El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Arefe'de Vakfe Halinde Peygamber Efendimizin Yaptığı Dualar

Daha önce de belirtildiği gibi Peygamber (s.a.v.), arefe günü oruç tutmamıştır. Bu da gösteriyor ki; o gün oruç tutmamak, tutmaktan-daha faziletlidir. Zira o gün oruçsuz olmak, dua yapabilmek için bedene kuvvet verir. …

Daha önce de belirtildiği gibi Peygamber (s.a.v.), arefe günü oruç tutmamıştır. Bu da gösteriyor ki; o gün oruç tutmamak, tutmaktan-daha faziletlidir. Zira o gün oruçsuz olmak, dua yapabilmek için bedene kuvvet verir. Zaten Arefe'den gaye, dua yapmaktır. Bu sebeple Peygamber (s.a.v.), o gün zevalden guruba kadar bineği üzerinde vakfe yapmıştır.

Ebu Davud et-Teyalisî, "Müsned" adlı eserinde Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.), Arefe'de arefe günü oruç tutmayı yasakladı."

İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas'm azadhsı İkrime'nin şöyle dediğini rivayet eder:

"Ebu Hüreyre'nin evine gittim. Ona, arefe günü Arafat'ta oruç tutmanın hükmünü sordum. Banaşöyle dedi:

- Arefe günü Arafat'ta oruç tutmayı Rasûlullah yasakladı." Mehdi el-Abdî'den rivayette bulunan Abdurrahman, yukarıdaki

cümleye "kesinlikle" sözünü de ilave etmiştir.

Hafiz el-Beyhakî, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder:

"Peygamber (s.a.v.), arefe günü Arafat'ta oruç tutulmasını yasakladı."

Ebu Hatim Muhammed b. Hibban el-Bûtî, "Sahih" adlı eserinde arefe günü oruç tutmanın hükmünün Abdullah b. Ömer'e sorulduğunu, onun da şu cevabı verdiğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte haccettim, arefe günü oruç tutmadı. Ebu Bekir'le birlikte haccettim, arefe günü oruç tutmadı. Ömer'le birlikte haccettim, arefe günü oruç tutmadı. Ben de arefe günü oruç tutmam. Bunu ne emrederim, ne de menederim."

İmam Malik, Talha b. Ubeydullah b. Küreyzin şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

- Duanın en faziletlisi, arefe günü yapılan duadır. Ben ve benden önceki peygamberlerin yaptıkları duanın en faziletlisi de şudur: Lâ ilahe illallah vahdehu lâ şerike leh. (Allah'tan başka ilâh yoktur. O birdir, ortağı yoktur.)"

İmam Ahmed b. Hanbel ile Tirmizî, Amr b. Şuayb'm dedesinin şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

"Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

- Duanın en faziletlisi, arefe günü yapılan duadır. Ben ve benden önceki peygamberlerin yaptıkları duanın en hayırlısı da şudur: "Allah'tan başka ilâh yoktur. O birdir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsustur. O, herşeye kadirdir."

Ebu Abdillah b. Mendeh, İbn Ömer'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Arefe günü akşamından önce benim duam ve peygamberlerin duası şudur: "Allah'tan başka ilâh yoktur. O birdir, ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsustur. O, herşeye kadirdir."

İmam Ahmed b. Hanbel, Zübeyr b. Avvam (r.a.)'m şöyle dediğini rivayet eder:

«Rasûlullah (s.a.v.)'ın arefede şu ayeti okuduğunu işittim: "Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahipleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahitlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur. O güçlüdür, hakimdir." (Âl-i imrân, ıs.) Ben de buna şahidlik edenlerdenim ya Rab.»

Hafiz Ebu'l-Kasım et-Taberanî, Hz. Ali'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.

"Arefe günü akşamından önce benim ve peygamberlerin söyledikleri duaların en faziletlisi şudur: Allah'tan başka ilâh yoktur. Sadece O vardır. Ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsustur. O, herşeye kadirdir."

Tirmizî, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Arefe günü valcfe yerinde Rasûlullah (s.a.v.), en çok şu duayı yapıyordu:

"Allah'ım, tıpkı bizim dediğimiz gibi ve bizim dediğimizden daha hayırlı olacak hamd sana mahsustur. Allah'ım, namazım, nüsüküm (hac ve umre ibadetim), dirimim ve ölümüm sana aittir. Ey Rabbim, mirasım da sana aittir. Kabir azabından, kalb vesvesesinden ve dağınık işlerden sana sığınırım. Allah'ım, rüzgarın estirip getirdiği şeylerin şerrinden de sana sığınırım."

Hafız el-Beyhakî, Hz. Ali'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Benden önceki (peygamber)lerin ve benim arefe gününde en çok yaptığımız dua şudur:-Allah'tan başka ilâh yoktur, yalnızca O vardır. Ortağı yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsustur. O, herşeye kadirdir.

Allah'ım, gözümde nur, kulağımda nur, kalbimde nur yarat. Allah'ım, kalbimi genişlet, işimi kolayîaştır. Allah'ım, kalbin vesvesesinden, dağınık işlerden, kabir fitnesinin şerrinden, geceye giren şeylerin şerrinden, gündüze giren şeylerin şerrinden, rüzgarların estirip getirdiği şeylerin şerrinden ve zamanın kötülüklerinin şerrinden sana sığınırım."

"Menâsik" adlı eserinde Taberanî, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder:

"Veda haccmda Rasûlullah'm dualarından biri de şu idi:

"Allah'ım, şüphesiz sen benim sözümü işitiyor, yerimi görüyor, gizlilik ve aşikarlığımı biliyorsun. Benim sana gizli kalan hiçbir şeyim yoktur. Ben zavallı, fakir, imdat dileyen, eman dileyen, senden korkan, senden ürken ve suçunu ikrar edip, günahını itiraf eden kimseyim. Miskin kimse gibi senden dilekte bulunuyorum. Zelil kimse gibi sana yalvarıyorum. Sıkıntıya düşmüş korkak kimse gibi sana dua ediyorum. Boynunu sana bükmüş, gözyaşlarını senin için dökmüş kimse gibi sana yalvarıyorum. Cesedi sana boyun eğmiş, burnu senin için yere sürülmüş kimse gibi sana yakarıyorum. Allah'ım, sana yaptığım duam sebebiyle beni bahtsız kılma. Bana şefkat ve rahmet eden ol, ey kendisinden dilenilenlerin en hayırlısı ve dileği isaf edenlerin en hayırlısı olan Allah'ım." , İmam Ahmed b. Hanbel, Üsame b. Zeyd'in şöyle dediğini rivayet eder.:

"Arafat'ta Peygamber (s.a.v.)'in bineğinin terkisinde idim. Ellerini kaldırıp dua etti. Devesi boynunu öte tarafa çevirince yuları yere düştü. O da bir eli havada dua ederken, diğer eliyle uzanıp yuları aldı."

Hafız el-Beyhakî, İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.)'ı, Arefe'de dilencinin yemek isteyişi gibi elleri göğsünde dua eder vaziyette gördüm."

Ebu Davud et-Teyalisî, "Müsned" adlı eserinde Abbas b. Mirdas'-ın şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.), arefe günü akşamı ümmetinin bağışlanması ve merhamete nail olması için çokça dua etti. Allah da ona şöyle vahy gönderdi. "Bu dileğini yerine getirdim. Ancak birbirine haksızlık edenler müstasna. Onları affetmeyeceğim. Diğerlerinin benimle kendileri arasındaki günahlarına gelince, o günahları bağışladım."

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), şöyle dedi: "Ya Rab! Şu mazluma, haksızlıkla elinden alınan şeyden daha hayırlı bir sevap vererek o zalimi bağışlattırmaya muktedirsin."

O akşam Cenâb-ı Allah, Rasûlünün bu isteğine cevap vermedi. Ertesi sabah Müzdelife'de Rasûlullah duasını tekrarladı. Cenâb-ı Allah: "Ben onları da bağışladım." diye cevap verdi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) gülümsedi. Ashabından bazıları ona şöyle dediler:

- Ya Rasûlallah, gülümsemeyi âdet edinmediğin bir saatte gülüm-sedin. Bu neden?

Rasûlullah, buna cevaben dedi ki:

- Allah düşmanı İblis'ten dolayı gülümsedim. Ümmetimin bağışlanması için yaptığım duaya Cenâb-ı Allah'ın icabet ettiğini anlayınca kendi ölüm ve helakini isteyerek başının üzerine toprak saçarak çekip gitti."

Hafiz Ebu'l-Kasım et-Taberanî, Ubade b. Samit'in şöyle dediğini rivayet eder:

Arefe gününde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:

"Ey inananlar! Doğrusu Cenâb-ı Allah, bugünde size lütfetmiştir. Aranızdaki mali haksızlıklar dışında sizi bağışladı. Kötülük yapmış olanlarınızı, iyilik yapmış olanlarınıza bağışladı! İyilik yapmış olanlarınıza da dilediği şeyi verdi. Haydi, Allah'ın adıyla hareket edin."

Müzdelife'ye geldiklerinde Rasûlullah şöyle dedi:

"Doğrusu Cenâb-ı Allah, salih olanlarınızı bağışladı. Salih olanlarınızı, salih olmayanlarınıza şefaatçi kıldı. Rahmet iniyor. Onların tamamını kapsıyor. Sonra rahmet bütün yeryüzüne dağılıyor. Elini ve dilini muhafaza etmiş olan her tevbekarın üzerine iniyor. İblis ile askerleri, Arafat dağı üzerinde Cenâb-ı Allah'ın kendilerine ne yapacağını bekliyorlar. Rahmet inince o ve askerleri, ölüm ve helaklerini istiyorlar. Uzun zamandan beri onları, Müslümanların affedilecekleri ile korkutuyorum. Şimdi onlar (Müslümanların affedilmeleri yüzünden) kendi ölüm ve helaklerini isteyerek dağılıp gidiyorlar."