Cinlerin elçilik heyetinin hicretten önce Mekke'de Rasûlullah (s.a.v.)'a gelişleri daha önce anlatılmıştı. "Ey Muhammed! Kur'ân'ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik." (elAhkâf, 29.) ayetinden bahsederken bu konuda teferruatlı açıklamalar vermiştik. Bu hususta-varid olan hadis ve eserleri nakletmiştik. Ayrıca daha önce kahin olan, sonra İslâm'a giren Sevad b. Karib'in hadisini de zikretmiştik. Müslüman olduğu zaman daha önce kendisine haber getirmekte olan cininin de kendisine okuduğu şu şiiri yine önceki sayfalarda nakletmiştik:
"Cinlere ve murdarlarına, onların develerine semer bağlanmalarına şaştım.
Hidayet talebi ile Mekke'ye yöneliyorlar. Cinlerin müminleri, murdarları gibi değildir.
Haşimilerin seçkinlerine yönel ve gözlerini onların başlarına dik."
Sevad'm cini daha sonra şöyle demişti:
"Cinlere ve taleblerine, develerine semer bağlamalarına şaştım. Hidayet talebiyle Mekke'ye yöneliyorlar. Başları kuyrukları gibi değildir.
Haşimilerin seçkinlerine yönel. Gözünü onların kapılarına dik."
Sevad'm cini sonra da şöyle demişti:
"Cinlere ve haber vermelerine, develerine palan vurmalarına şaştım.
.Hidayet talebiyle Mekke'ye yöneliyorlar. Şerlileri, hayırlıları ve seçkinleri gibi değildir. Haşimilerin, seçkinlerine yönel. Cinlerin müminleri, kafirleri gibi değildir."
Bu ve benzeri rivayetler, cinlerin elçilerinin Mekke'ye mükerre-ren (defalarca) geldiklerine delalet etmektedir. Bunu daha Önce yeterince isbatlamıştık. Hamd ve minnet Allah'adır. Muvaffakiyet ve günahlardan korunmak onun lütfü sayesinde mümkündür.
Hafiz Ebu Bekir el-Beyhakî, burada cidden garib hatta münker veya mevzu bir hadis nakletmiştir. Ancak kaynağı kıymetli olduğu için onun nakledişi gibi biz de bunu burada nakletmeyi arzuladık. Ama buna hayret ediyorum.
"Delâilü'n-Nübüvve" adlı eserde Beyhakî şöyle demiştir:
"Hame b. Heysem b. Lakis b. İblis'in Peygamber (s.a.v.)'e gelip Müslüman olmasının babı.
Ebu'l-Hasan Muhammed b. Hüseyin b. Davud el-Alevî, Ebu Nasr Muhammed b. Hamduye b. Seni kanalı ile Hz. Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Bir ara Tihame dağlarından bir dağ üzerinde Peygamber (s.a.v.) ile birlikte oturmakta idik. O esnada elinde baston bulunan yaşlı bir adam bize doğru geldi. Peygamber (s.a.v.)'e selam verdi. Peygamber (s.a.v.) de selamını aldıktan sonra ona şöyle sordu:
- Ey cinlerin nağme ve nakaratı, sen kimsin?
- Ben Hame b. Heysem b. Lakis b. İblis'im.
- Seninle İblis arasında sadece iki baba vardır. Ne kadar zaman yaşadın?
- Dünyanın ömrünü tükettim. Az bir zaman kaldı. Kabil'in Habil'i öldürdüğü gecelerde ben birkaç yaşında bulunan küçük bir çocuktum. Konuşulanları anlıyordum. Tepelere uğruyor, yemeği bozmayı ve akrabalık bağlarını koparmayı insanlara emrediyordum.
Bunun üzerine Allah elçisi:
- Damgalanan ihtiyarın ve duraksayan gencin ameli ne kötüdür.
- Bana cevap vermeyi bırak. Çünkü ben Aziz ve Ceîil olan Allah'a tevbe ettim. Ben mescidinde Nuh'la ve ona iman eden kavmi ile beraber bulundum. Kavmine yaptığı davetinden ötürü onu kınamaya devam ettim. Nihayet ağladı, beni de ağlattı ve şöyle dedi: "Kuşkusuz ben bu yaptığıma pişman olanlardanım. Cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım."
Ben ona dedim ki:
- Ey Nuh, şehid Habil b. Adem'in öldürülmesine iştirak edenlerden oldum. Tevbemin kabul edileceğine aklın yatıyor mu?
- Ey Ham! Hayır yapmaya yönel. Hasret ve pişmanlık gelmeden hayır işle. Allah'ın bana indirdiği kitapta okudum ki, bir kul, Allah'a tevbe ederse ecelinin sonuna kadar Allah onun tevbesini mutlaka kabul eder. Kalk, abdest al ve Allah'ın huzurunda iki secde et.
Ben de aynı anda onun bana söylediklerini yaptım. Bana şöyle seslendi:
- Başım secdeden kaldır, gökten tevbenin kabul edilişine dair haber indi.
Ben de bunun üzerine Allah'ın huzurunda secdeye kapandım.
Hud'la birlikte mescdinde onun kavminde kendisine iman eden kimselerle beraber bulundum. Kavmine yaptığı davetinden ötürü onu hep kınadım. Nihayet o ağladı, beni de ağlattı, ye şöyle dedi: - Şüphesiz bu yaptığıma pişman olanlardanım. Cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım.
Salih peygamber ile birlikte mescidinde kavminden kendisine iman eden kimselerle beraber bulundum. Kavmine yaptığı davetinden ötürü onu hep kınadım. Nihayet o ağladı, beni de ağlattı ve şöyle
dedi:
- Ben bu yaptığıma pişman olanlardanım. Cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım.
Yakub'u ziyaret ederdim. O güvenli yerde Yusuf la beraberdim. Vadilerde İlyas'la karşılaşırdım. Şimdi de onunla karşılaşıyorum.
İmran oğlu Musa ile karşılaştım. Bana Tevrat'ı öğretti ve şöyle
dedi:
Meryem oğlu İsa ile karşılaşırsan benden ona selam söyle.
- Meryem oğlu isa ile karşılaştım. Ona Musa'nın selamını ilettim. Şöyle dedi:
- Eğer Muhammed (s.a.v.)'le karşılaşırsan ona benden selam söyle.
Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.)'m gözlerinden yaşlar boşandı. Sonra şöyle dedi:
- Dünya durdukça İsa'ya selam olsun. Ey Ham! Emaneti sahibine ulaştırdığından dolayı sana da selam olsun.
Ham dedi ki:
- Ya Rasûlallah, Musa'nın yaptığını sen de bana yap. O bana Tevrat'ı Öğretti.
Rasûlullah (s.a.v.), onun böyle demesi üzerine ona Vakıa, Mürse-lât, Nebe', Tekvir, Muavizeteyn, İhlâs sûrelerini öğretti ve ona:
- Ey Ham! İhtiyacını bize bildir ve bizi ziyaret etmekten vazgeçme, dedi.
Hz. Ömer dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) vefat etti. Ham, artık yanımıza uğramadı. Şimdi onun diri veya ölü olduğunu bilemiyorum."

