Bu mel'un, Hayber'de kendine ait bir köşkte öldürülmüştü. Hicaz diyarında şöhretli bir tacirdi.
İbn İshak dedi ki: Hendek ve Beni Kurayza gazveleri sona erdiğinde Sellam b. Ebu'l Hukayk (ki bu Rafî'in babasıdır), Rasûlullah (s.a.v.)'a karşı düşman gruplarını toplayan kimseler arasında idi. Uhud'dan önce Evsliler, Ka'b b. Eşrefi öldürmüşlerdi. Hazreçliler de Hayber'de bulunan Sellam b. Ebu'l-Hukayk'ı öldürmek için Rasûlullah (s.a.v.)'dan izin istediler. O da onlara bu izni verdi.
İbn îshak, Muhammed b. Müslim ez-Zührî kanalı ile Abdullah b. Ka'b b. Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Allah'ın, Rasûlü için verdiği şeylerden birisi de Ensâr'dan bu iki kabile yani Evs ve Haz-reç'in Rasûlullah'la birlikte erkekçe savaşmaları olmuştur.
Evs kabilesi, Rasûlullah için ne yaparsa, hemen Hazreçliler de şöyle derlerdi:
"Bu yaptıklarınızla Rasûlullah'm yanında ve İslâm'da üzerimize bir üstünlük gösteremezsiniz."
Böylece onlar da, onların yaptıklarının aynısını yapmadıkça işin peşini bırakmazlardı. Hazreçliler de birşey yaptıklarında, Evsliler aynı şeyi söylerlerdi.
Evsliler, Ka'b b. Eşrefi -Rasûlullah (s.a.v.)'a olan düşmanlığından dolayı- öldürdüklerinde Hazreçliler şöyle dediler: «Bununla üzerimize asla üstün gelemezsiniz.» Böyle dedikten sonra kendi aralarında düşünüp taşındılar: «Acaba hangi adam Rasûlullah (s.a.v.)'a karşı Ka'b b. Eşref ayarında bir düşmandır?» ve nihayet böyle bir düşmanın ancak îbn Ebu'l-Hukayk olacağını hatırladılar. O, o sırada Hayber'de idi. Sonuçta Rasûlullah'tan onun öldürülmesi için izin istediler. O da onlara bu izni verdi.
Bü sebeple Hazreçlilerin Beni Seleme kolundan beş kişi çıkıp gitti. Bunların adları şöyle idi: Abdullah b. Atik, Mesud b. Sinan, Abdullah b. Üneys, Ebu'l-Katade Haris b. Rib'î ve Huzai b. Esved (Bu, Eşlem kabilesinden olup Hazreçlilerin müttefikidir.). Rasûlullah (s.a.v.), üzerlerine Abdullah b. Atik'i emir tayin etti ve onları çocuklar ile kadınları öldürmekten menetti. Onlar yola çıktılar, geceleyin Hayber'e geldikleri zaman İbn Ebu'l-Hukayk'ın evine indiler. Evdeki bütün odaları, içindeki kimseler üzerine kilitlediler. İbn Ebu'l-Hukayk, yüksek bir odada idi ki, odanın hurma dallarından yapılmış bir merdiveni vardı. Onlar da oraya çıktılar. Kapışman önünde ayakta beklediler. İçeri girmek için izin istediklerinde karısı çıktı ve: «Siz kimlersiniz?» diye sordu. Onlar da: «Biz Araplardan bir takım insanlarız ki, azık istiyoruz.» dediler. Kadın: "İşte adamınız şurada" diyerek onları içeri aldı.
Onun yanma girdiğimiz zaman üzerimize kapıları kilitledik. Çünkü birşey yaparsak kadının bizimle onun arasına girmesinden ve işimize engel olmasından korkuyorduk. Bunun üzerine karısı bağırdı ve yüksek sesle bizi etrafa duyurmaya başladı. Biz ise, onu (adamı) yatağında iken kılıçlarımızla derhal öldürdük. Vallahi gecenin karanlığında ancak onun beyazlığı onu bize gösteriyordu. Sanki üzerindeki elbise, Mısır'da yapılan beyaz Kıpti elbisesi idi. Elbise, üzerine atılmıştı. Karısı bizi etrafa haber vermek için bağırdığında bizden bir adam kılıcını onun başı üzerine kaldırdı. Sonra Rasûlullah'm yasağını hatırladı ve elini çekti. Eğer bu yasak olmasaydı, kadının işini akşamdan bitirirdik. Kılıçlarımızla ona (adama) vurduğumuz zaman Abdullah b. Üneys, kılıcıyla üzerine karnından yüklendi ve onu öldürdü. O da; "Yeter... Yeter" diye bağırıyordu.
Biz odadan çıktık. Abdullah b. Atik ise, gözleri iyi görmeyen bir kimse idi. Merdivenden düştü, eli çıktı. Ya da şiddetli bir şekilde incindi. Biz onu, onların gözleri önünde kalenin dışından içine giren bir su menfezine taşıdık ve onu oraya soktuk. Ateşler yaktılar ve her tarafta bizi sıkı bir şekilde aramaya başladılar. Bizi bulmaktan ümid kestikleri zaman arkadaşlarının yanma döndüler ve onun etrafında toplandılar. O ise onların arasında can veriyordu.
Biz: "Allah düşmanının ölmüş olduğunu nasıl öğreneceğiz?" dedik. Bizden bir adam: "Ben gider, sizin için onun durumuna bakarım" dedi ve gitti. Arkadaşımız onların arasında gerekli istihbaratı yapıp geldi ve şöyle dedi: "Ben onun karısını ve Yahudilerin adamlarını onun etrafında görüyordum. Kadın, elinde bir lamba ile onun yüzüne bakıyor, onlara durumu anlatıyor ve şöyle diyordu: "İşte vallahi ibn Atik'in sesini işittim." Sonra kendimi yalanladım ve dedim ki:
- İbn Atik, nereden buralara gelsin? Sonra karısı ona döndü, onun yüzüne bakıyordu. Sonra şöyle dedi:
- Yahudilerin ilâhına andolsun ki Sellam öldü.
Bu kelime kadar hoş ve lezzetli bir söz işitmiş değildim. Biz de iyi görmeyen arkadaşımızı omuzladık ve Rasûlullah'm yanma geldik. Allah düşmanını öldürmüş olduğumuzu ona haber verdik. Onun yanında, hangimizin onu öldürdüğü hususunda ihtilaf ettik. Her birimiz, onu ben öldürdüm diye iddia ediyorduk. Bunun üzerine Rasûlullah şöyle buyurdu:
«Kılıçlarınızı getirin.» Biz de kılıçlarımızı ona getirdik. O, kılıçlarımıza baktı ve Abdullah b. Üneys'in kılıcı için şöyle dedi: «İşte bu onu Öldürmüştür. Onda yemek izini görüyorum.»
İbn İshak dedi ki: Bu hususta Hassan b. Sabit'in şöyle bir şiiri vardır:
"Ey İbn Hukayk ve sen ey İbn Eşref! Allah için kendileriyle karşılaştığın bir cemaatın iyiliğini söylemek lâzım.
Süratli hareket eden kılıçlarla sevinçli olarak gece size yürüyorlardı.
Tıpkı sık ağaçlı bir meşelikteki arslanlar gibi.
Nihayet beldelerinizin bir mahallinde size geldiler ve süratle öldüren bir kılıç ile size ölüm şerbetini içirdiler.
Peygamberlerinin dinine yardım için basiretle hareket ederek malları ve canları götüren her bir durumu küçümseyerek."
Buharî, İshak b. Nasr kanalı ile Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Peygamber (s.a.v.), bir grup adamı Ebu Rafi'e gönderdi. Geceleyin Abdullah b. Atik, onun odasına girdi. O, uyumakta idi ve onu öldürdü.»
Buharı, Yusuf b. Musa kanalı ile Bera'mn şöyle dediğini rivayet etmiştir:
Rasûlullah (s.a.v.), Yahudi Ebu Rafi'e Ensâr'dan birkaç kişiyi gönderdi. Başlarına Abdullah b. Atik'i emir tayin etti. Ebu Rafi, Rasûlullah (s.a.v.)'a eziyet verir, ona karşı düşmanlarına yardım ederdi. O, Hicaz toprağında kendi kalesinde idi. Bu adamlar, onun yanına yaklaştıklarında güneş batmıştı. İnsanlar istirahat için evlerine gitmişlerdi. Abdullah, arkadaşlarına: "Yerinizde oturun. Ben gidip kapıcıya nezaketle rica edeceğim ki, içeriye girebileyim." dedi. Gitti, kapıya yaklaştı. Sonra def-i hacette bulunacakmış gibi elbisesini etrafina sardı. İnsanlar içerye girdiler. Kapıcı ona seslendi: "Ey Allah'ın kulu, eğer içeri girmek istiyorsan hemen gir. Yoksa artık kapıları kilitleyeceğim.1'Abdullah, içeriye girdi ve gizlendi. İnsanlar içeri girdikten sonra kapıcı kapıyı kilitledi. Sonra anahtarları çiviye astı.
Abdullah diyor ki: Ben de anahtarlara uzanıp çividen aldım. Kapıyı açtım. Ebu Rafi (İbn Ebi Hukayk) yüksek bir odada idi. Geceleyin yanında eğlence yapılıyordu. Arkadaşları yanından çıkıp gittikten sonra ben odasına çıktım. Her kapıyı açıp içeri girdikten sonra üzerime kilitliyordum ki, halk beni duyduğu takdirde bana uîaşamasmlar ki, Ebu Rafi'i öldürebileyim. Nihayet Ebu Rafi'in odasına vardım. O, karanlık vbir odada idi. Ailesinin, çoluk çocuğunun ortasında idi. Onun, odanın hangi tarafinda olduğunu bilmiyordum. "Ey Ebu Rafi!" dedim. O da: "Kim o ?" dedi. Sese doğru gittim. Kılıcımla dehşet içinde ona bir darbe vurdum. Birşey yapamadım. Bağırdı, ben de odadan çıktım. Az ötede bekledim. Sonra tekrar yanma girdim, "Bu ne sestir ey Ebu Rafi?" diye sordum. O da şöyle dedi: "Veyl senin anana olsun. Az önce evde bir adam kılıçla bana vurdu."
Ben de ona iyi bir darbe vurdum, ama yine de öldüremedim. Sonra kılıcımın ucunu karnına dayadım, batırdım, sırtına ulaştı. O zaman onu öldürdüğümü anladım. Artık kapıları birer birer açıp dışarıya çıkış yoluna koyuldum. Nihayet onun merdivenine vardım. Ayağımı merdivenin basamağına attım. Son basamağa geldiğimi sandım ama o mehtaplı gecede merdivenden aşağı düştüm. Bacağım kırıldı. Sarığımla sardım. Sonra koşup kapıya vardım. Orada oturarak: "Onu Öldürdüğümü iyice anlamadan bu gece buradan gitmeyeceğim." dedim. Seher vakti horozlar ötmeye başlayınca surların üzerinde bir adam, onun ölüm haberini verip şöyle dedi: "Hicazhların yardımcısı Ebu Rafi öldü!" Ben de arkadaşlarıma koşup: "Kurtulduk. Allah, Ebu Rafi'i öldürdü." dedim. Sonra Peygamber (s.a.v.)'in yanma gittim. Ona hadiseyi anlattım. O da: «Ayağını uzat.» dedi. Ayağımı uzattım. Elini sürüp ovaladı. Sanki hiç kırılmamış gibi oldu.
Buharî, Ahmed b. Osman b. Hakim el-Evdî kanalı ile Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Rafi'i öldürmeleri için Abdullah b. Atik ile Abdullah b. Utbe'yi birkaç kişiyle birlikte görevlendirdi. Bunlar yola çıktılar. Onun bulunduğu kaleye yaklaştılar. Abdullah b. Atik, onlara şöyle dedi:
- Burada bekleyin. Ben gidip duruma bir bakayım.
Abdullah daha sonra şöyle dedi: Kaleye girmek için bir yolunu bulmaya baktım. Onlar bir merkeplerini kaybetmişler, arıyorlardı. Ellerinde ateşle etrafi dolaşıyorlardı. Tanınmaktan korktum. Başımı örtüp oturdum. Def-i hacette bulunuyormuş gibi yaptım. O sırada kapıcı da şöyle dedi: "İçeri girmek isteyen girsin. Yoksa kapıları kilitleyeceğim." Ben de içeri girdim. Sonra kale kapısının yanında merkebin bağlandığı yerde gizlendim. Halk, Ebu Rafi'nîn yanında akşam yemeğini yedi. Gecenin bir bölümü gidinceye kadar sohbet ettiler. Sonra dağılıp evlerine döndüler. Sesler kesilip hareketler durunca, bulunduğum yerden çıktım. Kapıcının anahtarları bir ışık penceresine koyduğunu gördüm. Gidip anahtarları oradan aldım. Kale kapışım açtım. Kendi kendime: «Eğer halk beni duyarsa hiç değilse süratle kaçıp kurtulabilirim." dedim. Sonra odalarının kapılarına yöneldim. Kapıları içeridekilerin üzerine kilitledim. Sonra Ebu Rafi'in odasmm merdivenine çıktım. Onun nerede olduğunu bilemedim. "Ey Eba Rafı!" dedim. O da: "Kim o?" diye sordu. Ben de sese doğru gittim ki, onu vurayım. Çığlık attı. Birşey yapamadım. Sonra ona yardım ediyor pozunda yanına geldim ve: "Neyin var ey Eba Rafi?" diye sordum. Bunu sorarken sesimi değiştirdim. O bana:
- Şaşmadın mı, veyl senin anana olsun. Az önce bir adam yanıma girdi ve bana kılıçla vurdu, dedi. Tekrar yanma yöneldim ki, ona bir darbe vurayım. Ama yine birşey yapamadım. Çığhk attı. Aile efradı ayağa kalktı.
Sonra tekrar sesimi değiştirerek yanma geldim. Ona yardım etmek istiyormuş gibi davrandım. O da sırt üstü uzanmıştı. Kılıcın ucunu karnına batırdım. Sonra üzerine yüklendim. Öyle ki, kemiklerinin sesini işittim. Sonra korku içinde odadan çıktım. İnmek için merdiven başına geldim. Ama merdivenden aşağı düştüm. Ayağım çıktı. Bir bezle sardım. Sonra tek ayak üzerinde arkadaşlarımın yanına geldim. Onlara: "Haydi acele yola çıkın. Müjdeyi Rasûlullah'a verin. Ben ölüm haberini iyice almadan buradan ayrılmayacağım." dedim. Ortalık ağarmaya ve sabah olmaya başladığında ölüm haberini veren kişi, surların üzerine çıkıp: "Ebu Rafi öldü." dedi. Ben de ayağımda hiç sakatlık acısını duymaksızın yola çıktım. Rasûlullah'm yanma varmadan yolda arkadaşlarıma yetiştim. Müjdeyi, Rasûlullah'a ben verdim.
Buharî, Zührî kanalı ile Übeyy b. Ka'b'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Onlar, yanma geldiklerinde Rasûlullah, minber üzerinde idi ve: «Yüzler kurtuldu.» dedi. Onlar da: "Senin yüzün kurtuldu ya Rasûlallah!" dediler. Rasûlullah: «Onu gizleyecek misiniz?» diye sorunca onlar evet, dediler. O da: «Kılıcı bana uzat.» dedi. Kılıcı aldı. Kınından çekti ve (kılıca bakıp) şöyle dedi: «Evet bu, onun (Ebu Rafi'in) kılıcın ağzındaki yemeği (kanı)dır.»
Ben derim ki: Abdullah b. Atik, Ebu Rafİ'i öldürüp de merdivenden inerken düştüğünde ayağı çıkmış ya da kırılmış ve bu sebeple acımış olabilir. Ama ayağını bir sargı ile sarınca acısı dindi. Bunda da açık bir mucize vardı. Faydalı bir cihadda bulunduğundan ötürüdür ki, yürümek istediğinde kendisine manen yardım edildi. Sonra Rasûlullah in yanına varıp oturduğunda ayağındaki acılar yeniden hissedilmeye başladı. Ama ayağını uzattığında Rasûlullah, ayağını ovalamaya başlayınca acılar tekrar gitti ve ayağı eski haline döndü.

