, kız kardeşimin gerdanhğını bulan getirsin.

Hiç kimse onun bu çağrışma cevap vermedi. Ebu Bekir şöyle dedi:

- Kardeşciğim, gerdanlığını hayrına say. Vallahi bugün halk içinde emanete riayet azdır.

Ebu Bekir, Özellikle o günü kasdetmişti. Çünkü o gün asker sayısı hayli çoktu. Kimsenin kimseye dönüp baktığı yoktu. Ayrıca insanlar her tarafa yayılmışlardı. Belki de gerdanlığı alan kişi, harbi bir kimseden aldığını sanmıştı. Doğrusunu Allah bilir."

Hafız el-Beyhakî, Abdullah el-Hafiz kanalı ile Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ömer b. Hattab, Ebu Kuhafe'nin elinden tutup Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanına getirdi. Onu Peygamber (s.a.v.)'in yanında durdurduğunda Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Saçının rengini değiştirin. Ancak siyaha da yaklaştırmayın."

İbn Vehb, Ömer b. Muhammed kanalı ile Zeyd b. Eslem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), babasının İslâm'a girmesinden dolayı Ebu Bekir'i tebrik etti.

İbn İshak, Abdullah b. Ebi Necih'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), askerlerini Zi Tuva'da kısımlara ayırdığı zaman Zübeyr b. Avvam'a, bazı insanlarla birlikte Keda tarafından Mekke'ye girmesini emretti. Zübeyr, ordunun sol cenahında idi. Rasûlullah, Sa'd b. Ubade'ye, bazı kimselerle birlikte Kudey tarafından Mekke'ye girmesini emretti.

İbn İshak dedi ki: Bazı ilim ehlinin iddiasına göre Sa'd, Mekke dahiline yöneldiği zaman: "Bugün kahramanlık günüdür. Bugün hürmetin hiçe sayılacağı gündür." dedi. Adamın biri de, onun bu sözünü işitti (İbn Hişam'm ifadesine göre onun bu konuşmasını işiten Ömer b. Hattab idi.) ve gidip Rasûlullah'a şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah! Sa'd b. Ubade'nin dediğini işittin mi? Onun bu şekilde Kureyş'i bastıracağına inanmıyoruz.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Ali'ye şu buyruğu verdi:

- Ona yetiş ve bayrağı elinden al. Bayrağı Mekke'ye sokacak olan kişi sen ol.

Ben derim ki: Muhammed b. İshak'tan başkasının anlattığına göre Ebu Süfyan, Rasûlullah'a gidip Sa'd b. Ubade'nin yukarıdaki sözünü şikayet kabilinden nakletti. Ebu Süfyan, Sa'd b. Ubade'nin yanından geçerken Sa'd: "Bugün kahramanlık günüdür. Bugün Ka'be'nin hürmeti hiçe sayılacak gündür." demişti. Ebu Süfyan da gidip onun bu sözünü Rasûlullah'a iletti. Rasûlullah (s.a.v.) ise şöyle buyurdu:

- Aksine bugün, Ka'be'nin tazim göreceği gündür.

Böyle dedikten sonra Ensâr'm bayrağının Sa'd b. Ubade'den alınmasını emretti. Denildiğine göre bayrak, Sa'd'm oğlu Kays'a verildi. Musa b. Ukbe'nin, Zührî'den naklettiğine göre bayrak, Zübeyr b. Avvam'a verilmiştir. Doğrusunu Allah bilir.

Hafiz İbn Asakir, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Mekke fethi gününde RasûluUah (s.a.v.), bayrağı Sa'd b. Uba-de'ye verdi. Sa'd bayrağı sallayarak: "Bugün kahramanlık günüdür. Bugün hürmetlerin hiçe sayılacağı gündür." dedi. Onun böyle demesi Rureyşlilerin ağrına gitti ve onları rencide etti. Kadının biri, Rasûlul-lah (s.a.v.)'ın yoluna çıkıp şu şiirle ona tarizde bulundu:

"Ey hidayet peygamberi! Kureyş kabilesi -sığınma vakti olmayan bir zamanda- sana sığındı.

Yeryüzünün genişliği onlara dar gelip de semanın ilâhı, onlara düşman olduğu bir hengamede sana sığındılar.

Kemerin halkaları birleşip de boğazlarını sıktığı ve meşhur felaketle karşılaştıklarında sana sığındılar.

Doğrusu Sa'd, Hacun ve Batha ehlinin belini kırmak istiyor.

O Hazreçlidir. Eğer gücü yetecek olursa öfkesinden dolayı bize kartalları ve köpekleri salar.

Onu bu hareketinden alıkoy. O kara arslandır. Arslan ise, dilini kana daldırmaktan vazgeçmez.

Eğer bayrağı eline alıp da ey bayrak koruyucuları, ey bayrak sahipleri diye imleyecek olursa,

Kureyşliler, Batha'da bir avuç yerde cariyelerin avuçlarına düşerler.

O geçip giden bir adamdır ki, görüşü kendisinedir. Sağırdır, tıpkı sağır yılan gibi."

RasûluUah (s.a.v.), kadının bu şiirini işittiğinde kalbine şefkat ve merhamet duyguları geldi. Bayrağın Sa'd b. Ubade'den alınıp, oğlu Kays b. Sa'd'a verilmesini emretti.

Rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber (s.a.v.), Sa'd'ı mahcub etmemek istemişti. Çünkü Sa'd ona rağbet etmiş, ondan meded dilemişti. Bu yüzden Sa'd'ı kızdırmamak istemişti. Bayrağı ondan alıp oğluna vermişti."

Ibn Ishak, İbn Ebi Necih'in hadisinde şöyle dediğini rivayet etmiştir: "RasûluUah (s.a.v.), Halid b. Velid'e emretti. O da bazı insanlarla birlikte Mekke'nin alt yanında Layftan şehire girdi. Halid sağ cenahın başında idi. Orada Eşlem, Süleym, Gifar, Müzeyne, Cüheyne ve Arap kabilelerinden bazıları vardı. Ebu Ubeyde b. Cerrah da Müslümanlardan bir saf adamla birlikte geldi. RasûluUah (s.a.v.)'ın önü sıra Mekke'ye akın ediyorlardı. RasûluUah (s.a.v.) da Ezahir mıntıkasından şehre geldi. Nihayet Mekke'nin üst tarafına indi. Orada onun için bir çadır kuruldu."

Buharî, Ali b. Hüseyin kanalı ile Üsame b. Zeyd'in fetih zamanında şöyle dediğini rivayet etmiştir: - Ya Rasûlallah, yarın nereye inersin?

- Akil bizim için inilecek bir ev mi bırakmış ki?

Ama kafir kişi mümine, muinin kişi de kafire mirasçı olmaz.

Buharî, daha sonra Ebu'l-Yeman tariki ile Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"İnşaallah Allah fethi nasib ederse, menzilimiz Hayf mevkiidir. Çünkü orada küfür üzere yeminleşmişlerdi."

İmam Ahmed b. Hanbel, Yunus ve İbrahim kanalı ile Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, RasûluUah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"İnşaallah yarın menzilimiz Beni Kinane'nin Hayf mmtıkasıdır. Çünkü onlar, küfür üzerine orada yeminleşmişlerdi."

İbn İshak, Abdullah b, Ebi Bekr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Safvan b. Ümeyye, İklime b. Ebi Cehil ve Süheyl b. Amr, savaşmak için bir grub askeri Handeme'de toplamışlardı. Beni Bekr'in kardeşi Himas b. Kays b. Halid de RasûluUah (s.a.v.)'m girmesinden önce silah hazırlıyordu. Karısı ona şöyle dedi:

- Gördüğüm bu şeyi ne için hazırlıyorsun?

- Muhammed ve ashabı için.

- Vallahi Muhammed ve ashabına mukavemet edecek birşey görmüyorum.

- Vallahi ben umuyorum ki, onlardan birini sana hizmetçi kılarım.

Böyle dedikten sonra şu kıtayı okudu:

"Eğer bugün gelirlerse benim için bir mani yoktur. İşte silah, işte uzun demirli bir mızrak. Ve iki tarafi kesici, çekmesi süratli kılıç."

Sonra bu adam, Handeme'de Safvan, Süheyl ve İkrime ile birlikte hazır bulundu. Halid b. Velid'in arkadaşlarından Müslümanlar, onlarla karşı karşıya geldikleri zaman develerinden inip atlarına binmek suretiyle onlarla savaştılar. Kürz b. Cabir Öldürüldü (Bu, Beni Muharib b. Fihr kabilesinden biridir.). Bir de Hübeyş b. Halid b. Re-bia b. Asrem vuruldu (Bu da Beni Munkiz kabilesinin müttefiki idi.). Bu ikisi, Halid b. Velid'in askerleri arasında idiler. Ondan ayrıldılar ve onun yolundan başka bir yola koyuldular. İkisi birlikte öldürüldüler. Kürz, Hübeyş'ten önce öldürüldü."

Abdullah b. Ebi Necih ile Abdullah b. Ebi Bekr şöyle dediler: Halid'in süvarilerinden Seleme b. Miia el-Cühenî de öldürüldü. Müşriklerden ise oniki veya onüç kişiye yakın bir insan topluluğu öldürüldü. Sonra hezimete uğradılar. Himas, yenilmiş vaziyette çıktı ve evine girdi. Sonra karısına şöyle dedi: Benim üzerime kapıyı kilitle.

Karısı, söylemiş olduğun o vaad nerede? diye sordu. O da şu şiirle cevap verdi:

"Şüphesiz eğer sen Handeme gününde hazır bulunsaydın, ki Saf-van ve İkrime kaçtılar.

Ebu Yezid de direk gibi ayakta dikildi. Ben ise, Müslüman kılıçlarıyla onlarla karşılaştım.

O kılıçlar ki, onlar her baldır ve kafa kemiklerini keserler. Bir vuruşla ki, başka hiçbir ses işitilmez. Sadece karışmalarından dolayı anlaşılmayan bir ses işitilir.

Bizim ardımızda onların bir kükremesi ve sesi vardır. Artık kınayarak en ufak bir kelime konuşma." İbn Hişam dedi ki: Bu beyitlerin Raaş el-Hüzelî'ye ait olduğu rivayet edilir.

Fetih, Hüneyn ve Taif savaşlarında Muhacirlerin parolası: "Ya Beni Abdurrahman" idi. Hazreçlilerin parolası: "Ya Beni Abdillah" idi. Evslilerin parolası: 'ya Beni Ubeydullah" idi.

Taberanî, Ali b. Said er-Razî tariki ile İbn Abbas'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz Allah, göklerle yeri yarattığı günde bu beldeyi (Mekke'yi) haram kıldı. Güneş ile ayı kalıba döktüğü günde de bu şehri kalıba döktü. Bu şehrin yerden göğe kadar olan hizası ve havası da haramdır. Burası benden önce hiç kimseye helal kılınmamıştır. Ve bana da gündüzün sadece bir saatinde helal kılındı. Sonra tekrar eski haline döndü."

Rasûlullah'a denildi ki:

- İşte Halid b. Velid savaşıyor! Buna ne buyurursun?

- Ey falan kalk, Halid b. Velid'e git. Ve ona de ki, adam öldürmekten elini çeksin!

Rasûlullah'ın kendisine emrettiği adam gidip Halid b. Velid'e şöyle dedi:

- Hz. Peygamber (s.a.v.), yapabildiğin kadarıyla adam öldürmeni emrediyor!

Halid de yetmiş kişi öldürdü. Başkaları gelip durumu Peygamber (s.a.v.)'e anlattılar. O da Halid'e haber gönderip çağırttı. Yanına gelen Halid'e şöyle sordu:

- Adam öldürmekten seni men etmedim mi?

- Falan adam yanıma geldi. Yapabildiğim kadarıyla adam öldürmemi senin adına bana emretti.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), o adama haber gönderip yanına çağırttı ve ona şöyle sordu:

- Adam öldürmemesini Halid'e söylemeni sana emretmedim mi?

- Sen başka şey istedin. Allah ise, başka şey istedi. Allah'ın emri senin emrinin üstünde oldu. Bern de olacaklara engel olamadım.

Adamın bu cevabı üzerine Rasûlullah (s.a.v.) sustu ve ona hiç bir karşılık vermedi."

İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Müslüman kumandanlarına, Mekke'ye girmelerini emrettiği zaman onlardan şu sözü aldı: Müslümanlar, ancak kendileriyle savaşanlarla savaşacaklardır.

İsimlerini verdiğim bazı kimseler ise bundan müstesnadır. Bunlar, Ka'be'nin örtüsünün altında bulunsalar bile onları öldürsünler. Onlardan biri, Beni Amir b. Lüey'yin kardeşi Abdullah b. Sa'd b. Ebi Serh'dir.

Rasûlullah (s.a.v.), onun öldürülmesini emretti. Çünkü o İslâm'a girdi. Rasûlullah'ın vahiy katibi oldu. Sonra müşrik olarak irtidad e-dip Kureyşlilerin yanma döndü. Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'ye girerken onun kanını mubah kılmıştı. Bunu duyan Abdullah, kaçarak Osman b. AfFan'm yanma gitti. Osman, onun süt kardeşi idi. Eman almak için Osman onu, Rasûlullah'ın yanma getirdiğinde Rasûlullah uzun süre sustu. Sonra evet, dedi. Sonra Osman'la birlikte kalkıp gittiğinde Rasûlullah (s.a.v.), çevresinde bulunanlara şöyle dedi: "Hiç mi aranızda akıllı bir adam yoktu ki, benim sustuğumu gördüğü zaman . kalkıp onu öldürseydi?"

Dediler ki:

- Ya Rasûlallah, bunun için bize bir işarette bulunsaydın ya?

- Peygamber, işaretle öldürmez.

Başka bir rivayete göre ise Peygamber Efendimiz şöyle demiştir: "Bir peygamberin hain bakışlarla bakması yakışık olmaz."

İbn Hişam dedi ki: Sonra Abdullah Müslüman oldu ve İslâmiyet'i güzelce yaşadı. Ömer de onu bir yere vali olarak atadı. Sonra Osman da onu vali olarak atadı.

Ben derim ki: Abdullah, sabah namazında secde halinde iken veya namazım tamamladıktan sonra evinde iken vefat etti.

İbn İshak dedi ki: Öldürülmesi Rasûlullah tarafından emredilen kişiler arasında bir de Abdullah b. Hatel vardı. Bu, Beni Teym b. Ga-lib kabilesinden bir adamdı.

Ben derim ki: Onun adı Abdüluzza b. Hatel idi. Muhtemeldir ki; adı böyle idi de sonra Müslüman olduğunda Abdullah adını almıştır.

Müslüman olduğunda sadakaları toplaması için Rasûlullah onu görevli olarak gönderdi. Ensar'dan bir adamı da yanma kattı. Yanında, kendisine hizmet eden bir de kölesi vardı. Bir ara ona aşırı derecede öfkelendi ve köleyi öldürdü. Sonra da irtidad edip müşrik oldu. İki şarkıcı cariyesi vardı. Bunlardan birinin adı Fertena idi. Bu cariyeler, Rasûlullah (s.a.v.)'ı ve Müslümanları hicvedici şarkılar okurlardı. Bu sebeple Rasûlullah, onun ve cariyelerinin kanlarını mubah kıldı. Abdullah b. Hatel, Ka'be'nin örtüsüne tutunmuş halde iken öldürüldü. Öldürülmesi işine Ebu Berze el-Eslemî ile Said b. Hureys el-Mahzumî katıldılar. Cariyelerinden biri de öldürüldü. Diğerine ise eman verildi. Kanı mubah kılınanlardan diğer birisi de Hüveyris b. Nukayz b. Vehb b. Abdi Kusay idi. Bu, Mekke'de iken Rasûlullah (s.a.v.)'a eziyet eden kimselerden idi.

Abbas b. Abdülmuttalib, Rasûlullah (s.a.v.)'m kızları Fatıma ile Ümmü Külsüm'ü Mekke'den Medine'ye götürmek için bineklerine bindirmişti. Hüveyris b. Nukayz, onların'bineklerine arkadan vurdu o da onları yere attı. Kanı mubah kılındığı zaman Ali b. Ebi Talib ta-ranndan öldürüldü.

İbn İshak dedi ki: Kam mubah kılınanlardan biri de Mikyas b. Sübabe veya Hubabe'dir. Rasûlullah (s.a.v.), onun öldürülmesini sırf şu sebepten emretti: Ensârh biri, onun kardeşini hataen öldürmüştü. O ise kardeşi için Ensârh olan o Müslümanı öldürdü ve müşrik olup Kureyş'e döndü. Kavminden olan Nümeyle b. Abdullah da onu öldürdü.

Kam mubah kılınanlar arasmda bir de Sare vardı. Bu, Beni Abdülmuttalib'ten birinin cariyesidir. Çünkü bu, Mekke'de iken Rasûlullah (s.a.v.)'a eziyet ederdi.

Ben derim ki: Bazılarından nakledildiğine göre Hatib b. Ebi Bel-taa'nm Mekke'ye gönderdiği mektubun ulaklığını bu kadın yapmıştı. Herhalde bu suçundan ötürü affedilmiş veya Mekke'ye kaçmıştı ki, sonra kanı mubah kılınmıştı. Doğrusunu Allah bilir.

Bu kadın kaçmıştı. Nihayet onun için Rasûlullah'tan eman istenmiş, o da eman vermişti. Bunun üzerine o, Hz. Ömer'in zamanına kadar yaşamıştı. Adamın biri, atıyla onu tepelemiş ve kadın ölmüştü. Süheylî'nin anlattığına göre Fertena da Müslüman olmuştu.

İbn İshak dedi ki: İkrime b. Ebi Cehil'e gelince o, Yemen'e kaçtı. Karısı Ümmü Hakim binti Haris b. Hişam ise Müslüman oldu. Onun için Rasûlullah'tan eman istedi. Rasûlullah da İkrime'ye eman verdi. Karısı onu aramaya gitti. Nihayet onu bulup Rasûlullah (s.a.v.)'a getirdi ve İkrime Müslüman oldu.

Beyhakî, Mus'ab'm babası Sa'd'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Mekke fethi gününde Rasûlullah (s.a.v.), dört erkek ve iki kadın dışında diğer bütün insanlara eman verdi. İstisna ettiği bu kimseler hakkında: "Onları Ka'be'nin örtüsüne tutunmuş olarak bulsanız bile öldürün." dedi. Haklarında ölüm fermanı çıkarılan bu kimseler şunlardı: İkrime b. Ebi Cehil, Abdullah b. Hatel, Mikyas b. Sübabe, Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh.

Abdullah b. Hatel'e gelince o, Ka'be'nin örtüsüne tutunmuş vaziyette yakalandı. Said b. Hureys ile Ammar b. Yasir onu öldürmek için koşarak birbirleriyle yarıştılar. Daha genç olan Said, Ammar'ı geçerek o melunu öldürdü. Mikyas'ı ise çarşıda insanlar yakalayıp öldürdüler. İkrime'ye gelince o bir gemiye binip kaçtı. Denizde iken bir fir-tmaya yakalandılar. Gemidekiler birbirlerine şöyle dediler:

"İhlaslı olun. Çünkü taptığınız ilâhlarınız burada size bir fayda veremez." İkrime de şöyle dedi: "Vallahi denizde ihlastan başka bir şey bizi kurtaramayacağına göre karada da bizi ihlastan başka bir şey kurtarmayacaktır. Allahım, sana söz veriyorum. Eğer beni afiyetle buradan kurtarırsan Muhammed'e gidecek, elimi onun eline koyacak, onu affedici, âlicenâb bir kimse olarak göreceğim." Böyle dedi. Sonra gidip Müslüman oldu.

Abdullah b. Sa'd b. Ebi Serh'e gelince o, Osman b. Affan'm yanında gizlendi. Rasûlullah (s.a.v.), insanları bey'ata çağırdığı zaman Osman onu getirip Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında durdurdu. Ve: "Ya Rasûlallah, Abdullah'la bey'atleş" dedi. Rasûlullah (s.a.v.), başını kaldırıp ona üç kez baktı. Her üçünde de onunla bey'atleşmeye yanaşmadı. Üçüncü kezden sonra bey'atleşti. Sonra ashabına dönüp şöyle dedi: "İçinizde hiç akıllı bir adam yokmuydu ki, bey'atleşmek için elimi ondan uzak tuttuğumda kalkıp onu Öldürseydi?"

Dediler ki: Ya Rasûlallah, senin gönlünden geçeni nereden bilecektik? Bize bir işarette bulunsaydm ya!

Rasûlullah buyurdu ki: "Peygamber'in hain bakışlı olması uygun olmaz."

Beyhakî, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Mekke'nin fethi gününde Rasûîullah (s.a.v.), dört kişi dışında bütün insanlara eman verdi. Eman vermediği kişiler şunlardı: Abdüluzzâ b. Hatel, Mikyas b. Sübabe, Abdullah b. Sa'd b. Ebi Şerh ve Ümmü Sare.

Abdüluzzâ b. Hatel, Ka'be'nin örtüsüne tutunmuş iken öldürüldü. Adamın biri, gördüğü zaman Abdullah b. Ebi Serh'i öldürmeyi adamıştı. Abdullah, Osman b. Affan'm süt kardeşi idi. Osman, şefaatte bulunmak için onu Rasûlullah'ın yanma getirdi. Ensârh adam, onu görünce kılıcına sarıldı. Sonra geldi, onu Rasûlullah (s.a.v.)'m meclis halkasında buldu. Tereddüt etti. Rasûlullah'ın huzurunda onun üzerine hücum etmeyi uygun görmedi. Rasûlullah (s.a.v.) da elini Abdullah b. Sa'd'a uzattı. O da kendisiyle bey'atleşti. Sonra Ensârh adama:

"Adağını yerine getirmen için seni bekledim." dedi. Adam da şöyle cevap verdi: Ya Rasûlallah, onu sana bağışladım. Ama bana işarette buluns aydın ya?

Rasûlullah şu cevabı verdi:

- Bir peygamberin (adam öldürmek için) işarette bulunması yakışık almaz.

Mikyas b. Sübabe'ye gelince; onun kıssası, İslâm'a girmesinden sonra Müslüman bir adamı öldürmesi, sonra irtidad etmesi bahsinde anlatılmıştı.

Ümmü Sare'ye gelince o, Kureyşlilerden birinin cariyesi idi. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanına geldi. Yoksulluğunu şikayet edip birşey-ler istedi, muhtaç olduğunu söyledi. Rasûlullah da ona birşeyler verdi. Sonra adamın biri onunla bir mektubu Mekkelilere gönderdi. (Ra-vi burada Hatib b. Ebi Beltaa'nın kıssasını anlatmıştır.)"

Muhammed b. İshak, Abdullah b. Ebi Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazmın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Mikyas b. Sübabe'nin kardeşi Hişam, Beni Müstalik gazvesinde öldürüldü.. Müslümanlardan biri onu müşrik zannederek öldürmüştü. Mikyas da Müslüman olmadığı halde Müslüman gibi görünerek kardeşinin diyetini taleb etmek üzere Medine'ye geldi. Diyetini aldıktan sonra kardeşinin katiline saldırdı ve onu öldürüp müşrik olarak Mekke'ye döndü. Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'nin fethi gününde onun kanını mubah kıldığı zaman o, Safa ve Merve arasında iken öldürüldü.

İbn İshak ile Beyhakî, onun kendi kardeş katilini öldürürken söylemiş olduğu şu şiiri nakletmişlerdir:

"Yere dayanarak geceleyen kişi, hilekarlarm kanını elbiselerine bulayınca rahatladı.

Dalaverecileri öldürmeden önce nefsin keder ve üzüntüsü beni kınıyor ve yatağa uzanmayı bana unutturuyordu.

Bu sebeble Fihr'i öldürdüm. Diyetini de Neccar oğullarının fâri' sahiplerinin üzerine yükledim.

Böylece adağımı yerine getirdim, öcümü aldım ve putlara ilk dönen kişi de ben oldum."

Ben derim ki: Kanları mubah kılman iki şarkıcı cariye, Mikyas b. Sübabe'ye ait idiler ve Mikyası Safa ve Merve arasında iken amcası oğlu öldürdü. Bazılarının ifadesine göre Abdullah b. Hatal'ı, Zübeyr b. Ayvam (r.a.) öldürmüştür.

İbn İshak, Said b. Ebi Hind kanalı ile Ebu Talib'in kızı Ümmü Hani'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'nin yukarısına indiğinde benim kaynılarımdan iki kişi kaçıp yanıma geldiler. Bunlar Beni Mahzum kabilesinden idiler."

İbn Hişam dedi ki: Bu iki kişi, Haris b. Hişam ile Züheyr b. Ebi Ümeyye b. Muğire idi.

İbn İshak dedi ki: O zamanlar Ümmü Hani, Hübeyre b. Ebi Vehb el-Mahzumî'nin zevcesi idi.

Ümmü Hani sözüne devamla şöyle diyor:

"Bu arada kardeşim Ali b. Ebi Talib benim yanıma girdi ve: "Vallahi onları elbette öldüreceğim." dedi. Evimin kapısını onların üzerlerine kilitledim. Sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma, o Mekke'nin yukarısında iken geldim ve onu büyük bir kabın içerisinde boy abdesti alırken buldum. Kabın içinde hamur artıkları vardı. Kızı Fatıma ise onu elbisesi ile perdeliyordu. Guslünü yaptığında elbisesini aldı ve kuşandı. Sonra sekiz rekat kuşluk namazı kıldı. Namazını tamamlayınca bana döndü ve şöyle dedi:

- Ey Ümmü Hani, merhaba, hoş geldin. Seni buraya getiren sebeb nedir?

Ben de ona o iki adamın ve Ali'nin durumunu anlattım. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

- Senin himayene aldığın kimseyi biz de himayemize aldık. Senin eman verdiğin kimseye biz de eman verdik. Onları öldürmeyiz."

Buharı, Ebu'l-Velid tariki ile İbn Ebi Leyla'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ümmü Hani'den başka Rasûlullah (s.a.v.)'m kuşluk namazını kıldığım gören herhangi bir kimse bize haber vermiş değildir. Ümmü Hani, Rasûlullah (s.a.v.)'m Mekke'nin fethi gününde kendi evinde boy abdesti aldığım, sonra sekiz rekat kuşluk namazı kıldığını söylemiştir."

Ümmü Hani dedi ki: "Rasûlullah (s.a.v.)'m o kuşluk namazından daha hafif bir namaz kıldığını görmedim. Yalnız yine de o rükû ve sü-cudu tamamlıyordu."

Sahih-i Müslim'de, Âkilin azadlısı Ebu Mürre'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ümmü Hani bana dedi ki, Mekke fethi senesinde Beni Mahzum kabilesinden iki adam kaçıp yanma gelmişler, o da onlara eman vermişti. Ümmü Hani, bu olayı bana şöyle anlattı: "Ali benim yanıma geldi. Dedi ki; Ben o iki adamı Öldüreceğim. Ben, Ali'nin böyle dediğini duyunca Mekke'nin üst tarafında bulunan Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gittim. Rasûlullah beni görünce: Merhaba, hoş geldin, dedi ve:

- Seni buraya getiren sebeb nedir? diye sordu. Ben de şu cevabı verdim:

- Ey Allah'ın peygamberi! Ben, kayınlarımdan iki adama eman verdim. Ali ise onları öldürmek istedi.

- Ey Ümmü Hani! Senin himayene aldığın kimseyi biz de himayemize aldık.

Rasûlullah (s.a.v.) böyle dedikten sonra boy abdesti almaya kalktı, Fatıma da onu bir örtü ile perdeledi. Gusülden sonra kalktı, bir elbiseyi alıp büründü. Sonra sekiz rekat kuşluk namazı kıldı." Başka bir rivayette anlatıldığına göre Ümmü Hani, gusül yapmakta iken Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma girmiş. Fatıma da Rasûlul-lah'ı bir örtü ile perdeliyormuş. Rasûlullah onu görünce şöyle sormuş:

- Bu kimdir?

- Ümmü Hani'dir.

- Ümmü Haniye merhaba. Ümmü Hani demiş ki:

- Ya Rasûlallah! Anamın oğlu Ali b. Ebi Talib, benim kendilerine eman verdiğim iki adamı öldüreceğini söylüyor. Sen buna ne buyurursun?

- Ey Ümmü Hani! Senin eman verdiğin kimseye biz de eman verdik.

Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) kalkıp sekiz rekat namaz kıldı. Bu da kuşluk namazı idi. Alimlerden çoğu zannettiler ki, kılmış olduğu bu namaz, kuşluk namazıdır. Diğerleri dediler ki: Bu, fetih namazı idi. Rivayette açıkça anlatıldığına göre Rasûlullah, bu namazı kılarken her iki rekatte bir selam veriyormuş. Bu da fetih namazının tek selamla sekiz rekat olarak kılınacağını iddia eden Süheylî ve diğerlerinin görüşünü reddeden bir rivayettir. Sa'd b. Ebi Vakkas da Medâin'i fethettiği günde Kisra'nm sarayında sekiz rekat namaz kılmış ve iki rekatte bir selam vermiştir. Hamd Allah'adır.

İbn İshak, Muhammed b. Cafer b. Zübeyr kanalı ile Safiye binti Şeybe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'ye indiği ve halk huzura kavuştuğu zaman evinden çıktı, Beyt'e geldi. Binek hayvanı üzerinde yedi kez tavaf etti. Elindeki ucu eğri bir ağaçla hacer-i esvedi istilam ediyordu. Tavafinı tamamladığı zaman Osman b. Talha'yı çağırdı ve ondan Ka'be'nin anahtarını aldı. Ka'be onun için açıldı ve oraya girdi. Orada iki ağaç parçasından yapılmış bir güvercin buldu ve onu eliyle kırdı, sonra attı. Sonra Ka'be'nin kapısı önünde durdu. Halk mescidde onun için toplanmıştı."

Musa b. Ükbe dedi ki: Bundan sonra Rasûîullah (s.a.v) iki secde yaptı. Sonra Zemzem kuyusuna gitti. Oraya baktı. Biraz su getirilmesini istedi-, getirilen suyu içti, abdest aldı. İnsanlar onun abdest suyu yere dökülmesin diye koşup suyu avuçluyorlardı. Müşrikler de bunu hayretle izliyor ve şöyle diyorlardı: "Bunun gibi bir hükümdar görmedik ve işitmedik." Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v.), Ka'be'nin bitişiğinde akşama dek durdu.

Muhammed b. İshak dedi ki: İlim ehlinden biri bana haber verdi ki; Rasûlullah (s.a.v.), Ka'be'nin kapısının yanında durdu ve şöyle dedi: "Allah'tan başka ilâh yoktur. O birdir, ortağı yoktur. Verdiği sözü gerçekleştirdi. Kuluna yardım etti ve düşman birliklerini yalnız başına hezimete uğrattı. Bilesiniz ki; babadan oğula intikal eden ve-konuşulan her bir övülmüş haslet veya kan veya iddia edilen mal, işte şu iki ayağımın altındadır. Ancak Beyt'in sidanesi (hizmetkarlığı) ile haccm sikayesi (hacılara yapılan su dağıtma hizmeti) bundan müstesnadır.

Bilesiniz ki, kaste benzer hataen öldürme karşılığındaki ceza, kamçı ve değnekle vurmaktır. Şiddetli bir diyet vardır. Kırkı gebe olmak üzere yüz deve verilir. Ey Kureyş topluluğu! Şüphesiz Allah, sizden cahiliyetin kibir ve böbürlenmesini ve babalarla övünüp büyüklük taslamayı giderdi. İnsanların hepsi Adem'dendir. Adem ise topraktandır."

Rasûlullah (s.a.v.), bu konuşmasından sonra şu ayet-i kerimeyi okudu:

"Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık." (el-

Hucurât, 13.)

Bu ayeti okuduktan sonra da şöyle dedi:

- Ey Kureyş topluluğu! Benim size ne yapacağımı sanıyorsunuz? Dediler ki:

- Hayır yaparsın. Sen kerim bir kardeşsin. Kerim bir kardeş oğlusun.

Buyurdu ki:

- Gidiniz, siz artık serbestsiniz.

Sonra Rasûlullah (s.a.v.), mescidte oturdu ve Ali b. Ebi Talib, elinde Ka'be'nin anahtarı olduğu halde ona doğru kalkıp gitti, şöyle dedi: Ya Rasûlallah! Sikaye ile birlikte hicabeyi (Ka'be'nin perdedarlı-ğını) bize ver.

Rasûlullah (s.a.v.) sordu:

- Osman .b. Talha nerededir?

Bunun üzerine Osman'ı çağırdılar. Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle dedi:

- Ey Osman, anahtarını al. Bugün iyilik ve vefa günüdür." İmam Ahmed b. Hanbel, Süfyan kanalı ile İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Mekke'nin fethi gününde Rasûlullah (s.a.v.), Ka'be'nin merdiveni üzerinde şöyle buyurdu:

"Vadini gerçekleştiren, kuluna yardım eden, düşman ordularını yalnız başına hezimete uğratan Allah'a hamdolsun. Bilesiniz ki, hata en öldürmeye benzer öldürmenin cezası kırbaç veya değnektir. Ayrıca yüz develik diyettir."

Bir başka defa şöyle buyurdu: "Bu tür bir Öldürmenin diyeti, mu-ğallaza olup; kırkı gebe olmak üzere yüz devedir. Bilesiniz ki, cahili-, yetteki intikamlar ve kan davaları ile iddia edilen mallar, şu iki ayağımın altındadır. Yine bilesiniz ki, hacılara su verme vazifesi olan si-kaye ile Ka'be'nin hizmetkarlığı olan sidane görevlerini eskiden olduğu gibi sahiplerinin uhdesinde bıraktım."

İbn Hişam dedi ki: İlim ehlinden birinin bana anlattığına göre Rasûlullah (s.a.v.), fetih gününde Beyt'e girdi. Orada meleklerin ve başka şeylerin resimlerini gördü. İbrahim'in, elinde de fal okları ile fal çekmekte iken yapılmış bir resmini gördü ve şöyle dedi:

- Allah onları kahretsin. Büyüklerimizi fal oklarıyla fal çekerken resimlemişler. (İbrahim'in fal oklarıyla işi ne?)

"İbrahim, Yahudi de, Hristiyan da değildi. Ama doğruya yönelen bir müslimdi. Puta tapanlardan değildi." (Âl-i Wân, 67.)

Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), o resimlerin tamamının yok edilmelerini emretti."

İmam Ahmed b. Hanbel, Süleyman kanalı ile Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ka'be'de resimler vardı. Rasûlullah (s.a.v.), o resimleri silmesini Ömer b. Hattab'a emretti. O da bir bezi ıslatarak, ıslak bezle resimleri silip yok etti. Ondan sonra Rasûlullah (s.a.v,) içinde resim bulunmayan Ka'be'ye girdi."

Buharı , İbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Fetih gününde Rasûlullah (s.a.v.) Mekke'ye girdi. O sırada Beyt'in çevresinde 360 put vardı. Elindeki bir ağaç dalıyla o putlara vuruyor ve şöyle diyordu: "Hak geldi, batıl zail oldu. Hak geldi, artık batıl ne yeniden başlar, ne de geri gelir."

Beyhakî, İbn İshak kanalı ile Abbas (r.a.)'m şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Fetih gününde Rasûlullah (s.a.v.) Mekke'ye girdi. Ka'be'de 300 put vardı. Değneğini eline aldı. Putlara vurdu. Putları birer birer sonuna dek yere düşürdü."

Beyhakî, Süveyd b. Said tariki ile İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'ye girdiğinde orada 360 put gördü. Bu putların her birine değneğiyle işaret ederek şöyle dedi: "Hak geldi, batıl ortadan kalktı. Zaten batıl ortadan kalkmaya mahkumdur." İşaret ettiği putların her biri -değneği ona ulaşmadan- yere düşüyordu."

Beyhakî, daha sonra şöyle demiştir: Bu, her ne kadar zayıf bir rivayet ise de bundan önceki bunu teyit etmektedir.

Hanbel b. İshak, Ebu'r-Rebi kanalı ile İbn Ebza'nm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'yi fethettiği zaman saçı, başı dağınık Habeşî bir kadın yüzünü tırmalayıp: "Ah ölüm! Ah ölüm!" diyerek geldi. Rasûlullah (s.a.v.): "Bu Naile (putu)'dir. Artık bu beldenizde kendisine tapılma smdan ümidini kesmiştir." dedi.

İbn Hişam, İbn Şihab kanalı ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), fetih gününde bineği üzerinde Mekke'ye girdiği zaman bineği üzerinde tavaf yaptı. O esnada Ka'be'nin çevresinde kurşunla birbirine bağlanmış putlar vardı. Rasûlullah (s.a.v,), e-lindeki değnekle o putlara işaret ediyor ve: "Hak geldi. Batıl ortadan kalktı. Zaten batıl ortadan kalkmaya mahkumdur." diyordu. Değneği ile hangi putun yüzüne işaret ediyorsa, o put mutlaka arkası üzerine arkaya düşüyordu. Hangi putun da ensesine işaret ediyorsa, o put mutlaka yüzüstü düşüyordu. Nihayet o putların tamamı yere düştü."

Temim b. Esed el-Huzaî dedi ki:

"Sevabı veya azabı uman kimseler için putlarda ibretler ve bilgiler vardır."

Sahih-i Müslim'de, Şeyban b. Ferruh kanalı ile Ebu Hüreyre'nin Mekke fethi hadisinde şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), Ka'be'ye geldi. Hacer-i esvede yanaşıp istilam etti ve Ka'be'yi tavaf etti. Ka'be'nin yanında müşriklerin tapmakta oldukları bir putun yanma geldi. Elinde, kıvrık tarafından tutmuş olduğu bir yay vardı. Putun yanma geldiği zaman gözüne vurup: "Hak geldi, batıl ortadan kalktı. Zaten batıl ortadan kalkmaya mahkumdur." dedi. Tavanm tamamladığı zaman Safa tepesine gelip tepenin üstüne çıktı, Beyt'i görebilecek kadar yükseldi. Sonra ellerini kaldırıp dilediği şekilde Allah'a hamdedip dua etti."

Buharî, İshak b. Mansur tariki ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'ye geldiğinde içinde putlar bulunan Beyt'e girmek istemedi. Emir verdi. Beyt'in içindeki putlar çıkarıldı. Ellerinde fal okları bulunan İbrahim ve İsmail peygamberlerin resimleri de çıkarıldı. Şöyle dedi: "Allah onları kahretsin. İbrahim ile İsmail'in asla fal açmadıklarını bildikleri halde resimlerini böyle yapmışlar,"

Sonra Beyt'e girip Beyt'in köşelerinde tekbir getirdi. Namaz kılmadan dışarı çıktı."

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdussamed kanalı ile İbn Abbas'ır şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Rasûlullah (s.a.v.) Ka'be'ye girdi. Ka'be'nin içinde altı direk vardı. Her direğin yanma gidip dua etti, ama içeride namaz kılmadı."

İmam Ahmed b. Hanbel, Harun b. Maruf tariki ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"RasûluUah (s.a.v.), Beyt'e girdiği zaman içinde İbrahim ile Meryem'in suretlerini gördü ve şöyle dedi:

"Ama onlar işitmemişler mi ki, içinde suret bulunan bir eve melekler girmezler. İşte İbrahim'in sureti. Onun fal açmakla ilgisi ne?"

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdürrezzak kanalı ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"RasûluUah (s.a.v.), Beyt'e girdi ve köşelerinde dua etti. Sonra çıkıp iki rekat namaz kıldı."

İmam Ahmed b. Hanbel, İsmail tariki ile İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"RasûluUah (s.a.v.), Beyt'te iki rekat namaz kıldı." .

Buharî ve Leys, Abdullah b. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"RasûluUah (s.a.v.), fetih gününde Mekke'nin üst tarafından şehi-re geldi. Arkasında Üsame b. Zeyd, beraberinde Osman b. Talha da vardı. Hacebe'den geldiler. Nihayet bineğini Mescid-i Haram'da çök-türdü. Ka'be'nin anahtarının getirilmesini emretti. Üsame b. Zeyd, Bilal, Osman b. Talha ile birlikte içeriye girdi. Orada gündüzleyin uzun süre kaldı. Sonra dışarı çıktı. İnsanlar da koşuştular. İçeriye ilk giren, Abdullah b. Ömer oldu. Bilal'i kapı arkasında ayakta buldu. RasûluUah (s.a.v.)'ın nerede namaz kıldığını ona sordu. O da, Rasû-lullah'm namaz kıldığı yeri ona gösterdi. Abdullah dedi ki: "Kaç rekat namaz kılmış olduğunu ona sormayı unuttum."

İmam Ahmed b. Hanbel, Hüşeym kanalı ile İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"RasûluUah (s.a.v.), beraberinde Fadl b. Abbas, Üsame b. Zeyd, Osman b. Talha ve Bilal olmak üzere Ka'be'ye girdi. Kapıyı kilitlemesi için Bilal'e emir verdi. Allah'ın dilediği müddette orada kaldı. Sonra dışarı çıktı. Onlardan ilk olarak Bilal ile karşılaştım. Ona:

- RasûluUah (s.a.v.) nerede namaz kıldı? diye sordum. Oda:

- İşte şurada, iki direk arasında kıldı, diye cevab verdi."

Ben derim ki: Sahih-i Buharî'de ve diğer hadis kitablannda sabit olduğuna göre RasûluUah (s.a.v.), Ka'be'nin içinde, sırtı kapıya dönük olarak namaz kılmıştır. İki direği sağ yanma, bir direği sol yanma, üç direği de arkasına alacak şekilde durmuştur. O zaman Ka'be'nin içinde altı direk vardı. Namaz kılarken kendisiyle batı duvarı arasında üç zirahk bir mesafe vardı.

İbn Hişam dedi ki: İlim ehli birinin bana anlattığına göre RasûluUah (s.a.v.), fetih senesinde Bilal ile birlikte Ka'be'ye girdi ve ona ezan okumasını emretti. Ebu Süiyan b. Harb, Attab b. Üseyd, Haris b. Hişam da Ka'be'nin avlusunda oturmakta idiler. Attab şöyle dedi:

- Allah, babam Üseyd'e ikramda bulundu ki, bu ezan sesini duymadı. Çünkü duyacağı bu şeyler onu öîkelendirirdi.

Haris b. Hişam da şöyle dedi:

- Allah'a yemin ederim ki, Muhammed'in hak yolda olduğunu bilseydim ona tabi olurdum.

Ebu Süiyan ise şöyle dedi:

- Ben birşey demem. Eğer birşey diyecek olursam sözlerimi şu çakıl taşları bile Muhammed'e duyurur.

RasûluUah (s.a.v.) çıkıp yanlarına geldi ve:

- Söylediklerinizi bildim, dedi. Sonra neler söylemiş olduklarını onlara anlattı. Haris ile Attab dediler ki:

- Senin, Allah Rasûlü olduğuna şahadet ederiz. Çünkü konuştuğumuz sözlere yanımızdaki kimselerden başka hiç kimse vakıf olmadı ki, gelip sana haber verdi, diyelim.

Yunus b. Bükeyr, Cübeyr b. Mut'im ailesinden birinin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"RasûluUah (s.a.v.), Mekke'ye girdiğinde Bilal'e emir verdi. O da Ka'be'nin damına çıkıp namaz için ezan okudu. Beni Said b. As'tan biri dedi ki:

- Allah, Said'e ikramda bulundu. Şu siyahi adamın Ka'be'nin damında söylediği sözleri işitmeden önce Said'in canım aldı."

Abdürrezzak, Mamer kanalı ile İbn Ebi Müleyke'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"RasûluUah (s.a.v.), Bilal'e emir verdi. O da fetih gününde Ka'be'nin damında ezan okudu. Kureyşlilerden bir adam, Haris b. Hişam'a şöyle dedi:

- Şu köleye bakmıyor musun, nereye çıkmış?

- Bırak onu. Eğer Allah ondan hoşlanmıyorsa, onu mutlaka değiştirecektir."

Yunus b. Bükeyr, Urve'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Fetih senesinde RasûluUah (s.a.v.), Bilal'e emir verdi. O da Ka'be'nin üzerinde -müşrikleri öfkelendirmek için- ezan okudu."

Muhammed b. Sa'd, Vakidî'den naklen Ebu îshak'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Mekke fethinden sonra Ebu Süfyan bir yerde oturmakta idi ve kendi kendine şöyle dedi: "Muhammed'e karşı bir ordu toplasam mı acaba?" O kendi kendine böyle konuşmakta iken aniden Rasûîullah (s.a.v.) gelip iki omuzunun arasına vurdu ve: "Eğer öyle yaparsan, Allah seni rüsvay eder." dedi. Ebu Süfyan başını kaldırdı, bir de ne görsün. Rasûîullah (s.a.v.), yanı başında duruyor. Bunun üzerine şöyle dedi: "Şu ana kadar senin peygamber olduğuna inanmamış tim. Ama şimdi peygamber olduğuna kesinlikle inandım."

Beyhakî, İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ebu Süfyan, Rasûlullah (s.a.v.)'m yürümekte olduğunu ve insanların da onun izlerini takip ederek bastığı yerlere bastıklarını gördü. Kendi kendine: "Şu adamla bir daha savaşsam mı acaba?" dedi. Rasûlullah (s.a.v.) da gelip göğsüne vurdu ve: "Eğer böyle yaparsan, Allah da seni rüsvay eder." dedi. Ebu Süfyan da: "Ağzımda gevelediğim şeylerden dolayı tevbe ve mağfireti Allah'tan diliyorum." dedi."

Beyhakî, Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Fetih gecesinde insanlar, Mekke'ye girdikleri zaman sabaha dek tekbir ve tehlil getirip Ka'be'yi tavaf ettiler. Ebu Süfyan, karısı Hind'e: - Bütün bu olanların Allah katından olduğunu kabul ediyor musun? diye sordu.

Hind de:

- Evet, Allah katından oluyor, diye cevab verdi.

Sonra sabahleyin Ebu Süfyan, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gitti. Rasûlullah: "Hind'e: Bütün bu olanların Allah katından olduğunu kabul ediyor musun? demiştin. O da: Evet, Allah katından olduğunu kabul ediyorum, diye cevab vermişti." diye sordu. Ebu Süfyan da bunun üzerine şöyle dedi: "Senin Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim. Kendisinin adı ile yemin edilen Allah'a and içerim ki, benim bu söylediğim sözü Hind'den başka herhangi bir kimse duymamıştı." Buharı, İshak kanalı ile Mücahid'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Şüphesiz Allah, göklerle yeri yarattığı günde Mekke'yi haram kılmıştır. O, kıyamet gününe kadar Allah'ın haram kılması sebebi ile haramdır. Benden önce hiçbir kimseye helal kılınmamıştır. Benden sonra da hiç kimseye helal kılınmaya çaktır. Bana da zamanın ancak bir saatinde helal kılındı. Bu şehrin avı ürkütülmez. Dikeni çiğnenmez. Otu koparılmaz. -arayan dışındaki kimseye de- yitiği helal olmaz."

Abbas b. Abdülmuttalib dedi ki: "Ya Rasûlallah, sadece izhir otu müstesna olsun. Çünkü ölüleri defnetmek için ve de evler için o ota ihtiyaç vardır."

Abbas b. Abdülmuttalib'in bu sözü karşısında Rasûlullah sustu. Sonra şöyle cevap verdi: "Yalnız izhir otu müstesna. O helaldir."

Bu ve buna benzer rivayetler, Mekke'nin şiddet yolu ile fethedil-diği görüşüne kail olan kimseler için delildir. Önceki sayfalarda da geçtiği gibi Handeme'de vuku bulan hadise de bu görüşte olanlar için delil teşkil etmektedir. Orada Müslümanlardan ve müşriklerden yirmiye yakın adam öldürülmüştü. Bu hadisenin delilliği bu hususta zahirdir. Bu, cumhur-u ulemanın mezhebidir.

Şafiî'den nakledilen meşhur görüşe göre Mekke, sulh yolu ile fethedilmiştir. Çünkü oranın ganimetleri mücahidlere taksim edilmemiştir. Ayrıca Peygamber (s.a.v.), fetih gecesinde şöyle demiştir:

"Ebu Süiyan'ın evine giren güvendedir. Harem-i Şerife giren güvendedir. Kapısını üzerine kilitleyen güvendedir."

Bu meselenin takriri, inşaallah, "Ahkamü'l-Kebir" adlı kitabta verilecektir.

Buharı, Said b. Şurahbil kanalı ile Ebu Şüreyh el-Huzaî'den rivayet etti ki, o, Mekke'ye heyetler gönderen Amr b. Said'e şöyle demiştir: Ey emir, bana izin ver de, Rasûlullah (s.a.v.)'m fetih gününün sabahında söylediği bir sözü sana nakledeyim. O, bu sözü söylerken kulaklarım duydu, kalbim hıfzetti. Gözlerim gördü. Şöyle ki: Rasûlullah (s.a.v.), Allah'a hamd-ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:

"Doğrusu Allah, Mekke'yi haram kıldı. Onu insanlar haram kılmadı. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kimsenin orada kan akıtması ve bir ağacı koparıp çiğnemesi helal olmaz. Eğer bir kimse, Rasûlullah (s.a.v.)'ın Mekke'de savaşmış olduğunu ileri sürerek Mekke'nin haramlığını helal sayma yolunda bir ruhsat edinirse, ona şöyle deyin: Doğrusu Allah, bu hususta Rasûlüne izin verdi. Ama size izin vermedi. Bana da gündüzün sadece bir saati için izin verdi ve haram-lığı tekrar dünkü haramlığı gibi oldu. Şimdi bu söylediklerimi burada hazır bulunanlar, hazır bulunmayanlara tebliğ etsin."

Ebu Şüreyh'e: "Amr sana ne dedi?" diye sorulduğunda o şöyle cevap verdi: "Amr bana dedi ki: Ey Ebu Şüreyh, ben bunu senden daha iyi biliyorum. Doğrusu harem, herhangi bir asiye ve katile sığınak olmaz. Cizye vermeyip de kaçan bir kimseyi de korumaz."

İbn İshak'ın anlattığına göre İbn Esva adındaki bir adam, cahili-ye döneminde İhmerre Be'sen adındaki Huzaalı bir adamı öldürdü. Fetih günü geldiğinde Huzaalılar, İbn Esva'ı Mekke'de öldürdüler. Katilin adı Hiraş b. Ümeyye idi. Rasûlullah (s.a.v.), bu olay üzerine Huzaalılara şöyle dedi:

"Ey Huzaa topluluğu! Adam öldürmekten elinizi çekin. Eğer öldürmek fayda verecekse, yeterinden çok öldürdünüz. Siz bir adam öldürdünüz ki, onun diyetini mutlaka ben vereceğim."

İbn İshak, Abdurrahman b. Harmele el-Eslemî kanalı ile Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), Hiraş b. Ümeyye'nin yaptıklarından haberdar olunca: "Doğrusu Hiraş, çok adam öldüren biridir." dedi.

İbn İshak, Ebu Şüreyh el-Huzaî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Amr b. Zübeyr, kardeşi Abdullah b. Zübeyr ile savaşmak üzere Mekke'ye gelince yanına gidip ona şöyle dedim:

"Ey adam, biz Mekke fethedildiği zaman Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte idik. Fetih günü sabahleyin Huzaalılar, Hüzeyl kabilesinden bir adama saldırıp onu müşrik olduğu halde öldürdüler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) kalktı, hutbe okudu ve şöyle dedi:

- Ey insanlar! Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri yarattığı günden beri Mekke'yi haram kılmıştır. Kıyamet gününe kadar da haramlardan bir haramdır. Allah ve ahiret gününe iman eden bir kişi için orada kan dökmek veya bir ağacı kesmek helal olmaz. Benden önceki hiçbir kimseye helal olmadı. Benden sonra gelen hiçbir kimseye de helal olmaz. Benim için de sadece işte bu saat helal oldu. Bu da Mekkelilere bir gazab olarak böyle oldu. Dikkat ediniz. Dün gibi, eski haramhğı tekrar yerine gelmiştir. Sizden burada hazır bulunan kişi, hazır bulunmayana bunu tebliğ etsin. Size, Rasûlullah (s.a.v.) Mekke'de savaşmıştır, diyen kimselere deyin ki:

Şüphesiz Allah orayı Rasûlü için helal kılmıştır. Sizin için ise helal kılmamıştır.

Ey Huzaa topluluğu! Elinizi adam öldürmekten çekiniz. Eğer fayda sağladı ise, adam öldürmek çok oldu. Artık yeter. Öyle birini öldürdünüz ki, onun diyetini ödemem gerekir. İşte bu makamımdan sonra kim adam öldürürse onun ailesi, iki yol arasında muhayyerdir. Dilerlerse katilini öldürürler, dilerlerse maktulün diyetini alırlar.

Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Huzaahların öldürdüğü o adamın diyetini verdi. Bunun üzerine Amr, Ebu Şüreyh'e şöyle dedi: Haydi git ey ihtiyar, biz oranın haramlığmı senden daha iyi biliriz. Oranın haram-lığı katile, itaat dışına çıkana ve cizyeyi vermeyene koruyucu bir sığınak olamaz.

Ebu Şüreyh de şöyle dedi:

- Mekke'nin haramlığmdan bahsederken Rasûlullah'ın yanında hazır bulunanlardan idim. Sen ise orada hazır değildin. Rasûlullah (s.a.v.) bize, hazır bulunanımızın, hazır bulunmayanımıza tebliğ etmesini emretmiştir. Artık sen kendi durumunla başbaşasın. Kararını kendin ver."

İbn Hişam dedi ki: Bana ulaşan habere göre Rasûlullah (s.a.v.)'ın fetih gününde diyetini ödediği ilk maktul, Cüneydip b. el-Ekva'dır. Onu, Beni KaT kabilesi Öldürdü. O da onun diyetini yüz dişi deve olarak ödedi.

İmam Ahmed b. Hanbel, Amr b. Şuayb'm dedesinin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Mekke'nin kapılan Rasûlullah (s.a.v.)'a açılıp da fetih müyesser olduğunda o şöyle buyurdu:

"Silahtan el çekin. Ancak Huzaahlar, Beni Bekir kabilesi ile savaşa devam edebilirler." Huzaahlara, Beni Bekir kabilesi ile savaşmaya izin verdi. İkindi namazına kadar bu izin devam etti. Sonra: "Silahtan el çekin." diye emir verdi. Ertesi gün Huzaalılardan bir adam Müzdelife'de Beni Bekir kabilesinden biri ile karşılaştı ve onu öldürdü. Rasûlullah (s.a.v.), bu haberi alır almaz kalkıp insanlara hitabta bulundu. Ravi diyor ki: Ben onu, sırtını Ka'be'ye dayamış vaziyette gördüm ki şöyle dedi:

"Allah'a en fazla düşman olan kimse, Harem'de adam öldüren kimsedir. Veya katilinden başkasını öldüren kimsedir veya cahiliye intikamı sebebiyle öldüren kimsedir."

Bu, gerçekten garib bir rivayettir. Sünen ehli âlimler, bu hadisin bir kısmını rivayet etmişlerdir. Ama bu hadiste Rasûlullah (s.a.v.)'m fetih günü ikindi namazına kadar Huzaahlara Beni Bekir kabilesinden öç almaları için savaşma ruhsatını verdiğine dair olan kısmını, ben sadece bu hadiste görmüşümdür. Eğer sahih ise bu, herhalde Huzaahların Vetir gecesinde Beni Bekir kabilesinden aldıkları darbenin öcünü almaları için^özel bir müsaade nevindendir. Doğrusunu Allah bilir.

İmam Ahmed b. Hanbel, Yahya b. Said kanalı ile Haris b. Malik b. Bersa el-Huzaî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Mekke fethi gününde Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini işittim: "Bugünden sonra kıyamet gününe dek artık bu şehirde savaşılmaz."

Sahih-i Müslim'de, Muti b. Esved el-Adevî'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'nin fethi gününde şöyle buyurdu:

"Hiçbir Kureyşli, bugünden sonra kıyamet gününe kadar savaş hali dışında öldürülmesin."

İbn Hişam dedi ki: Bana ulaşan habere göre Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'yi fethettiği zaman oraya girdi ve Safa tepesine çıkıp dua etmeye başladı. Ensâr da onun etrafını kuşatmıştı. Kendi aralarında şöyle dediler: Acaba Rasûîullah (s.a.v.), Allah onun yerini ve beldesini kendisine fethedince orada kalır mı?

Rasûlullah (s.a.v.), duasını tamamlayınca şöyle dedi:

- Ne diyorsunuz? Onlar da:

- Birşey değil ya Rasûlallah, dediler.

Çok geçmeden ona haber verdiler. Peygamber (s.a.v.) ise şöyle dedi:

- Allah saklasın! Hayatım sizin hayatınızla beraber olacak, ölümüm sizin ölümünüzle beraber olacaktır.

İbn Hişam'm bu talikini, İmam Ahmed b. Hanbel "Müsned"inde şu senede dayandırarak şöyle demiştir:

"Behz ve Haşim bize haber verip şöyle dediler: Süleyman b. Muği-re, Sabit kanalı ile Abdullah b. Rebah'ın şöyle dediğini rivayet etti: Muaviye'nin yanına bir heyet geldi. Ben de aralarında idim. Ebu Hü-reyre de bizimle beraberdi. Aylardan ramazan idi. Yemek yapıp birbirimizi yemeğe davet ediyorduk. Ebu Hüreyre, bizi yük eşyalarının bulunduğu yere sıkça davet edip çağırırdı. Dedim ki: Ben de yemek yapsam ve onları yüklerimin bulunduğu yere davet etsem.

Adamlarıma emir verdim, yemek yapılmasını söyledim. Yemek yapıldı. Akşamleyin Ebu Hüreyre ile karşılaştım. Ona: Ey Ebu Hüreyre, bu gece bizim yanımıza davetlisin, dedim. O da: Sen benden tez davrandın, beni geçtin, dedi. Ben de: Evet, ben onları davet ettim, onlar şu anda benim yanımdadırlar, dedim.

Ebu Hüreyre dedi ki: Ey Ensâr topluluğu! Sizin hadislerden birini size öğreteyim mi?

Böyle dedikten sonra Mekke'nin fethini anlattı ve şöyle dedi: Ra-sûlullah (s.a.v.) gelip Mekke'ye girdi. Zübeyr'i ordunun iki cenahından birinin başına koyup gönderdi. Halid'i de diğer cenahın başında Mekke'ye gönderdi. Ebu Ubeyde'yi köprü başına gönderdi. Onlar vadinin iç kısmını tuttular. Rasûlullah (s.a.v.) da kendi birliği arasında idi. Kureyşliler, yığınlarını toplamışlardı ve şöyle demişlerdi: Şunla-rın önüne gidelim. Eğer onların birşeyi varsa, onlarla beraber oluruz. Eğer isabet almışlarsa istediklerini kendilerine veririz.

Ebu Hüreyre dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) baktı ve beni gördü. Sonra şöyle dedi:

- Ey Ebu Hüreyre!

- Buyur ya Rasûlallah.

- Benim için Ensâr'a seslen. Yanıma Ensâr'dan başkası gelmesin. Ben de gidip Ensâr'a seslendim. Onlar gelip Rasûlullah (s.a.v.)'m

etrafını kuşattılar. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:

- Şu Kureyşlilerin topluluğunu ve tebaalarını görüyor musunuz? Böyle dedikten sonra iki elini üstüste koyup şöyle buyurdu: "Beni Safa'ya ulaştınncaya kadar onları kökten biçin."

Ebu Hüreyre dedi ki: "Biz de ileri atıldık. Bizden hiç kimse istemiyordu ki; onlardan dilediği kadar öldürmesin. Dilediğimiz kadar adam öldürmek istiyorduk. Onlardan da karşımıza çıkmak isteyen kimse yoktu."

Ebu Süfyan dedi ki: Ya Rasûlallah, Kureyşlilerin efendileri ve büyük çoğunluklarının kam heder edildi. Artık bugünden sonra Kureyş diye birşey kalmayacaktır!

Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

- Kapısını üzerine kilitleyen kimse güvendedir. Ebu Süfyan'm evine giren kimse güvendedir.

Bunun üzerine insanlar evlerine kapanıp kapılarını üzerlerine kilitlediler.

Rasûlullah (s.a.v.) da hacer-i esvede yönelip istilam etti. Sonra Ka'be'yi tavaf etti. Elinde bir yay vardı. Yayın kıvrık tarafını tuttu. Sonra tavaf esnasında Beyt'in yanında müşriklerin ibadet etmekte oldukları bir putun yanma geldi. O yayın ucuyla putun gözüne vurdu ve şöyle dedi: "Hak geldi. Batıl ortadan kalktı. Zaten batıl ortadan kalmaya mahkumdur."

Böyle dedikten sonra Safa'ya gelip çıktı. Ka'be'ye bakacak kadar tepeye çıktı. Sonra elini kaldırdı. Allah'ı dilediği şekilde zikretmeye ve dua etmeye başladı. Ensâr da alt tarafta idi. Birbirlerine şöyle diyorlardı: Herhalde adamı, kasabasına olan özlemi ve aşiretine olan merhameti ile şefkati yakaladı. Ebu Hüreyre dedi ki: Vahiy geldi. Gelişi de bize gizli olmadı. Vahiy tamamlanıncaya kadar hiçbirimiz gözünü kaldırıp da Rasûlul-' lah'a bakamadı.

Haşim dedi ki: Vahiy tamamlandığında başım kaldırdı. Sonra şöyle buyurdu:

- Ey Ensâr topluluğu! Adamı kasabasına olan özlemi ve aşiretine olan merhameti ile şefkati yakaladı, dediniz, değil mi?

Dediler ki:

- Evet, biz bunu söyledik ya Rasûlallah.

- Şu halde ben kendime ne ad vereyim? Hayır, ben sadece Allah'ın kulu ve elçisiyim. Allah'a ve size hicret ettim. Hayatım sîzin hayatınızla, ölümüm de sizin ölümünüzle beraber olacaktır.

Bunun üzerine Ensâr ağlamaya ve Rasûlullah'm yanına gelmeye başladı. Şöyle diyorlardı:

- Vallahi sırf Allah'a ve sana olan tutkunluğumuzdan böyle dedik. Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

- Doğrusu Allah ve Rasûlü de sizi tasdik ediyor ve sizi mazur görüyorlar.

İbn Hişam dedi ki: İlim ehlinden biri bana dedi ki: Fadale b. Umeyr el-Mülevvih el-Leysî, Hz. Peygamber (s.a.v.)'i, fetih senesinde Beyt'i tavaf ederken öldürmek istedi. Ona yaklaştığı zaman Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi:

- Fadale sen misin?

- Evet, Fadale benim ya Rasûlallah.

- İçinden ne konuşuyordun?

- Birşey değil, Allah'ı zikrediyordum.

Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) güldü. Sonra: "Allah'tan mağfiret dile, af taleb et." dedi. Sonra elini onun göğsüne koydu. Kalbi huzur buldu. Fadale şöyle derdi:

- Vallahi, Allah'ın mahlukatmdan hiçbir şey bana ondan daha sevgili olmayıncaya kadar elini göğsümden kaldırmadı. Bunun üzerine aileme döndüm. Sırdaşım olan bir kadının yanına vardım. Onunla konuşurdum. Bana: "Söyle ey Fadale!" dedi. Ben birşey diyemem, dedim. Sonra o esnada coşup şöyle dedim:

"Kadın (bana haber verip) dedi. Allah ve İslâm, senden razı değiller, dedim.

Eğer Muhammed ve onun taraftarlarını, putların kırıldığı günde fetih ile görseydin, elbette Allah'ın dinini açıkça aydınlanmış olarak ve şirkin yüzünde karanlık Örtü olarak görürdün."

İbn İshak, Muhammed b. Cafer b. Zübeyr ve ondan naklen Urve kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Safvan b. Ümeyye Cidde'ye, oradan da gemiye binerek Yemen'e gitmek üzere yola çıktı. Ümeyr b. Vehb şöyle dedi:

- Ey Allah'ın peygamberi! Safvan b. Ümeyye, kavminin efendisi, senden kaçarak gitti ki, kendisini denize atsın. Ona eman ver. Allah'ın salâtı üzerine olsun.

Rasûlullah (s.a.v.), ona eman verdi. Dedi ki:

- Ya Rasûlallah, bana senin verdiğin emanı gösterecek bir belge ver.

Rasûlullah (s.a.v.) da Mekke'ye girerken başına sardığı sarığı ona verdi. Ümeyr, o sarıkla yola çıktı. Safvan, gemiye binip deniz yolculuğuna çıkmak üzere iken ona yetişti. Ümeyr ona şöyle dedi:

- Ey Safvan, anam babam sana feda olsun, kendini tehlikeye atmaktan sakın. Allah'tan kork. İşte, Rasûlullah (s.a.v.)'dan sana eman getirdim.

- Yazık sana, yanımdan uzaklaş, benimle konuşma.

- Ey Safvan, anam babam sana kurban olsun. Rasûlullah, insanların en faziletlisi, en iyisi, en yumuşak huylusu ve en hayırhsıdır. Amcan oğludur. Onun üstünlüğü senin üstünlüğündür. Onun şerefi, senin şerefindir. Onun mülkü, senin mülkündür.

- Ben kendim için ondan korkuyorum.

- O, bu düşündüğünden daha yumuşak huylu ve daha âlicenâbtır. Böylece Safvan, Ümeyr'le birlikte geri döndü ve onunla birlikte

tasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelip durdu. Safvan şöyle dedi:

- Bu adam, senin bana eman vermiş olduğunu iddia ediyor. Rasûlullah:

- Doğru söylüyor, dedi. Safvan:

- O halde bu eman içinde beni iki ay muhayyer bırak, dedi. Rasûlullah:

- Sen bu eman ile dört ay muhayyersin, dedi.»

İbn İshak, Zührî'nin kendisine şöyle dediğini nakleder: Fahite binti Velid, Safvan'ın karısı idi. Ümmü Hakim binti Haris b. Hişam da İkrime b. Ebi Cehl'in karısı idi. Ümmü Hakim, İkrime'nin peşi sıra gitmiş, onu Yemen'den getirmiş, o da Müslüman olmuştu. Ebu Cehl'-in oğlu İkrime ile Safvan b. Ümeyye Müslüman olduklarında Rasûlullah (s.a.v.) bunların karılarını, ilk nikahları ile yanlarında bıraktı.

İbn İshak dedi ki: Said b. Abdurrahman b. Hassan b. Sabit bana dedi ki: Hassan, Necran'da iken İbn Ziba'ra'ya yalnız bir beyit ile taş attı. Şöyle dedi:

"Buğzetmesi sana helal olan bir adamı sakın yok etme. O Necran'da yaramaz, dar bir geçim içindedir."

Bu şiir, İbn Ziba'ra'ya ulaşınca o, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gelip Müslüman oldu. Müslüman olurken de şöyle dedi:

"Ey Melik'in elçisi! Benim lisanım tutuktur. Açamadım. Çünkü ben fenayım.

Sapıklığın yolunun ortasında âdeta şeytanla yarış ediyordum.

Kim onun meyline meylederse o fenadır.

Et ve kemikler, Rabbime iman etti. Sonra kalbim şahiddir ki, sen peygambersin.

Beni Lüey'den bir kabileyi orada senden alıkoyacağım, onların hepsi de aldannııştır."

İbn İshak dedi ki: Abdullah b. Ziba'ra, Müslüman olurken şu şiiri de söyledi:

"Karışık vesveseler ve kederler uykuyu kaçırdı.

Gecenin baş taran, üst üste bir vaziyette ışıksız bir durumdadır.

Bana gelen haberlerden birinde Ahmed beni kınadı.

Böylece sanki ben, sıtmaya tutulmuş bir vaziyette geceledim.

Ey dönmez seni, develerin taşıdıklarının en hayırlısı.

Ben, yüzü koyun şaşkın bir vaziyette sapıklıkta giderken işlediğim şeylerden özür diliyorum.

O günlerdeki, Sehm kabilesi bana en sapık işleri yapmamı emrediyordu.

Mahzum kabilesi de aynı şeyi emrediyordu.

Helakin sebeblerini çekiyordum. Azgınların emri beni yönetiyordu.

Oysaki onların emri uğursuzdur.

Artık düşmanlık geçmiştir, onun sebebleri son bulmuştur.

İşte bu hatalara düşürenler ise, bundan yoksundur. Artık düşmanlık geçmiştir, onun sebebleri son bulmuştur. Aramızdaki akrabalık bağları ve akıllar çağırıyorlar. Affet, sana anatm babam feda olsun ki, onların ikisi de ayağımı kaydırmı şiardı.

Çünkü sen merhamet eden ve merhamet olunmuş kimsesin.

Senin üzerinde melikin ilminden bir işaret vardır.

O, ak bir nurdur ve mühürlenmiş bir hatemdir.

Sana, muhabbetten sonra şeref için burhanını verdi.

İlâhın burhanı ise büyüktür.

Şahadet ettim ki senin dinin doğrudur, gerçektir.

Sen ise kullar içinde yücesin, büyüksün.

Allah şahadet eder ki, Ahmed Mustafa'dır (seçilmiştir.).

Kendisine iyiler arasında ve ilgi ile bakılmaktadır, âlicenâbtır.

Bir efendidir ki, onun binası Haşim'den yükselmiştir.

Bir fer'dir ki, zirvede ve asıllar içinde yer almıştır."

İbn Hişam dedi ki: Şiirden anlayan ilim sahiplerinden biri, bu şiirin Abdullah b. Ziba'ra'ya ait olduğunu kabul etmemiştir.

Ben derim ki: Abdullah b. Ziba'ra es-Sehmî, İslâm'ın en büyük düşmanlarından ve şiir kuvvetlerini, Müslümanları hicvetmede kullanan şairlerden idi. Allah, tevbesini kabul buyurdu. İslâm'a döndü. İslâm'a yardım etti ve İslâm'ı savundu.