İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'a Beni Amir kabilesinin elçilik heyeti geldi. Bunların arasında Amir b. Tufeyl, Erbed b. Kays b. Cez' b. Halid b. Cafer ve Hayyan b. Selma b. Malik b. Cafer de vardı. Bu üç kişi, kendi kavimlerinin reisleri ve şeytanları idiler.
Allah düşmanı Amir b. Tufeyl, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldi. Ona suikast ve hıyanet yapmayı amaçlıyordu. Kavmi ona şöyle demişti:
- Ey Amir, İnsanlar Müslüman oldu. Sen de Müslüman ol.
Dedi ki:
- Vallahi bütün Arapları kendime bağlayıncaya kadar durmayacağıma yemin etmiştim. Ben mi bu Kureyşli gence bağlanacağım?
Böyle dedikten sonra dönüp Erbed'e şöyle dedi:
- Adamın yanma geldiğimiz zaman ben onun yüzünü senden başka tarafa çeviririm. Bunu yaptığım zaman onu kılıç ile öldür.
- Ey Muhammed, gel seninle yalnızca konuşalım. Hz. Muhammed (s.a.v.), ona şöyle dedi:
- Hayır, vallahi Allah'ın birliğine iman etmedikçe seninle yalnızca konuşmam.
- Ya Muhammed, gel seninle yalnızca konuşalım.
Onunla konuşmaya ve Erbed'den, ona söylediği şeyi yapmasını beklemeye başladı. Erbed, birşey tercih edemedi. Amir, Erbed'in yaptığı şeyi görünce Rasûlullah'a hitaben şöyle dedi:
- Ey Muhammed, gel seninle yalnızca konuşalım.
- Hayır, Allah'ın hiçbir ortağının olmadığına iman edinceye kadar seninle yalnızca konuşmam.
Rasûlullah (s.a.v.)in, onun isteğine muvafakat etmediğini görünce şöyle dedi:
- İşte vallahi elbette buraları sana karşı süvari ve piyadelerle dolduracağım!
Geriye döndüğü zaman Rasûlullah (s.a.v.):
- Ey Allahım, beni, Amir b. Tufeyl'e karşı koru, diye dua eti. Rasûlullah (s.a.v.)in yanından çıktıklarında Amir, Erbed'e şöyle dedi:
- Yazıklar olsun sana ey Erbed! Sana söylediğim şeyi niye yapmadın? Vallahi yeryüzünde bana göre senden daha korkunç bir adam yoktu. Yemin ederim ki, bu günden sonra artık asla senden korkmayacağım!
Erbed'de şöyle cevab verdi:
- Sana hiç aldırış etmem. Beni sıkboğaz etme, yemin ederim ki, yapmamı söylediğin şeyi yapmaya her yöneldiğimde sen benimle onun arasına giriyordun. Aramızda sendan başka birşey göremiyordum. Seni mi kılıçla vurup öldürseydim yani!
Beldelerine dönmek üzere yola çıktılar. Yolda iken Aziz ve Celil o-lan Allah, Amir b. Tufeylin boğazına veba hastalığını musallat etti ve Allah onu, Beni Selül kabilesinden bir kadının evinde misafir iken öldürdü. O ölürken şöyle demeye başladı:
- Ey Beni Amir! Beni Selül'den bir kadının evinde genç deveye isabet eden gudde gibi Öldürücü bir hastalıkla mı öleceksin?
İbn Hişam'm ifadesine göre o, şöyle demişti: "Deveye isabet eden ve öldürücü olan bir hastalıkla mı ve Selüllü bir kadının evinde bir ölümle mi öleceksin?"
Hafız el-Beyhakî, Zübeyr b. Bekkar kanalı ile Mevile b. Humeyl'-in şöyle dediğini rivayet eder:
"Amir b. Tufeyl, Rasûlullah (s.a.v.)'rn yanma geldi. Rasûlullah ona şöyle dedi:
- Ey Amir, Müslüman ol.
- Müslüman olursam ovalıklar benim, dağlıklar senin olsun... Olur mu?
- Hayır.
- Müslüman ol.
- Müslüman olursam ovalıklar benim, dağlıklar senin... Olur mu?
- Hayır.
Rasûlullah'm teklifini kabul etmedi. Dönüp gitti. Giderken şöyle diyordu:
- Allah'a yemin ederim ki Ey Muhammedi Sana karşı hızlı koşan atlar ve tüysüz delikanlılarla buraları doldururum. Her hurma ağacına da bir at bağlarım.
Rasûlullah (s.a.v.) da:
- Allahım, beni, Amir'e karşı koru ve kavmine hidayet nasib et, diye dua etti.
Oradan çıktı. Nihayet Medine sırtına vardığı zaman, kendi kavminden Selüliye denen bir kadına rastladı. Atından inip ona misafir oldu. Evinde uyudu. Orada iken boğazında bir gudde meydana geldi. Hastalandı, atının sırtına atladı, mızrağını eline alıp atını dörtnala koşturmaya başladı. Giderken şöyle diyordu: "Genç deveye isabet e-den gudde hastalığı ve Selüliyeli bir kadının evindeki bir ölümle mi öleceğim!" Böyle diyerek bir süre gitti. Sonra ölüp atından yere düştü."
Hanz Ebu Ömer b. Abdi'1-Ber, "el-İstiab" adlı eserinde sahabelerin isimlerinden bahsederken bu Mevile'den şöyle söz etmiştir: "Bu, Mevile b. Küseyf ed-Debabi el-Kilabi el-Arnirî olup, Beni Amir b. Sa-saa kabilesindendir. Yirmi yaşında iken Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma gelip Müslüman olmuş ve Müslüman olarak 100 sene daha yaşamıştır. Fesahatli bir kimse olduğu için kendisine iki dil sahibi denirdi. Kendisinden, oğlu Abdülaziz rivayette bulunmuştur. Abdülaziz, Amir b. Tufeyl'in kıssasını rivayet etmiş ve şöyle dediğini nakletmiştir: "Devenin boğazında meydana gelen gudde hastalığıyla mı Selüliyeli bir kadının evinde Öleceğim?"
Zübeyr b. Bekkar, Zamya binti Abdülaziz b. Mevile'den rivayet etti ki, Mevile, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma yirmi yaşında iken gelip Müslüman olmuş, onunla bey'atleşmiş, develerini Rasûlullah'a getirip sadaka olarak vermiştir. Sonra Ebu Hüreyre ile arkadaşlık yapmış ve Müslüman olarak 100 sene daha yaşamıştır. Fesahetli bir kimse olduğu için kendisine iki dil sahibi denirdi.
Ben derim ki: Açıkça anlaşılan şudur ki, Amir b. Tufeylin kıssası, Mekke fethinden önce cereyan etmiştir. Her ne kadar İbn İshak ile Beyhakî bunu Mekke fethinden sonraki bir hadise olarak nakletmiş-lerse de hakikatte fetihten önce cereyan etmiştir.
Hanz el-Beyhakî, el-Hakim kanalı ile Enes'ten Bir-i Maune kıssasını, Amir b. Tufeyl'in Haram b. Milhan'ı (Enes b. Malik'in dayısını) öldürüşünü ve Bir-i Maune ashabına hıyanet edişini, Anır b. Ümeyye dışında tamamının Öldürülüşünü anlatmıştır. Nitekim bu, önceki sayfalarda da geçmişti.
Evzaî, Yahya'nın şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.), otuz sabah boyunca Amir b. Tufeyl'e beddua etti ve şöyle dedi:
"Allahım, sen dilediğin şekilde beni, Amir b. Tufeyl'den koru ve onun hakkından gel. Onu öldürecek birşeyi ona gönder."
Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, Amir'e taun hastalığım musallat
etmişti."
Hemmam, İshak b. Abdullah kanalı ile Haram b. Milhan'm kıssa-sıyla ilgili olarak Enes'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Amir b. Tufeyl, Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip şöyle dedi: "Sana üç seçenek tanıyorum: Ova sakinleri sana, dağlıklarda yaşayanlar bana ait olsunlar ve senden sonra halifen de ben olayım. Eğer bunları kabul etmezsen Gatafan'dan 1.000 erkek, 1.000 de dişi doru at ile senin üzerine gelip, seninle savaşırım."
Ravi diyor ki: Amir, bir kadının evinde taun hastalığına yakalandı, ölürken şöyle dedi: "Devenin boğazına isabet eden gudde hastalığıyla mı falan oğullarından bir kadının evinde öleceğim! Bana atımı getirin." Böyle dedi, atma bindi ve atının sırtında öldü.
İbn İshak dedi ki: Sonra arkadaşları onu gömüp gizledikleri zaman yola çıktılar ve dağınık vaziyette Beni Amirin yurduna geldiler. Geldikleri zaman kavimleri onlara gelip şöyle dediler:
- Ey Erbed, arkanda ne haberler var?
- Vallahi hiçbir şey yapmadım. Bizi birşeye ibadet etmeye çağırdı. Şimdi onun benim yanımda olmasını ve ona ok atıp onu Öldürmeyi çok isterdim.
Böyle dedikten bir veya iki gün sonra devesine binip yola çıktı. Cenâb-ı Allah, bir yıldırım gönderdi ve devesiyle birlikte onu yaktı.
Erbed b. Kays, Lebid b. Rebia'nın ana bir kardeşi idi. Lebid, Erbed'in üzerine ağlayarak şu şiiri okudu:
"Zaman hiçbir kimseden vazgeçmez. Ne müşfik bir ana, babadan, ne de bir yavrudan.
Erbed'in ölümünden korkarım. Ne balık burcunun ne de aslan burcunun yıldızlarının dökülmesinden korkmam.
Ey benim gözüm, Erbed'e ağlamaz mısın? Biz ve kadınlar hüzün içinde kalktığımız zaman,
Eğer şerri üzerlerine tahrik ederlerse, onların bu tahrikine aldırış etmez veya hükümlerde adalet ederlerse adalet eder.
Tatlıdır, akıllıdır, dahidir, tatlılığında bir acılık vardır.
Bağırsakları ve ciğeri latiftir, incedir.
Ey benim gözüm, Erbed'e ağlamaz mısın? Şu zamanda ki, kış rüzgarları ağaçları eğer ve yapraklarım döker.
Sütü olmayan, sağılır bir deve oldu. Hatta müddetlerinin kalanları açılıncaya kadar.
Meşeliğin aslanından daha yiğittir, etlidir, tavlıdır, gözlerini yukarılara dikerek bakan biridir, işleri iyi görüp bilendir.
İyi koşan atlar, sırımlar gibi olduğu gecede göz bütün gayelerine varmaz.
Ağlayan kadınlar topluluğunda ağlamaya sebebtir. Tıpkı bitkisiz kırdaki genç geyikler gibidir.
Yıldırım şecaatli bir süvariye hoşa gitmeyen bir günde aniden bana musibet eriştirdi.
Musibete ermiş olarak geldiği zaman soyulmuşu cebren soyan so-yucuya, eğer geri dönerse döner. Bahşişi çok olur ve gayret ve meşakkat zamanı artar.
Nitekim az ot veren bahar yağmurunun bitirmesi gibi.
Beni Hurre'nin hepsinin varacağı yer azdır. Her ne kadar sayıca çok iselerde bu böyledir.
Eğer durumlar iyileşirse, bu geçici halleri değişir.
Eğer bir gün çoğahrîarsa kökleri kesilir."
İbn Ishak, Lebid'in, kardeşi Erbed b. Kays üzerine ağıt dökerek söylediği birçok şiirleri nakletmiştir. Ancak biz burada konuyu kısa kesmek için o şiirleri nakletmedik. Bizi doğruya eriştirecek olan yüce Allah'tır.
İbn Hişam, Zeyd b. Eşlem kanalı ile îbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet eder:
"Yüce Allah, Amir ile Erbed hakkında şu ayetleri inzal buyurdu: "Allah, her dişinin rahminde taşıdığını, rahimlerin düşürdüğünü
ve alıkoyduğunu bilir. Onun katında her şey bir ölçüye göredir.
Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'a göre, aranızdan sözü gizleyen ile, açığa vuran ve geceye bürünerek gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.
Ardında ve Önünde insanoğlunu takip edenler vardır. Allah'ın emriyle onu gözetirler." (er-Ra'd, 811.)
Burada korunan kimse sözü ile, Muhammed (s.a.v.) kastedilmiştir."
İbn Hişam, daha sonra Erbed'ten ve öldürülüşünden bahsetmiştir. Bu konuda yüce Allah, şu ayetleri inzal buyurmuştur:
"Allah bir milletin fenalığını dileyince artık onun önüne geçilmez. Onlar için Allah'tan başka hami de bulunmaz.
Korku ve ümide düşürmek için size şimşeği gösteren, yağmurla yüklü bulutları meydana getiren O'dur.
Onu, gök gürlemesi hamd ile, melekler de korkularından teşbih ederler. Onlar pek kuvvetli olan Allah hakkında çekişirken, O, yıldırımları gönderir de onlarla dilediğini çarpar." (er-Ra'd, 11-13.)
Ben derim ki: Bu ayet-i kerimeler hakkında er-Ra'd sûresinde gerekli açıklamaları yapmışızdır. Hamd ve minnet Allah'a mahsustur.
Biz de Hafız Ebu'l-Kasım Süleyman b. Ahmed et-Taberanî tariki ile İbn Abbas'ın. şöyle dediğini rivayet ettik:
Erbed b. Kays b. Gez' b. Halid b. Cafer b. Kilab ile Amir b. Tufeyl b. Malik Medine'ye, Rasûlullah (s.a.v.)'ı görmek üzere geldiler. Yanına girdikleri zaman Rasûlullah oturmaktaydı. Onlar da geçip karşısına oturdular. Amir b. Tufeyl:
- Ya Muhammedi Müslüman olursam bana ne verirsin? diye sordu.
Rasûlullah:
- Müslüman olursan, sen de diğer Müslümanların kar ve zararına ortak olursun. Onlarla aynı haklara sahip olur, aynı yükümlülüklere tabi olursun, dedi.
Amir b. Tufeyl:
- Müslüman olursam, senden sonra yerine geçmem için bana söz
verir misin? diye sordu.
Rasûlullah:
- Bu iş, ne senin, ne de kavminin yapabileceği bir iş değildir. Sen
ancak göçebe Arapları idare edebilirsin, diye cevap verdi.
O da:
- Zaten şimdilik ben Necid'in göçebe.Araplarma hakim bulunuyorum. Sen bana bütün göçebe Arapların idaresini ver. Şehirlerin idaresi sana kalsın, dedi.
Rasûlullah:
- Böyle şey olmaz, dedi.
Amir b. Tufeyl ile Erbed b. Kays, Rasûlullah'm yanından ayrılırlarken Amir b. Tufeyl:
- Allah'a yemin ederim ki ben, Medine'yi piyade ve süvarilerle dolduracağım, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.):
- Allah sana o fırsatı vermez, dedi.
Amir ile Erbed çıktıktan sonra Amir, Erbed'e:
- Ey Erbed! Gel, şunun yanına bir daha girelim. Ben onu konuşturup oyahyayım, sen de onu arkadan kılıçla vur. Eğer biz onu öldü-rürsek arkadaşları bizimle savaşmayı göze alamaz ve bizden onun kan bedelini almaktan başka birşey yapamazlar, dedi.
Erbed de:
- Peki, dedi ve geri döndüler. Amir, Rasûlullah (s.a.v.)'a:
- Ya Muhammedi Kalk, seninle birkaç söz konuşacağım, dedi. Rasûlullah (s.a.v.) da ayağa kalktı. İkisi duvara dayalı vaziyette
konuşmaya başladılar. Erbed, bu sırada kılıcını çekmek için kabzasına elini koyunca, eli oraya yapışıp kaldı. Kılıcı bir türlü çekemedi. Amir ise sabırsızca çekmesini bekliyordu. Rasûlullah (s.a.v.) arkasını dönüp Erbed'in kılıcını çekmek için uğraştığını görünce, yanlarından ayrıldı. Erbed ile Amir de Medine'den çıkıp Harre'ye varınca atlarından indiler. O sırada Sa'd b. Muaz ile Üseyd b. Hudayr yanlarına gelip onlara:
- Ey Allah'ın düşmanları! Buradan defolup gidin! Allah size lanet etsin, dediler.
Amir:
- Ey Sa'd! Bu kimdir? diye yanındaki arkadaşını sordu. Sa'd da:
- Bu adam, orduları bozan Üseyd b. Hudayr'dır. dedi.
Bundan sonra Amir ile Erbed, atlarına binip oradan ayrıldılar. Medine'nin yakınında bulunan Rakam adlı yere vardıkları zaman, Erbed'e bir yıldırım çarptı ve kömür gibi oldu. Amir de Cerim'e vardığı zaman, Allah ona bir çıban musallat etti. Akşam olunca Beni Selül kabilesinden bir kadının evine konuk oldu. Sabaha kadar parmağını boğazına sokup çıbanı sıkıyor ve:
- Bir deve çıbanından, Beni Selül kabilesinden bir kadının evinde Ölüyorum, diye hasret çekiyordu. Sonra atma binip yola çıktıysa da, atın sırtında can vedi. Bu olay üzerine yüce Allah, şu ayet-i kerimeleri inzal buyurdu:
"Allah, her dişinin rahminde taşıdığını, rahimlerin düşürdüğünü ve alıkoyduğunu bilir. Onun katında herşey bir ölçüye göredir.
Görüleni de, görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi büyük Allah'a
göre, aranızdan sözü gizleyen ile açığa vuran ve geceye bürünerek
gizlenip gündüzün ortaya çıkan arasında fark yoktur.
Ardında ve önünde insanoğlunu takip edenler vardır. Allah'ın
eraril le onu (yani Rasûlullah'ı) gözetirler." (er-Ra'd, a-ıı.) Sonra ravi, Erbed'i ve ölümünü hatırlayıp şöyle dedi: "O, yıldırımları gönderirde onlarla dilediğim çarpar." Bu ifadelerden de anlaşıldığı gibi Amir ile Erbed'in hadisesi, Sa'd
b. Muaz'm da anlattığı gibi Mekke fethinden önce cereyan etmiştir.
Doğrusunu Allah bilir.

