Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi, Allah'ın lanetine uğramış Hibban İbnü'l-Arika, Sa'd'a bir ok atmış, kolundaki damarı kesmişti. Rasûlullah, onu ateşle dağlamış, yarası kapanmıştı. Sa'd, Beni Kurayza hakkında gözleri aydın kılınıncaya kadar Allah'ın kendisini öldürmemesini isteyerek dua etmişti. Beni Kurayzalılar, kendileriyle Rasûlullah arasındaki ahid, misak ve sözleşmeyi bozup da düşman gruplarla işbirliği ederek Müslümanlara karşı suikast içine girdikleri zaman Sa'd böyle bir dua yapmıştı. Düşman gruplar, Medine'den çekilip Beni Kurayzalılar yüzleri kara olup, dünya ve ahirette ziyana uğradıklarında ve kuşatma için Rasûlullah, onların üzerine gidip her taraftan çembere alıp sıkıştırdığında Rasûlullah'm hükmüne boyun eğdiler ve Allah'ın uygun gördüğü hükmü vermesini istediler. Ancak Rasûlullah, cahiliye döneminde onların müttefiki olan Evs'in reisi Sa'd b. Muaz'ı onlar hakkında hüküm vermek ve hakemlik yapmakla görevlendirdi. Onlar da buna razı oldular. Denilir ki, onlar, daha işin başında iken Sa'd'm hakemliğine razı olmuşlardı. Çünkü onun şefkatinden, ihsanından ve kendilerine olan eğiliminden ümide kapılmışlardı. Ama onun sağlam imanı ve sadakati sebebiyle, kendilerine düşmanları olan maymun ve domuzlardan daha çok öfke beslediğini bilmiyorlardı. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnut kılsın.
O, Mescid-i Nebevi'nin çadırında iken Rasûlullah, kendisine haber gönderdi. Hastalığından dolayı semerli bir merkebe bindirilerek getirildi. Rasûlullah, çadırına yaklaştığında ona karşı kıyama durulmasını emretti. Bazıları, "Hastalığından ötürü onu merkebinden indirmeleri için kıyama durulmasını emretti." demişlerdir. Bazıları ise, "Haklarında hüküm vereceği kimselerin yanında otoritesi daha fazla olsun ve kendisine saygı gösterilsin diye Rasûlullah, ona karşı kıyama durulmasını emretmiştir ki, hükmü daha çok geçerli olsun." demişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.
Sa'd, Beni Kurayzalıların savaşçılarının öldürülmesine, çoluk çocuklarının esir alınmasına hükmedince, Allah onun gözlerini aydın kıldı. Onlara karşı göğsündeki kinin ateşini söndürdü. O da Mescid-i Nebevi yanındaki çadırına döndü. Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gitti. Aziz ve Celil olan Allah'tan şehidlik dileğinde bulundu. Allah da kendi katında onun için şehitliği seçti. Bu yüzden gece yansından sonra yarasından kan fışkırmaya başladı. Vefat edinceye kadar da durmadı.
İbn İshak dedi ki: Beni Kurayza'nm durumu son bulduğu zaman Sa'd b. Muaz'm yarası patladı ve bu yaradan ötürü şehid olarak öldü. Muaz b. Rifaa ez-Zurkî bana dedi ki: Kavmimin adamlarından biri bana şu haberi verdi: Sa'd b. Muaz'm ruhu teslim alındığında Cebrail, atlastan bir sarıkla geceleyin Rasûlullah'm yanma geldi ve şöyle dedi:
- Ya Muhammedi Bu ölü kimdir? Gök kapıları bunun için açıldı ve Arş titredi.
Rasûlullah (s.a.v.), bunun üzerine süratle kalktı. Elbisesini Sa'd'a doğru çekiyordu. Onu ölmüş buldu. Allah ondan razı olsun. Merhum İbn İshak bunu böyle anlatmıştır.
"Delâil" adlı eserde Hafız el-Beyhakî, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Cebrail, Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip şöyle dedi:
- Ölen bu salih kul kimdir ki gök kapıları onun için açıldı ve Arş onun vefatı sebebiyle titredi?
Rasûlullah (s.a.v.) çıkıp gitti ve ölenin Sa'd b. Muaz olduğunu gördü. Defnedilmesi sırasında mezarının yanıbaşma oturdu. Oturmakta
iken iki kez, "SübhanaUah" dedi. Orada bulunanlar da aynı şekilde teşbih getirdiler. Sonra iki kez "Allahu Ekber" dedi. Orada bulunanlar da tekbir getirdiler. Sonra şöyle dedi:
- Şu salih kula şaştım ki, mezarı kendisine dar geldi. Allah ondan o darlığı giderdi.
İmam Ahmed b. Hanbel ile Neseî, Yezid b. Abdullah b. Üsame b. Hadd kanalı ile Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: Sa'd b. Muaz, vefat ettiği günde defnedilirken, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
«Sübhanallah, şu salih kul için Arş-ı Rahman harekete geçti ve gök kapıları açıldı. Önce mezarı dar geldi. Sonra Allah ona genişletti.»
Muhammed b. İshak, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Sa'd, defnedilirken biz Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında idik. O teşbih getirdi. Beraberindeki insanlar da teşbih getirdiler. O tekbir getirdi. Beraberindeki insanlar da tekbir getirdiler ve:
- Ya Rasûlallah, neden teşbih getirdin? diye sordular. Buyurdu ki:
- Bu salih kula mezarı dar geldi. Allah, ondan o darlığı kaldırdı. İbn Hişam dedi ki: Bu hadisin dayanağı, Hz. Aişe'nin şu sözüdür:
«Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Kabrin ölü üzerine bir yumuluşu vardır ki, eğer bir kişi ondan kurtulmuş olsaydı, elbette ki o kişi Sa'd b. Muaz olacaktı.»
Ben derim ki: Bu hadisi, İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Aişe'den rivayet etmiştir ki, bu rivayete göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
«Şüphesiz kabrin sıkması vardır. Eğer bu sıkmadan herhangi bir kimse kurtulacak olsaydı, elbette ki Sa'd b. Muaz kurtulacaktı.»
Hafız el-Bezzar, Nafi kanalıyla İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
«Sa'd b. Muaz'm vefat ettiği gün 70.000 melek yeryüzüne indi. Bunlar daha önce yeryüzüne inmemişlerdi. Mezar onun üzerine iyice yumuldu.»
Bu hadisi rivayet ettikten sonra Nafî ağlamıştı.
Sonra Bezzar, Süleyman b. Seyf kanalı ile İbn Ömer'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
«Sa'd b. Muaz'm vefatı sebebiyle 70.000 melek yeryüzüne indi. Bunlar daha önce inmiş değillerdi.» Sa'd, mezara defnedilirken Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:
«Sübhanallah, eğer mezarın sıkmasından herhangi bir kimse kurtulacak olsaydı, mutlaka Sa'd kurtulacaktı.»
Bezzar, Süleyman b. Seyf kanalı ile İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Sa'd b. Muaz'm vefatında Allah'ın huzuruna çıkmasından hoşlandığı için Arş-ı A'lâ titredi.»
Denildi ki, Arş-ı A'lâ'dan kasıt, Cenâb-ı Allah'ın manevi saltanat tahtıdır. Nitekim şu ayet-i kerimede de, Arş kelimesi bu anlamda kullanılmıştır:
«Yusuf, ana babasını tahtın üzerine oturttu.» (Yûsuf, ıoo.)
Rasûlullah (s.a.v.), Sa'd'ın mezarı içine girdi. Biraz durdu. Sonra çıktı. Çıkarken kendisine:
- Ya Rasûlallah, niçin mezar içinde durdun? diye soruldu. Kendisi şöyle cevap verdi:
- Sa'd, mezar içinde oldukça sıkıştırıldı. Allah'a dua ettim. Sıkıştırılmaktan kurtuldu. Mezarı genişledi.
Beyhakî, bu rivayetinden sonra mezarla ilgili olarak garip bir haber rivayet ederek şöyle demiştir: Ebu Abdillah el-Hafiz, bize Ümeyye b. Abdillah'tan şöyle bir nakilde bulundu: Ümeyye, Sa'd b. Muaz'm akrabalarından birine sormuş:
- Sa'd'ın mezarda sıkıştırılmasının sebebi hususunda Rasûlullah'-ın birşey söylediğini duydunuz mu? - Bize anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.)'a da Sa'd'ın mezardaki sıkıştırılma sebebi sorulmuş, o da şöyle cevap vermiş: «Sa'd, idrardan temizlenme hususunda taksirli davranırdı.»
Buharî, Muhammed b. Müsenna kanalı ile Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle dediğini işittim:
«Sa'd b. Muaz'm vefatından dolayı Arş titredi.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Sa'd'ın cenazesi yerde iken Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi: «Sa'd'ın cenazesi için Arş-ı Rahman titredi.»
Beyhakî, Mutemir b. Süleyman kanalı ile Hasan-ı Basrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Sa'd'ın ruhuyla sevindiğinden ötürü Arş-ı Rahman titredi.»
Hanz el-Bezzar, Züheyr b. Muhammed kanalı ile Enesin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Sa'd'm cenazesi omuzlara alındığında münafıklar: «Sa'd'ın cenazesi ne kadar da hafİfmiş!» dediler. O, Beni Kurayzalılar hakkında hakemlik yaptığından ötürü münafıklar böyle demişlerdi. Onların bu sözünün sebebi Rasûlullah'a sorulduğunda o, şöyle cevap verdi:
«Hayır, melekler onu taşıdıkları için cenazesi hafif geldi.»
Buharî, Muhammed b. Beşşar kanalı ile Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Peygamber (s.a.v.)'e ipek bir elbise hediye edildi. Ashabı o elbiseye ellerini sürüyor ve yumuşaklığı karşısında hayret ediyorlardı. O da bu durum karşısında şöyle diyordu:
«Bunun yumuşaklığına hayret mi ediyorsunuz? Oysa ki, Sa'd b. Muaz'm mendilleri bundan daha hayırlı ve daha yumuşaktır.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Abdulvahhab kanalı ile Enes b, Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«İpeğin yasaklanmasından daha önce Ükeydir Dume, Rasûlullah (s.a.v.)'a bir cübbe hediye etti. Rasûlulîah onu giydi. İnsanlar onun güzelliği karşısında şaşkına döndüler. Rasûlullah, bu durumda şöyle dedi: «Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, Sa'd'm Cennet'teki mendilleri bundan daha güzeldirler.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Yezid kanalı ile Muhammed b. Amr vasıtasıyla Vakid b. Amr b. Sa'd b. Muaz'dan şöyle bir rivayette bulunmuştur. (Muhammed b. Amr demiş ki: Vakid, insanların en güzeli, en cüsselisi ve en boylusu idi.) Enes b. Malik'in yanma gittim. Bana sordu:
- Sen kimsin?
- Ben Vakid b. Amr b. Sa'd b. Muaz'ım.
- Sen Sa'd'a çok benziyorsun.
Böyle dedikten sonra ağlamaya başladı ve çokça ağladı. Sonra şöyle dedi:
- Allah'ın rahmeti Sa'd'm üzerine olsun. O, insanların en irisi ve en boylusu idi. Rasûlullah (s.a.v.), Ükeydir Dume'nin üzerine bir ordu gönderdi. O da Rasûlullah (s.a.v.)'a altın işlemeli ipek bir cübbe gönderdi. Rasûlullah onu giydi. Minbere çıkıp oturdu. Konuşmadan tekrar aşağı indi. İnsanlar, o cübbeye el sürüyor ve bakıyorlardı. Bu durum karşısında Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:
«Bu cübbe karşısında hayrete mi düşüyorsunuz? Oysa ki Sa'd b. Muaz'm Cennet'teki mendilleri, şu gördüğünüzden daha güzeldirler.»
İbn İshak, Sa'd b. Muaz'm vefatı sebebiyle Arş-ı A'lâ'mn titremesini anlattıktan sonra şöyle demiştir: Bu hususta Ensâr'dan bir adam şöyle diyordu:
«Ölen bir kimsenin Ölümü sebebiyle Arş-ı A'lâ'mn titrediğini duymadık. Sadece Sa'd Ebu Amr için titrediğini duyduk.»
Sa'd'm naaşı taşındığı zaman anası ağlayarak aşağıdaki şiiri söyledi:
«Sa'd'ın anasına Sa'd için yazık! Onun yiğitliğine, onun anlayıştaki keskinliğine, onun efendiliğine, onun şerefine, onun biniciliğine, saygınlığına...
O ki, bir makama getirildi. Bir başı kökünden silercesine kesip yardı.»
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
«Sa'd b. Muaz'ın üzerine ağlayan ağıtçı kadın dışındaki bütün ağıtçı kadınlar yalan söylerler!»
Ben derim ki: Hendek gazvesinden döndükten yirmibeş gece kadar sonra Sa'd b. Muaz vefat etti. Çünkü Hendek gazvesine gelen müşrik orduları, hicri beşinci senenin şevval ayında Medine'ye gelmişlerdi. Orada bir aya yakın bir süre kalmışlardı. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Beni Kurayzalıları kuşatma altında tutmak için onların yurduna gitmişti. Orada yirmibeş gece kadar kalmıştı. Sonra Beni Ku-rayzalılar, Sa'd b. Muaz'in hükmüne boyun eğdiler. O da onlar hakkında hüküm verdikten kısa bir süre sonra vefat etti. Vefatı, hicri beşinci senenin zilkade ayının sonlannda veya zilhicce ayının başlarında olmuştu. Doğrusunu Allah bilir.
Muhammed b. İshak şöyle der: Beni Kurayza yurdunun fethi, zilkade ayı ile zilhicce ayının başlarında olmuştur. O sene hac işlerini yine müşrikler idare etmişlerdi.
Hassan b. Sabit, Sa'd b. Muaz'ın vefatı sebebiyle şu mersiyeyi okumuştu:
«Gözlerimin yaşından bir damla aktı.
Gözüm için Sa'd'm üzerine ağlamak vaciptir.
Bir maktuldür ki, savaş yerinde kalmıştır.
Onunla, sürekli hüzünlü olan yaş akıtan birçok gözler acımıştır.
Rahman'm dini üzere, Cennet'in varisi olarak, şehidlerle birlikte en şerefli bir yolcu olarak Cennet'e gitmiştir.
Bize, «Allah'a ısmarladık» ettinse, bizi yalnız bıraktmsa, mezarın karanlığında akşamladınsa, şunu bilesin ki, sen ey Sa'd, o kimsesin ki, üstün bir huzura ve faziletlerle övgü elbiselerine gece gittin.
Kurayza'mn iki kabilesi hakkındaki hükmün, Allah'ın onlar hakkında verdiği hükme uygundur. Sen kasdi bir hüküm vermedin.
Onlar hakkındaki hükmün, Allah'ın hükmüne muvafık olmuştur ve dostlukları sana hatırlatıldığında bile affetmedin.
Eğer zamanın musibetleri bu dünyada sana tesir etti ise, işte bu dünyayı onun ebedi cennetleri mukabilinde sattılar.
İyi tanınmışlıktan ve dosdoğru olmaktan ötürü, bir gün Allah'a çağrıldıkları zaman, sadık kimselerin, doğruların varacakları yer ve ulaşacakları akibet ne güzel bir akibettir.»

