El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Bunlardan Başka Bazı Asîlerin Savaştan Geri Kalmaları

"Savaştan geri kalanların bir kısmı da, suçlarını itiraf ettiler. Onlar iyi işi kötüyle karıştırmışlardı. Allah'ın onların tevbesini kabul etmesi umulur. Çünkü O, bağışlayandır, merhamet edendir." (etTevbe,102.) Ali b. …

"Savaştan geri kalanların bir kısmı da, suçlarını itiraf ettiler. Onlar iyi işi kötüyle karıştırmışlardı. Allah'ın onların tevbesini kabul etmesi umulur. Çünkü O, bağışlayandır, merhamet edendir." (etTevbe,102.)

Ali b. Talha el-Valibî, İbn Abbas'm bu ayetle ilgili olarak şöyle dediğini rivayet eder:

"Savaştan geri kalan bu kimseler, oniki kişi idiler. Tebük gazvesinden geri kalmışlardı. Rasûlullah (s.a.v.)'m Medine'ye dönüşü esnasında bunlardan yedi kişi kendilerim Mescid-i Nebevi'nin direklerine bağladılar. Rasûlullah (s.a.v.) önlerinden geçince:

- Bunlar kimlerdir? diye sordu.

Dediler ki:

- Bunlar Ebu Lübabe ile arkadaşlarıdır. Savaşta seninle birlikte bulunmadılar. Savaştan geri kaldılar. Mazeretlerini kabul edip, onları serbest bırakmcaya kadar kendilerim bu direklere bağlı tutacaklar. Rasûlullah buyurdu ki:

- Allah'a yemin ederim ki, yüce Allah onları serbest bırakmadıkça ben onları salıvermem ve mazeretlerini de kabul etmem. Onlar benden yüz çevirdiler. Müslümanlarla birlikte savaşmaktan geri kaldılar.

Rasûlullah'm bu cevabı kendilerine ulaşınca şöyle dediler:

- Allah bizi sahvermedikçe biz kendimizi bu direklerden çözmeyiz!

Bunun üzerine yüce Allah, şu ayeti inzal buyurdu: "Savaştan geri kalanların bir kısmı da suçlarını itiraf ettiler. Onlar iyi işi kötüyle karıştırmışlardı. Allah'ın onların tevbesini kabul etmesi umulur. Çünkü O, bağışlayandır, merhamet edendir." (et-Tevbe;

102.)

Bu ayet-i kerimede geçen ve "umulur ki" diye tercüme ettiğimiz "Asa" kelimesi, Allah hakkında kullanıldığında vaciplik ifade eder.

Onlar hakkında bu ayet nazil olduğunda Rasûlullah (s.a.v.), onları direklerden çözüp salıverdi ve mazeretlerini kabul etti. Onlar da mallarını getirip:

- Ya Rasûlallah, bunlar bizim mallarımızdır. Bunları bizim adımıza sadaka olarak ver ve bizim için mağfiret dile, dediler.

Rasûlullah (s.a.v.):

- Malınızı almakla emrolunmadım, dedi.

Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayetleri inzal buyurdu:

"Ey Muhammedi Mallarının bir kısmım, kendilerini temizleyip arıtacak sadaka olarak al. Onlara, dua et; senin duan onlar için bir güvendir. Allah işitir ve bilir.

Allah'ın, kullarının tevbesini kabul ettiğini, sadakalar aldığını, Allah'ın tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğunu bilmiyorlar mı?

De ki: "İstediğinizi işleyin; Allah, peygamberi ve müminler işlediklerinizi görecektir. Hepiniz, görülmeyeni ve görüleni bilen Allah'a döndürüleceksiniz. O size, işlediklerinizi bildirecektir.

Savaştan geri kalanların bir kısmının işi de Allah'ın buyruğuna kalmıştır. Allah onlara ya azab eder veya tevbelerini kabul eder. O bilendir, hakimdir," (et-Tevbe, 103-106.)

Sonuncu ayetle sözü edilen, yani işleri Allah'ın buyruğuna kalan kimseler, kendilerini Mescid-i Nebevinin direklerine bağlamayan kimselerdir. Bunların hükmü, şu ayet-i kerimenin nüzulüne kadar ertelenmişti: -

"Andolsun ki, Allah, sıkıntılı bir zamanda bir kısmının kalbleri kaymak üzere iken peygambere uyan Muhacirlerle Ensâr'm ve peygamberin tevbelerini kabul etti. Tevbelerini, onlara karşı şefkatli ve merhametli olduğu için kabul etmiştir." (et-Tevbe, 117.)

Atiyye b. Said el-Avfî de İbn Abbas'tan böyle bir rivayette bulunmuştur.

Said b. Müseyyeb, Mücahid ve Muhammed b. İshak da Ebu Lübabe' nin kıssasını ve Kurayza gününde yaptığı işi, kendini direğe bağlayışını, tevbesi kabul edilinceye kadar bağlı kalışım anlatırlar. Sonra o, Tebük gazvesinden geri kalmış, yine tevbesi kabul edilinceye kadar kendini direkte bağlı tutmuştur. Tevbesi kabul edilince malının içinden sıyrılarak bütün malını sadaka olarak vermek istemiş, ancak Rasûlullah (s.a.v.):

- Bunun için üçte birini vermen sana yeterli olur, demişti. "Savaştan geri kalanların bir kısmı da suçlarım itiraf ettiler..,."

ayet-i kerimesinin Ebu Lübabe hakkında nazil olduğunu Mücahid ve İbn İshak söylemişlerdir.

Said b. Müseyyeb dedi ki: Bundan sonra Ebu Lübabe1 den hayatı boyunca iyilikten ve hayırdan başka birşey görülmedi. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnud kılsın.

Ben derim ki: Mücahid, İbn İshak ve Said b. Müseyyeb, Ebu Lübabe ile birlikte arkadaşlarını zikretmemişler, sadece onu söylemekle yetinmişlerdir. Çünkü o, arkadaşlarının lideri idi. Nitekim İbn Ab-bas'm ifadeleri bunu teyid etmektir. Doğrusunu Allah bilir.

Hafız el-Beyhakî, Ebu Ahmed ez-Zübeyrî tarikiyle İbn Mesud'un şöyle dediğim rivayet eder:

"Rasûlullah (s.a.v.), bize hitabta bulunarak şöyle buyurdu:

- Sizden bazıları münafıktır. Kimin adını söylersem o ayağa kalk sın. Ey falan ayağa kalk, ey falan ayağa kalk, ey falan sen de ayağa kalk!

Böylece otuzaltı kişinin adım saydı, sonra şöyle buyurdu:

- Sizde (veya sizden) münafıklar vardır. Allah'tan afiyet dileyin." İbn Mesud dedi ki: Hz. Ömer, yüzü peçeli bir adama uğradı. İkisi

arasında tanışıklık vardı. Hz. Ömer'e: "Durumun nedir?" diye sordu. O da Rasûlullah (s.a.v.)'m sözlerini nakletti. Bunun üzerine o: "Bugünden sonra artık uzak ol." dedi.

Ben derim ki: Tebük gazvesinden geri kalan kimseler dört kısma ayrılırlar:

1- Emir üzerine savaşa katılmayan ve bu sebeple sevablanm alan kimseler. Ali b. Ebi Talib ile Muhammed b. Mesleme ve İbn Üm-mü Mektum gibi.

2- Mazeretleri sebebiyle savaşa katılamayanlar: Bunlar da zayıf ve hasta kimselerdir.

3- Yoksul olupta binek bulamadıkları ve teçhizatları olmadıkları için savaşa gidemeyenler. Bunlar, Rasûlullah'm yanma gelip binek istediklerinde bulamadıkları için ağlamışlardı.

4- Asi ve günahkar olan kimseler. Bir de Ebu Lübabe ile anılan arkadaşları ve ayrıca kınanan, yerilen münafıklar.