El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Zi Kared Gazvesi

Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra Medine'ye geldi. Orada birkaç gece kaldı. Sonra Uyeyne b. Hısn b. Hüzeyfe b. Bedir el-Fezarî, Gatafan-lı birkaç atlı ile Gabe'de bulunan Rasûlullah'm develerine saldırdı. Orada Beni Gifar …

Rasûlullah (s.a.v.), daha sonra Medine'ye geldi. Orada birkaç gece kaldı. Sonra Uyeyne b. Hısn b. Hüzeyfe b. Bedir el-Fezarî, Gatafan-lı birkaç atlı ile Gabe'de bulunan Rasûlullah'm develerine saldırdı. Orada Beni Gifar kabilesinden bir adam ve karısı duruyordu. Adamı öldürdüler, karısını da deveye bindirip götürdüler.

Düşman haberini ilk duyan, Seleme b. Amr b. Ekva el-Eslemî oldu. O, el-Gabe'ye gitmeye niyet edip okunu ve yayını kuşanmış olarak Talha b. Ubeydullah'a ait ve beraberinde güttüğü bir at bulunan bir köle ile gitti. Nihayet Seniyetü'l-Veda'a tırmandığı zaman onların atlılarından birine baktı. Sel dağının yüksekçe bir yerinde durdu. Sonra, "İmdad!" diye bağırdı. Sonra çıktı. Düşmanın izine düşüp hızla gidiyordu. Yırtıcı bir arslam andırıyordu. Nihayet onlara kavuştu ve ok atarak karşılık vermeye başladı. Oku attığı zamanda şöyle diyordu:

- Al bunu benden. Ben İbn Ekva'ım. Bugün ise yaramazların ölüm günüdür.

Atlılar ona doğru yöneldikleri zaman kaçarak gitti. Sonra onlara karşı koydu. Atması mümkün olduğu zaman ok attı ve:

- Al bunu benden. Ben, İbn Ekva'ım. Bugün yaramazların Ölüm günüdür, diyordu.

Saldırganların sözcüleri şöyle diyordu:

- Daha günün ilk saatlerinde mi bu adam bizi hedefimizden saptırarak, amacımızdan uzaklaştıracak? Rasûlullah, İbn Ekva in bağırmasını işitti. Bunun üzerine Medine'den, "İmdad imdad!" diye seslenildi. Atlılar, Rasûlullah (s.a.v.)'a doğru birbirlerini kovalarcasma geldiler. Ona süvarilerden ilk ulaşan kişi, Mikdad b. Esved oldu. Daha sonra Abbad b. Bişr, Sa'd b. Zeyd, Useyd b. Züheyr -bunda şüphe vardır- Ukkaşe b. Mihsan, Muhriz b. Nadle (Beni Esed b. Huzeyme'nin kardeşidir.), Beni Seleme'nin kardeşi Ebu Katade Haris b. Rib'î, Ebu Ayyaş Ubeyd b. Zeyd b. Samit (Beni Zürayk'ın kardeşidir.) ulaştılar. Bunlar, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında toplandıklarında o, başlarına Sa'd b. Zeyd'i emîr tayin ederek şöyle dedi:

- Sen, onları yakalamak üzere yola çık. Ben, beraberimdekilerle birlikte sana kavuşurum.

Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Ayyaş'a şöyle dedi: .

- Ey Ebu Ayyaş! Keşke bu atı senden daha iyi ata binen bir adama versen, o da, kavme kavuşsa ne olur?

Ebu Ayyaş dedi ki:

- Ya Rasûlallah, ben halkın en iyi at binicisivim.

Ebu Ayyaş dedi ki: Sonra ata vurdum. Vallahi beni elli kulaç götürmeden yere düşürdü. Buna şaştım.

Zürayk kabilesinden bazı adamların anlattıklarına göre Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Ayyaş'ın atını Muaz b. Maiz'e veya Aiz b. Maiz b. Kays b. Halde'ye verdi ve o, saldırganlara giden sekizinci atlı kişi oldu. Bazıları ise, Seleme b. Amr b. Ekva'ı sekizinci sayarlar. Useyd b. Züheyr'i bundan çıkarırlar. Bunlardan hangisinin doğru olduğunu Allah bilir. O gün Seleme b. Ekva ata binmedi. Yaya giderek düşmanı ilk yakalayan kişi oldu. Bunun üzerine atlılar, düşmanın yakalanması için yola çıkarak birbirleriyle yarıştılar. Asım b. Amr b. Katade'nin bana anlattığına göre düşmanı yakalayan ilk atlı, Muhriz b. Nadle idi. Ona Ahrem denilirdi. Kumeyr de denilirdi. Altındaki at, Mahmud b. Mesîeme'ye aitti. Ata da Zu'1-Iimme denilirdi. Düşmana yetiştiğinde onlara şöyle dedi:

- Ey kötü huylu, yaramaz oğulları! Durunuz ki, ardınızda Muhacirler ve Ensâr size kavuşacaklardır. O böyle derken onlardan bir adam onun üzerine saldırdı ve onu öldürdü. At da hareket etti. Ve kimse ona güç yetiremedi. Nihayet Medine'deki Beni Abdüleşhel Mahallesi'nde bulunan tavlasına döndü. O gün Müslümanlardan Muhriz b. Nadle den başkası öldürülmedi.

İbn Hişam dedi ki: O gün Müslümanlardan Muhriz ile birlikte Vakkas b. Mücezzir el-Müdlicî de öldürüldü. Bunu ilim erbabından birkaç kişi nakletmişlerdir.

İbn İshak dedi ki: Kendisini yalancılıkla itham etmeyeceğim bir kişi, bana Abdullah b. Ka'b b. Malik'in şöyle dediğini anlattı: Muhriz, Ukkaşe b. Mihsan'a ait Cenad adlı bir atın üzerinde idi. Muhriz öldürüldü, Cenad adındaki atı da yağmalanıp götürüldü. Doğrusunu Allah bilir.

Atlılar birbirlerine kavuştukları zaman Ebu Katade Haris b. Rib'i -ki bu, Beni Seleme'nin kardeşidirHabib b. Uyeyne b. Hısn'ı öldürdü ve elbisesini onun üzerine örttü. Sonra insanlara yetişti. Rasûlullah (s.a.v.) da Müslümanlarla birlikte dönüp gitti. İbn Hişam'm ifadasine göre bu sefere çıkarken Rasûlullah (s.a.v.), Medine'de yerine vekil olarak İbn Ümmü Mektum'u bıraktı.

İbn İshak dedi ki: Bir de baktılar ki, Habib, Ebu Katade'nin elbisesi ile örtülmüştür! Bunun üzerine halk:

- Ebu Katade öldürüldü, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) da:

- O, Ebu Katade değildir, aksine o, Ebu Katade'nin öldürdüğü adamın cesedidir, elbisesini cesedin üzerine koydu ki, onun kendi adamı olduğunu bilsinler, dedi.

Ukkaşe b. Mihsan, Evbar ve oğlu Amr b. Evbar'a kavuştu. Bu ikisi bir devenin üzerinde idiler. Bir mızrak ile ikisini de aynı anda öldürdü. Böylece develerin bir kısmını kurtardılar. Rasûlullah (s.a.v.) da yürüyüp Zi Kared'den bir dağa indi, halk da orada ona yetişti. Rasûlullah (s.a.v.) orada konakladı. Orada bir gün, bir gece ikamet etti. Seleme b. Ekva ona şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, eğer beni 100 adamla birlikte gönderirsen, elbette develerin geri kalan kısmını da kurtarırım ve o kavmin boyunlarını yakalarım.

Bana gelen habere göre Rasûlullah, ona şöyle demişti:

- Onlar, şimdi Gatafan'da akşam sütlerini içiyorlar.

Rasûlullah (s.a.v.), ashabından her yüz adama bir etlik deve taksim etti. Sahabeler orada kaldılar. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) geri dönerek Medine'ye geldi.

Gifarî'nin karısı, Rasûlullah (s.a.v.)'m develerinden bir dişi deve üzerinde onun yanına gelip haberi verdiği ve sözünü tamamladığı zaman şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah! Ben «Eğer bu devenin üzerinde Allah beni kurtarırsa, Allah için onu boğazlamayı adamışımdır.» dedim.

Rasûlullah, onun bu sözü karşısında gülümseyip şöyle dedi:

- O deveyi ne kötü mükafatlandırıyorsun. Allah seni onun üzerine bindiriyor ve seni onunla kurtuluşa erdiriyor, sonra da sen onu boğazlıyorsun! Allah'a masiyet olan birşeyde ve sahibi olmadığın bir malda adak adamak yoktur. O ancak benim develerimden bir devedir. Artık Allah'ın bereketi üzerine ailene dön.

Merhum Buharî, Hudeybiye kıssasından sonra ve Hayber kıssasından önce Zi Kared gazvesinin yapıldığım söylemiştir. Bu gazve, müşriklerin Hayber'den üç sene önce Hz. Peygamberin develerine saldırmaları sebebiyle yapılan bir gazvedir.

Buharî, Kuteybe b. Said tariki ile Seleme b. Akva'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Sabahın ilk ezanı okunmadan önce evden dışarı çıktım. O osp^ada Peygamber (s.a.v.)'in develeri Zi Kared mıntıkasında yayılmakta' idiler. Abdurrahman b. Avfın kölesi bana rastladı ve şöyle dedi:

- Peygamber (s.a.v.)'in develerine el koydular.

- Kim el koydu?

- Gatafanlılar...

Bunun üzerine üç kez, "İmdad!" diye bağırdım. Sesimi Medine'nin iki yakası arasında bulunan herkese duyurdum. Sonra kendi istikametime doğru koşarak gittim. Develere el koyan Gatafanlılara ok atmaya başladım. Atarken de: «Ben Ekva'm oğluyum. Bugün alçakların ölüm günüdür!» diyordum. Nihayet develeri onların ellerinden kurtardım ve onlardan otuz abayı da ganimet olarak ele geçirdim. Sonra Peygamber (s.a.v.) yanıma geldi. Ona şöyle dedim:

- Ya Rasûlallah, o kavmi kızıştırdım. Onlar susamışlardır. Şimdi sen orduyu üzerlerine gönder!

Rasûlullah (s.a.v.):

- Ey İbn Ekva, onlara galib geldin, artık affet, dedi.

Sonra Medine'ye döndük. Rasûlullah (s.a.v.) da kendi devesi üzerinde peşim sıra geliyordu. Nihayet Medine'ye vardık.

İmam Ahmed b, Hanbel, Haşim b. Kasım tariki ile Seleme b. Ekva'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hudeybiye zamanında Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Medine'ye geldik. Ben ve Rasûlullah'm kölesi Rebah, yola çıktık. Rebah, Rasûlullah'm bineği üzerine binmişti. Ben de Talha b. Ubeydullah'm atma binmiştim. Deve ile birlikte onu ıslatmak istemiştim. Galas mevkiine vardığımızda Abdurrahman b. Uyey-ne, Rasûlullah (s.a.v.)'m develerine saldırıp çobanım öldürmüştü. Develerini beraberindeki süvarilerle birlikte önlerine katıp götürmüşlerdi. Rebah'a: «Ey Rebah, şurada otur. Ben bu atı Talha'ya götüreyim ye Rasûlullah'a da, develerine saldırıldığım haber vereyim.» dedim. İstikametimde bulunan bir tepeye çıktım. Tepe Medine'ye bakıyordu. Tepenin doruk noktasına çıktığımda üç kez "İmdad!..." diye bağırdım. Bundan sonra develere saldıranları takip ettim. Kılıcım ve okum yanımda idi. Onlara ok atmaya ve vurmaya başladım. Ormanlık bir mıntıkada idim. Birde baktım ki, bir atlı bana doğru geliyor. Ben de bir ağacın altına oturup ona ok atmaya başladım. Üzerime gelen her atlıyı oklayıp Öldürdüm. Ok atarken şöyle diyordum:

«Ben Ekva'm oğluyum. Bugün alçakların ölüm günüdür!»

Onlardan bineği üzerinde bulunan bir adama yetişerek ok attım. Okum, vücuduna saplandı. Omuzu ile dümdüz oldu. Ona şöyle dedim:

«Al bunu benden, ben Ekva'm oğluyum!

Bugün, alçakların ölüm günüdür!»

Ormanlıkta iken onlara ok atarak vücudlarını yaktım. Boğaz bana dar gelince dağa çıktım. Onları taş atarak geri püskürttüm. Onlara şiir söyleyerek ok atıyordum. Onlarla çarpışıyordum. Nihayet Rasûlullah'm develerinden hiçbiri kalmadı ki, onların elinden kurtarmış olmayayım. Develerin tamamını kurtardım. Sonra yine onlara ok atmaya başladım. Öyleki ki, kaçıp gittiler. Geride otuzdan fazla mızrak, otuzdan fazla aba bıraktılar. Yüklerini hafifletmek için bunları atıp kaçmışlardı. Bıraktıkları bu eşyaları bir araya getirip üzerlerine taş

koydum. Rasûlullah'ın yoluna bıraktım. Kuşluk vakti olup güneş yükseldiğinde Uyevne b. Bedir elFezarî dar bir boğazda gelip onların im-dadlarına yetişti. Sonra ben dağa çıkıp üst taraflarına geldim. Uyey-ne, onlara:

- Nedir bu gördüğüm şey? diye sordu. Onlar da şöyle dediler:

- Dün gece seher vaktinden şimdiye kadar bu adamla vuruşuyoruz. Elimizdeki herşeyi alıp arkasına attı!

Uyeyne dedi ki:

- Eğer bu adam arkasından saldırı görecek olursa sizden vazgeçer. Bunun için de ona sizden birkaç kişi gitsin.

Bunun üzerine onlardan dört kişi ayağa kalkıp dağa tırmandılar. Sesimi duyabilecekleri bir noktaya geldiklerinde onlara:

- Beni tanıyor musunuz? diye sordum. Onlar da:

- Sen kimsin? diye sordular. Bunun üzerine ben:

- Ben Ibn Ekva'ım. Muhammed'in yüzünü şerefli kılan Allah'a yemin ederim ki, sizden herhangi bir adam bana yetişmek isterse bana yetişmeden onu vururum. Benim de sizden öldürmek istediğim bir adam olursa o, benim elimden kaçıp kurtulamaz, dedim.

Onlardan biri:

- Hiç sanmıyorum, dedi.

Yerimde oturdum. Rasûlullah'ın atlılarını bekledim. Sonra baktım, atlılar ağaçların arasında görünmeye başladılar. Başlarında da Ahrem el-Esedî vardı. Ahrem'in peşinde Ebu Katade vardı. O, Rasûlullah'ın süvarisi idi. Onun peşinde de Mikdad b. Esved el-Kindî vardı. Bunun üzerine müşrikler arkalarım dönüp kaçmaya başladılar. Bu durumu görünce dağdan aşağı inip Ahrem'in atanan yularını tuttum ve ona şöyle dedim:

- Ey Ahrem! Şu kavmi korkutup uyar. Fazla ileri gitme. Çünkü seni öldürmelerinden korkuyorum. Onun için yerinde dur. Rasûlul-lah ve ashabının gelmesini bekle.

Ahrem bana dedi ki:

- Ey Seleme, eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyor, Cennet ve Cehennem'in hak olduğunu biliyorsan benimle şehidliğin arasına girme!

Ben de atının yularını bıraktım. Abdurrahman b. Uyeyne'ye doğru gitti. Abdurrahman ona saldırdı. Karşılıklı atıştılar. Ahrem, Ab-durrahman'a bir darbe vurdu. Ama Abdurrahman da ona darbe vurup onu öldürdü. Abdurrahman, onu öldürdükten sonra Ahrem'in atına geçti. Ebu Katade de Ab dur rahman'a yetişti. Karşılıklı vuruştular. Abdurrahman, Ebu Katade'ye bir darbe vurdu. Ama Ebu Katade onu öldürdü. Ebu Katade, daha sonra Ahrem'in atına bindi.

Ben de düşman kavmi kovalamaya başladım, uzaklaştım. Rasûlullah'ın sahabelerinin atlarının ayaklarından çıkan tozları göremeyecek kadar ilerilere gittim. Onlar da gün batmadan önce Zi Kared suyuna vardılar. O sudan içmek istediler. Peşlerine düştüğümü gördüler. Oradan saptılar ve Zi-Bi'r tepesine tırmanmaya başladılar. O esnada güneş battı. Ben onlardan bir adama yetişerek kendisine ok attım. Atarken de şöyle dedim:

- Al bu darbeyi benden! Ben Ekvaın oğluyum. Bugün, alçak kimselerin ölüm günüdür!

O da bana şöyle dedi:

- Sahableyin Ekva'm anası ağlayacak. Ben de ona şu karşılığı verdim:

- Evet, ey nefsinin düşmanı!

Sabahleyin ben ona ok atmıştım. Bir ok daha attım. İki ok da ona saplanmıştı. Arkalarında iki at kalmıştı. O atları alıp Rasûlullah'ın yanma getirdim. O, düşmanları kovduğum Zi Kared suyunun yanında idi. Baktım ki yanında 500 kişi var. Bilal de bıraktığım develerden bir kaçını kesmiş, ciğerlerini ve hörgüçlerini pişirmişti. Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelip ona şöyle dedim:

- Ya Rasûlallah! Bana müsaade et, ashabından 100 kişi seçeyim, onlarla birlikte akşamleyin kafirlere baskın yapayım. Onlardan muhbirlik yapan herkesi öldüreyim.

- Sen bunu yapabilir misin ey Seleme?

- Evet, seni mükerrem kılan Allah'a yemin ederim ki yapabilirim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), gön ışığında azı dişleri görünecek kadar güldü. Sonra:

- Onlar şu anda Gatafan diyarında ağırlanmaktadırlar, dedi. O esnada Gatafan'dan bir adam gelip şöyle dedi:

- Düşmanlar, Gatafanlılardan falan adama konuk oldular. O da onlara develer kesti. Develeri yüzmeye başladıklarında bir toz gördüler, develeri bıraktılar, korkularından kaçıp gittiler.

Sabahladığımızda Rasûlullah (s.a.v.):

- En iyi süvarimiz Ebu Katade'dir. En iyi piyademiz de Sele-me'dir, dedi. Rasûlullah (s.a.v.) bana hem süvari, hem de piyade payını verdi. Sonra beni Atba adlı bineğinin arkasına bindirdi. Beraberce Medine'ye döndük.

Kuşluk vakti Medine'ye yaklaştığımızda Ensâr'dan -koşuda geri bırakılamayan- bir adam şöyle ünlemeye başladı:

- Yok mudur benimle yarışacak kişi? Yok mudur Medine'ye kadar benimle koşu yapacak kişi?

Bu duyurusunu defalarca tekrarladı. Ben de Rasûlullah'ın yedeğinde idim. Bu duyuruyu yapan adama şöyle dedim:

- Hiç âlicenâb bir kimseye saygılı olamaz mısın? Şerefli bir kimseden çekinmez misin sen?

- Hayır, sadece Rasûlullah'a saygı gösterir, ondan çekinirim. Ben de Rasûlullah'a şöyle dedim:

- Ya Rasûlallah! Babam anam sana feda olsun. Müsaade et de bu adamla yarışayım.

Yarış isteyen adama da şöyle dedim:

- İşte sana geliyorum.

Bunun üzerine adam bineğinden sıçrayıp yere indi. Ben de devemden sıçrayıp yere indim. Ama deveyi bir veya iki bağla bağladım. Yani onu kendim için bir tarafa bıraktım. Sonra koşup o adama yetiştim. Omuzlarının ortasına elimle vurup:

- Vallahi seni geçtim, dedim. Adam güldü ve:

- Sanmam, dedi. Nihayet böylece Medine'ye ulaştık.»

Müslim de İkrime b. Ammar tariki ile böyle bir rivayette bulunmuştur. Ancak o rivayette şöyle bir ifade yer almaktadır:

«O adamla birlikte Medine'ye kadar koştuk. Onu geçtim. Medine'de ancak üç gün kaldık. Sonra Hayber'e gittik.»

İmam Ahmed b. Hanbel, İmran b. Husayn'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Adba adındaki deve, Beni Ukayl kabilesinden bir adamındı. Hacca ilk gelen kimselerdendi. Adba adlı devesi de beraberinde idi. Kadife semerli bir merkebe binmiş olan Rasûlullah, Adba adlı deve sahibinin bağlanmış olduğu yerden geçerken adam şöyle dedi:

- Niçin beni tutuklamışsiniz. Hacca ilk gelen kişiyi mi tutukluyorsunuz?

Rasûlullah:

- Müttefiklerin olan Sakiflilerin suçu yüzünden seni tutukluyo-ruz, dedi.

Şakuliler, Rasûlullah'ın ashabından iki kişiyi esir almışlardı. Adam dedi ki:

- İyi ama ben Müslüman bir kimseyim. Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

- Eğer sen işine sahip olduğun halde böyle dersen, tamamen kurtuluşa erersin.

Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.) geçip gitti. Giderken a-dam ona şöyle dedi:

- Ya Muhammed, ben açım. Bana yemek yedir. Ben susuzum, bana su içir.

Rasûlullah:

- İşte ihtiyacını al, dedi.

Sonra sahabelerden esir alman iki kişinin fidyesi verildi. Rasûlullah da onun Adba adlı devesini binekleri araşma kattı.

Sonra müşrikler, Medine'ye gelip Rasûlullah'ın deve sürüsüne saldırdılar. Adba'yı da alıp götürdüler, Müslümanlardan bir kadını da esir aldılar. Yurtlarına varıp istirahate çekildiklerinde, Rasûluliah'm devesini kendi avlularına bıraktılar. Esir alman kadın, bir gece onlar uykuya daldıktan sonra yerinden kalkıp develerin yanma gelir. Hangi devenin yanma varırsa o deve böğürmeye başlar. Nihayet Adba adlı devenin yanma geldi. Onun sessiz ve uysal olduğunu gördü. Üzerine bindi, Medine'ye yöneldi. Eğer düşmanlardan kurtulursa o deveyi Allah için boğazlamayı adadı. Medine'ye geldiğinde Rasûlullah'ın devesi tanındı ve: «Bu, Rasûlullah'ın devesidir.» denildi. Bu durum, Rasûlullah'a haber verildi veya kadının kendisi Rasûlullah'a gelip bu adağını anlattı. Rasûluîlah, ona şöyle dedi:

- Bu deveye ne kötü mükafat veriyorsun! Allah seni bu deve üzerinde düşmandan kurtarırsa, bunu boğazlamayı adamışsın. Bu ne kötü mükafattır!

Sonra Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:

- «Allah'a masiyet olan birşeyde ve insanın sahip olmadığı birşeyde adak yoktur.»

İbn İshak dedi ki: Zi Kared gazvesi hakkında söylenen şiirlerden biri de Hassan b. Sabit (r.a)'in şu şiiridir:

«Eğer atlıların Tekvad'da, Saye'nin güneyinde karşılaşmasaydı ve ayaklarına çakıl ile çekirdek benzeri şeyler dokunmasaydı, elbette size hakkın himayecileri, ataların şereflileri, mükemmel silahlar ile saldırırlardı.

Elbette Mikdad'm süvarilerinin sabahki gidişlerini, bizim bir barış yaptığımız anlamında babasını kaybetmiş yitik çocukları sevindir-mezdi.

Biz sekiz kişiydik. Onlarsa sesleri çok bir ordunun askerleri idiler.

Buna rağmen mızraklarla vurulup dağıldılar ve gittiler.

Biz öyle bir kavimdeniz ki, onların peşine düşseler ve hızlı yürüyen her atın yularım önde

götürürler.

Hayır, hayır, Mina'ya oynayarak yürüyen develerin Rabbine yemin ederim ki, onlar yüksek dağların

arasındaki yolların sahalarını kat ederler.

Hatta atları sizin evlerinizin ortasına idrar yaptırırız ve savaşta esir edilmiş kadınlar ve çocuklarla

geri döneriz.

Rahat bir yürüyüşle hafif yürüyüşlü her ata ile hızh atılan her bir at ile, her bir savaş yerinde süratli

olarak meylederler.

Kendisinde güdüldükleri ve birbirini kovaladıkları bir gün, onların ardlannı yok eder ve arkalarını

keser.

Yine öyle bizim süratli koşan atlarımız süt içirilmişlerdl Ve savaş, arslanların rüzgarıyla yakılmıştır.

Bizim demirleri ak kılıçlarımız, demir kalkanları ve savaşı isteyenlerin başlarını keserler.

İlâh haramından ve Rahmanın izzetinden dolayı insanlara tutulan perdelerde onları menetti.

Onlar, bir yurtta nimetler içinde idiler ve sonra Zi Kared günlerinde yüzleri inatçı suratlara

dönüştü.»

İbn İshak dedi ki: Hassan, bu şiiri söyleyince Sa'd b. Zeyd, ona kızdı ve onunla ebedi olarak bir daha

konuşmamaya yemin etti. Sa'd, öncü atlılar seriyyesinin komutanı idi. Rasûlullah'm huzurunda bu

yemini yaptıktan sonra şöyle dedi: Benim atlarıma ve süvarilerime gidiyor, onları Mikdad'a mal

ediyor!

Bunun üzerine Hassan, ondan özür dileyip şöyle dedi: Vallahi bunu kasdetmedim. Ama kafiye,

Mikdad'm ismine uygun düştü.

Böyle dedikten sonra Sa'd b. Zeyd'i övücü beyitler söyledi:

«En kuvvetli ve en salabetli bir kimseyi veya faydalı bir kimseyi kasdettiğiniz zaman size Sa'd'ı

tavsiye ederim. Sa'd b. Zeyd, hiçbir şekilde yıkılmaz.»

Hassan b. Sabit, Zi Kared gazvesi hakkında şöyle dedi:

«Öyle sanıyorum ki, Uyeyne Medine'yi ziyaret ettiği zaman oradaki köşkleri yakında yıkar.

Doğrulamış olduğun birşeyi yalanladın. Ve dedin ki, yakında büyük bir işi ganimet ederiz.

Medine'yi ziyaret ettiğin zaman orası hoşuna gitmedi ve orada arslanların seslerini duydun.

Böylece deve kuşlarının koşması gibi hızlıca geri döndüler ve her hangi bir deveye isabet etmediler.

Melik Allah'ın Rasûlü, bizim üzerimize bir emîr ve kumandandır.

O bizim üzerimizde ne güzel bir emirdir.

O Öyle bir rasûldür ki, ona gelen şeyleri doğrularız ve ışık saçan, nurlandıran bir kitabı bize okur.»

Ka'b b. Malik, Zi Kared gazvesi hakkında o günkü Müslüman süvarileri överek şu şiiri söylemiştir: «Ey babasız, anasız yitik çocuklar, bizim atlar üzerinde süvariler arasında onların benzeri

olmadığımızı mı sanırız?

Biz birçok insanlarız ki, öldürmeyi utanılacak bir iş olarak görmeyiz ve süngülerin dürtülmesi

esnasında da kıvranmayız.

Biz konukları, develerin hörgüçlerinin tepeleriyle ağırlarız ve kibrinden göz ucuyla böbürlenerek

bakan tekebbürlü kişinin başım vururuz.

Savaşta bilsinler diye alamet takınanların yiğitlerim, böbürlendikleri zaman, yumuşamayan ve

boyun eğmeyen kimselerin azamet, kibir ve böbürlenmelerini yok edecek bir darbe ile geri çeviririz.

Hakkı koruyan şerefli, keremli yiğitleriyle, ki bunlar gizlice kapıp kaçıran ağaç kurtları gibidir.

Soylarını ve eski mallarını bir takım kılıçlarla korurlar ki, o kılıçlar, çelik başlıkların altındaki

başları keserler.

Beni Bedir ile karşılaştığın zaman onlara sor ki, savaşta vuruşma ve yakınlaşma gününde kardeşler

ne yaparlar?

Çıktığınız

zaman

karşılaştığınız

kimselere

doğru

söyleyiniz.

Haberlerinizi

meclislerde

gizlemeyeniz.

Ve deyiniz ki, ininde devamlı kalan aslandan öte kaçtık ki, onda, alışmadığı kimselere karşı

göğsünde bir kin vardır.»