El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Üç Emir; Zeyd, Cafer Ve Abdullah B. Revaha'nın Faziletleri

Zeyd b. Harise'nin şeceresi şöyledir: Zeyd b. Harise b. Şurahbü b. Ka'b b. Abdil Uzza b. İmru'1Kays b. Anır b. Numan b. Âmir b. Abdi-vüdd b. Avf b. Kinane b. Bekir b. Avf b. Uzre b. Zeyd elLat b. Rüfey-de b. Sevr b. Kelb …

Zeyd b. Harise'nin şeceresi şöyledir: Zeyd b. Harise b. Şurahbü b. Ka'b b. Abdil Uzza b. İmru'1Kays b. Anır b. Numan b. Âmir b. Abdi-vüdd b. Avf b. Kinane b. Bekir b. Avf b. Uzre b. Zeyd elLat b. Rüfey-de b. Sevr b. Kelb b. Vebre b. Saleb b. Hülvan b. İmran b. Haff b. Ku-daa el-Kelbi elKudaî. Bu, Rasûlullah (s.a.v.)'m azadlısıdır. Annesi, kendi ehlini ziyaret etmeye gitmişti. Onlara yolda süvariler hücum etmişler ve Zeyd'i esir tutarak yanlarına almışlardı. Bilahare onu esir alanlardan, Hakim b. Hüzzam satın almıştı. Hakim, Zeyd'i halası Hatice binti Hüveylid için satın almıştı. Bazıları derler ki; Zeyd'i, Hatice için Rasûlullah satın almıştır. Ve Peygamber olmadan önce onu Hatice'ye hediye etmiştir. Sonraları babası, Zeyd'i Rasûlullah'm yanında bulmuştu. Zeyd ise, Rasûlullah'm yanında kalmayı tercih etmişti. Bunun üzerine Rasûlullah onu azad etmiş ve evlat edinmişti. Bu yüzden ona Muhammed'in oğlu Zeyd denilirdi. Rasûlullah (s.a.v.), onu çok severdi. Azadhlardan ilk Müslüman olan kişi Zeyd'dir. Hakkında Kur'-ân-ı Kerîm'in şu ayetleri nazil olmuştur:

"Allah, evladlıklarınızı öz oğullarınız gibi saymanızı meşru kılmamiştir." (el-Ahzâb, 4.)

"Evladhkları babalarına nisbet edin. Bu, Allah katında en doğru olandır." (el-Ahzâb, 5.)

"Muhammed, içinizden herhangi bir adamın babası değildir."{el-Ahzâb, 40.)

"Ey Muhammed! Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimetlendir-diğin kimseye: "Eşini bırakma, Allah'tan sakın" diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekmiyordun. Oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğinde onu seninle evlendirdik." (el-Ahzâb, 37.)

Bu ayet-i kerimede geçen; "Allah'ın kendisini nimetlendirdiği" sözü ile Zeyd'in İslâm nimetine mazhar olması kastedilmiştir. "Senin de kendisini nimetlendirdiğin" sözü ile de Rasûlullah'm Zeyd'i azad etmesi kastedilmiştir ki, tefsirimizde bu konuda geçerli açıklamaları yaptık.

Demek istediğimiz şudur ki; Cenâb-ı Allah, sahabelerden Zeyd dışında herhangi birinin adını Kur'ân-ı Kerîm'de zikretmemiştir. Allah, onu İslâm hidayeti ile hidayetlendirmiş, Rasûlullah (s.a.v.) da onu azad etmiş ve azadlı cariyelerinden olan Ümmü Eymen (Bereke) adındaki kadınla evlendirmiştir. Ümmü Eymen, ona Üsame adındaki çocuğu doğurmuştur. Üsame'ye, sevgili oğlu sevgili denilirdi. Bundan sonra Rasûlullah (s.a.v.), Zeyd'i, halası kızı Zeyneb binti Cahş ile evlendirdi. Onu, amcası Hamza b. Abdülmuttalib ile kardeş kıldı. Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Mu'te'ye giden ordunun başına onu komutan tayin etti. Ve komutanlıkta onu amcasıoğlu Cafer b. Ebu Talib'e tercih etti.

İmam Ahmed b. Hanbel ve İmam Hafız Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

"Rasûlullah (s.a.v.), Zeyd b. Harise'yi bir seriyyede gönderdiğinde mutlaka onu seriyyeye emir (komutan) tayin ederdi. Eğer Zeyd yaşasaydı Rasûlullah, onu halife tayin ederdi."

İmam Ahmed b. Hanbel, Süleyman kanalı ile İbn Ömer (r.a.)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), bir seriyye gönderdi. Başlarına da Üsame b. Zeyd'i emir tayin etti. Bazı kimseler onun emirliğine dil uzattılar. Rasûlullah (s.a.v.) kalkıp şöyle dedi:

- Eğer onun emirliğine dil uzatıyorsanız bilesiniz ki, daha önce o-nun babasının da emirliğine dil uzatmıştınız. Allah'a yemin ederim ki, onun babası elbetteki emirliğe layıktı. Ve insanlar arasında da en çok sevdiğim kimse idi. Bu (Üsame) da babasından sonra insanlar arasında en çok sevdiğim kimsedir."

Hafız Ebu Bekir el-Bezzar, Ömer b. İsmail kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Zeyd b. Harise vurulduğunda Üsame b. Zeyd getirildi ve Rasûlullah (s.a.v.)'m önüne konuldu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.)'m gözleri yaşardı. Ve erteledi. Ertesi gün tekrar geldi. Yine Zeyd'in oğlu Üsame onun önüne getirilip konuldu. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi: "Dün sende bulduğum şeyi bugün de bulmaktayım."

Bu hadiste gariblik vardır. Doğrusunu Allah bilir.

Buharî ve Müslim'in sahihlerinde yer alan bir rivayet önceki sayfalarda geçmişti. Bu rivayete göre Zeyd b. Harise ve arkadaşları öldürüldüklerinde Rasûlullah (s.a.v.), Medine'de minbere çıkıp şöyle dedi:

"Zeyd bayrağı aldı ve nihayet vuruldu. Sonra Cafer bayrağı aldı. O da vuruldu. Sonra Abdullah b. Revaha bayrağı aldı, o da vuruldu. Sonra bayrağı Allah'ın kılıçlarından bir kılıç (Halid b. Velid) aldı ve Allah fethi ona nasib etti."

Ravi diyor ki: "Rasûlullah (s.a.v.), böyle konuşurken gözleri yaşa-rıyordu. Ve şöyle dedi: Onların şimdi yanımızda obuaları onların hoşlarına gitmezdi."

Başka bir hadiste anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), onların şehid düştüklerine şahadet etti. Onlar, kendilerine Cennet'in kesin olarak verildiği kimselerdendirler.

Hassan b. Sabit, Zeyd b. Harise ile Abdullah b. Revaha üzerine şu mersiyeyi söylemiştir.

"Ey gözüm, (öteki ikisine ağlamaktan dolayı) azalan yaşlarınla yaş dök ve iyi geçimli zamanlarda mezardakileri an.

Kaçmaya sürat gösterildiği bir olayda yürüdükleri zaman Mu'-te'yi ve o savaşta olanları an.

. Öyle bir vakitte ki, yürüdüler ve orada Zeyd'i bıraktılar. Fakirin ve esirin ne güzel barınağıdır o.

Bütün insanoğlunun hayırlısının, sevgisi göğüslerde olan insanların efendisinin dostudur, sevgilisidir.

İşte o (insanoğlunun hayırlısı) Ahmed'tir.

Üzüntüm onun içindir, sevincin onunla beraberdir.

Zeyd'in bizde hakiki bir makamı vardır.

Sonra bir Hazreçli (Abdullah b. Revaha) için, bir efendi için yaşını bolca dök. Çünkü o çok fedakarlık yaptı.

Onların öldürülmelerine dair bize yeteri kadar haber geldi.

Artık dipdiri bir üzüntüyle ağla."

Cafer b. Ebi Talib'e gelince onun şeceresi şöyledir: Cafer b. Ebi Talib b. Abdülmuttalib b. Haşim. Cafer, Rasûlullah (s.a.v.)'m amcası oğludur. Kardeşi Ali'den on yaş daha büyük idi. Akil ise, Cafer'den on yaş daha büyük idi. Talib'e gelince ö da Akü'den on yaş büyük idi.

Cafer, İslâm'ın ilk zamanlarında Müslüman olup Habeşistan'a hicret etti. Orada meşhur hareketleri, övgüye layık makamları ve düzgün cevapları ile akla uygun davranışları olmuştu. Buna dair bilgileri Habeşistan hicretiyle ilgili olarak, daha önceki sayfalarda vermiştik. Hamd Allah'a mahsustur.

O, Hayber gününde Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma geldi. Gelişi ile ilgili olarak Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

"Bilemiyorum, hangisiyle daha çok sevineyim. Cafer'in gelişine mi, yoksa Hayber'in fethine mi sevineyim?"

Gelişinde Rasûlullah (s.a.v.) kalkmış, onu kucaklamış, gözlerinin ortasını öpmüştü. Umretü'lKadiye'den çıktıkları gün Rasûlullah ona şöyle demişti. "Senin yaratılışın ve ahlakın benimkine benzedi." Anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), ona böyle deyince sevincinden tek ayak üzerinde sıçrayarak koşmuştu. Nitekim bunu daha önce yerinde anlatmıştık. Hamd ve minnet Allah'adır.

Rasûlullah (s.a.v.), onu Mu'te'ye gönderdiğinde Zeyd b. Harise'nin vekili kıldı. Düşmanlar tarafından öldürüldüğünde Müslümanlar onun vücudunda doksan küsur kılıç ve mızrak yarası ile ok deliği buldular. Bu yara ve darbelerin tamamını önden almıştı. Önce sağ eli koparılmış, sonra sol eli koparılmıştı. Buna rağmen o, bayrağı elinden düşürmemişti. Her iki kolunu yitirince bayrağı kucağıyla tutmuş, öldürülünceye kadar bu halde bayrağı dik tutmuştu. Anlatıldığına göre Bizanslılardan biri, kılıçla vurarak ikiye bölmüştü. Allah, Cafer'den razı olsun, katiline de lanet etsin.

Rasûlullah (s.a.v.), onun kesinlikle Cennet'e girecek bir şehid olduğunu haber verdi. Onun iki kanatlı olarak adlandırıldığına dair hadisler varid olmuştur.

Buharı, İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ben, Abdullah b. Cafer'e selam verirken şöyle derdim: "Ey iki kanatlının oğlu, sana selam olsun."

Dediler ki: Cenâb-ı Allah, dünyada koparılan iki kolunun yerine Cennet'te ona karşılık olarak iki kanat verdi.

Buna dair rivayetler önceki sayfalarda nakledilmiştir.

Hafız Ebu İsa et-Tirmizî, Ali b. Hacer kanalı ile Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

"Cafer'i, Cennet'te meleklerle birlikte uçarken gördüm."

Önceki sayfalarda geçen bir hadiste anlatıldığına göre Cafer (r.a.) öldürüldüğünde otuz yaşında idi. "el-Gabe" adlı eserinde İbnu'1-Esir demişti ki: Cafer Öldürüldüğü gün kırkbir yaşında idi. Yaşının miktarını değişik sayıda söyleyenler de olmuştur.

Ben derim ki: Anlatıldığına göre Cafer, Ali'den on yaş daha büyük idi. Bu da, öldürüldüğü günde onun otuz dokuz yaşında olmasını gerektirmektedir. Çünkü Ali, sekiz yaşında iken Müslüman olmuştu. Bu kavil bu doğrultudadır. Mekke'de onüç sene ikâmet etmiştir. Yirmi bir yaşında iken Habeşistan'a hicret etmiştir. Mu'te savaşı ise hicretin sekizinci senesinde olmuştur. Doğrusunu Allah bilir.

Öldürülmesinden sonra Cafer'e, "Tayyar" denildi. Bunun sebebini daha önce açıklamıştık. O, cömert, övgüye layık, âlicenâb bir kimse idi. Cömertliğinden dolayı ona, düşkünlerin babası denilirdi. Çünkü onlara iyilik ve ihsanda bulunurdu.

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:" Rasûlullah (s.a.v.) den sonra ayakkabı giyen, bineğe binen, elbise giyen Cafer b. Ebi Talib'ten daha faziletli bir kimse olmadı."

Bu, Ebu Hüreyre'ye isnad edilen sağlam bir seneddir. Bu sözleriyle sanki Ebu Hüreyre, onun cömertlikte üstün olduğunu ifade etmek istemektedir. Dinî fazilete gelince, bilindiği gibi Ebu Bekir es-Sıddık, Ömer el-Faruk, Osman b. Affan elbetteki ondan daha üstündürler. Kardeşi Ali (r.a.)'ye gelince zahir olan görüş şudur ki, Ali ile Cafer birbirine denktirler veya Ali ondan daha üstündür.

Buharî'nin şu rivayetinin de delalet ettiği gibi Ebu Hüreyre, Cafer'in cömertlikte üstün olduğunu ifade etmek istemiştir. Şöyle ki: Buharı, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "insanlar şöyle diyorlardı: Ebu Hüreyre çok rivayette bulundu. Oysa ben mayalı şeyler yemediğim, ipekli elbiseler giymediğim, erkek ve kadın hizmetçilerden hizmet görmediğim zaman karnıma açlıktan dolayı çakıl taşları bağlayarak (açlığın hararetini söndürmek için) karnımı ekmekle doyurmak gayesiyle Rasûlullah (s.a.v.)'a mülazemet ediyor, yanından ayrılmıyordum. Aslında ezberimde olan bir ayeti, bir adamla dolaşarak ezberliyor gibi yapıyordum ki, adam beni evine götürsün ve bana yemek yedirsin. İnsanların düşkünlere en hayırlı olanı Cafer b. Ebi Talib idi. Bizi evine götürür, evindeki şeyleri bize yedirirdi. Öyle ki, içinde hiçbir şey bulunmayan yağ tulumunu bile getirir, o tulumu yarar ve içindeki şeyleri yalardık."

Hassan b. Sabit, Cafer üzerine şu mersiyeyi söylemiştir:

"Ağladım, Cafer'in ölümü bana çok zor geldi.

O, bütün halkın üstünde bir sevgi ile peygamberin dostu ve sevdiğidir.

Kesinlikle bildim ve bana ölüm haberi geldiği zaman dedim ki:

Ukab sancağının yanında ve onun gölgesinde, kınlarından çıkarıldıkları zaman kılıçlarla bir bir peşine vuruşmak için kim vardır?

Fatıma'nın oğlu mübarek Cafer'den sonra bu vuruşmayı acaba kim yapacak?

O, Muhammed'den gayrı bütün mahlukatın hayırlısıdır. Cömertlikte mahlukatm en büyüğü, asaletçe onların tamamının en âlicenabı, zulme karşı sabretmede onların en güçlüsü, bir makama geldiğinde yalan uydurmaksızın hak karşısında boynu en incesi, en zelili, onların en eli açık olanı, kötülükçe onların en az kötülük işleyeni, bir lütuf ve ihsan taleb edildiği zaman onların en çok vereni, cömertlik bakımından onların en bol ellisi, iyilikçe onların en bahşediçişidir.

Tabii ki Muhammed'den gayrı herkesten, çünkü bütün mahlukatın canlılarından hiçbir canlı Muhammed'in dengi ve emsali değildir."

İbn Revaha'nın şeceresi ise şöyledir: Abdullah b. Revaha b. Sa'le-be b. İmru'1-Kays b. Amr b. İmru'1-Kays el-Ekber b. Malik b. el-Ağar b. Salebe b. Ka'b b. Hazreç b. Haris b. Hazreç Ebu Muhammed. Ebu Ravaha da denilir. Ebu Amr da denilir. Ensârîdir. Hazreçlidir. Nu-man b. Beşir'in dayısıdır. Kız kardeşinin adı ise, Amre binti Reva-ha'dır.

İslâmiyet'in ilk zamanlarında Müslüman oldu. Akabe bey'atine katıldı. Bey'at gecesinde, Beni Haris b. Hazreç'in nakiblerinden biri oldu. Bedir, Uhud, Hendek, Hudeybiye ve Hayber gazvelerine katıldı. Hayber ürünlerinin miktarını tahmin edip Müslümanların payına düşen kısmı Yahudilerden alması için Rasûlullah (s.a.v.) onu Hay-ber'e gönderirdi. Nitekim bunu daha önce anlatmıştık. Umretü'l- Ka-zâ'da da hazır bulundu. O gün Rasûlullah (s.a.v.)'ın devesinin yularını bazılarına göre üzengisini tutarak Mekke'ye girdi. Girerken de şöyle diyordu:

"Ey küffar oğulları! Onun yolundan çekiliniz...."

Daha önce de anlatıldığı gibi Abdullah b. Revaha, Mu'te gazvesinde şehid düşen emirlerden biri idi. Müslümanlar, düşmanla karşılaşıp karşılaşmamak hususunda birbirleri ile istişare ederlerken o, Bizanslıların karşısına çıkmaları hususunda Müslümanlara cesaret verdi, onları yüreklendirdi. Nihayet iki arkadaşı öldürüldükten sonra kendisi meydana çıktı. Rasûlullah (s.a.v.), onun kesin olarak Cennet'e giren şehidlerden olduğuna şahadet etti. Rivayete göre Mu'te'ye giderken Medine'den ayrılıp vedalaşma zamanında Hz. Peygamber'e şu şiirini okumuştu:

"Allah sana verdiği şeyleri devamlı kılın. Tıpkı Musa'yı sabit kılması gibi ve yardım görenler gibi yardım etsin..."

Bu şiiri söylemesine karşılık, Rasûlullah (s.a.v.) da ona: "Allah da seni devamlı kılsın. Sana sebat versin." demişti.

Hişam b. Urve dedi ki: Allah ona sebat verdi. Nihayet o da şehid olarak Öldürüldü ve Cennet'e girdi.

Hammad b. Zeyd, Sabit kanalı ile Abdurrahman b. Ebi Leyla'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Abdullah b. Revaha, Rasûlullah in yanma geliyordu. O esnada Rasûlullah, hutbe okumakta idi. Rasûlul-lah'm: "Oturun" dediğini işitti. O da mescidin dışında idi. Bu emri duyar duymaz olduğu yere çöküp oturdu. Nihayet hutbe tamamlandı. İnsanlar dağıldı. Abdullah b. Revaha'nın mescid dışında oturmakta olduğu haberi kendisine gelince Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Allah, kendine ve Rasûlüne taatini daha da fazlalaştırsm."

"Sahih" adlı eserinde Buharı, Muaz'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ey Abdullah b. Revaha, bizimle otur da bir saat iman edelim."

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdüssamed ve ondan naklen Umara kanalı ile Enes (r.a.)'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Abdullah b. Revaha, arkadaşlarından bir adamla karşılaştığında şöyle derdi: "Gel de bir saatlik Rabbimize iman edelim." Yine günün birinde bu sözünü bir adama söylediğinde adam öfkelenmiş, Rasûlullah'm yanına gelip şöyle demişti:

- Ya Rasûlallah! İbn Revaha'yı görmüyor musun? Bizi senin imanından uzaklaştırıp bir saatlik imana rağbetlendiriyor!

Rasûlullah (s.a.v.) da adamın bu sözü üzerine şöyle demişti:

- Allah İbn Revaha'ya rahmet etsin. O, meleklerin kendisiyle Ö-vündükleri meclisleri seviyor."

Bu gerçekten garib bir hadistir.

Beyhakî, Atâ b. Yesâr'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Abdullah b. Revaha, bir arkadaşına: "Gel de bir saatlik iman e-delim." dedi. Arkadaşı ise: "Biz mümin değil miyiz?" diye karşılık verince, Abdullah b. Revaha şu cevabı verdi: "Evet, ama Allah'ı zikredelim de imanımız artsın."

Hafız Ebu'l-Kasım el-Lükkî, Şüreyh b. Ubeyd'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Abdullah b. Revaha, arkadaşlarından birinin elini tutup, ona şöyle derdi: "Gel de bir saatlik iman edelim. Zikir meclisinde oturalım."

Bu rivayet, bu iki vecihten mürseldir. Buna dair detaylı açıklamayı, Buharî şerhinin başında yapmışızdır. Hamd ve minnet Allah'adır.

"Sahih-i Buharı'de Ebu'd-Derda'nın şöyle dediği rivayet edilmiştir:

"Son derece sıcak bir seferde, Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte idik. Aramızda sadece Rasûlullah (s.a.v.) ile Abdullah b. Revaha (r.a.) o-ruçlu idiler."

Abdullah b. Revaha, sahabelerin meşhur şairlerindendir. Buharî, onun Rasûlullah hakkında söylediği şiirlerden biri olan aşağıdaki şiiri nakl etmiştir:

"Parlak fecir yerinden bilinen şey yarılıp çıktığı zaman aramızda Rasûlullah vardır ki, onun kitabını okuruz.

Müşriklere yatakları rahat gelip onları ağırlaştırdığı zaman kendisi yataktan uzakta geceler.

Körlükten sonra hidayeti getirdi. Onun söylediklerinin mutlaka gerçekleşeceğine kalblerimiz kesinlikle inanmıştır."

Buharı, İmran b. Meysere kanalı ile Numan b. Beşir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Abdullah b. Revaha bayıldı. Kız kardeşi Amre ağlamaya ve: "Ey dayandığım dağım, ey falanım, ey şuyum, ey buyum!" diye feryad etmeye başladı. Abdullah ayıldığında şöyle dedi: "Benim hakkımda bana ne dediysen : "Sen böyle misin?" diye soruldu."

Kuteybe, Hayseme kanalı ile Numan b. Beşir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Abdullah b. Revaha bayıldığında kardeşinin feryadını, Abdullah ayıldıktan sonra yukarıdaki sözleriyle reddetmişti. Bu sebepledir ki, Abdullah vefat edince kız kardeşi onun üzerine ağlama-. di."

Hassan b. Sabit'in, Abdullah b. Revaha ve Mu'te gazvesinde öldürülen komutan arkadaşları üzerine söylediği mersiyeyi önceki sayfalarda nakletmiştik. Mu'te'den dönenlerle birlikte dönen Müslüman şairlerden biri de şöyle bir şiir söylemişti:

"Ben, gazveden döndüm de Cafer'in, Zeyd'in ve Abdullah'ın yerle aynı seviyede olan mezarlar içinde kalmaları benim için hüzün olarak yeter.

Onlar, mezarları boyladılar. Çünkü yollarına devam ettiler. Ben ise değişen zamanla birlikte imtihanlara maruz kalmak için hayatta bırakıldım,"

Bu üç emîr üzerine Hassan b. Sabit ile Ka'b b. Malik'in söyledikleri mersiyelerin kalan kısmı inşaallah ileride nakledilecektir.