Süheylî'nin tercihine göre bu umreye "Kısas umresi" denilmiştir. Aynı zamanda buna "Umretu 1Kazâ" da denir. Kısas umresi denmesinin sebebi şudur: Hudeybiye senesinde Müslümanlar mahsur kalıp umre yapamadıklarından bu umreyi ona karşı bir misilleme (kısas) olarak yapmışlardır. Bunun ikinci delili de şudur: Cenâb-ı Allah, bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:
"Hurumatta (ihramlarda) kısas vardır."
Bu umreye, "Umretü'1-Kazâ" denmesinin sebebi şudur: Kaza kelimesi, mukadat kökünden alınmıştır ki Rasûlullah (s.a.v.), Hudeybiye senesinde müşriklerle antlaşma yaparak o sene Medine'ye geri dönmeyi, ertesi sene, kmındaki kılıçlarıyla Mekke'ye gelip umre yapmayı şart koştu ve orada üç günden fazla kalmamayı da kabul etti. İşte bu umre, Fetih süresindeki şu ayette sözü edilen umredir:
"Andolsunki Allah, Peygamberinin rüyasının gerçek olduğunu tasdik eder. Ey inananlar! Siz, Allah dilerse, güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Ha-ram'a gireceksiniz." (el-Feüh, 27.)
Tefsirimizde bu konuda yeterince açıklamalarda bulunmuşuzdur.
Müslümanların saçlarım tıraş etmiş veya kısaltmış olarak Mescid-i Haram'a girecekleri, Peygamber (s.a.v.)'in, Ömer b. Hattab'a söylediği şu sözde vaad edilmişti. Ömer b. Hattab, Peygamber Efendimiz'e şöyle sormuştu:
- Beyt'e geleceğimizi ve onu tavaf edeceğimizi bize soylememiş-miydin?
Peygamber (s.a.v.), ona şu cevapı vermişti:
- Evet, ama bu sene Beyt'e gelip tavaf edeceğimizi sana söylemiş miydim?
- Hayır.
- Bununla beraber mutlaka Beyt'e gelecek ve onu tavaf edeceksin."
Bu hususa, Rasûlullah (s.a.v.)'ın önü sıra Umretü'1-Kazâ gününde Mekke'ye girerken Abdullah b. Revaha'nın şu sözünde de işaret edilmişti:
"Ey kafir oğulları! Allah'ın yolundan çekiliniz. Çekiliniz ki, biz
sizinle onun tevili için savaştık. Nitekim daha önce onun tenzilinin inkarına karşı da sizinle savaşmıştık."
Yani bu, Rasûlullah (s.a.v.)'m görmüş olduğu rüyanın tevili idi ve o rüya, sabah aydınlığı gibi zuhur etmişti.
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Hayber'den Medine'ye döndüğünde orada rebiyülevvel, rebiyülahır, cemaziyelevvel, cemaziyela-hir, receb, şaban, ramazan ve şevval aylarım geçirdi. Bu arada seriy-yeleri gazvelere gönderiyor ve seriyyeler tertib ediyordu. Sonra zilkade ayında kendisini müşriklerin umreden menetmelerine karşılık onun yerine (bir yıl sonra) aynı ayda kaza umresini yapmak üzere yola çıktı. İbn Hişam'm ifadesine göre Medine'ye Uveyf b. Azbat ed-Düelî'yi vali tayin etti.
Buna Kısas umresi denilir. Çünkü müşrikler, Rasûlullah (s.a.v.)'ı hicri altıncı senenin haram ayında, zilkadede umreden menettiler. Rasûlullah (s.a.v.) da onlardan bunun karşılığını aldı ve hicri yedinci senede daha Önce kendilerini menetmiş oldukları haram aylardan zilkade ayında Mekke'ye girdi. İbn Abbas'tan bize ulaşan bir rivayete göre o, şöyle demiştir: Cenâb-ı Allah, bu hususta şu ayet-i kerimeyi inzal buyurdu:
"Hurumatta (ihramlarda) kısas vardır."
Mutemir b. Süleyman, "Meğazi" adlı eserinde babasından rivayette bulunarak şöyle demiştir:
Rasûlullah (s.a.v.), Hayber dönüşünde Medine'de ikamete başladı. Zilkade ayı başına kadar müfreze ve seriyyeleri gazvelere gönderdi ve insanlara şu duyuruyu yaptı: "Umre için hazırlanın." Onlar da hazırlığa başlayarak Mekke yoluna koyuldular.
İbn İshak dedi ki: İşte o umresinde kendisiyle birlikte menolun-muş Müslümanlar da onunla birlikte yola koyuldular. Sene, hicretin yedinci senesi idi. Mekke halkı bunu duydukları zaman şehirden çıktılar. Kureyşliler kendi aralarında şöyle konuşuyorlardı. "Muhammed ve ashabı, güçlük, meşakkat ve şiddet içerisindedirler."
İbn İshak,Abdullah b. Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Müşrikler Darü'n-Nedve yanında Rasûlullah'a ve ashabına bakmak için sıraya dizildiler. Rasûlullah (s.a.v.), Mescid-i Haram'a girince ri-dası ile iztiba yaptı. Ve sağ pazusunu çıkararak; "Bugün kuvvet gösterip müşriklere dehşet veren kişiler, Allah'ın rahmetine mazhar olsunlar." dedi. Sonra rüknü istilam etti ve hervele yaparak (yürüme ile koşma arasında bir yürüyüş yaparak) çıktı. Onunla birlikte ashabı da hervele yapıyordu. Taki Ka'be onunla ashabı arasında kaldı. Sonra Rükn-ü Yemâni'yi istilam etti. Yürüdü ve hacer-i esvedi istilam etti. Sonra aynı şekilde üç tavafta hervele yaptı. Diğer tavaflarda ise normal yürüdü. İbn Abbas şöyle diyordu:
İnsanlar, hervelenin kendilerine lazım gelmediğini sanıyorlardı. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), o herveleyi ancak Kureyş'in küçük topluluğu zayıf görmelerine karşı bunu yapmıştı. Nihayet Veda haccını yaptığı zaman o herveleye devam etti. Böylece sünnet o şekilde devam etti.
Buharî, Süleyman b. Harb kanalı ile İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.) ve ashabı, Mekke'ye geldiler. Müşrikler: "Size öyle bir heyet geliyor ki, üzerlerinde Yesrib (Medine) humması vardır. Bu yüzden onlar güçsüz düşmüşlerdir." dediler. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), tavafın ilk üç şavtmda remel yapmalarını (koşarak tavaf etmelerini), hacer-i esved ile Rükn-ü Yemâni arasında ise normal yürüyüşle yürümelerini emretti.
Kendilerine bir vecibe olmasın diye tavafın bütün şavtlarmda remel yapmalarını emretmedi.
Ebu Abdullah, İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Peygamber (s.a.v.), eman aldığı sene Mekke'ye geldiğinde ashabına şöyle dedi: "Müşrikler gücünüzü görsünler diye remel yapın." Müşrikler de o zaman Kuaykan dağı tarafında idiler.
Buharî, Ali b. Abdullah kanalı ile İbn Ebi Evfa'mn şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), umre yaparken kendisine eziyet etmesinler diye onu müşriklerden ve kölelerinden koruduk."
Bu konudaki açıklamalar ileride gelecektir.
İbn îshak, Abdullah b. Ebi Bekr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.), Umretü'1-Kazâ için Mekke'ye girdiğinde Abdullah b. Revaha, onun devesinin yularından tutmuş, şöyle diyordu:
"Ey küffar oğulları! Allah'ın yolundan çekiliniz, çekiliniz ki, bütün hayır onun elçisindedir.
Ey Rabbim, ben o elçinin sözüne iman ediyorum. Allah'ın hakkını onun kabulünde bilirim.
Biz sizinle onun tevili için savaştık. Nitekim daha önce onun tenzilinin inkarına karşı da sizinle savaşmıştık.
Bir vuruşla ki o, başı boyundan koparıp götürür, dosta da dostunu unutturur."
İbn Hişam dedi ki: "Biz seninle onun tevili için savaştık." sözü, beyitlerin sonuna kadar Ammar b. Yasir'e aittir. Onları Sıffm savaşında söylemiştir. Bunun delili de şudur: İbn Revaha, sadece müşrikleri kasteder. Müşrikler ise tenzilini (yani Kur'ân-ı Kerim'in indirilişini) ikrar edip onu tanımazlar. Halbuki ancak tenzili ikrar eden kimselerle tevil için savaşılır.
İbn Hişam'm söyledikleri üzerinde faklı görüşler ileri sürülebilir. Çünkü Hafız el-Beyhakî, Abdürrezzak ve Mamer kanalı ile Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Peygamber (s.a.v.), Umretü'1-Kazâ için Mekke'ye girdiğinde Abdullah b. Revaha da onun Önü sıra yürüyordu. Hz. Peygamberin devesinin yularını tutmuş, şöyle diyordu:
"Ey küffar oğulları! Onun yolundan çekiliniz Çünkü Rahman, onun tenzilini indirmiştir ki, en hayırlı öldürme onun yolunda yapılan öldürmedir. Biz onun tevili hususunda sizinle savaştık."
Yine bu senetle yapılan bir başka rivayette de şöyle denmiştir:
"Ey küffar oğullan! Onun yolundan çekiliniz. Bugün onun tenzili hususunda sizi vururuz.
Öyle bir vuruş ki, başı gövdeden ayırıp götürür.
Dosta da dostu unutturur.
Ey Rabbim, ben onun sözüne iman etmişimdir."
Yunus b. Bükeyr, Hişam b. Sa'd kanalı ile Zeyd b. Eslem'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Umretü'1-Kazâ senesinde Mekke'ye girdi ve devesi üzerinde Ka'be'yi tavaf edip bastonuyla hacer-i esvedi istilam etti."
İbn Hişam dedi ki: Rasûlullah, kendisinde herhangi bir hastalık olmaksızın bu şekilde tavaf etti. Müslümanlar da çevresinde koşuşturuyorlardı. Abdullah b. Revaha ise şöyle diyordu:
"Dininden başka din olmayanın adına yemin ederim ki, Elçisi, Muhammed olanın adına yemin ederim ki, Ey küffar oğulları! Onun yolundan çekiliniz."
Musa b. Ukbe, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), hicri yedinci senenin zilkade ayında yani Hudeybiye'den sonraki sene, umre niyetiyle Medine'den çıktı. Zilkade, müşriklerin kendisini Mescid-i Haram'dan menettikleri ay idi. Ye'cic mevkiine vardığı zaman bütün kalkanlarını, mızraklarını ve oklarını indirdiler. Sadece yolcuya mahsus kılıçlarıyla birlikte Mekke'ye girdiler. Rasûlullah (s.a.v.), Cafer b. Ebi Talib'i Meymune binti Haris el-Amiriye'ye göndererek evlenme teklifinde bulundu. Ve bu işi amcası Abbas'a havale etti. Abbas, Meymune'nin kız kardeşi Ümmü Fadl binti Haris ile evli idi. Abbas, Meymune'yi Rasûlullah (s.a.v.)'la evlendirdi. Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'ye geldiğinde ashabına şu emri verdi: "Omuzlarınızı açın ve tavaf esnasında koşun." Müşrikler, onların güç ve kuvvetlerini görsünler diye ashabına bu emri verdi. Bütün gücü ile onlara karşı taktikler kuruyordu. Mekke'nin bütün erkek, kadın ve çocukları onun etrafını sarmışlar, ona ve ashabına bakıyorlardı. Onlar ise Beyt'i tavaf ediyorlardı. Bu esnada Abdullah b. Revaha, kılıcını çekmiş olarak Rasûlullah'm önünde şu şiiri okuyordu:
"Ey küffar oğulları! Onun yolundan çekiliniz. Ben, onun Allah elçisi olduğuna şahidim.
Rahman onun tenzilini indirdi. Rasûlüne okunan sahifeler üzerinde Kur'ân'ı inzal buyurdu.
Daha önce onun indirilişi hususunda sizi vurduğumuz gibi bugün de onun tevili hususunda sizi vuruyoruz.
Öyle bir vuruş ki, başı gövdeden ayırır ve dosta da dostu unutturur."
Müşriklerin eşrafından bazı kimseler, Rasûlullah (s.a.v.)'a olan öfke, kin, haset ve rekabetlerinden dolayı uzaklaşmış, onu görmek istememiş ve Handeme denilen bir dağa gitmişlerdi. Rasûlullah, Mekke'de üç gece ikamet etti. Bu, Hudeybiye gününde alman kararların sonuncusu idi.
Dördüncü günün sabahında Süheyl b. Amr ile Huveytib b. Abdi'l-Uzza onun yanma geldiler. Rasûlullah (s.a.v.), o esnada Ensâr meclisinde Sa'd b. Ubade ile konuşmakta idi. Huveytib b. Abdi'1-Uzza şöyle seslendi: Allah için aramızdaki akde riayet ederek diyarımızdan çıkıp git. Üç günlük müddet doldu.
Sa'd b. Ubade de şöyle dedi:
- Yalan söyledin, anası ölesice! Burası senin de babanın da diyarı değildir. Vallahi Rasûlullah buradan çıkmayacaktır.
Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Süheyl ile Huveytib'e seslenerek şöyle dedi:
- Ben, burada sizin diyarınızda yeni evlendim. Burada kalıp gerdeğe girmemin, yemek yapıp sizinle birlikte yememin ne zararı olur?
Onlar şu cevabı verdiler:
- Allah için ahde riayet et. Derhal buradan çıkıp git.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Rafı'e emir verdi. O da yolculuk için ashabın hazırlanması gerektiğini duyurdu. Rasûlullah (s.a.v.) bineğine binip yola çıktı. Nihayet Şerif vadisine varıp indi. Rasûlullah, Meymune'yi alıp getirmesi için Ebu Rafi'i Mekke'de bırakmıştı. Meymune ve beraberindeki kimseler, müşriklerin beyinsiz takımı ile çocuklarından eziyetler gördüler. Nihayet Meymune, Şerifte Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına geldi. Rasûlullah (s.a.v.), onunla gerdeğe girdi. Sonra geceleyin yola koyuldu ve nihayet Medine'ye ulaştı.
Cenâb-ı Allah, Meymune'nin bir müddet sonra Şerifte vefat etmesini takdir buyurmuştu. Nihayet aradan bir zaman geçti ve Meymune, Rasûlullah (s.a.v.)'la gerdeğe girdiği yerde vefat etti.
Rivayetin sahibi Zührî, daha sonra İbn Hamza'nm kıssasını anlatmış ve sonunda şöyle demiştir: Bu umre hakkında Aziz ve Celil olan Allah, şu ayeti inzal buyurdu:
"Hürmetli ay, hürmetli aya mukabildir. Hürmetler karşılıklıdır. O halde, size tecavüz edene, size tecavüz ettikleri gibi tecavüz edin."
(el-Bakara, 194.)
Her ne kadar Rasûlullah (s.a.v.), hicri altıncı senenin zilkade ayında umreden menedilmişse de bir sene sonra aynı ayda umre yaptı.
Buharî'nin sahihinde Fuleyh b. Süleyman kanalı ile İbn Ömer'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), umre niyetiyle Medine'den çıktı. Fakat Kureyş kafirleri, onu Ka'be'den menettiler. O da Hudeybiye'de kurbanını kesip başını tıraş etti. Müşriklerle, ertesi sene umre yapmak ve sadece kılıcıyla Mekke'ye girmek, orada diledikleri kadar ikamet etmek üzere antlaşma yaptı. Ertesi sene Mekke'ye geldi. Umresini yaptı. Antlaşmaya göre ibadetini eda etti. Orada üç gün ikamet ettikten sonra Kureyşliler, Mekke'den çıkmasını istediler. O da çıktı."
Vakidî, Abdullah b. Nafı kanalı ile İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Bu, Umretü'1-Kazâ değildi. Bu ancak Müslümanlara karşı koşulan bir şart idi ki, bu şarta göre Müslümanlar hicri altıncı senenin değil, yedinci senenin zilkade ayında Ka'be'yi tavaf edeceklerdi."
Ebu Davud, Nüfeylî ve Muhammed b. Seleme kanalı ile Meymun b. Mihran'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Şam halkının, İbn Zü-beyr'i Mekke'de muhasara altında tuttuğu sene, umre için Mekke yoluna koyuldum. Kavmimden bazı adamlar benimle birlikte, bir kurban gönderdiler. Şam ehline vardığımızda onlar, Harem'e girmemize mani oldular. Ben de bulunduğum yerde kurbanı kestim. Sonra ihramdan çıkıp geri döndüm. Ertesi sene olunca umremi kaza etmek için tekrar Mekke yoluna koyuldum. Mekke'ye geldim ve İbn Abbas'a uğrayıp durumu sordum. O da şöyle cevap verdi: "Kurbanı değiştir. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), Hudeybiye senesinde kurban kesmiş olan ashabına, Umretü'l-Kazâ'da yeniden kesmelerini emretmişti."
Beyhakî, Amr b. Meymun'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Babam çok defa şu soruyu sorardı: "Rasûlullah (s.a.v.), müşrikler kendisini Ka'be'yi tavaf etmekten alıkoydukları zaman (Hudeybiye zamanı) kesmiş olduğu kurbanın yerine (bir yıl sonra yaptığı umre zamanında) yine kurban kesti mi ve bu hususta herhangi bir sakınca görmedi mi?" Hatta bir zaman babamın bu soruyu, Ebu Hadır elHim-yerî'ye de sorduğunu ve Ebu Hadır el-Himyerî'nin de ona şu cevabı verdiğini işittim:
"Bunu tam adamına sordun. Ben ilk kuşatma esnasında İbn Zü-beyr'in kuşatıldığı senede hac yaptım ve kurban kestim. O zaman bizi Ka'be'yi tavaf etmekten menetmişlerdi. Ben de Harem-i Şerifte kurbanımı kesip Yemen'e döndüm. Ve şöyle dedim: RasûluUah'da, benim için uyulacak bir örnek vardır.
Ertesi sene olunca yine hacettim. İbn Abbas'a rastladım ve geçen sene kesmiş olduğum kurbandan ayrı bir kurban kesmemin gerekip gerekmediğini sordum. O da şu cevapı verdi: "Evet, kesmen gerekir. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.)'la ashabı, müşriklerin kendilerini Ka'be'yi tavaf etmekten alıkoydukları senede (Hudeybiye senesinde) kurban kesmişler ve Umretu 1-Kazâ'da da yeniden kurban kesmişlerdi. Ancak deve onlara pahalı gelmiş idi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), sığır kesmelerine ruhsat vermişti."
Vakidî, Ganim b. Ebi Ganim kanalı ile İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Naciye b. Cündüb el-Eslemî'yi kurbanları üzerine görevlendirmişti. O da bu kurbanlık hayvanları onun önü sıra gütmekte idi. Beraberinde Eşlem kabilesinden dört delikanlı ile birlikte bu kurbanlıklar için ağaçlardan yapraklar toplayıp onlara yediriyorlardı. Rasûlullah (s.a.v.), Umretü'lKazâ'da altmış deveyi önüne katmış ve kurban etmişti."
Muhammed b. Nuaym el-Mücemmer, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ben de kurbanlık deve sahibi ile birlikte olup o kurbanlık hayvanları gütmekte idim."
Vakidî dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), telbiye getirerek yoluna devam etti. Müslümanlar da onunla birlikte telbiye getirmekte idiler. Muhammed b. Mesleme, at üzerinde Merru z-Zehran'a doğru gitti. Orada Kureyş'ten bir toplulukla karşılaştı. Onlar, Muhammed b, Mesleme'-ye durumu sordular. O, şu cevabı verdi:
- İşte Rasûlullah (s.a.v.), inşaallah sabahleyin bu menzile ulaşacaktır.
Oradakiler, Beşir b. Sa'd ile beraber birçok silah gördüler. Koşarak gelip Kureyşlilere durumu haber verdiler. Gördükleri silahları ve atları anlattılar. Bunun üzerine Kureyşliler korktular ve şöyle dediler: "Allah'a yemin ederiz ki, biz herhangi bir vukuat yapmış değiliz. Biz antlaşma şartlarına sadıkız. Antlaşma metninde yazılı şeylere riayet etmekteyiz. Muhammed ve ashabı daha ne diye bizim üzerimize geliyorlar?"
Rasûlullah (s.a.v.), Merrü'z-Zehran'a gelerek konakladı. Silahları
Batnı Ye'cic'e gönderdi. Orası Harem'deki putlara bakan bir yerdi. Kureyşliler, Mikrez b. Hafs b. Ahnefi bir grub adamla birlikte oraya gönderdiler. Onlar, Batnı Ye'cic'de Rasûlullah (s.a.v.)'ı ashabı arasında buldular. Yanlarında kurbanlıklar ve silahlar vardı. İç içe idiler. Rasûlullah'a: "Ya Muhammed! Küçüklüğünde ve büyüklüğünde ahde vefasızlık ettiğin görülmemiştir. Ama şimdi görüyoruz ki, silahlı olarak Harem'e, kavmin olan Kureyşlilerin üzerine gelmektesin. Oysa kınmdaki kılıçlarla misafire mahsus silahlarla Harem'e gelmeyi kabul etmiştin. Bu şarta uyacağım söylemiştin." dediler. Hz. Peygamber (s.a.v.) de:
- Hayır, kavmimin üzerine silahlı olarak gelmiyorum, dedi. Mikrez b. Hafs da şöyle dedi:
- İşte iyilik ve vefadarlık bununla bilinir.
Böyle dedikten sonra arkadaşlarıyla birlikte hızla Mekke'ye dönüp gitti.
Mikrez b. Hafs, Peygamber (s.a.v.)'in haberini Mekke'ye getirdiğinde Kureyşliler, Mekke'den çıkıp dağ başlarına yöneldiler. Mekke'yi tahliye ettiler. Ve: "Muhammed ile ashabına bakmayacağız." dediler.
Peygamber (s.a.v.) de kurbanlık hayvanların önü sıra güdülmesi-ni emretti. Yola çıktılar. Nihayet Zi Tuva'da durduruldular. Rasûlullah (s.a.v.) ve ashabı yola çıktılar. O, Kasva adındaki devesine binmişti. Ashabı onu çevrelemişti. Bu arada kılıçlarını çekmiş vaziyette telbiye getiriyorlardı. Zi Tuva mevkiine vardığında Kasva adlı devesi üzerinde durdu. İbn Revaha da o devenin yularını tutmuş olarak şu şiiri okuyordu:
"Ey küffar oğulları! Onun yolundan çekiliniz!......"
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde İbn Abbasın şöyle dediği rivayet edilir: Rasûlullah ve ashabı, hicri yedinci senenin zilkade ayının dördüncü gününün sabahında Mekke'ye geldiler. Müşrikler: "Size, Medine hummasının güçsüz düşürdüğü bir topluluk geliyor." dediler. Rasûlullah (s.a.v.) da sahabelerine; tavafın ilk üç turunda remel yapmalarını yani koşarak tavaf etmelerini ve Rükn-ü Yemâni ile hacer-i esved arasında ise normal yürüyüşle yürümelerini emretti. Sahabelerini daha fazla yormamak için bütün tavaf turlarını remel ile yapmalarını emretmedi.
İmam Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. Sabah ve İsmail b. Zeke-riya kanalı ile İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Rasûlullah (s.a.v.), umre için Merrü'z- Zehran'a gelip mola verdiğinde, Kureyşlilerin: "Muhammed ve sahabeleri zayıflıklarından ve güçsüzlüklerinden dolayı hızlı yürüyemiyorlar." şeklindeki konuşmalan sahabelere ulaştı. Ve şöyle dediler: "Bineklerimizi kesip etlerini yesek ve suyundan da çorba yapıp içsek, sabahleyin biraz güçlenerek Kureyşlüerin üzerine gideriz." Sahabelerin bu teklifine karşı Rasû-lullah (s.a.v.): "Böyle yapmayın. Ama yanınızdaki azıklarınızı yanıma getirip toplayın." dedi. Onlar da azıklarım toplayıp getirdiler. Deri sofralarını serdiler. Yemeğe başladılar. Sonunda geride biraz da arta kaldı. Sahabelerden her biri arta kalan azığı kendi dağarcığına koydu. Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra Mekke-i Mükerreme'ye yöneldi. Mescid-i Haram'a girdi. Kureyşliler de Hatim'in etrafında oturdular. Rasûlullah, kendi ridası ile iztiba yaptı. Sonra: "Kureyşliler, sizde zaaf eseri görmesinler." dedi. Sonra Rükn-ü Yemâni'yi istilam etti. Arkasından da remel yaptı. Rükn-ü Yemâni'yi geride bıraktıktan sonra hacer-i esvede doğru geldi. Kureyşliler: "Bunlar yürümeye razı olmuyorlar. Ama geyik kaçışı gibi kaçışıyorlar." dediler. Rasûlullah (s.a.v.) bu şekilde üç tavaf yaptı ve bu tavaf sünnet oldu."
Ebu Tufeyl, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Veda haccmda böyle yaptı."
Ebu Davud, Ebu Tufeyl'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ben İbn Abbas'a dedim ki:
- Kavmim, Rasûlullah (s.a.v.)'m Beyt'i remel ile tavaf ettiğini ve bunun da sünnet olduğunu iddia ediyor. Bu doğru mudur?
- Evet, hem doğra söylediler, hem de yalan söylediler.
- Hangi hususta doğru söylediler, hangi hususta da yalan söylediler?
- Doğru söyledikleri şudur: Rasûlullah (s.a.v.), remel yaptı. Yalan söyledikleri husus da şudur: Bu sünnet değildir. Çünkü
Hudeybiye zamanında Kureyşliler şöyle demişlerdi: "Muhammed ve ashabını, deve ve koyunların burnuna musallat olan kurtçuğun ölmesi gibi, onları da ölünceye kadar kendi hallerine bırakın." Bunlar, Rasûlullah (s.a.v.)'la barış antlaşması yaparak Müslümanların ertesi sene gelmeleri ve Mekke'de üç gün süre ile ikamet etmeleri şartını kabul ettiklerinde Rasûlullah (s.a.v.), ertesi sene Mekke'ye geldi. Müşrikler ise Kuaykian dağı tarafında bulunuyorlardı. O esnada Rasûlullah (s.a.v.), ashabına: "Tavafın ilk üç turunu remel yapın (koşarak yapın)." dedi. Ama bu sünnet değildir."
Tavafta remel yapmak, cumhurun mezhebine göre sünnettir. Çünkü Rasûlullah (s.a.v.), Umretü'lKazâ'da ve Cirâne umresinde remel yapmıştır. Nitekim Ebu Davud ve İbn Mace, İbn Abbas'tan bu doğrultuda bir rivayette bulunmuşlardır.
Cabir'in, Müslim ve diğerleri tarafından nakledilen bir hadisine göre Peygamber (s.a.v.), Veda haccındaki tavafında remel yapmıştır.
Bu yüzden Ömer b. Hattab şöyle demiştir: "İki remel niye olsun ki? Cenâb-ı Allah, İslâmiyeti mi uzattı? Ama bununla birlikte biz, Rasûlullah (s.a.v.)'m yaptığı bir işi yapmamazlık etmeyiz." Bu konunun detaylı anlatılacağı yer, Kitâbu'l-Ahkâm'dır.
Meşhur rivayete göre İbn Abbas, tavafta remel yapmayı sünnet olarak görmüyordu. Nitekim Buhari ve Müslim'in sahihlerinde İbn Abbas'm şöyle dediği rivayet edilmiştir:
"Peygamber (s.a.v.), güç ve kuvvetini müşrikler görsünler diye Beyt'i, Safa ve Merve'yi, koşarak tavaf ve say etmiştir."
Vakidî dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Umretü'l-Kazâ'da ibadetini tamamladıktan sonra Beyt'e girdi. Bilal çıkıp Ka'be'nin damında ezan okuyuncaya kadar içeride durdu. Rasûlullah (s.a.v.), Ka'be'nin damına çıkıp ezan okumasını Bilal'e emretmişti. İkrime b. Ebi Cehil dedi ki:
"Bu kölenin söylediği sözleri işitmesini nasib etmemekle Allah, Ebu Hakem'e (Babam Ebu Cehil1 e) ikramda bulunmuştur."
Safvan b. Ümeyye de şöyle demiştir:
"Babamı -bu halleri görmeden önce- öldüren Allah'a hamd olsun."
Halid b. Üseyd şöyle demiştir:
"Allah'a hamd olsun ki, babamı öldürdü de bu güne yetişmedi ve Bilal'ın, Ka'be'nin dammdaki anırışını duymadı!"
Süheyl b. Amr ve beraberindeki birkaç adam da Ka'be'nin damında okunan ezan sesini duyduklarında yüzlerini örtmüşlerdi.
Hafız el-Beyhakî dedi ki: Cenâb-ı Allah, o adamların çoğunu İslâm'a girdirerek ikramına mazhar kıldı.
Ben derim ki: Beyhakî, Vakidî kanalıyla böyle anlattı ve dedi ki, bu hadiseler Umretü'1-Kazâ esnasında cereyan etti. Oysa meşhur kavle göre bu hadiseler, Mekke fethi senesinde cereyan etmiştir. Doğrusunu Allah bilir.

