El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Son Bedir Gazvesi

Daha önce de geçtiği gibi bu, Uhud savaşında Müslümanlarla müşriklerin yapmak için sözleştikleri bir gazvedir. İbn İshak dedi ki: Rasûîullah (s.a.v.), Zatü'r-Rika' gazvesinden Medine'ye döndükten sonra orada …

Daha önce de geçtiği gibi bu, Uhud savaşında Müslümanlarla müşriklerin yapmak için sözleştikleri bir gazvedir.

İbn İshak dedi ki: Rasûîullah (s.a.v.), Zatü'r-Rika' gazvesinden Medine'ye döndükten sonra orada cemaziyelevvel, cemaziyelahir ve receb aylarını geçirdi. Ebu Süfyan'la karşılaşmaya söz verdiği için şaban ayında Bedir'e gitmek üzere Medine'den çıktı.

İbn Hişam dedi ki: Bedir'e giderken Medine'de yerine vekil olarak Abdullah b. Abdullah b. Übey b. Selül'ü bıraktı.

İbn İshak dedi ki: Rasûîullah (s.a.v.), Bedir'e varıp konakladı. Orada Ebu Süfyan'ı bekleyerek sekiz gün geçirdi. Ebu Süfyan ise, Mekke halkıyla birlikte çıktı ve Zahran bölgesine bağlı Mesenne'ye inip konakladı. Bazı kimseler diyorlardı ki o, Usfan'a varmıştı. Sonra geri dönmek ona daha uygun geldi ve şöyle dedi:

- Ey Kureyş topluluğu! Muhamed'le savaşmak ancak bolluk bir senede uygun olur. O senede hayvanlarınızı otlatır, sütlerini içersiniz. Ama bu seneniz, gördüğünüz gibi kurak bir senedir. Ben dönüyorum. Siz de dönün.

Bunun üzerine halk döndü. Mekke halkı onlara, Sevik ordusu (kavut yiyen bir ordu) adını taktı. Derler ki: Siz sadece kavut içmek için sefere çıktınız.

Rasûîullah (s.a.v.), Bedir'de kaldı. Ebu Süfyan'ı bekliyordu. O esnada Mahşi b. Amr ed-Damrî, Rasûlullah'm yanına geldi. Bu, onunla Veddan gazvesinde Beni Damre'nin başında peygamber ile barış yapmış olan kimsedir. O, şöyle dedi:

- Ya Muhammedi Şu suyun yanma, Kureyş ile karşılaşmak için mi geldin?

- Evet, ey Beni Damre'nin kardeşi! Eğer dilersen bununla beraber seninle bizim aramızdaki şeyi sana geri verelim. (Yani ahdimizi beraberce bozalım.) Sonra Allah seninle bizim aramızda hükmünü verinceye kadar seninle çarpışalım.

- Hayır, vallahi ya Muhammed. Sana bunu yapmaya gerek yok. Bundan sonra Rasûlullah/s.a.v.), herhangi bir tuzakla karşılaşmadan Medine'ye geri döndü.

İbn İshak dedi ki: Abdullah b. Revaha, Müslümanların Ebu Süfyan'ı bekleyişleri ve onun da aynı senede Kureyşlilerle birlikte Mekke'ye geri dönüşü hakkında şöyle demiştir: (İbn Hişam ise bu şiiri, Ebu Zeyd'in, Ka'b b. Malik'e ait olduğu beyanında bulunduğunu söylemiştir.):

«Ebu Süfyan ile Bedir'de buluşmak üzere sözleştik. Onu, sözleşmesinde doğru sözlü bulmadık ve o va'dini yerine getiren bir kimse de olmadı.

Yemin ederim ki, eğer bize verdiğin sözünü yerine getirseydin ve bizimle karşılaşsaydın elbette yerilmiş ve akrabalarını kaybetmiş olarak dönerdin.

Orada Utbe'nin ve oğlunun uzuvlarını tek tek parçalanmış olarak bıraktık. Ve Amr'ı (Ebu Cehl'i) oraya yerleşir vaziyette bıraktık.

Allah Rasûlü'ne isyan ettiniz. Yazıklar olsun sizin âdetinize ve azgın olan kötü işinize.

Beni kmasanız ve bana şiddet gösterseniz bile ben derim ki:

Rasûlullah'a çoluk çocuğum ve malım feda olsun.

Ona itaat ettik, içimizde ona denk birini görmedik.

Bizim için gecenin karanlığında o, hidayet edici, yol gösterici bir meşaledir.»

İbn İshak dedi ki: Hassan b. Sabit bu konuda şöyle dedi:

«Şam'ın akar sularını bırakınız. Onların Önlerine Enak ağaçlarını otlayan yavru yüklü develerin ağızlan gibi buzlar gelmiştir.

Bir takım adamların elleriyle ki, onlar, Rablerine doğru hicret ettiler.

Gerçek yardımcıların yani Ensâr'ın ve meleklerin elleriyle.

Alic mevkiinin engin vadisinden, alçak yerlerinden gittiği zaman onlara de ki; yol oradan geçmez. Suyu ellerle çıkarılan Ress kuyusunun yanında develerinin yatak yerleri geniş olan bir yerde kendileri için çok kalabalığı bulunan bir ordu ile sekiz gün kaldık.

Ortası vücudun yarısı kadar olan atlarla ve omuzları yüksek, uzun, zayıf atlarla.

Sene boyu yaşayan Arfec otunun köklerini süratli bineklerin tırnaklarının kenarıyla söküp çıkarır olarak görürsün.

Eğer uzun boylu kalmamızda ve arayışımızda Furat b. Havyanla karşılaşırsan o, mahvolmuş bir rehine olur, esir alınır.

Eğer ondan sonra Kays b. İmru'l-Kays'a rastlarsak, onun renginde siyahlıkta şiddetli bir siyah renk artar.

Ebu Süfyan'a benden bir haber ilet ki, sen fakir beyazlardansın.»

Bilahare Müslüman olan Ebu Süfyan b. Haris b. Abdülmuttalib; bu şiire cevaben şöyle demiştir:

«Ey Hassan, ey hurma ile geçinen hurma yiyenin oğlu! Andolsun ki, biz geniş sahraları işte böyle kat ederiz.

Biz çıktık, bizim aramızda geyik yavruları kurtulamazlar.

Bir bir peşine gelen koşmalarla bizden dağlara sığınsalar bile.

Biz, bir deve çökme yerinden geçtiğimiz, oradan kalktığımız zaman, onu mevsim ehlinin yani panayır esnafının ya da hacca gelen kalabalık insanların kalktıkları ve terkettikleri, hayvanlarının ve develerinin izleri ve onların terslerinin olduğu bir yer sanırsın.

Suyu ellerle çıkarılan Ress kuyusunun yanında ikamet ettin. Bizi kastediyordun ve bizi yakın mevzilerin yanında Nahl'de bıraktın.

Ekinlerin üzerinde atlarımız ve develerimiz yürüyordu, çiğnemediler. Onlara yumuşak kumlar bulaşıyordu.

Sel' ile Fari' dağları arasında iyi kılıçlarla ve süratli bineklerimizle üç gün kaldık.

Sandınız ki, kavmin kuvvetleri zayıf atlarının yanındadır.

O halde iyi atları gönderene ve sımsıkı sarılanın sözünün minvali üzere onlara söyle.

Siz orada mesud oldunuz. Oysa ki sizden başkası oranın halkı idi.

Bunlar, Fihr b. Malik'in çocuklarından olan süvarilerdir.

Çünkü sen -eğer hatırlarsan- hicrette değilsin.

Ne de dinin ahkamında, hudutlarında ve dinin şiarında, onun şe-râi' ve ahkamında, ona tabi olan bir kimse de değilsin.»

İbn Hişam dedi ki: Kafiyeleri değişik olduğu için bu şiirin bazı beyitlerini buraya almadık.

Musa b. Ukbe, Zührî kanalı ile Urve b. Zübeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Süfyan'la karşılaşmak için." halka alarm verdi. Onları sefere çıkmaya çağırdı. Öte yandan müna-fiklarsa, insanların arasına yayılarak onları sefere çıkmama ve gevşeme propagandası altında tuttular. Allah, kendi dostlarını onların menfi propagandasına karşı korudu. Müslümanlar, Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte Bedir yoluna çıktılar. Yanlarına ticaret malı aldılar ve: «Eğer Ebu Süfyan'ı görürsek ne âlâ. Göremez isek paramızla Bedir panayırından eşya satm alırız.» dediler.

Vakidî dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), ashabından 1.500 kişi ile birlikte Medine'den yola çıktı. Yerine vekil olarak Abdullah b. Revaha'yı bıraktı. Yola koyulusu, hicri dördüncü senenin zilkade ayının başlarında olmuştu.

Sahih olan, İbn İshak'm kavlidir ki, bu kavle göre son Bedir gazvesi, hicri dördüncü senenin şaban ayında yapılmıştır. Ve bu kavil, Musa b. Ukbe'nin kavline de muvafıktır. Ona göre de bu gazve, şaban ayında olmuştur. Ancak o, hicri üçüncü senenin şaban ayında olduğunu söylemiştir ki, bu bir vehimden ibarettir. Çünkü Müslümanlarla müşrikler, Uhud gazvesinde yeni bir gazvede buluşmak üzere sözleş-mişlerdi. Oysa Uhud gazvesinin kendisi, hicri üçüncü senenin şevval ayında yapılmıştı. Nitekim önceki sayfalarda böyle denmiştir. Doğrusunu Allah bilir.

Vakidî dedi ki: Müslümanlar, panayır süresi boyunca Bedir'de kaldılar. Her sene Bedir'de sekiz gün süre ile panayır düzenlenirdi. Bu panayırdan sonra bire iki kazanarak Medine'ye döndüler. Bu hususta yüce Allah şöyle buyurmuştur:

«Bu yüzden kendilerine bir fenalık dokunmadan, Allah'tan nimet ve bollukla geri döndüler. Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük, bol nimet sahibidir.» (Âi-iîmrân, 174.)