Buharî, sahihinde Tay kabilesinin elçilik heyeti ile Adiyy b. Hatim bahsini anlatırken Musa b. İsmail kanalı ile Adiyy b. Hatim'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Bir heyette birlikle Ömer b. Hattab'a geldim. Ona:
- Ey emirü'l muininin! Beni tanıyor musun? diye sordum. O da şöyle cevab verdi:
- Evet, onlar inkar etikleri zaman sen Müslüman oldun. Onlar yüz çevirdikleri zaman, sen yöneldin. Onlar hıyanet ettikleri zaman sen vefa gösterdin. Onlar tanımazdan geldikleri zaman sen tamdın.
Bunun üzerine Adiyy şöyle dedi: Eh, madem öyle, artık hiçbir şey umurumda değildir."
İbn İshak dedi ki: Bana ulaşan bir habere göre Adiyy b. Hatim şöyle demiştir:
"Benim adımı duyduğu zaman Rasûluilah (s.a.v.)'a, Araplar arasında benim kadar iğrenç gelen bir kimse olmamıştı. Oysaki ben şerefli bir kimse idim. Hristiyandım. Kavmim arasında ganimetlerin dörtte birini alıyordum. Kendimce bir din üzere idim. Kavmim bana, bir hükümdarmışım gibi davranıyordu. Rasûluilah (s.a.v.)'m adını i-şittiğim zaman ondan hoşlanmadım. Develerimi otlatan bir Arap uşağıma dedim ki: Develerimden tavlı ve erkek olanları hazırla. Yanımda, yakınımda beklet. Muhammed'in ordu birliklerinin bu beldelere ayak bastığını duyduğun zaman bana haber ver.
O da böyle yaptı. Sonra bir sabah yanıma gelip şöyle dedi:
- Ey Adiy! Muhammed'in süvarileri seni sardığı zaman ne yapacaksan şimdi onu yap. Çünkü ben bir takım bayraklar gördüm ve onları sordum. Bana şu cevabı verdiler:
- Bunlar, Muhammed'in askerleridir.
Ben de dedim ki: Erkek develerimi yanıma getir.
O da onları yanıma getirdi. Ben hanımımı ve çocuklarımı onlara bindirdim. Sonra şöyle dedim: Şam'da Hristiyan olan dindaşlarıma kavuşurum. Böylece Cevşiye'nin yolunu tuttum. Hatim'in bir kızını kabilede bıraktım. Şam'a geldiğim zaman orada ikamet ettim.
Rasûluilah (s.a.v.)'m süvarileri benim ardıma düşerek ele geçirdikleri kadınlarla birlikte Hatim'in kızım da ele geçirdiler. Onu, Tay kabilesinden olan diğer kadın esirlerle birlikte Rasûluilah (s.a.v.)'m yanma getirdiler. Benim Şam'a kaçışım, Rasûluilah (s.a.v.)'a duyurulmuştu.
Hatim'in kızı (yani benim kız kardeşim), esirelerm alıkonduğu mescidin kapısı önündeki etrafi çevrili bir arsaya konulmuştu. Rasûluilah (s.a.v.), onun yanma vardı. O da kalkıp Rasûlullah'm yanma gitti. Akıllı, asil ve görüş sahibi bir kadındı. Rasûlullah'a şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, babam öldü. Yol arkadaşım kayboldu. Bana lütfet ki, Allah da sana lütfetsin.
- Yol arkadaşın kimdi?
- Adiyy b. Hatim idi.
- Allah ve Rasûlünden kaçan mı?
Kız kardeşim diyor ki: Rasûluilah (s.a.v.) geçip gitti, beni yalnız bıraktı, ertesi gün yine yanıma uğradı, yine ona aynı şeyleri söyledim. O da dün bana söylediklerini söyledi. Nihayet ertesi gün yine bana uğradı. Ben ondan ümidimi kesmiştim. Onun arkasında bir adam kalkıp kendisiyle konuşmam için bana işaret etti. Ben de kalkıp yanma gittim ve şöyle dedim:
- Ya Rasûlallah, babam öldü. Yol arkadaşım kayboldu. Artık bana lütfet ki, Allah da sana lütfetsin. Rasûluilah şöyle buyurdu:
- Senin dediğini yapmışımdır. Senin kavminden sana itimatlı bir kimse buluncaya kadar buradan çıkıp gitmekte acele etme ki, o kişi seni beldene götürsün. Sonra bana bildir.
Onunla konuşmam için bana işaret eden adamın kim olduğunu sordum. Ali b. Ebi Talib (r.a.) olduğunu söylediler. Yerimde kaldım, nihayet Beli veya Kudaa kabilesinden bir kervan geldi. Yalnız ben Şam'da bulunan kardeşimin yanma gitmek istiyordum. Rasûluilah (s.a.v.)'m yanma gelip şöyle dedim:
- Ya Rasûlallah, kavmimden bir topluluk geldi. Benim onlara itimadım vardır.
Rasûluilah (s.a.v.) da beni giydirdi, bindirdi ve bana nafaka verdi. Ben de onlarla birlikte yola çıktım ve Şam'a geldim. Adiyy b. Hatim şöyle dedi:
- Vallahi ben ailemin içinde oturmaktaydım. Mahfe içindeki bir kadım gördüm ki, bize doğru geliyor. Bu Hatim'in kızıdır, dedim. Bir de baktım ki, gerçekten de o kadın benim yanımda durduğu zaman şöyle diyerek kınamaya başladı:
- Ey akrabalık bağlarını kesen zalim! Aileni ve çocuklarını bindirdin de babanın çocuğunu bıraktın! Dedim ki:
- Ey kardeşim, iyilikten başka birşey söyleme. Vallahi dediğin şeyleri yaptım, söyleyecek bir mazeretim de yok.
Sonra kadın indi ve benim yanımda kaldı. O iyi görüşlü, hafızası sağlam, akıllı bir kadındı. Ona şöyle dedim:
- Bu adamın (Rasûhıllah'm) durumu hakkında ne dersin?
- Senin hemen ona gitmeni uygun görüyorum. Eğer adam bir peygamber ise, ona önce giden için fazilet vardır. Eğer bir hükümdar ise, elbette Yemen'in izzeti içinde zillete düşmeyeceksin. Sakın ha sakın.
- Vallahi işte bu iyi bir görüştür, dedim.
Yola çıktım ve Medine'ye Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldim. Onun yanma girdim. Mescidde idi. Ona selam verdim. O da şöyle dedi:
- Bu adam kimdir?
- Adiyy b. Hatim'dir, dedim.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), kalktı ve beni evine götürdü. Vallahi o beni evine götürmekte iken yaşlı ye zayıf bir kadın ona rastladı. O kadın, azıcık durmasını istedi. O da kadının bu isteği üzerine epey durup bekledi. Kadın da ona ihtiyaçlarını anlatıyordu, içimden: "Vallahi bu bir hükümdar değildir." dedim. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), beni götürdü. Beni evine götürdüğü zaman içi lifle dolu deriden bir minderi vardı. Onu aldı, önüme attı ve şöyle dedi:
- Otur bakalım şunun üzerine.
- Hayır, onun üzerine sen otur.
- Hayır, sen oturacaksın.
Ben de onun üzerine oturdum. Rasûlullah (s.a.v.) ise yere oturdu. İçimden: "Vallahi bu hükümdarın durumu değildir." dedim, sonra o, bana şöyle dedi:
- Ey Adiyy b. Hatim, hadi konuş bakalım. İşi tafsilatlı olarak anlat. Sen (Hristiyanlıkla yıldızperestlik arasında bir din olan) Rekûsî dinine mensup değil misin?
- Evet, Rekûsîyim.
- Sen kavmin içinde ganimetlerin dörtte birini alan değil misin?
- Evet, alıyorum.
- İşte bu, senin dininde senin için helal değildir.
- Evet vallahi!
Bundan anladım ki, o, Allah katından gönderilen bir peygamberdir. Bilinmeyen şeyleri biliyor. Sonra şöyle dedi:
- Ey Adiyy! Belki de Müslümanların ihtiyaç içinde bulunmaları seni bu dine girmekten menediyor. Vallahi umulur ki, yakında mal onların içinde çoğalır, dolup taşar. Hatta onu alacak kimse bulunmaz, olur. Belki de Müslümanların düşmanlarının çokluğu ve kendi sayılarının azlığını görmen seni İslâm'a girmekten alıkoyuyor. Vallahi umulur ki, bir kadın Kadisiye'de devesine binip yola çıkar ve korkusuzca gelip şu Beyt'i ziyaret eder. Belki de seni ancak bu dine girmekten mülkü, saltanatı, idareyi Müslümanlardan başkasının elinde görmüş olman menediyor. Allah'a yemin ederim ki, Babil topraklarından beyaz sarayların fethedilmiş olduğunu işiteceğini ümid ediyorum."
Ben de bunun üzerine Müslüman oldum.
Rasûlullah'm söylediği şeylerin ikisi gerçekleşti. Üçüncüsü kaldı. Vallahi elbette o da gerçekleşecektir. Babil topraklarından beyaz köşklerin fethedilmiş olduklarını gördüm. Kadının da Kadisiye'de devesine binip yola çıktığını ve Beyt'i haccetmeye gelinceye kadar korkmadığını gördüm. Allah'a yemin ederim ki; elbette üçüncüsü de olacaktır. Mal çoğalacak ve onu alacak kimse bulunmayacaktır."
İmam Ahmed b. Hanbel, Muhammed b. Cafer kanalı ile Adiyy b. Hatim'den bahseden Abbad b. Hubeyş'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.)'m süvarileri geldiler. Ben o sırada Akrep denen yerde idim. Benim halamı ve bizden birçok kimseleri esir alıp götürdüler. Hz. Peygamber, onları yanında sıraya dizdikleri zaman halam, peygambere şöyle dedi:
- Bana bakan, benden uzak düştü. Çoluk çocuktan ayrılmış oldum. Oysaki ben, takattan düşmüş ihtiyar bir kadınım. Kendime hizmet edemiyorum. Allah sana nasıl lütfetti ise, sen de bana acı ve lütfet, iyilikte bulun.
Hz. Peygamber :
- Sana bakan adam kimdi? diye sordu. Halam da:
- Bana, Adiyy b. Hatim bakıyordu, dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber:
- Ha o, Allah ve Rasûlünden kaçan adam mı? diye sordu. Halam:
- Bana iyilik et, dedi.
Hz. Peygamber, oradan ayrılırken yanında bir adam vardı. Zannedersem o adam Ali idi. Hz. Ali, halama: "Peygamberden bir binek iste." demiş. Halam da Allah elçisinden binek isteyince peygamber ona binek verilmesini emretti. Halam geldiği zaman bana:
- Sen öyle birşey yaptın ki, baban yapmamıştır. Şu adama isteyerek veya istemeyerek git. Kim yanma gitmişse ondan hayır ve fayda görmüştür. Falan kimse gitti. Ondan fayda gördü. Falanca adam gitti. Ondan fayda gördü, dedi.
Bunun üzerine ben de kalkıp yola çıktım. Yanma vardığımda yanında bir kadınla birkaç çocuk gördüm. Kadın ile çocuklar onun yanı başında oturmuşlardı. O zaman onun Kisra ve Kayser gibi bir hükümdar olmadığını anladım. Bana dedi ki:
- Ey Adiyy b. Hatim! Neden kaçtın? Allah'tan başka tanrı yoktur, dememek için mi kaçtın? Allah'tan başka tanrı var mıdır ki? Allah herşeyden büyüktür, denilmesin diye mi kaçtın? Allah'tan büyük bir şey var mıdır ki?
Bunun üzerine ben şahadet kelimesini getirip Müslüman oldum Hz. Peygamber'in yüzünün sevinçten parladığım gördüm ve o:
- Gazaba uğrayanlar Yahudilerdir. Sapıtanlar da Hristiyanlardır, dedi.
Sonra halk ona sormaya başladı. O da Allah'a hamd ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi:
«Ey insanlar! Ne verirseniz hayırdır. Kişi ister bir ölçek, ister yarım ölçek, ister bir avuç, ister yarım avuç versin. Hangi biriniz Allah'a kavuştuğunda Allah ona: "Ben, sana kulak, göz vermedim mi? Ben, seni mal ve çocuk sahibi yapmadım mı? Sen bugün için ne hazırladın?" der. O da önüne bakar, arkasına bakar, sağına bakar, soluna bakar ve hazırladığı hiçbir şeyi göremez. Ve neticede ateşe karşı ancak yüzünü siper yapar. Öyleyse, bir hurmanın yarısıyla da olsa kendinizi ateşten koruyunuz. Eğer onu da bulamazsanız bari yumuşak bir sözle yapınız. Ben sizin için fakirlikten korkmam. Cenâb-ı Allah, size yardım edecek veyahut size birçok yerleri fethettirecekdir. Öyle olacak ki, yalnız bir kadın, Hire ile Medine arasında yalnız başına yolculuk yapabilecektir.»
Yine İmam Ahmed b. Hanbel, Yezid kanalı ile Adiyy b. Hatim'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.)'m ortaya çıkıp her gün biraz daha kuvvetlendiğini öğrendiğim zaman, canım çok sıkıldı ve buna dayanamadım. Bu sebeple Rumların diyarına gitmek üzere memleketimden çıktım. Oraya -bir rivayete göre de- Kayserin yanma gittim. Fakat orada canım daha da çok sıkıldı ve şu adamın yanma niçin gitmiyorum? Eğer yalancı ise, yalancılığının bana bir zararı olmaz ve eğer doğru ise ben bunu bileceğim, dedim ve geri döndüm. Geldiğim zaman halk:
- Adiyy b. Hatim geldi, Adiyy b. Hatim geldi, diye bağrıştı. Hz. Peygamber'in yanma geldiğimde bana üç defa:
- Müslüman ol ki, selamete eresin, dedi. Ben de:
- Benim dinim vardır, dedim. O:
- Ben senin dinini senden daha iyi bilirim, dedi. Ben:
- Benim dinimi benden daha iyi mi bilirsin? dedim. O:
- Evet, senden daha iyi bilirim. Sen Rekûsiye dinine mensubsun.
Rekûsiye, Hristiyanhk ile yıldızperestlik arasında bir dindir. Kavminin ele geçirdikleri ganimetlerin dörtte birini yersin, dedi. Ben:
- Evet doğrudur, dedim. O:
- Bu senin dininde sana helal değildir, dedi ve bundan fazla bir şey söylemedi.
Ben ses çıkarmadım. Sonra bana:
- İslâm dinine niçin girmek istemediğini de biliyorum. Bu adama sadece züğürt ve Arapların hor gördüğü kimseler tabi olmuştur, diyorsun. Sen Hire şehrini biliyor musun? diye sordu.
Ben:
- Bilmiyorum, fakat adını duydum, dedim. O:
- Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, Allah bu işi başa götürecek ve öyle olacak ki, kadın, tek başına Hire şehrinden çıkıp Mekke'ye kadar gelecek, hiç kimsenin kendisini korumasına ihtiyaç duymadan Ka'be'yi tavaf edecek ve Hürmüz oğlu Kisra'mn hazineleri de fethedilecektir, dedi.
Ben:
- Hürmüz oğlu Kisra'mn mı? diye sordum. O:
- Evet, Hürmüz oğlu Kisra'mn, hem mal o kadar çoğalacak ki, kimse onu kabul etmeyecek, dedi.
Rivayete göre Adiyy b. Hatim şöyle demiştir:
- işte görüyorsunuz, bugün bir kadın, gerçekten tek başına Hire'-den ta Mekke'ye kadar gider ve kimsenin onu korumasına da ihtiyaç duymadan Beytullah'ı tavaf eder. Kisra'nm hazinelerini fethedenler arasında ben kendim de bulundum. Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, üçüncüsü de olacaktır. Zira Peygamber Efendimiz onu da söyledi."
Hafız Ebu Bekir el-Beyhakî, Ebu Âmr el-Edib kanalı ile Adiyy b. Hatim'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Bir ara bizler Peygamber (s.a.v.)'in yanında iken adamın biri o-nun yanma geldi ve yoksulluktan şikayette bulundu. Bir başkası geldi, o da yolkesicilikten şikayet etti. Peygamber (s.a.v.), bana sordu:
- Ey Adiyy b. Hatim; Hire'yi gördün mü sen?
- Orayı görmedim. Ancak adını duymuşluğum vardır.
- Eğer ömrün yeterse bir kadının yalnız başına Hire'den yola çıkıp Mekke'ye geldiğini ve Ka'be'yi tavaf ettiğini göreceksin. O kadın yalnız başına iken Aziz ve Celil olan Allah'tan başka hiç kimseden korkmayacaktır.
Ben kendi kendime o zaman şöyle demiştim:
- Nerede beldeleri ateşe veren Tay kabilesinin kötü adamları? Rasûlullah (s.a.v.), sözüne devamla bana şöyle demişti:
- Eğer ömrün uzarsa Hürmüz oğlu Kisra'nın hazineleri de fethedilecektir.
- Hürmüz oğlu Kisra'nın mı? diye sordum. O da:
- Evet Hürmüz oğlu Kisra'nın, diye cevap verdi. Ve sözünü şöyle sürdürdü:
- Eğer ömrün uzarsa, adamın avuç dolusu altın veya gümüş çıkardığını, o altın veya gümüşü kabul edecek birini aradığını, fakat o altın ve gümüşü hiç kimsenin kabul etmediğini göreceksin. Huzuru ilâhiye vardığınızda sizden biri Allah'ın karşısında duracak, aralarında her hangi bir tercüman bulunmayacak, o insan sağına bakacak, Cehennem'den başka birşey görmeyecek; soluna bakacak, Cehennem'den başka birşey görmeyecektir. Onun için, bir hurmanın yansı ile de olsa ateşten korunun. Yarım hurma bulamazsanız bile hoş bir söz söyleyin.
Adiyy b. Hatim dedi ki: Bir kadının Küfe'den yola çıktığını, gelip Ka'be'yi tavaf ettiğini ve yolda yalnız iken Aziz ve Celil olan Allah'tan başka hiç kimseden korkmadığını gördüm. Hürmüz oğlu Kisra'nın hazinelerini fethedenler arasında ben kendim de bulundum. Eğer ömrünüz uzarsa Ebu'lKasım (s.a.v.)'ın söylediği şeylerin gerçekleştiğini göreceksiniz."
Bu kıssayı Adiyy b. Hatim'den rivayet edenlerden biri de Amir b. Şurahbil eş-Şabî'dir ki, o kişi, rivayetinde aynı şeyleri söylemiş ve şu hususu ilave etmiştir:
"Yalnız başına yola çıkan kadın, sadece Allah'tan korkacak ve kurdun kendi koyunlarına saldırmasından korkacaktır. Başka hiçbir şeyden korkmayacaktır."
Sahih-i Buhari'de Şube'nin hadisinde belirtildiği gibi Adiyy b. Hatim'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: "Yarım hurma parçasıyla da olsa ateşten korunun."
Müslim'in lafzı ise şöyledir: "Sizden bir kimse, ateşten korunmaya yarım hurma parçasıyla da olsa güç yetirebiliyorsa bunu yapsın."
Hafız el-Beyhakî, Ebu Abdullah el-Hanz kanalı ile Ali b. Ebi Ta-lib'in şöyle dediğini rivayet eder: "Fesübhanallah... İnsanların çoğu hayır yapma hususunda ne kadar da geri duruyorlar? Hayret ediyorum o adama ki, Müslüman kardeşi bir ihtiyaç için ona geliyor; o, kendini hayır yapmaya ehil görmüyor. Sevab ümid etmese ve azaptan korkmasa bile onun ahlaki üstünlükleri elde etmeye koşması gerekir. Ahlaki üstünlükler yoluna koşmak ise, insanın başarı yolunda olduğunu gösterir." Bunun üzerine adamın biri kalkıp Hz. Ali'nin yanına gitti ve ona şöyle dedi:
- Ey müminlerin emiri! Anam babam sana feda olsun. Sen bu sözü Rasûlullah (s.a.v.)'dan mı işittin? - Evet, bundan daha hayırlısı yoktur.
Tay kabilesine mensub esir kadınlar getirildiklerinde bir cariye durdu. Baktım ki, onun renginde siyahlık var. Burnu küçük ama burun kemeri düzgündü. Endamı hoş, kafasının yapısı güzel, topuk kemikleri etten ötürü görülemez hale gelmiş, bacakları da dolgun idi. Burnu yağlı, bacakları birbirine sarılmış gibi idi. Böğürleri kıvrak ve kavisli, kaburga kemikleri ile böğrünün arası etsiz, sırtı dümdüz idi. Onu görünce hoşuma gitti. Beğendim ve: "Ben Rasûlullah (s.a.v.)'dan bunu ganimet payı olarak bana vermesini isteyeceğim." dedim.
Kadın konuştuğu zaman o kadar fesahatli konuşuyordu ki, fesahati, güzelliğini bana unutturdu. Kadın şöyle dedi:
- Ya Muhammedi Uygun görürsen bizi serbest bırak. Arap kabilelerini bize karşı sevindirme. Çünkü ben kavmimin efendisinin kızıyım. Benim babam; ırz korur, esiri salıverir, aç kimseyi doyurur, çıplağı giydirir, misafiri ağırlar, yemek yedirir, selamı yaygınlaştırır, herhangi birşey isteyen bir kimseyi geri çevirmezdi. Ben, Hatim Tay-yi'nin kızıyım.
Rasûlullah (s.a.v.):
- Ey cariye, bu saydığın vasıflar gerçek mu minlerin vasıflarıdır. Eğer baban Müslüman olsaydı, onun için Allah'tan merhamet dilerdik, dedi.
Sonra Rasûlullah (s.a.v.), esirleri muhafaza ile görevli kimselere şöyle dedi:
- Bunu serbest bırakın. Çünkü bunun babası ahlaki üstünlükleri severdi. Allah da ahlaki üstünlükleri sever.
Ebu Bürde b. Niyar kalktı ve şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, sen ahlaki üstünlükleri seviyor musun?
- Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, bir kimse Cennet'e, ancak güzel ahlak sayesinde girer."
Bu, metni güzel, senedi garib bir hadistir.
Cahiliye döneminde yaşamış önde gelen meşhur şahısların tercü-me-i hallerini anlatırken Hatim Tayyi'nin de hayat hikayesini ve o-nun insanlara iyilik ve ihsanda bulunuşunu, güzel ahlaka sahip oluşunu anlatmıştık. Ancak bütün bu iyi vasıfları ona fayda vermeyecektir. Çünkü imanı yoktu. O, hayatı boyunca bir gün dahi: "Ey Rabbim, kıyamet gününde günahımı bağışla." demiş değildi.
Vakidî'nin ifadesine göre Rasûlullah (s.a.v.), hicri dokuzuncu senenin rebiyülahır ayında Hz. Ali'yi Tay kabilesinin yaşadığı şehre göndermiş idi. Hz. Ali de Medine'ye dönüşünde beraberinde o kabileden bazı kadınları esir alıp getirmişti ki, aralarında Adiyy b. Ha-tim'in kız kardeşi de vardı. Putlar evindeki iki kılıcı da beraberinde getirmişti. Bunlardan birine Resûb, diğerine de Mihzem deniyordu. Haris b. Şimr, o iki kılıcı putlar evine vakfetmişti.

