El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

İbn İshak dedi ki: Peygamber (s.a.v.), Tebük'te on küsur gece kaldı. Daha fazla kalmadı. Oradan ayrılarak Medine'ye döndü. Yolda kayalardan damlayan bir su sızıntısı vardı ki,bu bir, iki veya üç süvarinin su ihtiyacına …

İbn İshak dedi ki: Peygamber (s.a.v.), Tebük'te on küsur gece kaldı. Daha fazla kalmadı. Oradan ayrılarak Medine'ye döndü.

Yolda kayalardan damlayan bir su sızıntısı vardı ki,bu bir, iki veya üç süvarinin su ihtiyacına ancak yeterdi. Vadi-i Muşakkak denilen bir vadide idi. Peygamber (s.a.v.) şöyle dedi:

- Bizden, kim önce bu vadiye giderse, biz ona varıncaya kadar ondan su almasın.

Münafıklardan bir topluluk, o suya önce ulaştı ve vadinin içinde bulunan suyu aldılar. Hz. Peygamber gelip suyun başında durduğu zaman orada birşey göremedi ve:

- Bu suya bizden önce kim gelmiş? diye sordu. Ona denildi ki:

- Ya Rasûlallah, falan ve filan geldiler.

- Ben onun yanma varıncaya kadar ondan su almalarım yasaklamamış mıydım?

Böyle dedikten sonra Peygamber (s.a.v.), onlara lanet edip bedduada bulundu. Sonra indi ve elini su sızan kayanın altına koydu. Elinden,, Allah'ın akmasını dilediği miktarda su akmaya başladı. Sonra suyu oradan akıttı ve orayı eliyle sıvazladı. Allah'ın dua etmesini dilediği kadar dua etti. Bunun üzerine kayada bir yarılma oldu. Orada olanın rivayetine göre yıldırımlardan işitilen bir ses gibi sesi vardı. Millet o sudan içti, su ihtiyaçlarını karşıladılar. Peygamber (s.a.v.) de şöyle buyurdu:

- Eğer yaşarsanız veya sizden yaşayanlar olursa, işte bu vadiyi,

Önünde ve ardında yemyeşil, bereketli bir yer olarak göreceksiniz.

İbn İshak, Muhammed b. İbrahim b. Haris et-Teymî kanalı ile Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet eder:

Ben, Peygamber (s.a.v.)'le birlikte Tebük gazvesinde iken bir gece aniden kalktım. Ordugahın bir tarafında ateşten bir alev gördüm. Onun peşine düştüm ki, ne olduğunu göreyim. Bir de baktım ki, Peygamber (s.a.v.), Ebu Bekir ve Ömer oradalar. Abdullah Zü'1-Bicadeyn el-Müzenî ölmüştü. Onun için mezar kazıyorlardı. Peygamber (s.a.v.), onun mezarı içinde idi. Ebu Bekir ve Ömer de ona yaklaşmaktaydılar. O şöyle diyordu:

- Kardeşinizi bana yaklaştırın.

Onlar da onu ona yaklaştırdılar. Onun mezarını ona hazırladığı zaman şöyle dedi:

- Ey Allahım, ben ondan razı oldum. Sen de ondan razı ol. Ben: "Keşke kazılmış mezarın sahibi ben olsaydım." dedim.

İbn Hişam dedi ki: O zata Zü'1-Bicadeyn adı verilmesinin sebebi şu idi: O İslâm'a girmek istiyordu. Kavmi ise onu bundan menediyor-du. Onu sıkıştırdılar. Nihayet onu bicad (kaba bir elbise) içinde bıraktılar. Üzerinde başka birşey yoktu. O da Peygamber (s.a.v.)'in yanına kaçtı. Ona yaklaştığı zaman bicadım ikiye yarıp ayırdı ve birini izar, yani don edindi. Diğerim de üzerine aldı. Sonra Peygamber (s.a.v.)'e geldi ve ona bundan ötürü Zü'1-Bicadeyn (iki bicad sahibi) denildi.

îbn İshak, İbn Şihab ez-Zührî kanalı ile Ebu Ruhm el-Gifarî'nin kardeşi oğlundan naklen rivayet etti ki, (Rıdvan ağacı altında Peygamber (s.a.v.)'e bey'at edenlerden biri olan) Ebu Ruhm Külsüm b. Husayn şöyle demiştir:

"Peygamber (s.a.v.)'le birlikte Tebük gazvesinde savaştım. Bir gece onunla birlikte yürüdüm. Biz Ahdar'da Peygamber (s.a.v.)'e yakın bir durumda idik. Allah bana bir uyku verdi. Uyandığım zaman baktım ki, benim bineğim Peygamber (s.a.v.)'in yüküne yaklaşmıştır. Onun ona yaklaşması beni korkutuyordu. Çünkü onun ayağı benim bineğimin kayış üzengisine takılabilirdi. Bunun üzerine benim bineğimi ondan uzaklaştırmaya başladım. Nihayet yolun bir yerinde uyku, gözlerimi yendi. Geceden hayli zaman geçmişti. Benim bineğim Peygamber (s.a.v.)'in bineğini sıkıştırdı. Onun ayağı ise üzengide idi. Ben ancak onun "acındım." sözüyle uyandım ve dedim ki:

- Ya Rasûlallah, benim için istiğfar et

Oda:

- Yürü, dedi.

Peygamber (s.a.v.) benden, Beni Gifar kabilesinden olup da savaştan geri kalanların durumunu sormaya başladı. Ben de ona, onların durumlarını anlatıyordum. O bana şöyle sordu:

- Kırmızı, uzun, köse sakallı kişiler ne yaptılar?

Ben onların ayrılmalarını ve savaştan geri kalmalarım kendisine anlattım. Bana şöyle dedi:

- Siyah, kıvırcık saçlı, kısa kişiler ne yapıyorlar? Dedim ki:

- Vallahi içimizde öyle kimseleri tanımıyorum.

- Evet, sizde onlar vardır.

Onları, Beni Gifar kabilesinin içinde hatırlamaya çalıştım. Ama hatırlayamadım. Nihayet hatırladım ki, onlar Eşlem kabilesinden bir topluluktur. Onlar bizim içimizde müttefiklerimiz idiler. Dedim ki: - Ya Rasûlallah, onlar Eşlem kabilesinden bir topluluktur. Bizim içimizde müttefiki erimi zdirler.

Peygamber (s.a.v.) de şöyle buyurdu:

- Onlardan her hangi biri geri kaldığında Allah için çalışan bir Müslümanm onun devesine binmesini engellemedi. Asıl bana zor gelen, Muhacirlerin, Ensâr'm, Gifar'm ve Eslem'in geri kalmasıdır,"

Ibn Lehia, Ebu'l-Esved tarikiyle Urve b. Zübeyr'in şöyle dediğini rivayet eder:

"Peygamber (s.a.v.), Tebük'ten Medine'ye dönerken münafıklardan bir topluluk onu öldürmek için suikast girişiminde bulundu ki, onu, boğazın başından aşağıdaki yola atsınlar. Onlann bu suikast planlan Peygamber (s.a.v.)'e haber verildi. O da, insanların vadiden gitmelerini emretti. Kendisi ise boğazın üst taraflarına çıktı. Suikastçılar yüzlerine peçe takarak onunla birlikte yukarılara doğru çıktılar. Peygamber (s.a.v.), Ammar b. Yasir ile Hüzeyfe b. Yeman'a kendisi ile birlikte yürümelerini emretti. Ammar, devesinin yularını tutmuş, Hüzeyfe de arkadan deveyi güdüyordu.

Bir ara onlar böyle yürümekteler iken, bir de baktılar ki, suikastçılar onları kuşattılar. Peygamber (s.a.v.) Öfkelendi. Hüzeyfe de öfkesini açığa vurdu. Ucu eğri bastonu elindeydi. Üzerlerine gitti. Bastonuyla onların bineklerinin yüzüne vurdu. Hüzeyfe'yi gördüklerinde gizledikleri büyük suikast planının açığa çıktığını zannettiler. Kaçıp insanların arasına karıştılar.

Hüzeyfe geri döndü. Peygamber (s.a.v.)'in yanma vardı. Peygamber (s.a.v.), Hüzeyfe ile Ammar'm çabucak yürümelerini ve ilerlemelerini emretti ki, boğazın başını kessinler. Orada durup insanlara baktılar. Sonra Peygamber (s.a.v.), Hüzeyfe'ye şöyle sordu:

- Şunları tanıyabildin mi?

- Hayır, bu suikastçıların gece karanlığında bizi kuşatmaları esnasında sadece bineklerini görebildim.

- Bu adamların niyetlerinin ne olduğunu bildiniz mi?

- Hayır...

Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), onların kurdukları suikast planını Hüzeyfe ile Ammar'a anlattı. İsimlerini de söyledi. Ancak isimlerini gizli tutmalarım istedi. Onlar dediler ki:

- Ya Rasûlallah! Onları öldürmemizi emretmez misin?

- İnsanların, Muhammed kendi ashabım öldürüyor, demelerini istemem."

İbn İshak'm anlatığına göre Peygamber (s.a.v.), o suikastçıların adlarını sadece Hüzeyfe b. Yeman'a bildirmiştir. Bu, doğruya daha çok benzemektedir. Doğrusunu Allah bilir. Ebu Derda'nın, İbn Mesud'un arkadaşı Alkame'ye söylediği şu sözler de bu gerçeği teyid etmektedir. Şöyle ki;

"Ey Kufeliler! Aranızda siyahlık ve yastık sahibi (İbn Mesud) yok mudur? Aranızda kendisinden başka hiç kimsenin bilmediği sırrın sahibi (Hüzeyfe) yok mudur? Aranızda Cenâb-ı Allah'ın, Muhammed (s.a.v.)'in lisanı üzere kendisini şeytandan koruduğu (Ammar) yok müdür?"

Müminlerin emiri Ömer b. Hattab (r.a)'m, Hüzeyfe'ye şöyle dediğini daha önce de rivayet etmiştik: - Allah adına sana yemin veriyorum ey Hüzeyfe, ben de o münafıklardan mıyım?

- Hayır, ama senden başka kimsenin o münafıklardan olup olmadığını bundan sonra söylemiyeceğim. (Yani Peygamber (s.a.v.)'in bana vermiş olduğu sırrı ifşa etmemek için böyle bir açıklamada bulunmayacağım.)

Ben derim ki: O suikastçı münafıklar on dört kişi idiler. Oniki kişi oldukları da söylenmiştir. İbn İshak'm anlattığına göre Peygamber (s.a.v.), onlara Hüzeyfe b. Yeman'ı göndermiş, Hüzeyfe onları toplamış ve Peygamber (s.a.v.) de onlara; kendisine karşı suikast planı hazırladıklarını haber vermiş. Sonra İbn İshak, o suikastçı münafıkların adlarını sıralamış ve onlar hakkında Cenâb-ı Allah'ın şu ayeti inzal buyurduğunu söylemiştir:

"Onlar, ulaşamayacakları birşeye kasdettiler."

Beyhakî, Muhammed b. Seleme tarikiyle Hüzeyfe b. Yeman'm şöyle dediğini rivayet eder:

"Peygamber (s.a.v.)'in devesinin yularını tutmuş, gidiyordum. Ammar da arkadan deveyi sevkediyordu. Bir boğaza vardık. Orada on iki süvari ile karşılaştık, üzerimize hücum ettiler. Ben RasûluUah (s.a.v.)'ı uyardım. RasûluUah onlara bağırdı. Bunun üzerine onlar dönüp kaçtılar. RasûluUah bize şöyle sordu:

- Şunları tanıdınız mı?

- Ya Rasûlallah, tanıyamadık. Çünkü yüzlerine peçe takmışlardı.

Ama bineklerini tanıdık.

- Bunlar kıyamet gününe kadar münafıklardır. Ne yapmak istediklerini anlayabildiniz mi?

- Hayır....

- Allah'ın Rasûlünü (beni) boğazda sıkıştırıp aşağıya atmak istediler.

- Ya Rasûlallah, bunların aşiretlerine haber gönder de her biri kendi adamlarının başını koparıp sana göndersinler. Böylesi daha iyi olmaz mı?

- Hayır. Arapların, Muhammed kendi kavmi ile savaştı, demelerini istemiyorum. "Allah onu güçlü kıldığı zaman kendi kavminin üzerine saldırıp onları öldürdü." demesinler.

Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v,), onlara şöyle beddua etti:

- Allahım, onlara Dübeyle at.

- Ya Rasûlallah, Dübeyle nedir? diye sorduk.

- Dübeyle bir ateş korudur ki, onlardan birinin kalb damarınin üzerine düşer ve onu helak eder."

Sahih-i Müslim'de, Şube tarikiyle Kays b. Ubade'nin şöyle dediği rivayet edilir:

"Ammar'a dedim ki:

- Ne dersin, karşılaştığımız bu iş, Ali'nin durumunda da görüldü mü? Ali'nin suikastine münafıkların karıştığına dair fikir sizin midir, yoksa Rasûlullah'm size söylediği bir söz müdür?

- Hayır, Rasûlullah (s.a.v.) herkese söylediğinden farklı birşeyi söylemiş değildir. Ancak Hüzeyfe, Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu bana haber verdi: "Ashabımda oniki münafık vardır. Onlardan sekizi -deve iğne deliğinden geçirceye kadar- Cennet'e giremeyecektir,"

Katade'den gelen başka bir rivayette de, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğu nakledilmiştir:

"Ümmetimde oniki münafık vardır. Deve, iğne deliğinden geçinceye kadar onlar Cennet'e girmeyeceklerdir. Onlardan sekiz kişiden seni ancak Dübeyle kurtaracaktır. Dübeyle, ateşten bir kandildir ki, onların ila omuzu arasından sırtlarına saplanır. Nihayet göğüslerinden çıkar!"

Hafız el-Beyhakî dedi ki: Hüzeyfe'den yaptığımız bir rivayete göre ondört -veya on beş- kişi idiler. Allah'ı şahid tutarım ki, onlardan on iki kişi dünya hayatında da, şahidlerin kalkacağı kıyamet gününde de Allah ve Rasûlüne karşı savaş açmışlardır. Onlardan üç kişi ise mazeret beyan ederek şöyle demişlerdir. "O hadise esnasında biz seslenirinin sesini işitmedik ve ne demek istediğini de anlamadık."

Bu hadisi "Müsned" adlı eserinde İmam Ahmed b. Hanbel, Yezid b. Harun kanalı ile Ebu Tufeyl'den rivayet eder: Peygamber (s.a.v.), Tebük gazvesinden dönerken sesleniciye emretti. O da şöyle seslendi:

"Rasûlullah (s.a.v.) boğaz yolunu tutacaktır. Onun peşi sıra hiç kimse o yoldan gitmesin!"

Bir ara Peygamber (s.a.v.), boğaz yolundan gitmekte, Hüzeyfe onun bineğinin yularını tutup çekmekte, Ammar da bineğim arkadan sevk etmekte iken deve üzerinde yüzleri peçeli bir grub ona doğru gittiler. Ammar'ın etrafını kuşattılar. O, Peygamber (s.a.v.)'in bineğini arkadan sevk ediyordu. Bunun üzerine Ammar, onların bineklerinin yüzüne değnekle vurmaya başladı. Peygamber (s.a.v.) de Hüzeyfe'ye "Yeter, yeter." dedi.

Nihayet Peygamber (s.a.v.) vadiden indi. İndiğinde Ammar geri döndü. O, Ammar'a şöyle dedi:

- Ey Ammar, şunları tanıyabildin mi?

- Hemen hemen bineklerinin çoğunu tanıdım ama onlar peçeli idiler.

- Ne yapmak istediklerini anlayabüdin mi?

- Allah ve Rasûlü daha iyi bilirler.

- Onlar, Rasûlullah'ı kaçırıp aşağı yuvarlamak istediler."

Ravi diyor ki: Ammar, Peygamber (s.a.v.)'in ashabından biri ile gizlice konuştu. O sahabe, Ammar'a şöyle sordu:

- Allah aşkına söyle. O boğazda saldırganların sayısının kaç olduğunu biliyor musun?

- On dört kişi idiler. Dedi ki:

- Eğer sen de aralarında olsaydın onbeş kişi olurlardı. Peygamber (s.a.v.), o boğazda bulunanların üçünün mazeretini

kabul etti. Çünkü onlar şöyle demişlerdi:

"Biz, Rasûlullah (s.a.v.)'m ümeyicisinin sesini duymadık ve oradaki saldırganların amacım da bilemedik."

Ammar dedi ki: "Ben şahadet ederim ki, geri kalan o oniki kişi, Allah ve Rasûlüne hem dünyada, hem ahirette harp ilan etmişlerdir."