El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Uhud Gazvesinde Peygamber (s.a.v.)'in, Mel'un Müşriklerden Çektiği Eziyetler

Buharî, bu konu ile ilgili olarak eserinde: «Uhud gününde Rasûlul-lah'ın aldığı yaralar» şeklinde bir başlık açıp İshak b. Nasr kanalıyla Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: …

Buharî, bu konu ile ilgili olarak eserinde: «Uhud gününde Rasûlul-lah'ın aldığı yaralar» şeklinde bir başlık açıp İshak b. Nasr kanalıyla Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

«(Yemek dişlerine işaret ederek) Peygamberlerine böyle yapan bir kavme Allah'ın gazabı şiddetli olsun. Allah elçisinin, Allah yolunda öldürdüğü bir adama da Allah'ın gazabı şiddetli olsun.»

Müslim, Abdurrezzak kanalı ile îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: «Peygamber'in Allah yolunda öldürdüğü adama Allah'ın gazabı şiddetli olsun. Rasûlullah (s.a.v.)'ın yüzünü kanatan bir kavme de Allah'ın gazabı şiddetli olsun.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Affan kanalı ile Enes'ten rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.), Uhud gününde yüzündeki kanı silerken şöyle demiştir: «Peygamberlerini yalanlayıp yemek dişlerini kıran bir kavim nasıl iflah olur? Oysaki peygamberleri onları Rablerine davet ediyor.» Bunun üzerine Cenâbı Allah, şu ayet-i kerimeyi inzal buyurdu:

«Allah'ın, onların tevbelermi kabul veya onlara azap etmesi işiyle senin bir ilişiğin yoktur. Çünkü onlar zalimlerdir.» (Âl-i Imrân,i28.)

Buharî, Kuteybe ve Yakub kanalı ile Sehl b. Sa'd'ın -Hz. Peygamberin yaralanması olayı kendisine sorulduğunda- şöyle dediğini rivayet eder:

«Vallahi ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m yarasını kimin yıkadığını, kimin su döktüğünü ve yarasının ne ile tedavi edildiğini biliyorum. Rasû-lullah'm kızı Fatıma, babasının yarasını yıkıyordu. Ali de bir kalkan içine doldurduğu suyu yara üzerine boşaltıyordu. Fatıma, dökülen suyun yarayı daha fazla kanattığını görünce hasırdan bir parça alıp yaktı ve külünü yaranın üzerine bastı. Böylece kan durdu. O gün Rasûlullah'm yemek dişi de kırılmıştı. Yüzü yaralanmış, başındaki miğferi de kırılmıştı.»

Ebu Davud et-Teyalisî, "Müsned" adlı eserinde Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder: Uhud gününü anarken Ebu Bekir şöyle derdi: «O günün bütün şerefi Talha'ya aittir.» Böyle dedikten sonra sözünü sürdürüp şöyle derdi: «Uhud gününde Rasûlullah'm yanma dönen ilk kişi bendim. Onu korumak için bir adamm Allah yolunda savaştığım gördüm.Öyle sanıyorum ki Rasûlullah, onun için: «Hamiyyet uğruna savaşıyor.» dedi. Ben de: «Değilmi M bu Talha olsun.» dedim. Çünkü o fırsatları değerlendirme hususunda beni geçmişti ve demiştim ki: Bu kavmim içinde benim en sevdiğim adam olmalı. Benimle müşrikler arasında tanımadığım bir adam vardı. Ben Rasûlullah'a o adamdan daha yakında idim. O süratle gidiyordu. Yakalıyamıyordum. Bir de baktım ki o, Ebu Ubeyde b. Cerrah'tı. Sonunda ikimiz Rasûlullahin yanına vardık.

Baktım ki yemek dişleri kırılmış, yüzü yaralanmış, yanağına miğferin halkalarından ikisi saplanmış. Rasûlullah (s.a.v.): «iki arkadaşınıza bakın.» dedi. Böyle demekle o Talha'yı kastediyordu. Yüzünden kan akıyordu. Biz öncelikle sözüne bakmadık ve yanağındaki halkaları çıkarmak için yanma vardık. Dedi ki: «Rica ederim, beni kendi halime bırakınız.» Biz de onu kendi haline bıraktık. Ebu Ubeyde, yanağındaki halkayı eliyle çekmek istemedi. Çünkü bu Rasûlullah'a eziyet verecekti. Halkayı ağzıyla tutup çekmeye çalıştı. Halkalardan birini çıkardı. Çıkarırken halka ile birlikte bir dişide düştü. Ben de onun yaptığı gibi yapmaya çalıştım. Rasûlullah: «Rica ederim beni kendi halime bırakınız.» dedi. Bunun üzerine Ebu Ubeyde yine ilk defa yaptığı gibi ağzıyla ikinci halkayı çekmeye başladı. Çekti. Halka ile birlikte diğer dişi de düştü.

Ebu Ubeyde, insanlar arasında bu işi en güzel yapan kimse idi. Böylece Rasûlullah'ın durumunu düzeltip tedavisini yaptık. Sonra savaş alanının bir tarafında bulunan Talha'nın yanına vardık. Üzerinde yetmiş küsur darbe vardı. Parmağıda kesilmişti. Onun tadavisini de yaptık.»

Vakidî, İbn Ebi Sabre kanalı ile Nan b. Cübeyr'in şöyle dediğini rivayet eder: Muhacirlerden bir adamın şöyle dediğini işittim: «Uhud savaşında hazır bulundum. Her taraftan okların geldiğini gördüm. Rasûlullah (s.a.v.), bu atış alanının ortasında idi. Gelen oklardan hiçbiri ona isabet etmiyor, başka tarafa gidiyordu. O gün Abdullah b. Şihab ez-Zührî'nin şöyle dediğini gördüm: «Muhammedi bana gösterin. Eğer o kurtulursa ben ölürüm, kurtulamam.» O böyle derken Rasûlullah da yanı başında duruyordu ve yanında hiç kimse yoktu. Fakat Abdullah b. Şihab, Rasûlullah'ın yanından geçti, onu göremedi. Rasûlullahi göremediğinden Safvan b. Ümeyye onu kınadı. Ama o: «Vallahi onu göremedim. Allah'a yemin ederim ki, o, bize karşı korunmaktadır. Biz dört kişi onu Öldürmek üzere sözleşip akidleştik. Ama hiçbirimiz ona ulaşamadık, »dedi.»

Vakidî dedi ki: Tesbitime göre Rasûlullah'ın yanaklarına ok atan kişi İbn Kamie'dir. Dudağını yaralayıp yemek dişlerini kıran kişi ise, Utbe b. Ebi Vakkas'dır.

İbn îshak'tan da böyle bir rivayet nakledilmiş olup o rivayette anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.)in alt çenesinin sağ tarafındaki yemek dişi kırılmıştır.

İbn İshak, Salih b. Keysan kanalı ile Sa'd b. Ebi Vakkas'm şöyle dediğini rivayet eder: Utbe b. Ebi Vakkasi Öldürmeye tutkulu olduğum kadar başka bir kimseyi öldürmeye tutkulu olmadım. Çünkü onun kötü ahlaklı ve kavmi arasında sevilmeyen bir kimse olduğunu iyi biliyordum. Onu öldürmeye tutkulu olmam için Rasûlullahin şu sözü yeterli idi: «Rasûlü'nün yüzünü kanatan kimseye Allah'ın gazabı şiddetlendi.»

Abdürrezzak, Ma'mer kanalı ile Miksem'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) -dişini kırıp yüzünü kanattığı zaman- Utbe b. Ebi Vak-kas'a beddua ederek şöyle dedi:

«Allahım, üzerinden bir sene geçmeden o kafir olarak ölsün.» Gerçekten de üzerinden bir sene geçmeden o kafir olarak öldü ve Cehennem1 e gitti.

Ebu Süleyman el-Cüzcanî, Muhammed b. Hasan kanalı ile Ebu Umame b. Sehl b. Hanif ten rivayet ettiki, Rasûlullah (s.a.v.)in Uhud gününde yaralanan yüzü çürümüş bir kemik ile tedavi edilmiştir. Abdullah b. Kamie, Rasûlullah (s.a.v.)i yaraladıktan sonra kavminin yanma döndü. Dönerken: «Muhammedi öldürdüm.» diyordu. Ezeb-bul-Akabe adındaki şeytan da o gün olanca sesiyle şöyle ünledi: «Bilesiniz ki Muhammed öldürülmüştür!» Bu ünleme üzerine Müslümanlar arasında büyük bir şaşkınlık meydana geldi. İnsanların çoğu, Rasûlullahin öldürülmüş olduğuna inandı. Bu sebeple İslâmiyet'i müdafaa uğruna olanca çabalarıyla savaşa giriştiler. Maksatları^ Rasûlullahin uğruna öldüğü dava uğruna ölmekti. Bunlardan biri de Enes b. Nadr idi. Beraberinde başkalarıda vardı. Bunlarla ilgili açıklama ileride gelecektir. Cenâb-ı Allah, Müslümanları bu hususta teselli etmek üzere şu ayetleri inzal buyurdu:

«Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmişti. O, ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükafatını verecektir.

Hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan Ölmez, o, belli bir vakte bağlanmıştır. Kim dünya nimetini isterse ona ondan veriniz. Ve kim ahiret nimetini isterse ona ondan veririz. Şükredenlerin mükafatını vereceğiz. Nice peygamberlerin yanında Rabb'e kul olmuş pek çok kimse savaşmıştır. Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşememişler, yılmamışlar ve boyun eğmemişler di. Allah, sabredenleri sever.

Dedikleri ancak şu idi: "Rabbimiz! Günahlarımızı, işimizdeki aşırılıklarımızı bize bağışla, sebatımızı arttır, inkarcı topluluğa karşı bize yardım et."

Bu yüzden Allah, onlara dünya nimetini de ahiret nimetini de fazlasıyla verdi. Allah, işlerini iyi yapanları sever.

Ey inananlar! İnkar edenlere itaat ederseniz, sizi geriye döndürürler de kayba uğrarsınız.

Halbuki mevlanız Allah'tır. O, yardımcıların en iyisidir.

Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koşmalarından dolayı inkar edenlerin kalbine korku salacağız. Onların varacağı yer, Cehennem'dir. Zalimlerin durağı ne kötüdür!» (Âi-i Imrân,i44-i5i.)

Tefsirimizde bu konuda geniş açıklamalarda bulunduk. Hamd Allah'adır.

Ebu Bekir es-Sıddık (r.a.), Rasûlullah'ın vefatının ilk anında insanlara hitapta bulunarak şöyle demişti:

- Ey insanlar! Her kim Muhammed'e tapıyorsa, şüphesiz Muham-med ölmüştür. Her kim Allah'a tapıyorsa, şüphesiz Allah, diridir, ölmez.

Böyle dedikten sonra şu ayet-i kerimeyi okudu: «Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. O ölür veya Öldürülürse geriye mi döneceksiniz?» (Âi-i Imrân,

144.)

insanlar sanki bu ayeti daha Önce duymamışlardı. Artık herkes bunu okumaya başladı.

"Delailü'n-Nübüvve" adlı eserde Beyhakî, İbn Ebi Necih vasıtasıyla rivayet etti ki, Ebu Necih, şöyle demiştir: Muhacirlerden biri, Uhud gününde Ensâr'dan bir adama uğradı. Ensâr'dan olan adam kan içinde kıvranıyordu. Ona dedi ki:

- Ey falan! Duydun mu Muhammed öldürülmüş! Ensârî dedi ki:

- Eğer Muhammed (s.a.v.) öldürüldüysede risaleti tebliğ etti. Siz de dininiz uğruna savaşın.

Bunun üzerine şu ayet-i kerime nazil oldu:

«Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmişti.» (Âl-i îmrân,144.)

Yukarıda sözü edilen Ensârî, belkide Enes b. Malik'in amcası Enes b. Nadr'dır. Allah ondan razı olsun.

İmam Ahmed b. Hanbel, Humeyd kanalı ile Enes'ten rivayet etti ki, Enes'in amcası Bedir savaşma katılamamıştı. Ve bu sebeple şöyle demişti: «Peygamber (s.a.v.)'in müşriklerle yaptığı ilk savaşta hazır bulunamadım. Eğer müşriklerle yapılacak başka bir savaşa katılmayı Allah bana nasip ederse, onlar benim neler yapacağımı göreceklerdir.»

Uhud günü olduğunda Müslümanlar hezimete uğrayıp kaçışmaya başlamışlardı. Enes b. Nadr şöyle demişti: «Allahım, şunların yaptıklarından dolayı senden özür diliyorum. Ve şu müşriklerin getirdikleri şeyden de sana sığınıyor, onlardan uzak olduğumu arz ediyorum.»

Böyle dedikten sonra ileri atıldı,Uhud gerisinde Sa'd b. Muaz ona rastladı ve ona: «Ben seninle beraberim.» dedi.

Sa'd dedi ki: Onun yaptıklarını ben yapamadım.

Enes b. Nadr'm vücudunda seksen küsur yaraya rastlandı.Bunla-rın kimi mızrak, kimi de ok darbesi idi.

Ravi diyor ki: Kendi aramızda onun ve arkadaşlarının hakkında şu ayetin nazil olduğunu söylüyorduk:

«.......Kimi, bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir....» (el-Ahzâb, 23.)

İmam Ahmed b. Hanbel, Behz ve Haşim kanalı ile Sabitten rivayet ettiki, Enes b. Nadr, Bedir savaşma Rasûlullah'ın yanında katılmamıştı. Bu, ona çok zor gelmiş ve şöyle demişti: «Rasûlullah'm hazır bulunduğu ilk savaşa katılamadım. Eğer bundan sonra Rasûlullah'ın hazır bulunduğu bir savaşa katılmayı Allah bana nasip ederse, Cenâb-ı Allah benim neler yapacağımı elbetteki görecektir!» Bundan başka birşey demekten de korkuyordu. Nihayet Uhud savaşında Rasûlullah'la birlikte bulundu. Sa'd b. Muaz'la karşılaştı. Ona: «Ey Eba Amr nereye? Vay be! Uhud'un gerisinden Cennet kokusunun geldiğim hissediyorum.» dedi ve öldürülüp şehid edilinceye kadar müşriklerle savaştı. Vücudunda seksen küsur yaraya rastlandı. Bu yaraların bir kısmı mızrak yarası, bir kısmı da ok yarası idi. Kız kardeşi ve halam olan Rebi' binti Nadr: «Kardeşimin ölüsünü ancak parmak uçlarına bakarak tanıyabildim.» demiş ve hakkında şu ayet nazil olmuştu:

«inananlardan, Allah'a verdiği ahdi yerine getiren adamlar vardır. Kimi, bu uğurda canını vermiş, kimi de beklemektedir. Ahidlerini hiç değiştirmemişlerdir.» (ei-Ahzâb, 23.)

Ravi diyor ki: Sahabeler, bu ayetin Enes b. Nadr ile arkadaşları hakkında nazil olduğu görüşünde idiler.

Ebu'l-Esved, Urve b. Zübeyr'in şöyle dediğini rivayet eder: Beni Cu-mah'm kardeşi Übey b. Halef, Mekke'de iken Rasûlullah (s.a.v.)'ı öldürmeye yemin etmişti. Bu yeminini haber alan Rasûlullah: «Hayır, inşaal-lah ben onu öldüreceğim!» demişti.

Uhud günü olunca Übeyb. Halef, demir zırha bürünmüş olarak Müslümanların üzerine şöyle diyerek geldi: «Muhammed kurtulursa ben kurtulmam!» Böyle diyerek öldürmek kastıyla Rasûlullah1 a saldırdı. Karşısına Beni Abdu'd-Dar'm kardeşi Mus'ab b. Ümeyr çıktı. Rasû-lullah'ı kendi bedeni ile koruyordu. Mus'ab b. Ümeyr, bu müdafaada öldürülüp şehid oldu. Bu esnada Rasûlullah (s.a.v.), Übey b. Halefin zırhı ile miğferi arasında kürek kemiğini gördü. Oraya bir mızrak sapla-dı.Übey atından yere düştü. Mızrağın değdiği yerden kan çıkmadı. Arkadaşları gelip onu omuzlarına alarak götürdüler. O öküz gibi böğürü-yordu. Arkadaşları ona:

- Niye rahatsızlanıyorsun? Vücudunda sadece bir tahriş var, dediler.

Übey, onlara Rasûlullah (s.a.v.)'ın: «Hayır, ben Übey'i öldüreceğim!» deyişini hatırlattı. Sonra şöyle dedi:

- Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, vücudum-daki şu yara, Zül-Mecaz ahalisinin vücudlanna isabet etseydi, tamamı ölürdü.

Böyle dedikten sonra Öldü, Cehennem'e gitti. Çılgın alevli cehennemlikler yok olsunlar.

İbn îshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), boğaza yükseldiği zaman Übey b. Halef ona kavuştu ve şöyle dedi.

- Ey Muhammedi Eğer sen kurtulursan ben kurtulmam. Bunun üzerine ashab dedi ki:

- Ya Rasûlallah, Onunla bizden birisi çarpışsın mı? Rasûlullah buyurdu ki:

- Onu bırakınız.

Yaklaştığı zaman Rasûlullah (s.a.v.), Haris b. Simme'den mızrağı aldı.

Bana anlatıldığına göre kavminden biri şöyle diyordu:

"Rasûlullah (s.a.v.), o mızrağı Haris'ten aldığı zaman, öyle bir salladı ki, devenin sırtındaki tüylerin uçuştuğu gibi biz de oradan uçuşup kaçtık. Rasûlullah, sonra onun karşısına geçti ve boynuna öyle bir sapladı ki, o saplamadan dolayı atından yuvarlanıp yere düştü."

Vakidî, İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder: Übey b. Halef, Bat-nı Rabiğ'de Öldü.Ben gecenin bir dilimi geçtikten sonra Batnı Râbiğ'de yürüyüş yapıyordum. Bir ateşin alevlenmekte olduğunu gördüm. Biraz korktum. Bir de baktım ki, ateşten bir adam zincirlerim sürüyerek çıkıyor, susuzluktan bitkin hale gelmiş. Bir başkası da: «Sakın ona su verme. Çünkü onu Rasûlullah öldürmüştür. O, Übey b. Haleftir.» diyordu.

Buhari ve Müslim'in sahihlerinde Hemmam'dan rivayet olunduğuna göre Ebu Hüreyre şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

«Rasûlullah'm Allah yolunda öldürdüğü bir adama karşı Allah'ın gazabı şiddetlendi.»

Buharı, İbn Abbas'm şöyle dediğim rivayet eder:

«Rasûlullah'm Allah yolunda kendi eliyle Öldürdüğü bir adama karşı Allah'ın gazabı şiddetlendi.» Buhari ve Ebu'l-Velid, Şube kanalı ile Cabir'in şöyle dediğini rivayet ettiler: Babam öldürüldüğünde ağlamaya başladım. Yüzündeki örtüyü açtım. Peygamber'in ashabı da beni ağlamaktan ve yüzündeki perdeyi açmaktan menettiler. Ama Hz.Peygamber, beni bundan menetme-yip şöyle dedi: «Ona ağlama. Çünkü melekler, cenazesi yerden kaldırılıncaya kadar kanatlarını üzerine gerip onu gölgelendirmeye devam edeceklerdir.»

Buharı, Abdan ve Abdullah b. Mübarek kanalı ile Sa'd b. îbrahim'den naklen, babası İbrahim'in şöyle dediğini rivayet eder: Oruçlu iken Abdurrahman b. Avf a yemek getirildi. O şöyle dedi: «Mus'ab b. Ümeyr öldürüldü. O benden daha hayırlı bir kimse idi. Bir beze sarıldı. Kefeni ondan ibaretti. Başı örtülürse ayakları açığa çıkıyordu. Ayakları örtülürse başı açığa çıkıyordu.

Hamza öldürüldü. O benden daha hayırlı bir kimse idi. Sonra bize, oldukça dünyalık verildi. Korkarız ki iyiliklerimizin mükafatı, bu dünyada acele olarak bize verilmiştir.» Böyle dedikten sonra ağlamaya başladı. Nihayet kendisine getirilen yemeği geri çevirdi.

Buharî, Ahmed b. Yunus kanalı ile Habbab b. Eret'in şöyle dediğini rivayet eder: «Peygamber (s.a.v.)'le birlikte hicret ettik. Allah rızasını arıyorduk. Ecrimizi vermek Allah'a aittir. Bizden kimileri öte dünyaya göçtü. Bu hicretin karşılığı olarak birşey yemeden geçip gittiler. Bunlardan birisi de Mus'ab b. Ümeyr'di. Uhud gününde şehid edildi. Geriye sadece yün bir aba bıraktı. O aba ile başını örttüğümüzde ayakları ortaya çıkıyordu. Ayaklarını örttüğümüzde başı ortaya çıkıyordu. Peygamber (s.a.v), bize: «Aba ile başını örtün. Ayaklarının üzerine de izhir otu koyun.» dedi. Aramızda semeresi ve ürünleri olgunlaşan kimseler olduğunda, Mus'ab ücret karşılığında o ürünleri toplardı.»

Buharî, Ubeydullah b. Said kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder: «Uhud günü olduğunda müşrikler hezimete uğradılar. Lanetli İblis şöyle bağırdı: Ey Allah'ın kullan, arkanıza dikkat edin! (Böyle demekle Müslümanlara arkadan bir tehlike geldiği vehmini vermek istemişti M, onlar dönüp arkalarındaki kimseleri, yani Müslümanları vursunlar). Müslümanların ön saftakileri geriye döndüler. Arkada-kileriyle vuruştular. Bu arada Müslümanlar, Hüzeyfe'nin babasını vuruyorlardı. Hüzeyfe bunu görünce: «Ey Allah'ın kulları! Bu benim babamdır, babamdır!» dedi.» Hz, Aişe diyor ki: Allah'a yemin ederim ki, Hüzeyfe'nin babası Ye-man'ı Müslümanlar öldürünceye kadar üzerinden çekilmediler. Öldürmelerinden sonra Hüzeyfe: «Allah sizi affedip bağışlasın.» dedi. Urve dedi ki: Allah'a yemin ederim ki, yaşadığı müddetçe Hüzey-fe'de hayır kalmadı ve Ölünceye kadar da bu hali devam etti.

Ben derim ki: Bu hadise şu sebebten vuku buldu: Yeman ve Sabit b. Vakş, yaşlı ve zayıf kimseler olduklarından kadınlarla beraber kalelerde oturuyorlardı. «Bir merkebin iki su içimi arasındaki zaman kadar bir ecelimiz kalmış.» dediler ve savaşa katılmak üzere kaleden indiler. Müslümanların ordugahına gelebilmek için müşriklerin yarandan geçmeleri gerekiyordu. Müşrikler, yanlarından geçen Sabit'i öldürdüler. Yeman'ı ise Müslümanlar, hataen öldürdüler. Oğlu Hüzeyfe, babasının diyetini Müslümanlara tasadduk edip bağışladı. Onlardan hiçbirini kınamadı. Çünkü bunda mazeretleri vardı.