Kurbanlığım beraberinde getirmemiş olan kimselerin haclarını feshedip umreye dönüştürmelerine dair Hz. Peygamberin verdiği emri, sahabelerden bir topluluk rivayet etmişlerdir. Ancak onların adlarını burada zikretmemiz fazlaca yer işgal edecektir. Bunu teferruatıyla anlatacağımız yer, "elAhkâmu'1-Kebir" adlı kitaptır. İnşallah bunu orada serdedeceğiz.
Âlimler, bu konuda ihtilaf etmişlerdir. İmam Malik, Ebu Hanife ve Şafiî dediler ki: Bu, sahabelere mahsus bir hükümdür. Sonra başkaları için haca feshedip umreye dönüştürmenin cevazına dair hüküm neshedilmiştir.
Bunlar bu görüşlerini ileri sürerlerken Ebıî*Zerr (r.a.)'in şu sözüne dayanmışlardır: "Muhammed (s.a.v.)'in ashabından başkasına, haccı feshedip umreye dönüştürme hakkı tanınmamıştır."
Bunu Müslim rivayet eder. İmam Ahmed b. Hanbel, bunu reddederek şöyle demiştir: "Bunu on bir sahabe rivayet eder. On bir sahabenin görüşü karşısında Ebu Zerr'in görüşünü nakleden rivayetin ağırlığı ne kadar olabilir ki?"
İmam Ahmed b. Hanbel, sahabelerden başkalarının da haclarını feshedip umreye dönüştürme hakkına sahip olacakları görüşüne varmıştır.
İbn Abbas (r.a.), kurbanlığını beraberinde getirmemiş olan kimsenin haccını feshetmesinin vacib olduğunu söylemiştir. Hatta ona göre bu kimse, Beyt'i tavaf ettiği zaman şer'an ihramdan çıkmış olur. Kurbanlığını beraberinde getirmemişse, sırf Beyt'i tavaf etmekle şer'an ihramdan çıkmış sayılır. Kurbanlığını beraberinde getirmiş olan kimsenin nüsükü ise ya kıran olur, ya da sevk etmemiş ise, temettü olur. Doğrusunu Allah bilir.
Buharî, Ebu Numan kanalı ile Tavus ile İbn Abbas'm şöyle dediklerini rivayet eder:
"Peygamber (s.a.v.) ile ashabı, zilhiccenin dördüncü gününün sabahında hac için ihrama girmiş olarak Mekke'ye geldiler. Buna başka birşey karışmamıştı. Mekke'ye geldiğimizde bize emir verdi. Biz de nüsükümüzü umreye dönüştürdük. Kadınlarımızın yanına kadar gidebildik. Ve bu konudaki emir yayıldı."
Ata, Cabir'in şöyle dediğini rivayet eder:
"İçimizden biri Mina'ya gidiyordu. Giderken penisinden meni damlıyordu. İşte bu durum Peygamber (s.a.v.)'in kulağına gitti. Bunun üzerine o şöyle dedi:
- Bana gelen habere göre kavim, şöyle ve şöyle diyormuş. Allah'a yemin ederim ki, ben onlardan daha iyiyim. Onlardan daha çok Allah'tan korkarım. Eğer ben bu işin böyle olabileceğini daha Önceden bilseydim, kurbanımı beraberimde sevk etmezdim. Kurbanım beraberimde olmasaydı, ben de ihramdan çıkardım.
Bunun üzerine Süraka b. Cu'şum kalkıp şöyle dedi:
- Ya Rasûlallah, bu hüküm bize mi mahsustur, yoksa ebediyete kadar böyle mi olacaktır?
- Ebediyete kadar böyle olacaktır."
Müslim, Kuteybe kanalı ile Cabir'in şöyle dediğini rivayet eder: "Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte ifrad haccı için telbiye getirerek Mekke'ye geldik. Aişe ise, umre için telbiye getirerek Mekke'ye geldi. Şerif mevkiine vardığımızda Aişe, âdet görmeye başladı. Mekke'ye geldiğimizde Ka'be'yi tavaf ettik, Safa ile Merve tepeleri arasında sa'y yaptık. Rasûlullah (£k.v.), beraberinde kurbanlığı bulunmayanlarımıza ihramdan çıkmalarını emretti. Bunun üzerine biz de:
- Ne kadarlığına ihramdan çıkacağız? diye sorduk. O da şöyle cevap verdi:
- İhram yasaklarının tamamından kurtulmacasma ihramdan çıkacaksınız.
Bunun üzerine biz gidip kadınlarımızla cinsî münasebette bulunduk. Koku süründük. Dikişli elbiseler giydik. O esnada Arafe vakfesine dört gece vardı."
Bu iki hadis, Peygamber Efendimiz'in Veda haccı senesinde zilhiccenin dördüncü günü pazar sabahı kuşluk vakti Mekke'ye geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Zira o sene zilhicce ayının ilk gününün perşembeye rastlağı hususunda ihtilaf yoktur. Çünkü Sahih-i Buharî ile Sahih-i Müslim'de sabit olduğuna göre Ömer b. Hattab'm hadisinde, o sene arefe günü, cuma gününe rastlamıştır, denilmektedir. Nitekim bu konu ileriki sayfalarda da anlatılacaktır.
Peygamber (s.a.v.), zilhiccenin dördüncü günü pazar sabahı Mekke'ye geldiğinde, önceki sayfalarda da söylediğimiz gibi ilk iş olarak Beyt'i tavaf etti. Sonra Safa ile Merve arasında sa'y yaptı. Merve tepesi yanında sa'yı sona erince, sahabelerden beraberinde kurbanlığı bulunmayanların ihramdan çıkmalarım kesin olarak emretti. Onlarda bunu vacib bir iş olarak telakki edip gereğince amel ettiler ve ihramdan çıktılar. Ancak bazıları, Hz, Peygamberin beraberinde kurbanlığının bulunmasından dolayı ihramdan çıkmayışma üzüldüler. Çünkü onlarda onun gibi yapmak ve ona uymak istiyorlardı. Peygamber Efendimiz, onların bu üzüntülerini görünce onlara şöyle dedi:
"Bunu ta baştan beri bilseydim, kurbanlığımı beraberimde getirmez ve bu nüsükümü umreye dönüştürürdüm."
Yani bu işin size zor geleceğini baştan beri bilseydim, beraberimde kurbanlığımı getirmez ve sizin gibi ben de ihramdan çıkardım.
Bu rivayetten de açıkça anlaşıldığı gibi temettü haccı, diğer hac çeşitlerine nisbetle daha faziletlidir. Nitekim İmam Ahmed b. Hanbel de buna dayanarak bu görüşe kail olmuş ve şöyle demiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)'ın kıran haccı yapmış olduğu hususunda şüphe etmiyorum. Ama kendisinin kıran yapmış olduğuna üzüldüğü içindir ki, temettü haccı diğer hac çeşitlerinden daha faziletlidir." Buna cevaben deriz ki: Peygamber (s.a.v.), kurbanlığını beraberinde getirmiş olan kimse açısından temettuun kırandan daha faziletli oluşuna üzülmemiş tir. Aksine o, ihramda kalmaları sebebiyle sahabelerin zorlanmasına üzülmüş ve bu yüzden ihramdan çıkmalarını emretmiştir. Doğrusunu Allah bilir ya, bundan ötürüdür ki, İmam Ahmed b. Hanbel, bu sır üzerinde düşündüğü için başka bir rivayetinde; kurbanlığını beraberinde getirmemiş olan kimseye nisbetle te-mettunun daha faziletli olduğunu açıkça beyan etmiştir. Çünkü Peygamber (s.a.v.), kurbanlığını beraberinde getirmemiş olan sahabelerinin temettü yapmalarını emretmiştir, kıran haccı, kurbanlığını beraberinde getirmiş olan kimse için, diğer hac çeşitlerine oranla daha faziletlidir. Nitekim Aziz ve Celil olan Allah da, Veda haccındâ" peygamberinin böyle yapmasını tercih etmiş ve kıran yapmasını emretmiştir. Bununla ilgili açıklama önceki sayfalarda da geçmişti. Doğrusunu Allah bilir.

