Buharî, Kabise tariki ile Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Peygamber (s.a.v.), Hüneyn ganimetlerini taksim ederken Ensâr1 dan biri şöyle dedi:
- Bu taksimat ile Allah'ın rızası amaçlanmamıştır.
Bu sözü duyunca, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gittim ve durumu kendisine haber verdim. Bunun üzerine yüzünün rengi değişti. Sonra şöyle buyurdu:
- Allah'ın rahmeti Musa'nın üzerine olsun. O, bundan daha çok eziyet görmüş, ama sabretmişti."
Buharî, Kuteybe b. Said kanalı ile Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hüneyn günü (ganimet taksimi hususunda) Rasûlullah (s.a.v.) bazı kimseleri kayırdı. Bu sebeple Akra b. Habis'e 100 deve verdi. Uyeyne'ye de 100 deve verdi. Diğer bazılarına da bu kadar verdi.
Adamın biri:
- Bu taksimat ile Allah'ın rızası kastedilmiş değildir, dedi. Ben de: Bunu Peygamber (s.a.v.)'e haber vereceğim, dedim. Haber vermem üzerine şöyle buyurdu:
- Allah, Musa'ya rahmet etsin. O, bundan daha çok eziyete uğramıştı, ama sabretmiş ti."
Buharî'nin bir rivayetinde de şu ifadelere rastlanmaktadır:
"Adamın biri dedi ki: Vallahi bu taksimatta adaletli davranılma-mıştir ve bununla Allah'ın rızası kastedilmemiştir.
Ben de dedim ki: Vallahi ben bunu, Rasûlullah (s.a.v.)'a haber vereceğim.
Gidip haber vermem üzerine o şöyle buyurdu:
- Allah, Musa'ya rahmet etsin. O bundan daha çok eziyete uğramıştı, ama sabretmişti."
Muhammed b. İshak, Ebu Ubeyde b Muhamrned b. Ammar b. Ya-sir kanalı ile Miksem Ebu'lKasım'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ben ve Telid b. Kilab el-Leysî, Abdullah b. Amr b. As'm yanına gittik. O, ayakkabıları elinde olduğu halde Ka'be'yi tavaf ediyordu. Ona şöyle bir soru yönelttik:
- Hüneyn gününde Temimli adam kendisi ile (ileri-geri) konuşurken Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında miydin?
- Evet. Zu 1-Hüveysire adında Temim oğullarından bir adam geldi, insanlara ganimet paylarım vermekte olan Rasûlullah (s.a.v.)'m yanı başında durdu. Ona:
- Ya Muhammed! Bugün senin neler yaptığını gördüm, dedi. Rasûlullah (s.a.v.) da:
- Evet, nasıl gördün? diye sorunca o:
- Adaletli davranmadığını gördüm, diye cevab verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Öfkelenip şöyle dedi:
- Yazıklar olsun. Eğer benim yanımda da adalet olmazsa kimin yanında olacak?
Ömer (r.a.):
- Ya Rasûlallah, bana izin ver de şunun boynunu vurayım, dedi. Rasûlullah (s.a.v.), şu cevabı verdi: - Vazgeç ondan. Zira onun öyle tarafları olacak ki, dinde çok derinleşeceklerdir. Nihayet İslâm dininden, okun avı delip geçtiği gibi çıkacaklar. O okun temrenine bakılır, onda birşeye rastlanamaz. Ucuna bakılır, onda birşeye rastlanamaz. Sonra gövdesine bakılır, onda birşeye rastlanamaz. Sonra teleğine bakılır, onda da birşeye rastlanamaz. İşkembe, bağırsak ve kana bulaşmadan delip geçmiştir."
Leys b. Sa'd, Yahya b. Said kanalı ile Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Hüneyn dönüşünde Cirâne'de iken adamın biri Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanına geldi. Bilal'ın eteğinde gümüş vardı. Rasûlullah (s.a.v.), oradan gümüşleri alıp insanlara veriyordu. Gelen adam: - Adaletli davran ya Muhammedi dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.):
-Yazıklar olsun sana, ben adaletli davranmadıktan sonra kim davranır? Eğer ben adaletli davranmazsam hüsrana uğrar ve ziyan ederim, dedi.
Ömerb. Hattab:
- Ya Rasûlallah, izin ver de şu münankı öldüreyim, dedi. Peygamber (s.a.v.), ona şöyle cevap verdi: - İnsanların kendi ashabımı öldürdüğümü dillerine dolamalarından Allah'a sığınırım. Çünkü bu ve arkadaşları, Kur'ân okuyorlar, ama bu Kur'ân onların hançerelerinden aşağı inmiyor. Bunlar, okun yaydan çıkışı gibi dinden çıkıyorlar."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Amir kanalı ile Cabir'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bir ara Rasûlullah (s.a.v.), Hüneyn ganimetlerini taksim ediyordu, adamın biri kalkıp:
- Adaletli ol, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle buyurdu:
- Eğer ben adaletli olmazsam bahtsız olurum."
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, Ebu Seleme kanalı ile Ebu Sa-id'in şöyle dediği rivayet edilmektedir:
"Bir gün Hz. Peygamber ganimet dağıtırken yanında idik. O sırada Temim oğulları kabilesinden Zü'1-Hüveysire adında bir adam gelerek:
- Ya Rasûlallah, adaletten ve hakkaniyetten ayrılma, dedi. Peygamber de:
- Yazıklar olsun sana. Ben adil davranmıyorsam, kim davranıyor? Eğer ben adaleti yürütmüyorsam, büyük bir zarara uğramış olurum. Ben adaleti yürütmüyorsam kim yürütür? dedi.
Ömer b. Hattab:
- Ya Rasûlallah, bana izin ver de boynunu vurayım, dedi. Hz. Peygamber, şöyle cevap verdi:
- Vazgeç ondan. Zira onun öyle arkadaşları vardır ve onlar öyle bir topluluktur ki, herhangi biriniz kendi namazını onların namazı karşısında ve kendi orucunu onların orucu karşısında küçük görür. Kur'ân okurlar, fakat okudukları Kur'ân, onların hançere ve köprücük kemiklerini geçmez. İslâm dininden, okun onu delip geçtiği gibi çıkarlar. O okun temrenine bakılır, onda birşeye rastlanamaz. Ucuna bakılır, onda birşeye rastlanamaz. Sonra gövdesine bakılır, onda birşeye rastlanamaz. Sonra teleğine bakılır, onda da birşeye rastlanamaz. O topluluğun alametleri, aralarında siyah bir adamın bulunmasıdır. Adamın iki pazusundan biri, kadın memesi veya gövdesinden kesilip sarkan et parçası gibi sallanıp durur. Halk arasında tefrika ve bölünme baş gösterince onlar ortaya çıkarlar.
Hadisin ravisi Ebu Said diyor ki: Şahidlik ederim ki, ben bunu Peygamber Efendimiz1 den kulağımla dinledim ve şahidlik ederim ki, Ebu Talib oğlu Ali (r.a.), bu kimselerle savaşırken ben de beraberinde idim. Ali (r.a.)'nin emri üzerine o adam arandı ve bulunup getirildi. Adama baktım, tıpkı Hz, Peygamberin tasvir ettiği şekilde idi. Onun belirttiği vasıflara sahip idi."

