Vakidî, Abdullah b. Muhammed b. Ömer el-Cumahî kanalı ile Ebu Vecze es-Sa'dî'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.), hicri dokuzuncu senede Tebük gazvesinden döndüğü zaman Beni Fezare kabilesinden on küsur kişiden oluşan bir heyet onun yanma geldi. Bu heyette Harice b. Hısn, Haris b. Kays b. Hısn da vardı. Haris, onların yaşça en küçüğü idi. Cılız bir bineğe binmişti. İslâmiyet'i kabul ederek gelmişlerdi. Rasûlullah (s.a.v.) onlara, beldelerinin durumunu sordu. Onlardan biri şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, beldelerimiz kıtlığa maruz kaldı. Davarlarımız helak oldu. Çevremiz kuraklaştı. Çoluk çocuğumuz aç kaldı- Bizim için Allah'a dua et.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), minbere çıkıp dua etti ve şöyle dedi:
- Allahım, beldelerim canlandır. Allahım, bol, doyurucu, ekin bitirici, her tarafı kapsayıcı, geniş, gecikmesiz, hemen bir yağmur yağdır bize^ Faydalı olsun, zararlı olmasın. Allahım, bize azap suyu değilde, rahmet suyunu yağdır. ÂHahım, bu yağmur evlerimizi yıkmasın, kimseyi boğmasın, Eksiltip helak etmesin. Allahım, bize yağmur yağdır ve bizi düşmanlara muzaffer kıl."
Ravi diyor ki: Yağmur yağdı, o kadar çok yağdı ki, gökyüzünü açık seçik bir şekilde göremez oldular. Bunun üzerine Rasûluüah (s.a.v.) tekrar minbere çıkıp dua etti ve şöyle dedi:
- Allahım, bu yağmuru üzerimize değil de çevremize yağdır. Tepelere ve yayvan dağlıkların üzerine, vadilerin içlerine ve ağaçların bittiği yerlere yağdır.
Bunun üzerine Medine üzerindeki bulutlar bir kumaş parçası gibi açılıp gitti.

