Yunus b. Bükeyr, İbn İshak'm şöyle dediğini rivayet eder:
Sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m seferi açık ve belli oldu. Yola koyulmaya karar verdi. Perşembe günü yola koyulduğunda askerim Seni-yetul-Veda üzerinden yürüttü. Yanında 30.000'i aşkın insan vardı. Allah düşmanı Abdullah b. Übey, askerlerini onun aşağı taraflarındaki yoldan yürüttü. Denildiğine göre onun askerleri, İslâm askerlerinden az değildi. Rasûlullah (s.a.v.) yürüdüğü zaman Abdullah b. Übey, ondan ayrılan münafıklardan şüphe erbabı ile birlikte ayrılıp geri kaldı.
ibn Hişam dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Medine'de yerine vekil olarak Muhammed b. Mesleme elEnsarî'yi vali tayin etti. ed-Deravar-dî'nin anlattığına göre Tebük savaşma gidildiği esnada Rasûlullah (s.a.v.), Medine'de yerine Siba b. Urfuta'yı vali tayin etmiştir.
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Ali b. Ebi Talib'i ailelerine bakmak için Medine'de bıraktı ve ona, onların arasında kalmasını emretti. Bunun üzerine münafıklar, bu konuda yalan haberler uydurup şöyle dediler: "Ali'yi ağır hareket ettiğinden ve kendisi de böylece ondan kurtulup hafiflemek istediğinden Medine'de bıraktı."
Münafıklar böyle dedikleri zaman Ali b. Ebi Talib, silahını alıp yola çıktı. Raaûlullah (g,a,v.)'a Ot&f d© mola vtîinişksn vardı ve münafıkların yaptıkları dedikoduyu anlattı. Bagûlullâh (s,a,v.) da ©na şöyk dedi:
- Yalan söylemişler, ben seni arkamda bıraktığım şeyler için geri bıraktım. Geri dön, ailemin ve ailemin yanında kal ©y Alil Harun'un Musa'ya kardeş olduğu gibi bana kardeş olmak istemiz milin? Fakat benden sonra bir peygamber daha gelmeyecektir,
Bunun üzerine Hz, Ali, Medine'ye geri döndü, Basûlullah (i.a.v.) da yolculuğuna devam etti,
Ebu Davud et-Teyalkî, MMüsned"inde Şube v§ Hakim kanalı üt Sa'd'ın şöyle dediğini rivayet eder; "Rasûlullah (a.a.y.), Tebük gazvesine giderken Âli b, İbi T&lib'i Medine'de bıraktı. Ali ona;
- Ya Rasûiallah, beni çocuklarla kadınların arasında mı bırskı= yorsun? diye sordu,
Rasûlullah (s.a.v,), ona şu cevabı yerdi:
- Musa'nın Harun'a kardeş oluşu gibi g§n de bana kardtş olmak istemez misin? Ancak benden nonra bir peygamber gelmeyecektir,"
îmam Ahraed b, Hanb©l, Kuteybe b. Said kanalı ili Âmir'in baba= sı Sa'd'm şöyle dediğini rivayet eder;
"Bir gazvede Rasûiullah Cs.a.v,), Ali'yi Medine'de bırakmıştı, lu= nun üzerine Ali de ona:
- Ya Rasûlallah, beni çocuklar ve kadınlarla beraber g§ride mi bırakıyorsun? diye sorunca, Raıûlnlİ&h (s.a,v,)'m ona şöyle dediğini i-şittim:
- Harun'un Musa'ya kardeş olmağı gibi, senin de bana kardsş olmana razı değil roisin? Ancak benden sonra peygamber yoktur."
îbn îshak dedi ki; "Ebu Haysem'e, Ragûluİİah (s,a.v,) ili birkaç gün yürüdükten sonra çok sıcak bir günd© ailesine geri döndü, İM kâ= rısım bahçesindeki gölgelik altında buldu. Her biri gölgeliğini döş§* miş, kendisi için orada su soğutmuş ye yemek hâmrlamıştı, Bahçtyi girdiği zaman gölgeliğin kapısı önünde dikildi ve iki kanıma baktı, Onların kendisi için yaptıklarını görünce şöyle dedi;
- RasûMlah (g,a,v,\ güneşte, rüzgarda ve mcakta sUum, Wbu Hayseme ise serin bir gölgede olsun, yemeği de hazırlanmış v© olan malının içinde güzel kanmyla birlikte öliua». Bu, insaf Vallahi sizin ikinizden hiç birinizin gölgeliğine girtegk değilim. Mutlaka Rasûiullah (g,a,v,)'a ^dip kavuşacağım. Siz basa azık hasırlayın.
Onlar, Ebu Hayseme'nin emrini yerine getirdiler, Bonm bintk erkek devesi ile yola çıktı, RasâJullah (g,â,v,)'ı anyordtt, İkM ne arkadaş oldular ve Tebük'e yaklaştıkları zaman Ebu Hayseme
(Bu bölüm eksiktir)
tır. Eğer onda hayır yoksa, Allah sizi ondan kurtarıp rahata erdirecektir.
Bbu Zerr devesini bekledi. Onu geciktirince eşyasını alıp sırtına vurdu. Sonra yaya olarak Rasûlullah (s.a.v.)'m gittiği yolu izlemeye başladı. Rasûlullah (s.a.v,), bir konak yerinde mola vermekte iken Müslümanlardan biri etrafa bakarken şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, şu adam yolda yaya olarak geliyor. Rasûlullah (s.a.v.):
- Eba Zerr'dir, dedi. Oradakiler yolda gelmekte olan adama iyice bakınca:
- Ya Rasûlallah, vallahi bu Ebu Zerr'dir, dediler. Rasûlullah (s.a.v.) da şöyle buyurdu:
"Allah, Ebu Zerr'e rahmet etsin. Yalnız başına yürür, yalnız başına ölür, yalnız başına diriltilir (hasredilir)."
Aradan zaman geçti. Bir ara Ebu Zerr, Rabza'ya sürgün edildi. Ölüm vakti geldiğinde karısına ve kölesine şu vasiyette bulundu:
- Ölürsem beni geceleyin, yıkayıp kefenleyin. Sonra beni yol ortasına koyun. Yanınızdan geçen ilk kervana deyin ki; işte bu, Ebu Zerr'dir!
Ölünce vasiyeti gereğince onu geceleyin yıkayıp kefenlediler ve yol ortasına bıraktılar. Birde baktüarki, bir kervan geliyor. Kervanı tanımıyorlardı. Nihayet üzengileri, Ebu Zerr'in tabutunun kenarına değdi. Bir de baktılar ki İbn Mesud, Kufelilerle birlikte gelmiş. İbn Mesud, sordu:
- Bu nedir?
- Ebu Zerr'in cenazesidir!
Bunun üzerine İbn Mesud, ağlamaya başladı ve şöyle dedi:
"Rasûlullah (s.a.v.), gerçekten doğru söylemiş: "Allah, Ebu Zerr'e rahmet etsin. Yalnız basma yürür, yalnız başına ölür, yalnız başına diriltilir (hasredilir)."
Böyle dedikten sonra bineğinden indi. Bizzat onu kendisi defnetti."
"Sıkıntılı bir zamanda peygambere uyanlar..." (et-Tevbe, 117.) ayet-i kerimesi ile ilgili olarak İmam Ahmedb. Hanbel, Abdürrezzak kanalı ile Abdullah b. Muhammed b. Akil'in şöyle dediğini rivayet eder: "Te-bük gazvesine gidilirken iki, üç kişi bir deveye binip gidiyorlardı. Çok şiddetli bir sıcakta yola çıkmışlardı. Susamışlar, öyle ki, develerini kesiyor ve kirişlerim çıkararak içindeki suları emiyorlardı. Tebük gazvesi azık, yiyecek, içecek ve binek bakımından çok sıkıntılı bir gazve olmuştu."
Uah b. Vehb, Amr b. Haris kanalı ile Abdullah b. Abbas'm
«Ömer b. Hattab'a: "Bize sıkıntı zamanının (Tebük gazvesinin) durumunu anlat," denilince o, şöyle cevab verdi:
Çok sıcak bir zamanda Tebük yolculuğuna çıktık. Bir menzile varıp konakladık. Orada aşırı derecede susadık. Öyle ki, boyunlarımızın kopacağını sandık. Bizden biri devesini aramaya gidipte geri döndüğünde neredeyse boynunun kopacağım sanıyordu. Bazı adamlar develerini boğazlıyor, dışkısını sıkıyor, ondan süzülen suyu içiyor, kalan kısmım da ciğerinin üzerine koyuyordu. Ebu Bekir es-Sıddık dedi ki:
- Ya Rasûlallah, Allah seni hayır dua yapmaya alıştırmış tır. Bizim için Allah'a dua et.
- Ey Ebu Bekir, sen bunu ister misin?
- Evet.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), ellerini göğe kaldırdı. Yağmur yağmcaya kadar ellerini havada tuttu. Hafif bir yağmur yağdı. Sonra yağmur sağanak halinde yağmaya başladı. Ashab beraberlerindeki kablarına su doldurdu. Sonra gidip baktık ki, yağmur nerelere düşmüş. Ordugahın dışına yağmur yağmadığım gördük.»
İbn İshak şöyle dedi: "Asım b. Ömer b. Katade, kendi kavminden bazı adamlardan naklederek bana şöyle haber verdi: Rasûlullah ve sahabeler, Hicr mevkiinde iken bu hadise meydana gelmişti ve sahabeler, beraberlerindeki bir münanka şöyle demişlerdi:
- Yazıklar olsun sana. Bundan sonra daha ne kaldı ki, inanmıyorsun?
O da şu cevabı verdi:
- Bu gördüğünüz bulut, geçip giden bir buluttan başkası değildir. Yine İbn İshak'm anlattığına göre Rasûlullah (s.a.v,)'m devesi kaybolmuş, ashab onu aramaya gitmişti. Rasûlullah (s.a.v.) da yanı başında olan Umare b. Hazım el-Ensârî'ye şöyle dedi: "Adamın biri diyor ki; Muhammed size kendisinin bir peygamber olduğunu haber veriyor. Size göğün durumunu haber verdiğini iddia ediyor. Oysaki, devesinin nerede olduğunu bilmiyor!
Vallahi ben, Allah'ın bana bildirdiğinden başka birşey bilemem. Allah, bana o devenin yerini gösterdi. O deve şu vadidedir. Yuları bii ağaca takıldığı için orada ahkonmuştur."
Sahabeler de gidip deveyi getirdiler. Umare b. Hazım da kend yandaşlarının yanına döndü ve Rasûlullah (s.a.v.)'ın, aleyhinde konu şan adamın sözünden haberdar olduğunu onlara bildirdi. Bunun üzç rine Umare'nin takımında bulunan bir adam şöyle dedi: "Bu sözü ar cak Zeyd b. Lusayt söylemiştir." Zeyd, gelmeden önce Umare'nin tak mında idi. Bunun üzerine Umare, Zeyd'in yanma gitti. Onun boynı na dürterek şöyle dedi:
- Benim takımımda bir bela varmış da bilmiyormuşum.

