El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Reci’ Gazvesi

Vakidî dedi ki: Bu gazve, hicri dördüncü senenin safer ayında yapılmıştır. Rasûlullah (s.a.v.), bu seriyyeyi hac ve umre için kendilerine izin vermeleri maksadıyla Mekkelilere göndermiştir. Reci', Usfan'a sekiz millik …

Vakidî dedi ki: Bu gazve, hicri dördüncü senenin safer ayında yapılmıştır. Rasûlullah (s.a.v.), bu seriyyeyi hac ve umre için kendilerine izin vermeleri maksadıyla Mekkelilere göndermiştir.

Reci', Usfan'a sekiz millik mesafedeki bir yerin adıdır.

Buharî, İbrahim b. Musa kanalı ile Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet eder:

«Peygamber (s.a.v.), Ömer b. Hattab'm oğlu Asım'm dedesi, Asım b. Sabit (r.a.)'in kumandası altında bir askeri birliği devriye olarak yola çıkardı. Birlik gidip Usfan ile Mekke arasında bir yere vardı. Orada Hüzeyl kabilesinden Lihyan oğulları adındaki oba halkı, onlardan haberdar olup 100 kişiye yakın keskin bir nişancı kaiilesiyle arkalarına düştüler. Asım ile arkadaşları bir yerde hurma yemişlerdi. Bunlar hurma çekirdeklerini görünce:

- Bu çekirdekler, Medine hurmasının çekirdekleridir, diyerek izlerini takip ede ede onları buldular. Asım ile arkadaşları onları görünce sarp ve yüksek bir tepeye sığındılar. Onlar da gelip tepenin etrafım kuşattılar ve:

- Eğer teslim olursanız sizi öldürmeyeceğiz, diye onlara güvence verdilerse de Asım:

- Ben şahsen kafirlerin güvencesi altına giremem, Allahım, peygamberini bizden haberdar et, dedi ve onlarla savaşmaya başladı.

Nihayet kendisi ile arkadaşlarından yedi kişi şehid düştü. Yalnız Hübeyb ve Zeyd ile bir başkası sağ kalıp güvence istediler ve güvence alınca inip onlara teslim oldular. Ama onlar, verdikleri güvenceye sadık kalmayıp onları teslim alır almaz, yaylarının kirişlerini çözerek

onunla kollarım bağladılar. Beraberlerinde bulunan üçüncü şahıs:

- Bu, verdiğiniz güvenceye sadık kalmayışımzm başlangıcıdır, deyip kollarını onlara bağlattırmadı. Onlar da onu yerde sürükleyip uğraştılar ve kollarını bağlayama-ymca da Öldürdüler. Hübeyb ile Zeyd'i götürüp Mekke'de sattılar. Hü-beyb'i, Haris b. Amir b. Nevfel'in oğulları satın aldı. Hübeyb, Bedir savaşında babaları Haris b. Amir'i öldürdüğü için ellerinde bir süre kaldıktan sonra onu öldürmeye karar verdiler. O esnada Hübeyb, haram kıllarını tıraş etmek için Haris'in kızlarından birinden bir ustura istedi. Kadın ona usturayı verdi. Kadın diyor ki:

- Bir ara çocuğuma bakmayı unutmuştum. Bir de baktım ki, Hübeyb usturayı açıp çocuğun uyluğu üstüne koymuş, o korkunç manzarayı görünce çok korktum.

Bana dedi ki:

- Çocuğu öldürmemden mi korkuyorsun? Korkma, ben hiçbir zaman öyle birşey yapmam.

Kadın her zaman diyordu ki:

- Ben Hübeyb'den daha iyi bir esir görmedim. Yemin ederim ki, Mekke'de yaş hurma bulunmadığı sıralarda ve kendisi de demir zincirlerle bağlı bulunduğu halde onun elinde hurma salkımlarım görüyordum. Bu, Allah tarafından kendisine gönderilen bir rızıktan başka birşey değildi.

Nihayet onu öldürmek için Mekke hareminin dışma çıkardılar. Öldürecekleri sırada onlara:

- Bana müsaade edin, iki rekat namaz kılayım, ondan sonra beni öldürün, dedi ve iki rekat namaz kıldıktan sonra onlara:

- Eğer benim ölümden korktuğum için namazı uzattığımı sanma-saydmız namazı biraz daha uzatırdım, dedi.

İşte Öldürülürken iki rekat namaz kılma âdetini ilk koyan kimse Hübeyb'tir. Namaz kıldıktan sonra onlara:

- Allahım, onların kökünü kurut! diye beddua etti ve sonra da şu mealde bir şiir okudu:

«Ben Müslüman olarak ve Allah yolunda Öldürülürken, Hangi yan üzerine düşersem düşeyim, umursamıyorum. Zira benim ölümüm Allah yolundadır. Allah dilerse, Parçalanıp dağılan uzuvları bile mübarek kılar.»

O, böyle dedikten sonra Ukbe b. Haris kalkıp onu öldürdü.

Asım ise, Bedir savaşında Kureyşlilerin büyüklerinden birini öldürdüğü için, öldürüldükten sonra Kureyşliler onun cesedinden bir parça koparıp getirmek üzere, öldürüldüğü yere adamlar gönderdiler.

Fakat Cenâb-ı Allah, o sırada onun cesedi üzerinde bir bulut gölgesi gibi yoğun bir arı kitlesi yarattığı için, gönderilen adamlar, bir türlü cesedin yanına varamadılar.»

Buharî, Abdullah b. Muhammed kanalı ile Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Hübeybİ öldüren, Ebu Servaa'dır.»

Ben derim ki: Hübeyb'i öldüren kişinin adı Ukbe b. Haris'tir ki, bilahare Müslüman olmuştur. Onun süt emme konusunda rivayet ettiği bir hadis vardır. Ebu Servaa ile Ukbe'nin kardeş olduğu da söylenmiştir. Doğrusunu Allah bilir.

Muhammed b. İshak, Asım b. Ömer b. Katade'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Uhud gazvesinden sonra Rasûluüah (s.a.v.)'m yanına Adel ve Kare'den bir topluluk geldi. Şöyle dediler:

- Ya Rasûlullah, biz Müslümamz. Bizimle beraber ashabından birtakım kimseler gönder ki, bize dini bilgiler öğretsinler. Bize Kur'ân okuyup okutsunlar, bize İslâm'ın ahkâmını öğretsinler.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), onlarla birlikte ashabından, aşağıda adları yazılı şu altı kişiyi gönderdi:

Mersed b. Ebi Mersed el-Ganevî (Hamza b. Abdülmuttalib'in müttefikidir. İbn İshak'm ifadesine göre altı kişilik grubun emîridir.), Ha-lid b. Bükeyr el-Leysî (Beni Adiy'yin müttefikidir.), Asım b. Sabit b. Ebil Aklah (Beni Anar b. Avfm kardeşidir.), Hübeyb b. Adiy (Beni Cahcebî b. Külfe b. Amr b. Avfm kardeşidir.), Zeyd b. Desine (Beni Beyaza b. Amir'in kardeşidir.) ve Abdullah b. Tank (Beni Zafer'in müttefikidir). Allah tamamından razı olsun.

İbn İshak, onların altı kişi olduklarını söylemiştir. Musa b. Ukbe de böyle demiş ve tıpkı İbn İshak gibi adlarını sıralamıştır.

Buharî'ye göre ise Rasûlullah, on kişiyi göndermiştir ki, bu on kişilik grubun büyüğü de Asım b. Sabit b. Aklah'tır. Doğrusunu Allah bilir.

İbn İshak dedi ki: Bu sahabe grubu onlarla birlikte Hicaz bölgesinde Hüzeyl kabilesine ait bir suyun yanma geldi. Oradaki Hed'e vadisinin yamaçlarına vardıklarında sahabelere hıyanet ettiler. Sahabeler, Hüzeyl kabilesini imdada çağırdı. Etraftaki nöbetçilerden başka kimse işin farkına varmadı. Bunun üzerine hainler kılıçlarım alıp sahabeleri sardılar ve şöyle dediler:

- Biz sizi öldürmek istemiyoruz, yalnız sizi vasıta kılarak Mekke-lilerden birşeyier almak istiyoruz. Sizi öldürmeyeceğimize dair Allah'-a söz veriyoruz.

Mersed b. Ebi Mersed, Halid b. Bükeyr ve Asım b. Sabit gelince bunlar şöyle dediler:

- Vallahi biz hiçbir müşrikten asla ahid ve akid kabul etmiyoruz. Asım b. Sabit şöyle bir şiir söyledi: «Bana ne olmuş ki, ben okçu, güçlü ve salabetli bir adamım.

Okta ise kalın, şiddetli bir kiriş vardır.

Onun yüzünden uzun, geniş ok demiri gider. Ölüm haktır, hayat ise batıldır.

İlâhın takdir ettiği herşey ise kişinin başına gelir. Kişi de o gerçeğe varır.

Eğer sizinle savaşmazsam, anam çocuğunu yitirmiş olsun!»

Asım, onlara karşı şu şiiri de söyledi:

«Ebu Süleyman ve ok yontan bir adamın oku, yanmış bir Cehennem gibi bir kavis,

Süratli develer gelip durdular, korkudan ürpermedim.

Kalkan ise düz öküz derisindendir.

Ben de Muhammedİn üzerine gelene inanıyorum.

Ebu Süleyman ve benim gibisi atar.

Benim kavmim de şerefli olan bir topluluktur.»

Böyle dedikten sonra Asım b. Sabit, Hüzeyllilerle savaştı. İki arkadaşı da öldürüldü.

Asım öldürüldüğü zaman Hüzeylliler onun başını almak istediler ki, onu Sülafe binti Sa'd b. Süheyl'e satsınlar. Bu kadın, Uhud gününde iki oğlu öldürüldüğü zaman şöyle bir adakta bulunmuştu!

«Asım'm başını ele geçirirsem, elbette onun kafatası içinde şarap içeceğim!»

Ama arılar onun bu arzusuna engel oldular. Asım ile onların arasına arılar girdiği zaman, Hüzeylliler dediler ki:

«Onu bırakın, akşam olup anlar gidince kafasını alırız.»

Bunun üzerine Allah, bir sel gönderdi. Ve o sel, Asım'ı alıp götürdü. Asım, Allah'a ahid vermişti ki, kendisine hiçbir müşrik dokunmasın ve kendisi de asla hiçbir müşrike necasetinden dolayı el sürmesin.

Ömer b, Hattab, kendisine arıların Asım'ı korudukları haberi u-laştığında şöyle demişti:

«Allah, mü'min kulu korur. Asım Allah'a ahid vermişti ki, hiçbir müşrik kendisine dokunmasın ve kendisi de hayatında hiçbir müşrike el sürmesin. İşte Allah, hayatında onu koruduğu gibi, vefatından sonra da korudu.»

İbn İshak dedi ki: Hübeyb, Zeyd b. Desine ve Abdullah b. Tarık'a gelince bunların yüreği yufkalaştı ve yumuşadılar. Yaşamaya arzu duydular. Müşriklere teslim oldular, onlar da bunları esir alıp Mekke'ye götürdüler ki, orada satsınlar. Nihayet Zahran'a vardıklarında Abdullah b. Tarık, elini esir olarak bağlandığı ipten çıkardı. Sonra kılıcını tuttu. Hüzeylliler geri çekildiler. Ona taş attüar. Onu taşla vurup öldürdüler. Mezarı Zahran'dadır. Hübeyb b. Adiy ile Zeyd b, Desi-ne'ye gelince onlarla birlikte Mekke'ye geldiler. Hüzeylliler, bu ikisini, kendilerinin Mekke'de olan iki esiri karşılığında Kureyşlilere sattılar. Böylece kendilerinden olan iki esiri kurtardılar.

İbn İshak dedi ki: Beni Nevfel'in müttefiki olan Cuhayr b. Ebi İl-hab et-Temimî, Hübeyb'i, Ukbe b. Haris b. Amir b. Nevfel için satın aldı. Ebu İlhab, Haris b. Amir'in ana bir kardeşi idi. Hübeyb'i, babasının karşılığında öldürülmesi için satın almıştı.

Zeyd b. Desine'ye gelince, onu Safvan b. Ümeyye satın aldı ki, babası Ümeyye b. Halef karşılığında onu öldürsün. Safvan b. Ümeyye onu Nistar denilen bir kölesi ile Ten'im'e gönderdi. Onu öldürmek için Harem'den çıkardılar. Kureyş'ten bir grup toplandı. Onların içinde Ebu Süfyan b. Harb de vardı. Zeyd, öldürülmek için getirildiğinde Ebu Süfyan ona şöyle dedi:

- Ey Zeyd, Allah iyiliğini versin. Şimdi Muhammed'in bizim yanımızda, senin yerinde olup onun boynunu vurmamızı ve senin de ailen yanında oturmanı ister misin?

Zeyd dedi ki:

- Vallahi, Muhammed'in şimdi bulunduğum yerde ona eziyet verecek bir dikenin batmasını, benim ise ailemin içinde bulunmamı ne isterim, ne de arzu ederim.

Ebu Süfyan şöyle diyordu:

- Muhammed'in ashabının, Muhammed'i sevdiği kadar, başka hiçbir kimsenin bir kimseyi sevdiğini asla görmedim!

Nistar, daha sonra Zeyd'i öldürdü.

Hübeyb b. Adiy'ye gelince; Abdullah b. Ebi Necih, Muaviye'den naklen bana anlattı ki, (Muaviye, Hüceyr b. Ebi İlhab'm cariyesidir ve Müslüman olmuştur.), Muaviye şöyle dedi:

«Hübeyb, benim yanımda idi. Benim evimde hapsedilmişti. Bir gün ona baktım ki, elinde adam başı iriliğinde bir üzüm salkımı var. O salkımdan yiyordu. Allah'ın toprağında öylesine yenilen bir üzüm görmemiştim.»

İbn İshak, Asım b. Ömer b. Katade ile Abdullah b. Ebi Necih'in şöyle dediklerini rivayet etmişlerdir: Muaviye dedi ki:

Hübeyb öldürülmeye getirildiğinde bana şöyle dedi:

- Bana, tıraş olmak için bir bıçak gönder.

Ben de kabilemizden bir çocuğa bir ustura verip şöyle dedim:

- Bunu evdeki şu adama götür.

Çocuk bıçağı götürmeyi hemen kabullendi. Bu defa dedim ki: «Ben ne yaptım! Vallahi adam bu çocuğu öldürerek intikamını alır. Böylece kısasa karşı kısas olur. Hübeyb, bıçağı çocuğun elinden aldı.

Sonra da: «Ömrüne yemin olsun ki, anan bu bıçakla seni bana gönderirken benim ihanetimden korkmadı mı?» dedi. Sonra da çocuğu serbest bıraktı.

İbn Hişam'm ifadesine göre çocuk, o kadının oğlu imiş.

İbn İshak, Asımın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Sonra Hübeyb'i çıkardılar. Asmak için Ten'im'e getirdiler. Hübeyb, onlara dedi ki:

- Eğer uygun görürseniz, iki rekat namaz kılmam için bana müsaade edin.

Onlar da bu teklifini kabul edip namaz kılmak için ona müsaade ettiler. O da iki rekat namaz kıldı, tadil-i erkan ile huzur içinde namazını güzel bir şekilde kıldı. Daha sonra onlara dönüp şöyle dedi: Vallahi eğer sadece öldürülmekten korkarak uzattığımı zannedecek olmasaydınız, elbette daha fazla kılardım.

Hübeyb, öldürülme esnasında iki rekat namaz kılmayı Müslümanlar için sünnet kılanların UM oldu. Sonra onu bir ağaç parçasının üzerine koyup kaldırdılar. Onu bağladıkları zaman şöyle dedi:

- Ey Allabım! Şüphesiz ki biz, senin Rasûlü'nün risaletini tebliğ ettik. O halde bize yapılanları sabahleyin ona haber ver. Ey Allahım! Sayılarım tüket, onları dağıt, onlardan hiç kimseyi yaşatma. Böyle dedikten sonra onu öldürdüler.

Muaviye b. Ebi Süfyan şöyle diyordu: O gün Ebu Süfyan ile birlikte orada hazır bulunan kimselerin içinde ben de vardım. Babam, Hü-beyb'in duasından korkarak beni yere yatırdı. Onlar şöyle diyorlardı: «Bir adama beddua edildiği zaman o adam yere yan yatınca beddua ona isabet etmez.» Musa b. Ukbe'nin, "el-Meğazi" adlı eserinde anlatıldığına göre Hübeyb ile Zeyd b. Desine aynı günde öldürülmüşlerdir. Rasûlullah (s.a.v.)'m, onların öldürüldükleri gün şöyle dediği işitilmiş tir: «Size selam olsun. Kureyşliler Hübeyb'i Öldürdü.»

Yine Musa b. Ukbe'nin anlattığına göre müşrikler, Zeyd b. Desi-ne'yi darağacma astıklarında onu dininden caydırmak için üzerine ok atmışlardı. Ama bu, onun iman ve teslimiyetini daha da artırmıştı.

Urve ve Musa b. Ukbe'nin anlattıklarına göre müşrikler, Hübeyb'i dar ağacına astıklarında ona şöyle seslenmişlerdi:

- Muhammed'in senin yerinde olmasını ister misin?

- Hayır, yüce Allah'a yemin ederim ki, benim hayatımın kurtarılmasına karşılık Muhammed'in ayağına bir diken dahi batmasını istemem.

Böyle demesi üzerine müşrikler gülmüşlerdi. îbn İshak, Zeyd b. Desine'nin idamını anlatırken de böyle bir meseleden bahseder. Doğrusunu Allah bilir.

Musa b. Ukbe dedi ki: Hübeyb'i mezara defneden kişi Amr bÜmeyye'dir.

İbn İshak, Yahya b, Abbad b. Abdullah b. Zübeyr kanalı ile Ukbe b. Haris'in şöyle dediğini rivayet eder:

- Vallahi Hübeyb'i ben öldürmedim. Çünkü ben ondan daha küçük yaşta idim. Fakat Beni Abdu'dDar'm kardeşi Ebu Meysere mızrağı aldı, elime koydu. Sonra benim elimden ve süngüden tuttu. Süngüyü ona dürttü. Böylece onu öldürdü."

İbn İshak, bazı ashabın şöyle dediklerini rivayet etmiştir: «Ömer b. Hattab (r.a.), Said b. Amir b.Hizyem el-Cümehî'yi Şam'ın bir kısmı üzerine vali olarak atamıştı. Bir ara halkın arasında iken bayıldı. Bu, Ömer b. Hattab'a anlatıldı ve denildi ki: Adam hastalandı. Ömer de onun yanına gelişlerinden birinde sordu ve dedi ki:

- Ey Said, nedir halin?

- Vallahi ey mü'minlerin emiri! Bende birşey yok. Ama ben Hü-beyb b. Adiy'yin öldürülmesi sırasında orada hazır bulunanlar arasın-daydım. Onun bedduasını dinledim. Vallahi, ben herhangi bir mecliste iken o beddua hatırıma gelince bana baygınlık geliyor.

Böyle demesi sebebiyle Said'in, Hz. Ömer nezdindeki değeri arttı.»

el-Ümevî, Hz. Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Kendi nev-i şahsına münhasır bir adama bakıp da sevinmek isteyen kimse, Said b. Amir'e baksın!" İbn Hişam dedi ki: Hübeyb, müşriklerin elinde kaldı. Nihayet haram ayları sona erince onu Öldürdüler.

Beyhakî, İbrahim b. İsmail kanalı ile Amr b. Ümeyye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), beni yalnız başıma bir gözcü ve devriye olarak göndermişti. Hübeyb'in asıldığı darağacma geldim. Casuslardan ve beni gözetleyecek kimselerden korktuğum halde darağacının üzerine çıktım. İpi çözdüm. Hübeyb'in cesedi yere düştü. Biraz uzaklaştım. Arkama baktığımda birşey göremedim. Sanki yer onu yutmuş idi. Şimdiye kadar Hübeyb'in bir parçasının görüldüğü söylenmemiştir.

ibn İshak, Muhamnıed b. Ebi Muhammed kanalı ile İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Reci seriyyesine katılan sahabeler Öldürüldüklerinde münafıklardan bazıları şöyle demişlerdi:

«Vah. Vah, işte o meftun kişiler böylece helak oldular. Onlar ne ailelerinin yanında oturdular, ne de adamlara Muhammed'in risaleti-ni tebliğ ettiler.»

Onlar hakkında Cenâb-ı Allah, şu ayeti inzal buyurdu:

«Dünya hayatına dair konuşması senin hoşuna giden, pek azılı düşman iken, kalbinde olana Allah'ı şahid tutan insanlar vardır.» (el-Bakara, 204.)

Reci seriyyesine katılan kimseler hakkında da Cenâb-ı Allah, şu âyeti inzal buyurmuştur:

«İnsanlar arasında, Allah'ın rızasını kazanmak için canını verenler vardır. Allah kullarına karşı şefkatlidir.» (el-Bakara, 207.)

İbn İshak dedi ki: Reci gazvesi hakkında söylenen şiirlerden biri de Hübeyb'in -kendisini Öldürmek için müşriklerin bir araya gelmeleri esnasında- söylediği şu şiirdir: İbn Hişam'a göre bazı kimseler, bu şiirin Hübeyb'e ait olduğunu kabul etmemişlerdir. Şiir şudur:

«Hizipler etrafımda toplandılar. Kabilelerini de topladılar.

Onların hepsi düşmanlığı açığa vurup bana karşı gayrete gelmişlerdir.

Çünkü ben zincirlerle bağlanmışım. Oğullarını ve kadınlarını topladılar.

Kırılmaz, uzun bir ağacın yanına getirildim. Garipliğimi, hüzün ve kederimi ancak Allah'a şikayet ederim.

Hiziplerin, yere yıkılmam esnasında benim için toplanmalarını da Allah'a şikayet ederim.

Arşın sahibi! Bana yapılmak istenen şeye karşı sabır ver.

Benim etimi lime lime ettiler ve artık umudum kesildi.

Bu, Allah'ın elindeki bir şeydir. Eğer o dilerse parçalanmış, koparılmış eklemleri birleştirmekle bana mübarek kılar.

Beni, küfür ile ölüm arasında tercih sahibi kılmışlardır.

Halbuki benim gözlerim, sabırsızlık göstermeksizin yaşlarını döküyordu.

Bende ölümden kaçma yoktur. Çünkü ben ölüyüm. Fakat benim kaçınmam her tarafı saran Cehennem'in alevli yanmış ateşi demektir.

Allah'a yemin ederim ki, ben, Müslüman olarak öldüğüm takdirde her nereye düşüp ölürsem, nereye yıkılırsam benim için önemli değildir.

Ben düşmana karşı boyun eğecek bir kimse değilim. Sabırsızlık ta göstermem. Çünkü benim dönüşüm Allah'adır.»

Buharî'nin sahihinde de bu kasideden şu iki beyit nakledilmiştir:

«Ben Müslüman olarak öldürüldüğüm zaman hangi yanım üzere düşsem önemli değil. Çünkü düşüp ölmem Allah yolundadır.

Bu ise Allah'ın elindeki bir şeydir. Eğer o dilerse parçalanmış, koparılmış eklemleri birleştirerek mübarek kılar.»

Hassan b. Sabit, İbn İshak'm anlattığına göre Hübeyb üzerine şu mersiyeyi söylemiştir.

«Senin gözüne ne oldu ki, onun yaşları inci taneleri gibi göğüs üzerine durmadan akar.

Yiğitler yiğidi Hübeyb üzerine ağlar.

Gözlerim, bilirler ki, Hübeyb, düşmanla karşılaştığı zaman ne korkar, ne zaafa düşer, ne de kötü huyludur.

O halde ey Hübeyb git! Allah seni güzel şeylerle ve Cennetle, huriler katında arkadaşlar içinde ebedi bırakıp mükafatlandırsın.

Temiz ve iyi melekler ufukta iken peygamber size derse siz ne dersiniz?

Niçin Allah'ın şahidini azgın bir adam mukabilinde öldürdünüz ki, o azgın adam şehirlerde ve arkadaşlar arasında fesadı azdırır!»

İbn Hişam dedi ki: İçinde bazı çirkin ifadeler bulunduğu için bu şiirin bazı kısımlarını buraya almadık.

İbn İshak'm anlattığına göre Hassan, Reci ashabına ihanet eden Beni Lahyan'dan bâzı kimseleri hicvederek şöyle demiştir:

«Eğer katıksız bir ihanet seni sevindirirse, Reci'e git ve Lihyan yurdundan sor.

Bir kavim ki, aralarında komşularını yemeyi birbirlerine tavsiye etti.

Demek köpek, maymun ve insan birbirine benzer.

Eğer teke bir gün konuşacak olsa, kalkıp onlara hitap eder.

O onların arasında şan ve şeref sahibi idi.»

Reci seriyyesine katılan sahabelere ihanet etmeleri sebebiyle Hü-zeyl ve Beni Lihyan kabilelerini hicveden Hassan b. Sabit, bir başka şiirinde de şöyle demiştir:

«Ömrüme yemin ederim ki, Hübeyb ve Asım için olan hadiseler, elbette Hüzeyl b. Mudrike'yi ayıplar.

Lihyan'm hadiselerinin en kötüsü onlara isabet etti.

Lihyan ise, suçların en kötüsünü işleyenlerdir.

Birtakım insanlar, onların kavmindendirler. Katıksız soyludurlar. Tıpkı ellerin arkasındaki tüyler gibi.

Onlar, Reci gününde ihanet ettiler. İffet ve yüksek ahlak sahibi Rasûlullah'ın elçisine ihanet ederek yardımsız bıraktılar,

Hüzeyl, haram şeylerin çirkinlerinden asla sakınmadı.

Haram kafirlere karşı korunan Asım'an öldürülmesi sebebiyle bir gün zaferin kendi aleyhlerinde olacağını görecekler.

Savunucu öyle kuşlar ki (arılar ki), şehidin etini büyük savaşlar- . dan korurlar.

Belki Hüzeyl kabilesi, onu öldürmekle ölüm yerlerini veya ağlayan kadınlar topluluğunu görecekler. Onlara öyle şiddetli bir darbe vururuz ki, o darbe sebebiyle panayır sahiplerinden olan kervanlar ödeşirler.

Rasûlullah'ın emriyle ki, onun elçisi sağlam bir görüş ile Lihyan'ı tanıdı.

Eğer zulme uğrarlarsa zalimin elini geri itmezler. Ona karşı savunmazlar.

İnsanlar, geniş bir yere yerleştikleri zaman onları sel yataklarında görürsün. Onların yerleri ölüm yurdudur.

Ve başlarına bir iş geldiği zaman görüşleri, hayvanların görüşleri gibidir!»

Hassan, Reci ashabını medhederek ve şiirinde adlarını belirterek şöyle demiştir:

«Allah o kimselere rahmet etsin ki, Reci gününde birbiri ardına gittiler ve böylece ikram gördüler. Sevaba kavuştular.

Seriyyenin başı ve komutanı Mersed idi.

İbn Bükeyr imamları idi. Hübeyb'i, İbn Tarık ve İbn Desine'yi ise mukadder olan Ölüm aldı.

Reci'de Öldürülen Asım ise, yüce hasletler kazandı. O, kazançlı biridir.

O, onlara karşı zillet ve boyun eğmeyi kabul etmedi de nihayet kılıçla vuruştu. Çünkü o asildir.»

İbn Hişam dedi ki: Şiir bilgisine sahip olanların çoğu, bu şiirin Hassan'a ait olmadığını söylerler.