"Sahabelerden bir gruptan, Hz. Peygamberin ifrad haccını yapmış olduğuna dair rivayette bulundunuz. Sonra aynı sahabelerden ve diğerlerinden, Hz. Peygamberin hac ile umreyi birleştirdiğine dair rivayette bulundunuz. Bu iki rivayeti nasıl uzlaştıracaksınız?" diye sorulacak olursa, cevaben deriz:
Hz. Peygamberin ifrad haccı yapmış olduğuna dair rivayette bulunan kimsenin rivayeti şöyle açıklanabilir: Hz. Peygamber, hac fiillerini ayrı yaptı. Sonra umreyi niyet, fiil ve vakit olarak hacca dahil etti.
Bu da Hz. Peygamberin hac tavafinı ve sayını umre için de yeterli görmüş olduğuna delalet ediyor. Ebu Hanife'nin hilafina cum-hur-u ulema da kıran haccı yapan kimse için bunu yeterli saymaktadırlar. Ancak Ebu Hanife'ye göre kıran haccı yapan kimsenin, iki tavaf ve iki sa'y yapması gereklidir. Ebu Hanife, bu görüşünü ileri sürerken, Ebu Talib oğlu Ali'den gelen bir rivayete dayanmıştır ki, bu rivayetin senedinde şüphe vardır.
Önce temettuu sonra kıranı rivayet edenlere gelince bununla ilgili cevabı önceki sayfalarda verdik. Şöyle ki: Selef ulemasına göre temettü kelimesi, Özel manadaki temettudan ve kırandan daha genel bir anlam ifade eder. Hatta selef uleması, temettü kelimesini hac aylarında, hac ile beraber olmasa bile umre manasında kabul etmişlerdir. Nitekim Sa'd b. Ebi Vakkas da şöyle demiştir:
"Şu Muaviye Mekke'de kafir iken biz, Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte temettü yaptık."
Sa'd, bu sözü ile Hudeybiye veya kaza umrelerinden birini kas-detmiştir. Cirâne umresine gelince o zaman Muaviye Müslüman olmuştu. Çünkü bu umre, Mekke fethinden sonra yapılmıştır. Veda haccı ise, hicri onuncu senede ifa edilmişti ki, bu açıkça bilinen bir husustur. Doğrusunu Allah bilir.
Fasıl
Eğer Ebu Davud et-Teyalisfnin, "Müsned'mde rivayet etmiş olduğu hadis karşısında ne cevap vereceksiniz veya verilecek cevap nedir? diye sorulursa deriz ki: Hişam, Muaviye'nin, Rasûlullah'ın ashabından bir gruba şöyle sorduğunu rivayet etti:
- Rasûlullah (s.a.v.)'m eğerlerin altına serilen kaplan derilerini yasakladığını biliyor musunuz?
- Evet, öyledir.
- Ben de buna şahidim. Rasûlullah (s.a.v.)'m alyans gibi ufak tefek şeyler dışında altın takınmayı yasakladığını biliyor musunuz?
- Evet, öyledir.
- Rasûlullah (s.a.v.)'m hac ile umreyi bitiştirerek kıran yapmayı yasakladığını biliyor musunuz?
- Hayır, böyle birşey yoktur.
- Vallahi bu da diğer yasaklarla beraberdi.
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Şeyh el-Hunaî'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Muaviye'nin yanında Rasûlullah (s.a.v.)in bir grup sahabesi ile beraber bulunuyordum. Muaviye, sahabelere şöyle bir soru yöneltti:
- Rasûlullah (s.a.v.)'ın eğerlerin altına serilen kaplan derilerim yasakladığını biliyor musunuz?
- Evet, öyledir.
- Ben de buna şahidim. Rasûlullah (s.a.v.)'m alyans gibi ufak tefek şeyler dışında altın takınmayı yasakladığını biliyor musunuz?
- Evet, öyledir.
- Rasûlullah (s.a.v.)'m hac ile umreyi bitiştirerek kıran yapmayı yasakladığını biliyor musunuz?
- Hayır, böyle birşey yoktur.
- Vallahi bu da diğer yasaklarla beraberdi."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Şeyh el-Hunaî'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Muaviye'nin yanında Rasûlullah'ın bir grup ashabı ile beraber bulunuyordum. Muaviye, ashaba şöyle bir soru sordu: Allah aşkına söyleyin, Rasûlullah (s.a.v.)'m kaplan derileri üzerine binilmesini yasakladığını biliyor musunuz?
- Evet, öyledir.
- Küçücük parçacıklar dışında altın takınmayı da yasakladığını biliyor musunuz?
- Evet, biliyoruz.
- Altın ve gümüş kaplarda içmeyi yasakladığını biliyor musunuz?
- Evet, biliyoruz.
- Mut'adan, yani hac ile umreyi bir arada temettü şeklinde yapmaktan menettiğini de biliyor musunuz?
- Hayır böyle birşey bilmiyoruz."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Şeyh el-Hunaî'den rivayet etti ki, o, Muaviye'nin yanında Rasûlullah'm bir grup sahabesiyle beraber bulunmuş, Muaviye onlara şöyle bir soru sormuş:
- Rasûlullah (s.a.v.)'ın kaplan derileri üzerine binilmesini yasakladığını biliyor musunuz?
- Evet,
- Rasûlullah (s.a.v.)'m ipek elbise giyilmesini yasakladığını biliyor musunuz?
- Evet.
- Rasûlullah (s.a.v.)'m altın ve gümüş kablardan içilmesini yasakladığını biliyor musunuz?
- Evet. t
Rasûlullah (s.a.v.)'m hac ve umreyi cem ettirmeyi, ikisini bir arada ifa etmeyi yasakladığını biliyor musunuz?
- Hayır.
- Vallahi bu yasaklar da diğerleriyle beraberdir.
Hammad b. Seleme de Katade'den böyle bir rivayette bulunmuş ve rivayetinin sonuna şu cümleyi eklemiştir:
"Bu da diğer yasaklarla beraberdir. Ama siz unutmuşsunuz." Muaviye'nin, hac ve umreyi bir arada yapmayı Hz. Peygamber'in yasakladığını rivayet etmesi garipsenecek bir haldir. Aslında hadisin Arapça aslında geçen mut'a kelimesiyle mut'a nikahı kastedilmiştir. Ama ravi, bunun temettü haccı şeklinde olduğunu zannetmiştir. Oysa ashab nezdinde temettü haccınm yasaklandığına dair bir rivayet mevcut değildir. Ya da kıranın yasaklanması ile iki hurmanın bir arada yenmesi kastedilmiştir. Nitekim İbn Ömer'in hadisinde de böyle bir ifade vardır. Ravi, bu kıran kelimesiyle hac ve umrenin birleştirilerek kıran haccı yapılmasının yasaklandığını zannetmiş olabilir ki, gerçek böyle değildir. Belki de Muaviye (r.a.), sadece şöyle demiştir: "Siz bunun yasaklandığını biliyor musunuz?" Ama ravi, bu yasaklama fiilini Hz. Peygamber'e nisbet ederek bir tasrihte bulunmuş olabilir ki, bu, bir vehim ve hatadır. Çünkü hac mut'asını (yani temettü) yasaklayan kişi, sadece Hattab oğlu Ömer hazretleridir. Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi o, bunu kesinlikle haram olarak yasaklamış değildi. Yalnız bir başka defasında umreden ayrı olarak hacca gelinsin ve böylece Ka'be çokça ziyaret edilsin diye hac ile umrenin bir arada yapılmasını yasaklıyordu. Sahabeler de ondan çok çekiniyorlar, çoğunlukla muhalefete cesaret edemiyorlar di. Ama oğlu Abdullah, ona muhalefet ediyor idi. Ona: "Baban hac ile umrenin bir arada yapılmasını yasaklıyor." denildiği zaman o şöyle cevap veriyordu:
- Korkarım ki, gökten üzerimize taş yağacaktır! Rasûlullah (s.a.v) böyle yaptı. Hac ve umreyi bir arada yaptı. Rasûlullah'm sünnetine mi, yoksa Hattab oğlu Ömer'in sünnetine mi uyulacaktır?
Osman b. Affan (r.a) da temettu'u yasaklıyordu. Ebu Talib oğlu Ali ise -Önceki sayfalarda da naklettiğimiz gibi- ona muhalefet ediyor ve şöyle diyordu:
- İnsanlardan herhangi birinin sözünden dolayı Rasûlullah'm sünnetini terkedecek değilim.
İmran b. Husayn dedi ki:
"Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte temettü yaptık. Sonra temettuu haram kılan bir Kur'ân ayeti nazil olmadı, vefat edinceye kadar Rasûlullah da bunu yasaklamadı."
Sahih-i Müslim'de Sa'd'm-temettuu inkar eden -Muaviye'ye karşı protestoda bulunduğu ve şöyle dediği rivayet edilir:
"Biz temettuu Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte yaptık, o zaman şu Muaviye, Mekke'de kafir idi.".
Ben derim ki: Bu konuda varid olan hadislerden de önceki sayfalarda anlaşıldığı gibi Peygamber (s.a.v.) kıran haccı yapmıştır. Veda haccıyla onun vefatı arasında da sadece seksen bir gün geçmiştir.
40.000 küsur sahabe onunla beraber Veda haccmda bulunmuşlar, onun sözlerini dinlemiş, tatbikatını görmüşlerdi. Eğer Hz. Peygamber, insanların kendisiyle birlikte bulundukları Veda haccmda kıranı yasaklamış olsaydı, onun bu hadisini sahabelerden sadece bir kişi değil de onun sözlerini dinleyen ve dinlemeyen bir cemaat nakletmiş olurdu. Bütün bunlar da şunu ispatlıyor ki, temetu'a karşı çıkmış olduğu hususu, Muaviye (r.a.)'den varid olmuş değildir. Doğrusunu Allah bilir.
Ebu Davud, Ahmed b. Salih kanalı ile Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Peygamber (s.a.v.)'in ashabından bir adam, Ömer b. Hattab'a geldi. Hz. Peygamberin vefat hastalığında hacdan önce umreyi yasakladığını duyduğuna şahadet etti."
Bu rivayetin senedinde şüphe vardır. Sonra bu sahabe eğer Mua-viye'den nakilde bulunmuş ise bu konudaki görüşümüz önceki satırlarda geçti. Ama bu yasak, kıran hakkında değil, temettü hakkında idi. Eğer yapılan nakil, Muaviye'den başkasından ise bu tamamen müşkildir. Ama yine de kıranla ilgili değildir. Doğrusunu Allah bilir.

